40. bölüm / 42
MANEVRA40. Bölüm
Bölümler 42Şu an: 40. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.060 kelime
- 2 2. Bölüm1.936 kelime
- 3 3. Bölüm1.944 kelime
- 4 4. Bölüm2.415 kelime
- 5 5. Bölüm2.873 kelime
- 6 6. Bölüm2.306 kelime
- 7 7. Bölüm2.237 kelime
- 8 8. Bölüm1.782 kelime
- 9 9. Bölüm2.764 kelime
- 10 10. Bölüm1.672 kelime
- 11 11. Bölüm1.553 kelime
- 12 12. Bölüm1.690 kelime
- 13 13. Bölüm1.713 kelime
- 14 14. Bölüm2.006 kelime
- 15 15. Bölüm2.072 kelime
- 16 16. Bölüm2.183 kelime
- 17 17. Bölüm1.820 kelime
- 18 18. Bölüm1.603 kelime
- 19 19. Bölüm2.481 kelime
- 20 20. Bölüm1.564 kelime
- 21 21. Bölüm1.237 kelime
- 22 22. Bölüm2.399 kelime
- 23 23. Bölüm1.411 kelime
- 24 24. Bölüm1.756 kelime
- 25 25. Bölüm1.981 kelime
- 26 26. Bölüm2.353 kelime
- 27 27. Bölüm2.870 kelime
- 28 28. Bölüm1.997 kelime
- 29 29. Bölüm3.124 kelime
- 30 30 bölüm1.762 kelime
- 31 31. Bölüm1.934 kelime
- 32 32. Bölüm2.421 kelime
- 33 33. Bölüm2.103 kelime
- 34 34. Bölüm2.252 kelime
- 35 35. Bölüm1.815 kelime
- 36 36. Bölüm1.975 kelime
- 37 37. Bölüm2.165 kelime
- 38 38. Bölüm2.659 kelime
- 39 39. Bölüm2.233 kelime
- 40 40. Bölüm4.022 kelime · Okuduğun bölüm
- 41 41. Bölüm (FİNAL)4.943 kelime
- 42 Özel Bölüm4.182 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.
Sonraki bölüm final bölümü🥹
İstanbul
Güzce Arven
🍂🖤🌍
Bazı anlar vardır, insan hayatı boyunca unutamayacağını bilir. Ne kadar zaman geçerse geçsin, üzerinden yıllar geçse bile o anın hissettirdikleri insanın içinde bir yerde yaşamaya devam eder.
Benim için de Dünya’nın dünyaya geldiği o an öyleydi.
Korkmuştum.
Çok korkmuştum.
Ama bütün korkumun arasında, ilk kez başka bir duyguyu da bu kadar derinden hissetmiştim.
Anne olmuştum.
Sevdiğim adam baba olmuştu.
Ve bütün hayatım boyunca eksikliğini hissettiğim o aile duygusu, şimdi benim kollarımın arasına sığabilecek kadar küçücük bir canlıyla birlikte gerçek olmuştu.
Dünya…
Adını daha doğmadan koyduğumuz kızımız.
Onu daha doğru düzgün göremeden bile içimde kocaman bir yer kaplamıştı.
Şimdi ise gözlerimi kapattığımda hâlâ o ilk ağlama sesini duyabiliyordum.
Dünya’nın sesini.
Kızımın sesini.
O düşüncelerle tavana bakarken sedyenin yavaşça hareket ettiğini hissettim.
Doğum yapılan yerden çıkarılıyordum.
Yorgundum.
Ama mutluydum.
Ve kapıdan çıkar çıkmaz gözlerim istemsizce koridoru aradı.
Turan’ı gördüm.
Hâlâ oradaydı.
Beni bekliyordu.
Kaşlarımı hafifçe çattım. Herkes nereye gitti?” diye sordum yorgun bir sesle.
Turan yanıma gelip sedyenin yanında yürümeye başladı.
“Dünya’nın yanındalar.“
“Sen niye gitmedin?”
Bana baktı. “Seni bekledim.”
Bir an sustum. “Beni mi?”
Başını salladı. “Evet.”
Dudaklarımda yorgun bir gülümseme oluştu. “Kızımızı görmeye gitseydin.” dedim.
“Göreceğim.” Sonra gözlerini benden ayırmadan ekledi. “Sen çıkmadan gitmek istemedim.”
O an içimde yine o tanıdık sıcaklık yayıldı.
Belki de bazı insanların sevgisi büyük cümlelerde değil, kimse görmeden bir kapının önünde beklemelerinde saklıydı.
Turan da benim için öyleydi.
Benim için beklemişti.
Dünya’yı görmeyi beklemişti.
“Nereye götürüyorsunuz?” diye sordu Turan hemşireye.
“Normal odaya alacağız.”
🍂🖤🌍
Odaya geldiğimizde herkes çoktan içerideydi.
Beren yatağımın yanındaki sandalyede oturuyordu. Zafer hemen yanında, kucağında Çağrı vardı.
Halide anne, Erol baba, Özlem abla ve eşi de odanın diğer tarafında durmuştu.
Ben sedyeden yatağa geçirilirken bütün gözler üzerimdeydi.
“Yavaş,” dedi Turan.
Elini omzuma koyup hemşirelere yardımcı oldu.
Yatağa uzandığımda derin bir nefes aldım.
Yorgundum.
Hem de hayatımda hiç olmadığım kadar.
Ama yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.
Çünkü ilk defa bu kadar yorulmak bana güzel geliyordu.
Turan yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.
Gözleri sürekli üzerimdeydi.
“İyi misin?” diye sordu.
Başımı hafifçe salladım. “İyiyim.” dedim. Bir an durup ona baktım. “Sen iyi misin?”
Turan kaşlarını hafifçe kaldırdı. Ama soruma da cevap verdi. “Siz iyisiniz ben de iyiyim.”
Gülümsedim. Gülüşüme takıldı gözleri.
Beren bulunduğu yerden bana baktı. “Çok korkuttun bizi. “Gözlerimi ona çevirdim. “Her şeyin bu kadar erken olması…”
Cümlesini tamamlayamadı. Zafer, Beren’in elini tuttu. “Şimdi ikisi de iyi. Önemli olan bu.”
Beren başını salladı. “Evet.”
Halide anne gözleri dolu dolu bana bakıyordu. “Güzce, kızım… Allah’a şükür iyi atlattın.”
Gülümsedim. “Dünya da iyi.” dedim.
“Önemli olan ikinizin de iyi olması,” dedi Erol baba. “Gerisi bir şekilde hallolur.”
Özlem abla birkaç adım yaklaşıp yatağımın kenarında durdu. “Bütün gün aklımızda sadece sen vardın. Sonra o küçücük ağlama sesini duyduk…” Gözleri yeniden doldu. “İçimden bir şey koptu sanki.”
Halide anne başını salladı. “Ben de aynı şeyi hissettim.”
Turan sessizce onları dinliyordu.
Sonra elini uzatıp elimi tuttu.
Ben parmaklarımı onun eline geçirdim.
Tam o sırada kapı açıldı.
Doktor içeri girdi.
Herkes ona döndü.
Doktor önce bana baktı. “Güzce Hanım, nasılsınız?”
“Yorgunum ama iyiyim.” dedim küçük bir tebessümle.
“Öncelikle geçmiş olsun. Dünya’nın ilk kontrollerini yaptık.”
Turan hemen dikkat kesildi. “Nasıl?”
Doktor sakin bir ifadeyle konuşmaya devam etti. “Erken doğduğu için biraz daha yakından takip edeceğiz. Fakat şu an için genel durumu iyi. Solunumu iyi, ilk değerlendirmelerinde endişe verici bir durumla karşılaşmadık.”
Turan’ın yüzündeki gerginlik biraz olsun çözüldü. “Yani…”
“Yani şu an için korkmanızı gerektirecek bir durum yok.”
Ben derin bir nefes aldım. “Peki kuvöze alınacak mı?” diye sordum. Erken doğan bebekleri kuvöze alınmasına dair şeyler duymuştum.
Doktor başını iki yana salladı. “Hayır. Şu an için kuvöze ihtiyacı yok. Bir süre gözlem altında tutulacak. Değerleri iyi olduğu sürece sizin yanınızda olacak.”
Gözlerim doldu. “Çok şükür.” diye fısıldadım.
Turan elimi biraz daha sıktı. “Kızımızı ne zaman görebiliriz?” diye sordu.
Doktor gülümseyerek başını salladı. “Birazdan hemşire arkadaşımız Dünya’yı yanınıza getirecek.”
Dünya.
Adını duyduğum anda kalbim yeniden hızlandı.
Bütün konuşmalar bir anda arka planda kalmış gibiydi.
Çünkü artık onu görecektik.
Kızımızı.
Aylarca karnımda taşıdığım, doğacağı günü beklediğim kızımı.
Beren gözlerime baktı. “Hazır mısın?”
Gülümseyerek başımı salladım. “Bilmiyorum.” dedim ama çok heyecanlıydım.
Turan’a baktığımda onunda aynı şeyler hissettiğini gördüm.
Kapıya bakarken birkaç dakika geçmişti.
Kimse konuşmuyordu artık.
Hepimizin dikkati kapıdaydı.
Sonra kapı yavaşça açıldı.
Hemşire içeri girdi.
Kollarının arasında küçücük bir bebek vardı. Kalbim o an sanki göğsümden çıkacakmış gibi çarpmaya başladı.
Gözlerim hemen ona takıldı.
Dünya.
Kızım.
İlk kez onu gerçekten görüyordum.
Hemşire yatağımın yanına yaklaşırken gözlerim doldu. “Güzce Hanım, kızınızı getirdik.”
Başımı sallayabildim sadece.
Konuşmaya çalışsam ağlayacağımı biliyordum.
Hemşire Dünya’yı dikkatlice bana yaklaştırdı.
Küçücük yüzünü gördüğüm anda dudaklarım titredi.
O kadar küçüktü ki…
Ama aynı zamanda öyle gerçekti ki.
Minicik burnu, küçücük elleri ve yüzündeki o huzurlu ifade…
Gözlerimi ondan ayıramıyordum.
Sonra saçlarını fark ettim. “Simsiyah saçları var…”
Sesim neredeyse fısıltıdan ibaretti.
Turan yanıma geldi.
O da ilk kez bu kadar yakından görüyordu.
Bir süre hiçbir şey söylemeden baktı.
Sonra gözlerini Dünya’nın yüzünde gezdirdi. “Gerçekten çok küçük.”
Gülümsedim. Çok küçüktü.
Hemşire dikatlice Dünya’yı kollarıma bıraktı.
Yüzüni inceledim. Kolum kadardı.
“Gözlerini ne zaman açacak acaba?” dedim kendi kendime.
Hemşire gülümsedi. “Birazdan açabilir. Şimdilik dinleniyor.”
Başımı salladım.
Gözleri kapalıydı.
Ama nedense onları şimdiden merak ediyordum.
Benim gözlerim gibi sarı olacak mıydı?
Turan’ın gözlerine mi benzeyecekti?
Bunu henüz bilmiyorduk.
Ama gözlerini açtığı ilk anı şimdiden bekliyordum.
Turan elini uzattı.
Dünya’nın küçücük eline parmağını yaklaştırdı.
Minik parmakları hafifçe hareket etti.
Turan’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Gözleri doldu. “Merhaba, Dünya.” O kadar sessiz söylemişti ki sadece ben duyabildim.
Sonra başını bana çevirdi. Tekrar kızmıza döndü. “Ben babanım.”
İçimde bir şey sıcacık oldu.
Halide anne birkaç adım yaklaşarak ellerini göğsünde birleştirdi. “Allah’ım…” Sesi titriyordu. “Çok güzel.”
Erol baba onun yanına gelip Dünya’ya baktı. “Hoş geldin küçük kız.”
Özlem abla gözyaşlarını silerek gülümsedi. “Bizi çok beklettin Halacım.” dedi sonra ellerini birbirine vurdu. “Ay ben hala oldum!”
Beren de birkaç adım yaklaşıp Dünya’ya baktı. Gözleri dolmuştu. “Güz…” Bana baktı. “Çok güzel.”
“Tabii ki güzel, ben doğurdum,” dedim gururla.
Herkes güldü.
“Bizim kızımız,” dedi Turan. Dünya babasın parmağını sıkıca tutuyordu.
Bu cümleyi söylerken sesi titremişti.
Bizim kızımız.
Aylarca karnımda taşıdığım, adını birlikte koyduğumuz, geleceğini hayal ettiğimiz kızımız artık gerçekten karşımdaydı.
Turan bir süre sonra Dünya’yı dikkatlice kucağına aldı.
Onu ilk kez kendi kollarının arasında gördüğümde gözlerim yeniden doldu.
Turan hiçbir şey söylemeden kızına baktı.
Sonra çok hafif bir sesle, “Bundan sonra her şey farklı olacak,” dedi.
Ben gülümsedim. “Güzel farklı olacak.”
Turan başını kaldırıp bana baktı. “Evet.” dedi gülümserken.
Dünya’yı emzireceği için herkes odadan çıkmıştı.
Turan kucağında kızmızla eğilip dudaklarını saçlarıma bastırdı.
“Teşekkür ederim Güzce,” dedi dudakları saçlarındayken. “Teşekkür ederim bana bu duyguyu yaşattığın için.”
Gözlerim doldu. “Asıl ben teşekkür ederim, bana her şeyi öğrettin için,” dedim sesim titrerken. “Artık korkmuyorum Turan. Sen yanımdayken korkmuyorum. Kızımıza en güzel anneliği yapacağım.”
Tekrar öptü saçlarımı.
Geri çekildiğinde gülümsüyordu.
O sırada Dünya hafifçe kıpırdandı.
İkimiz de aynı anda ona baktık.
Ve birkaç saniye boyunca odadaki hiç kimse konuşmadı.
Çünkü hepimiz aynı şeye bakıyorduk.
Dünya’ya.
Ailemizin en küçük üyesine.
Ve bizim hayatımızın en yeni başlangıcına.
Kaderim bir Turan ile evlendiğimde bir de kızım doğduğunda değişmişti.
On beş Ocak bana Dünya’yı vermişti.
🍂🖤🌍
Hastaneden çıkıp eve doğru giderken Dünya hâlâ uyuyordu.
Arabadaydık.
Küçücük bedeni battaniyesinin içinde neredeyse kaybolmuş gibiydi.
Arada bir yüzünü hafifçe buruşturuyor, sonra yeniden derin bir uykuya dalıyordu.
Onu izlerken gülümsemekten kendimi alamıyordum. “Çok uyuyor,” dedim.
Turan gözlerini kızımızdan ayırmadan başını salladı. “Bence bu huyunu senden aldı.” dedi.
Kaşlarımı kaldırdım. “Ben mi çok uyuyorum?” diye sordum.
“Bazen.” diye mırıldandı.
“Bir kere ben çok uyumuyorum,” dedim. Dünya’nın uyuduğunu hatırlayınca sustum. “Neyse seninle bu konuda tartışmayacağım.”
Dünya ile yeni bir hayata başlıyorduk.
“Kızım,” dedim yumuşak bir sesle. “Aç artık gözlerini.”
Gamzesi var mı çok merak ediyorum.
Turan elimi bacağıma koydu. Bugün gerçekten çok korkmuştuk.
Süreki benimle temas halindeydi. Sanki beni kaybetmekten korkuyordu.
Ve bu yüzden benim burada olduğumu hissetmek istiyordu.
“Geceleri uykusuz kalacağız,” dedim Dünya’nın büzmüş küçük dudaklarına bakarken. “Gerçi kızımız uyanmıyor ama.”
Turan’a baktğımda gülümsüyordu.
“Olsun ben beklerim kızımın yanında,” dedi Turan. Kızım kelimesini o kadar güzel söylüyordu ki kıskandım.
Dünya ise bütün konuşmalarımızdan habersiz, battaniyesinin içinde uyumaya devam etti.
Arada bir küçük bir ses çıkarıyor, sonra yeniden sessizleşiyordu.
“Yusuf eve gelmiştir, Dünya’yı görünce çok şaşırıcak,” dedim.
Evin demir kapıları açıldı.
Araba yavaşça içeri girerken gözlerimi camdan dışarı çevirdim.
Burası Beren’lerle birlikte yaşadığımız evdi. Önce buraya gelip biraz dinlenecek, sonra Yusuf’u alıp kendi evimize geçecektik.
Turan arabayı durdurdu.
Emniyet kemerimi açmaya çalışırken biraz zorlandım. Doğumun yorgunluğu hâlâ üzerimdeydi. Turan bunu fark etmiş olacak ki hemen bana döndü.
Elini uzatıp kemerimi açtı.
Turan önce bana sonra kucağımdaki Dünya’ya baktı.
“Uyandırmayalım,” dedi.
“Uyansın, zaten bütün gün uyudu,” dedim.
Kızımıza baktı. “Olsun. Uyusun.” dedi kıyamayan bir sesle.
Gülümsedim. Kıyamıyordu.
Tam o sırada evin kapısı açıldı.
Yusuf dışarı çıktı. Bizi görünce olduğu yerde durdu.
Sonra hızla arabaya doğru geldi. “Abla!”
Gülümseyerek ona baktım. “Gel bakalım.”
Yusuf önce bana sarılmak istedi ama hemen durdu.
Yüzüme dikkatlice baktı.
Sonra kucağıma baktı.
“Abla, karnına ne oldu?” dedi sarı gözleri bana döndü. “Bu kim?”
“Sen okuldayken Dünya doğdu ablacım,” dedim gülümserken. “Bak bu da benim kızım.”
Sarı gözleri büyüdü. “Ben dayı mı oldum!” dedi sevinçle.
Başımı salladım.
“Uyuyor mu?” diye sordu.
“Uyuyor.” dedim.
“Görebilir miyim?”
Turan gülümseyerek yanıma geldi.
“Görebilirsin,” dedim eğilip Dünya’nın yüzünü ona gösterdim.
“Çağrı gibi küçük,” dedi. Uyuduğu için dokunmamıştı.
Dünya beyaz tenliydi. Benim gibi.
“Daha yeni doğdu çünkü.” dedi Turan Yusuf’a
“Ben de yeni doğduğumda böyle miydim?” diye sordu merakla.
Gülmeye başladım. “Evet.”
Yusuf kaşlarını çatıp Dünya’yı incelemeye devam etti. “Ben daha büyükmüşüm gibi hatırlıyorum.”
Turan, Yusuf’un başını okşadı. “Sen bebekliğini nereden hatırlıyorsun?” diye sordu.
“Fotoğraflardan,” dedi Yusuf.
Benim çok fotoğrafım yoktu bebekliğime dair. Sadece bir tane vardı. O da cüzdanım da duruyordu.
Ama Yusuf’u her dakika çekmiştim.
Yusuf daha sonra bana baktı. “Ben de onu kucağıma alabilir miyim?”
Turan hemen araya girdi. “Şimdilik değil. Çok küçük.”
Yusuf’un yüzü biraz düştü. “Ne zaman?”
“Biraz büyüsün ablacım,” dedim ben de.
Yusuf başını salladı. “Tamam.” Sonra Dünya’nın küçücük eline uzaktan baktı. “Parmağını tutabilir miyim?”
Turan bana baktı. Ben de gülümseyerek başımı salladım. “Tutabilirsin,” dedi Turan.
Yusuf parmağını dikkatlice Dünya’nın eline yaklaştırdı.
Dünya uykusunda hafifçe kıpırdandı.
Yusuf bir anda gözlerini büyüttü. “Abla!” dedi heycanla.
“Ne oldu?” dedim gülerken.
“Elimi tuttu!”
Gülerek ona baktım. “Evet, tuttu.”
Yusuf yüzünde kocaman bir gülümsemeyle Dünya’ya baktı. “Beni sevdi.”
“Evet sevdi kuzum.”
Turan ile göz göze geldim. “Eve geçelim mi?” diye sordum.
Başını salladı. Sonra Dünya’yı kucağına almak için kolunu uzattı. “Ver bana istersen kolun ağrımasın,” dediğinde itiraz etmedim.
Dünya babasının kolları arasında küçücük kalmıştı.
Birlikte eve doğru yürüdük.
Kapının önüne geldiğimizde Beren ile Zafer bizi bekliyordu.
Beren beni görür görmez yanıma geldi. “İyi misin?”
“İyiyim.”
Gözleri hemen Dünya’ya kaydı.
“Allah’ım…” Gülümsedi. “Çok küçük.”
“Bütün gün uyuyor.” dedim küçük bir sitemle.
“Belli oluyor.” Beren eğilip Dünya’nın yüzüne baktı. “Uyandırmayalım. Sana benziyor bu arada.”
“Değil mi?” dedim gülerken.
Zafer birkaç saniye Dünya’ya baktıktan sonra Beren’e döndü. “Bak, Çağrı da burada.” dedi.
Beren hemen ona baktı. “Ne olmuş?” dedi Beren’de.
Zafer’in yüzünde muzip bir ifade oluştu. “İkisini yan yana koyalım.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Niye?”
Zafer omuz silkti. “Çağrı ile Dünya birbirine yakışıyor.” dedi Çağrı’yı, Turan’ın yanına yaklaştırıp Dünya’ya gösterdi. “Alalım mı seni benim oğlana.”
Zafer’in sözleri ile Beren ve benim gözlerim büyüdü.
Turan ise hiçbir şey söylemeden Zafer’e bakıyordu.
O bakışı görünce gülümsememi zor tuttum.
“Sikerim senin belanı, ne diyorsun lan!” diye bağırdı Turan. “Daha doğalı kaç saat oldu. Uzak tut oğlunu kızımdan.”
“Ne olacak?” dedi Zafer devam ederek. “Benim oğlumdan iyi adam mı bulacak.”
Çağrı daha üç dört aylıktı.
Zafer konuştukça Turan’ın kaşları daha çok çatılıyordu.
“Evlenmeyecek benim kızım,” dedi Turan sert bir sesle Dünya’ya bakarken. “Sen de yakıştırma yapma!”
“Ne dedim sanki?” dedi Zafer karısının yanında yürürken. “Turşusunu mu kuracaksın kızın her türlü evlenecek.”
Turan’ın bakışları bana döndü. “Gidelim hadi Güzce,” dedi sesi yumuşamamıştı. “Sözleşme yapmamalıyız.”
“Ne sözleşmesi?” dedim yanına ilerlerken.
“Kırk yaşına kadar evlenmeme sözleşmesi,” dediğinde gözlerimi bellettim.
Zafer kahka attı.
“Saçmalama, bebek daha nasıl imza atacak?” dedim şaşkınca.
Çok kıskançtı.
“Parmak iziyle hallederiz,” dedi kapıdan çıkarken.
Yusuf’la el ele evin kapısından çıktık.
Beren’ler peşimizden geliyordu.
Turan’ı ciddiye almak istemiyorum ama ciddiydi.
Beren’e sarıldım. “Görüşürüz,” dedim.
Hemen bana sarıldı. “Görüşürüz kardeşim,” dediğinde gülümsedim.
Zafer’e döndüğüm de. “Kızımı hemen veremem,” dediğimde Zafer güldü.
Arkamdan Turan’ın homurdanmasını duydum.
“Hadi Güzce!” dedi arabanın önünde beklerken.
Sanki burada durursak kızı evlenecekmiş gibi davranıyordı.
“Tamam yengeciğim!” dedi Zafer, Turan’a inat.
Turan’ın yanına yürüdüm. Yusuf’u arkaya oturttum. Turan araba süreceği için Dünya’yı bana verdi.
Sonra kendi de yan koltuğuna geçti.
Ve her şeyin başladığı o evden ayrıldık.
Yeni bir hayat bizi bekliyordu.
Ve bu hayatta bizim bir ailemiz vardı.
🍂🖤🌍
Turan’ın Dünya’yı odasına yatırmasının ardından birkaç saniye boyunca beşiğin başında öylece durduk.
İkimiz de konuşmuyorduk.
Sanki konuşursak Dünya uyanacakmış gibi sessizdik.
Yusuf ise kapının kenarında hâlâ bizi izliyordu.
Bir süre Dünya’ya baktıktan sonra bana döndü. “Abla?”
Dönüp ona baktım. “Efendim?”
“Benim odam nerede?”
Gülümsedim. “Gel, göstereyim.”
Yusuf hemen yanıma geldi. Elimi tuttu.
Turan da Dünya’nın üzerindeki battaniyeyi kontrol ettikten sonra bize baktı.
“Ben burdayım,” dedi. Bu odadan. Kızımızın yanından ayrılmak istemiyordu.
Başımı salladım.
Yusuf’u odasına götürmek için koridorda ilerledim.
Adımlarımı yavaş atıyordum. Bütün bedenimde hâlâ günün yorgunluğu vardı. Hastanede geçen saatler, doğum, Dünya’yı ilk kez kucağıma alışım…
Hepsi üst üste gelmişti.
Ama içimde garip bir huzur vardı.
Yusuf’un odasının kapısını açtım.
Yusuf içeri girdiği anda etrafına bakmaya başladı. “Bu benim odam mı?” Diye sordu.
Başımı salladım. “Evet kuzum.”
“Gerçekten benim mi?”
“Gerçekten senin.”
Yatağına yaklaşıp üstüne oturdu.
Sonra tekrar kalktı.
Dolabın kapısını açtı. “Buraya kıyafetlerimi koyacağım.”
“Evet.”
“Buraya da kitaplarımı.” dediğinde gülümsedim.
“Olur. Koyalım.”
Pencereye yaklaşıp dışarı baktı.
Sonra bana döndü. “Dünya’nın odası benimkine yakın.” dedi.
“Evet kuzum. Yakın.”
“Gece ağlarsa duyar mıyım?” diye sordu.
Bir an sustum. Belli belirsiz başımı salladım. “Muhtemelen.”
“Ben giderim.”
Gülümsedim. “Sen önce kendi başına uyumayı öğren.” dedim üstünü değiştirmesi için pijama verdim.
Onları giyerken bana laf yetiştirme derdindeydi. “Ben büyüdüm.”
“Sekiz yaşındasın.” dedim.
“Sekiz yaşında insanlar büyümüş olur.” dedi bilmiş bilmiş.
“Kim söyledi?”
Yanıltmadı. “Ben.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Yusuf yatağına oturup ayakkabılarını çıkardı.
“Abla?”
“Efendim?” dedim.
“Dünya gerçekten benim yeğenim mi?”
“Evet ablacım, yeğenin,” dedim. “Şimdi dayı olmak için kendin uyumalısın.”
Hemen yatağa girdi.
“Uyursam hemen büyürmüyüm?” diye sordu gözleri kapalıyken.
“Hemen büyürsün.”
Tek gözünü açamaya çalıştı ama, ikisinide birden açtı.
“Tamam ışığı kapat kendi kendime uyuyayım,” dediğinde ona doğru ilerledim.
Komidinin üstündeki lambayı açıtım, gitmeden anlına küçük bir öpücük bıraktım.
“İyi geceler ablam,” dedi.
“İyi geceler kuzum.”
Odanın ışığını kapattım.
Kapıyı tamamen kapatmadan önce ona son kez baktım.
Yusuf çoktan gözlerini kapatmıştı.
Sessizce kapıyı kapatıp koridora çıktım.
Bir an duvara yaslanıp gözlerimi kapattım.
Derin bir nefes aldım.
Sonra Dünya’nın odasına doğru yürüdüm.
Kapının önüne geldiğimde içeriden Turan’ın sesini duydum.
“Uyuyor musun benim güzel kızım?”
Benim güzel karımdan. Benim güzel kızıma geçmiştik.
Kıskanma yok Güzce!
Dudaklarım istemsizce kıvrıldı.
Kapıdan içeri baktım.
Turan beşiğin yanında durmuştu.
Dünya hâlâ uyuyordu.
Turan’ın üzerinde her zamanki gibi beyaz gömleği ve siyah pantolonu vardı.
Saatini bile çıkarmamıştı.
Bugün yaşadığımız onca şeyden sonra hâlâ aynı kıyafetlerin içindeydi.
Ama yüzü değişmişti.
Sabah gördüğüm Turan değildi.
Daha yorgun görünüyordu.
Daha sessiz.
Ve sanki bir şeyi anlamaya çalışıyordu.
Yanına gittim. “Ne yapıyorsun?” diye sordum.
“Gözlerini açmasını bekliyorum, bakalım kızımda da güneşim var mı?” dedi gözlerini Dünya’dan ayırmazken.
Yalandan omuzuna vurdum hafifçe.
Siyahları bana döndü.
“Hayırdır?” dedim göz kırparak. “Tek güneşin hani bendim? Dünya senin dünyandı?”
Gülümsedi. Gamzeleri bu sefer daha çok belirginleşti.
Yanıma gelip bana sarıldı. Ben de kollarımı beline doladım.
Çenemi göğsüne yaslayıp ona alttan alttan baktım.
“Hala öyle,” dedi eğilip anlımı, yanağımı sonra çenemi öptü. “Sen benim yolumu aydınlatan güneşimsin.”
Eğilip burnumu öptü. Geri çekildiğinde göz göze geldik.
“Dünya’yı mı daha çok seviyorsun beni mi?” diye sorduğumda gülerek yanağımı ısırdı.
Acımamıştı ama acımış gibi yüzümü buruşturdum.
Geri çekildiğinde hala gülüyordu.
“Yeseydin bari,” dedim ters olamaya çalışarak.
“Yerim, beni güzel karım,” demesi saniye sürmemişti.
“Soruma cevap alamadım?” dedim.
Turan’ın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.
Bir an bana baktı, sonra gözlerini Dünya’ya çevirdi.
“Böyle soru mu sorulur?” dedi huysuzlanarak.
Nettim. “Gayet de sorulur.”
“Cevabı belli olan sorular sorulmaz.” dedi ukalaca.
Kaşlarımı kaldırdım. “Bence hiç belli değil.” dedim.
Turan başını iki yana salladı.
“Dünyam olmadan güneşin de bir anlamı kalmaz.”
Söylediği cümleyle yüzümdeki gülümseme istemsizce büyüdü.
“Yani ikimizi de aynı mı seviyorsun?”
“Hayır.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Ne demek hayır?”
Turan sakin bir şekilde bana döndü. “Aynı değil.”
Anlamamıştım. “Eee?”
“Çünkü ikinizi aynı şekilde sevemem.”
Bir an sustum.
Haklıydı.
Ben onun karısıydım.
Dünya ise kızımızdı.
Sevgileri birbirinden farklıydı ama ikisinin de hayatındaki yeri bambaşkaydı.
“Sen aşık olduğum kadınsın,” dedi gözleri Dünya’ya değdi. “O beni kızım.”
Gülümsedim. “Yani beni daha çok seviyorsun?” dediğimde güldü sadece.
Gülerek başını iki yana salladı.
Tam o sırada Dünya hafifçe kıpırdandı.
İkimiz de aynı anda sustuk.
Minik ellerinden biri battaniyenin üzerinde hareket etti.
Turan hemen ona baktı. “Uyandırdık mı?”
“Hayır,” dedim fısıltıyla.
Turan’dan uzaklaştım. Beşiğe biraz daha yaklaştım.
Dünya’nın yüzünü izliyordum.
O kadar küçüktü ki hâlâ gerçek olduğuna inanmakta zorlanıyordum.
Aylarca karnımda taşıdığım kız şimdi karşımda uyuyordu.
Ve ben hâlâ onun gözlerini merak ediyordum.
“Gözlerini açsa keşke,” dedim inanılmaz bir istekle.
Turan bana baktı. “Merak ediyorsun?”
İç çektim. “Çok.”
Gözlerini açtığında hemşirelerin yanında olduğu için çok net görememiştim.
Kan grubunu öğrenmek için kan aldıkların da çok ağlamıştı.
İçim gitmişti.
İkimiz de Dünya’ya baktık. O sırada kızımızın göz kapakları hafifçe kıpırdadı.
İkimizin de yüzündeki ifade aynı anda değişti. “Uyandı mı?” diye fısıldadım.
Turan hemen beşiğe eğilmeden olduğu yerde durdu. “Bekle.”
Dünya’nın göz kapakları bir kez daha hareket etti.
Sonra küçücük yüzünü buruşturdu.
Ben nefesimi tuttum.
“Güzce…”
“Şşş.”
Turan sustu.
Birkaç saniye sonra Dünya gözlerini yavaşça araladı.
İlk kez gözlerini görüyordum.
Ve o an ne diyeceğimi gerçekten bilemedim.
Sarıydı.
Benim gözlerim gibi.
Turan da birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden kızımıza baktı.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
Yüzünde küçük ama gerçek bir gülümseme vardı.
“Sana benziyor.”
Gözlerim doldu.
Dünya ise sanki bizi hiç umursamıyormuş gibi gözlerini yeniden kapatmaya çalıştı.
Gülerek başımı salladım. “Her şeyini tutturdun,” dedim. “Gamzesi var mıdır acaba?”
Tekrar Dünya’ya döndüm. Gülmesi gerekiyordu.
Turan yanıma gelip beni kendisine çekti.
“İlerleyen zamanlar da belli olur,” dedi sadece.
Ben ise birkaç saniye boyunca kızımın yüzünden gözlerimi ayıramadım.
Gözleri benim gözlerimdi.
Ama o artık bambaşka biriydi.
Benim kızım.
Turan’ın kızı.
Bizim Dünya’mız.
Ve o küçücük gözlerini ilk kez açtığı anı hayatım boyunca unutmayacağımı o saniyede anlamıştım.
Dünya Arven. Benim güzel kızım. Hoş geldin.
🍂🖤🌍
Sekiz ay geçmişti.
Dünya’nın doğduğu günün üzerinden tam sekiz ay…
Zamanın nasıl geçtiğini bazen gerçekten anlamıyordum.
Daha dün gibi hatırlıyordum onu ilk kez kucağıma aldığım anı.
O küçücük yüzünü.
Simsiyah saçlarını.
Minicik ellerini.
Şimdi ise sekiz aylık olmuştu.
Hâlâ küçücüktü ama artık yüzümü gördüğünde gülümsüyor, sesimi duyduğunda başını bana çeviriyor, kucağıma geldiğinde ellerini üzerimde gezdiriyordu.
En çok da ses çıkarmaya başlamıştı.
Bazen kendi kendine konuşuyor gibi “agu”, “guu”, “ba” gibi anlamsız sesler çıkarıyordu.
Ben de her defasında karşısına geçip onunla konuşuyordum.
Dünya da sanki gerçekten cevap veriyormuş gibi başka bir ses çıkarıyordu.
Turan ise bizim bu halimize gülüyordu.
Dünya babasına aşık bir kızdı.
Ne zaman babasının sesi duysa başını omzuna yatırıp babasına gülümsüyordu.
Ve evet kızımın gamzesi vardı. Ayvalar bir şeye yaramıştı.
İşte bugün de öyle olmuştu.
Salonda oturuyorduk.
Dünya yerdeki oyun minderinin üzerinde yatıyordu.
Önüne birkaç oyuncağını koymuştuk ama kendisi oyuncaklardan çok bizim yüzlerimizle ilgileniyordu.
Ben karşısına oturmuş, ellerimi ona doğru uzatmıştım.
“Gel bakalım benim güzel kızım.”
Dünya ellerini ve ayaklarını hareket ettirerek heyecanlandı.
Gülümseyip ona doğru biraz daha yaklaştım.
“Ba!”
“Ne?” dedim anlamayarak.
Dünya dudaklarını büzdü. “Ba- ba!” dediğinde olduğum yerde kaldım.
Kalbim bir anda hızlandı. “Dünya…” Kızım bana bakıyordu. Ben ise ne diyeceğimi bilemeden yüzünü izliyordum. “Bir daha söyle.”
Dünya bu kez bana değil, arkamdaki Turan’a baktı.
Turan koltuğun diğer tarafında oturmuş, telefonuna bakıyordu.
Kızımızın ona baktığını fark edince başını kaldırdı.
“Ne oldu?”
Dünya ellerini ona doğru uzattı. “Ba…”
Turan’ın kaşları hafifçe çatıldı.
Sonra Dünya’nın söylediklerini anlamaya çalışır gibi yüzüne baktı. “Ne dedi?”
Dünya tekrar etti. “Ba-ba.”
Turan’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Telefonunu kenara bıraktı.
“Baba dedi, duydun mu?” diye sordu.
Gülümsedim. “Duydum kocam duydum,” dedim parlayan gözlerine bakarken.
Dünya ellerini heyecanla hareket ettirdi.
“Ba-ba…”
Ben ağzımı kapatıp gülümsemeye başladım.
Turan yavaşça ayağa kalktı.
Dünya’nın yanına geldi ve dizlerinin üzerine çöktü. “Baba mı dedin sen?”
Dünya ona bakıp yine aynı sesi çıkardı. “Ba-ba.”
Turan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sanki duyduğuna hâlâ inanamıyordu.
Sonra kızımızı kucağına aldı. “Baba.”
Dünya küçük ellerini Turan’ın gömleğine koydu.
“Ba-ba.”
Turan’ın yüzünde öyle bir gülümseme oluştu ki…
Hayatım boyunca onu birçok farklı hâliyle görmüştüm.
Kızgınlığını da.
Sessizliğini de.
Endişesini de.
Mutluluğunu da.
Ama şu anki yüzündeki ifade bambaşkaydı.
Gözleri dolmuştu.
Dünya’yı biraz daha kendine yaklaştırdı.
“Bana baba dedi.” dedi sesindeki mutluğu anlatamazdım.
Gülerek başımı salladım. “Duydum.”
“İlk kelimesi.”
“Evet.”
Turan kızımızın saçlarına baktı. Sonra gözlerine.
Turan başını eğip dünyanın boynu öptü.
Dünya kahka atar gibi gülmüştü.
Babasıyla oynamayı seviyordu.
Ben onları izlerken içimde tarifsiz bir sıcaklık oluştu.
Beş ay önce Dünya’nın ilk ağlama sesini duyduğumda anne olduğumu anlamıştım.
Şimdi ise kızımın ilk kelimesini duyuyordum.
Ve o kelime…
Baba olmuştu.
Turan bunu hayatının en büyük başarısı gibi görüyordu.
Turan çok iyi bir baba olmuştu.
Ben annelik yapabiliyor muydum bilmiyorum ama Dünya ağladığında sadece benim kucağımda susuyor.
Tek benim kokumla uyuyordu.
Yanlarına yaklaştım. Sarı gözleri bana döndü.
“Seni ben doğurdum anne demelisin,” dedim yalandan kıskançlıkla.
Dünya inadıma yapar gibi. “Baba.” dedi.
“Dünya!” dediğimde daha çok güldü.
Üçümüz birlikte güldük bu sefer.
Sekiz ay önce hayatımıza giren o küçücük kız, artık sesimizi ayırt ediyor, yüzlerimizi tanıyor ve ilk kelimelerini söylemeye çalışıyordu.
Daha dün kollarımda küçücük bir bebekti.
Şimdi ise “ba-ba” diyerek babasının yüzünü güldürüyordu.
Zaman gerçekten çok hızlı geçiyordu.
Ve ben…Onun büyüdüğü her anı kaçırmadan görmek istiyordum.
🍂🖤🌍
Dünya artık sekiz aylık değildi.
Onunla birlikte zaman da sanki biraz daha hızlı ilerlemeye başlamıştı.
Emeklemeyi öğrenmişti.
Önce sadece geriye doğru gidiyordu.Sonra bir baktık, evin bir ucundan diğer ucuna kadar emekleyebiliyordu.
Ben peşinden koşuyordum.
Turan ise çoğu zaman olduğu yerde durup onu izliyordu.
Dünya’nın en sevdiği şey ise ayağa kalkmaktı.
Koltuğun kenarına tutunuyor, kendini yukarı çekiyor ve ayakta durduğu anda sanki dünyanın en büyük başarısını elde etmiş gibi bize bakıyordu.
ÇBen de her seferinde ellerimi çırpıyordum.
“Aferin benim kızıma!”
Dünya gülüyordu.
Gamzeleri ortaya çıkıyordu.
O gamzeleri her gördüğümde hâlâ içim gidiyordu.
Turan ise kızımızın karşısında eğilip ellerini ona uzatıyordu. “Gel bakalım.”
Dünya ona bakıyordu.
Ama gelmiyordu.
Sadece olduğu yerde durup gülüyordu.
Kızımız daha konuşmayı yeni öğreniyordu ama bizi birbirimize düşürmeyi çoktan öğrenmişti.
Bir gün öğleden sonra salondaydık.
Turan koltuğun üzerinde oturmuştu.
Ben ise yerde Dünya’yla oynuyordum.
Dünya emekleyerek oyuncaklarının arasından çıktı.
Sonra her zamanki gibi koltuğa doğru gitti.
İki eliyle koltuğun kenarına tutundu.
Kendini yukarı çekti.
Ayağa kalktı. “Bak bak…” dedim gülümserken.
Hemen Turan’a döndüm. “Ne oldu?” dedi.
“Yine kalktı.” dedim.
Turan’ın gözleri kızımıza döndü. İçe çekti gülümserken. “Çok çabuk büyüyor.”
Kaşımı kaldırdım. “Neden büyümesin mi?” diye sordum.
“Cık,” Dilini damağına vurdu. “Hep böyle kalsa keşke.”
Dünya babasının yanına doğru koltuğa tutunarak yürüdü.
Turan eğilip Dünya’yı hemen kucağına aldı.
Dünya sevinç dolu bir kahka attı.
“Yere koysana bana doğru gelir belki,” dedim Turan’a.
Dünya’yı yere bıraktı. Ama hala tutuyordu.
“Gel bakalım kızım,” dedim onu yanıma çağırarak.
Adım atmak için hareketlendi ama cesaret edemedi.
“Baban arkanda kızım,” dedi Turan. “Düşersen tutarım.”
Dünya anlamış gibi cesaretlendi ve bana doğru bir iki adım attı.
Düşeceği sırada Turan onu hemen tuttu.
“Yakaladım kızımı!” dedi Dünya’yı havaya kaldırırken.
Dünya kahka atmaya devam etti.
Ayağa kalkıp yanlarına oturdum.
Kollarımı küsünce göğsümde birleştirdim. “Yeter artık ya baba kız hem birlikte oynuyorsunuz,” dedim tiripli bir sesle.
Dünya önce babasına sonra bana baktı.
Dünya bir anda kucağıma atlayınca hızla onu tuttum.
Eğilip yanağımı öptü. Sonra yanağını yanağıma bastırdı.
Gülümsedim.
Babası gibiydi. Hemen gönlümü alıyordu.
“Annem,” dedim ona.
“Annem,” dedi o da bana.
“Seni kim doğurdu?” diye sordum.
“Baba!” diye bağırdı.
Ya sabır!
“Annecim,” dedim.
“Annem!” dedi hemen.
“Seni kim doğurdu bebeğim?”
“Baba!”
Turan kahka attı.
“Gülme!” dedim ters bir sesle. Dünya’ya döndüm. “Sen benim karnımdaydın. Sonra biz hastaneye gittik doktor bana dediki…”
Beni dikatle dinliyordu.
Biri bir şey anlatırken bile anlıyormuş gibi bütün dikkatini ona veriyor.
“Dünya dedi doğmak istiyormuş,” dediğimde gözleri büyüdü. Gülümsedim. “Sonra ben de seni doğurdum.”
Güldü.
“Şimdi seni kim doğurdu?”
“Baba.”
“Off!” diye bağırdım. “Anne kızım anne.”
Dünya, Turan’a baktı. Başını omzuna yatırdı.
“Seni anne doğurdu kızım,” dedi Turan, Dünya’nın saçlarını okşadı. “Seni kim doğurdu benim güzelim?”
“Anne!”
“Çok şükür!” dedim. Dünya’yı kendime yaklaştırıp öptüm. “Annem benim. Canım. Canımın içi.”
“Annem. Ca-nım!” dedi o da.
Sonunda kollarımın arasına geldi.
Onu yakaladığım anda sıkıca sarıldım.
Gözlerimi kapattım.
İçimden sadece tek bir şey geçti.
Zaman geçiyordu.
Kızım büyüyordu.
Ve ben, hayatım boyunca eksikliğini hissettiğim ailemin içinde onun her büyüme anına şahit oluyordum.
Dünya benim dünyam olmuştu.
Ve biz…
Artık gerçekten bir aileydik.
🍂🖤🌍
(Küçük Arven🥰)
(Dünya&Güzce)
Bölüm etkileşimi
