MANEVRA kitap kapağı

36. bölüm / 42

MANEVRA

36. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vaniliss 🌙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: 36. Bölüm

Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.

İstanbul

Güzce Arven

🍂🖤

Gerçekten kalbim duracak gibiydi. Turan elektirikli sandalyede bağlı bir şekilde görmüştüm.

Her şeyini tel bilen bendim. Korkusu oydu. Bileğindeki yara oydu.

Onu orata bağlarken ona dokunmuşlardı.

Dokunmak. Basit bir eylemdi. Ama Turan için öyle değildi.

Dokunmak sadece ona acı olmuştu.

Aniden arabada bağırıdım. “Öldürüceğim o şerefsizi!” diye ani yükselişimle Zafer frene basıp geriden gaza bastı.

“Niye bir anda bağrıyorsun?” diye sordu. “Aklımı aldın ya. Manyak mısın!?”

“Ne kadar yol kaldı? Bir saat dedim kırk saat oldu,” dedim onu takmayarak.

“Abartma bir buçuk saat oldu,” dedi sakinliğini koruyarak. “Heh geldik.”

Bakışlarım yolum sonundaki bir binaya takıldı.

Araba durduğu gibi indim. Zafer bağırdı ama durmadım.

Bizimle birlikte bütün adamlar depoya ilerledi.

Zafer adamları yöneldirdi. “İlk iki kata bakın kimseyi sağlam bırakmayın,” diye tembihledi. “Üst kata…”

“Üst kata bilekte bakarız,” dedim. Bakışları bana döndü. “Ne?”

“Sen burada kal Güzce,” dedi dinledim mi tabi ki, hayır.

Depoya yürürken arkamdaki adamlar önüme geçti.

İlk katta girdiğimde saydığım kadarıyla on adam vardı.

Bizim sayımız daha fazla olduğu için silah doğruysalar bile gözümün önümde ölmüşlerdi.

Birini öldürmek benim için uzaktı ama Turan’ı o halde gördüğümden beri içine daha çok soğukluk girmişti.

Soğuk kanlı bir insandım ama bu kadar değildi.

İkinci kata adamlar dağılırken en üst kata çıktım.

Zafer arkamdaydı.

“Yavaş be kızım,” diye elinde silahla peşimden geliyordu. “Hamilesin benden hızlı gidiyorsun. Öne ben geçiyim.”

Tam merdivenin sonuna gelmiştim ki karşımda deve gibi iri yarı bir adam belirdi.

Ani bir refleksle adamın çenesine yumruk indirim.

Ve adam merdivenin demiri olmadığı için dengesini kaybedip merdiven boşluğuna düştü.

Ve küt diye yere çakıldı.

“Oha!” diyordu Zafer şaşkınlıkla.

Umursamadım. Adam öldü mü kaldı mı bilmiyordum ama önemli olan benim kocamdı.

Son kata çıktığımız da birlerini görmedim.

En sağ uçta zincirlerle kaplı bir kapı gördüm. Demir bir kapıydı.

“Kesin orada!” dedim ani yükselmeyle. Kapıya doğru ilerledim.

Ama nasıl oldu bilmiyorum ama önümeze bir anda adamlar belirdi.

Hepside az önce yumruk attığım deve gibiydi.

Bunların insan olduğuna emin miydik?

Hayvan gibilerdi!

“Sizinle uğraşamam,” derken sakindim. “Çekilin kocamı alıp gideceğim.”

Zafer bile yutkunmuştu. Koluyla beni dürttü. “Gerçek anlamda psikopat bir manyaksın!” dedi benim duyacağım şekildi. “Adamlar ayı gibi!

“Bana ne ya!?” dedim ben de yükselerek. Adamlar döndüm. “Çekilin yoksa elimden bir kaza çıkacak.”

Onları uyardım.

İçlerinden biri mal gibi güldü.

“Şaka mısın sen. Küçük Arven,” dedi dalga geçer gibi. “Karnın burnunda elinden nasıl bir kaza çıkabilir?”

Boynumu esnettim. Hamileyim diye kas veya güç kaybetmiş miydim?

Hayır!

“Güzce sakın!” dedi Zafer ama adamlara dik dik baktım.

Tam anlamıyla on kişilerdi.

“Ne yaptığımı görmek ister misin?” diye sordum bana gülen adama.

Bir adım önce çıktı. Ukala bir tavırla, “İsterim,” dedi.

Evet sayın seyirciler uyardım değil mi şahitsiniz?

Bence şahitsiniz.

Haydi bismillah!

İki üç adımla karşıdan gelip onu bayılıtıcak yere yumruk attım. Ve bayıldı.

“Gerizekalı!” diyordu Zafer adama. “Güzce gel.”

Zafer’e döndüm. “Köpek mi çağırıyorsun be!” diye çemkirmem gecikmedi.

Zafer cevap vermeden. Önüme döndüm. Karşıma iki adam geçmişti.

Ani bir hamle ile karın boşluğuna yumruğumu geçirdim. İki büklüm olurken diğer adamın alttan çenesine vurmuştum.

Sonra iki bacağının arasına tekma attım ve önüme diz çöktü.

Karın boşluğuna vurduğum adam dikleşirken başını havaya kaldırmadan boynunu tutup kırdım.

Evet boynunu kırdım. Çünkü bu hayvanları kırılmadıkça yıkılmaz gibilerdi.

Diğer adamın çenesi çıkmıştı muhtemelen ona daha fazla dokunmadım. Sadece saçına yapışıp kafasını zemine çaktım.

Canın sıkılıyordu değil mi Güzce? Ringe çıkmak istiyordun?

Kalmıştı yedi tane silahlar bana doğrurulmuştu.

Alayla güldüm. “Ne oldu yedi kişi bir kadına yetemiyor musunuz?” dedim onların üstüne yürürken. “Gücünüz yetmiyor mu? Silahınıza mı güvenmiyorsunuz?”

Ben üslerine gittikçe onlar geriliyordu.

“Şimdi silahları bırakın öyle kırıyım bir yerlerinizi, ya da silahları attın ve siktir olup gidin,” dedim iki çözümde bulunarak.

Üç tanesi silahını önüme attıp merdivene koştu.

Zaten aşağındaki adamlar o üçünü öldürcekti.

Zafer’in kısık bir sesle küfür ettiğini duydum. “Gerçekten Turan Arven’in kadın halisin,” diyordu inanmayarak.

Diğer beş adamla göz göze geldim. İlerlemeye devam ettim.

Son yerde duvar değil güzel bir boşluk vardı.

Arkalarına baktılar. “Sizi itsem mi? Yoksa….” dedim düşünür gibi. Alayla kahka attım. “Yoksa boynuzu kırıp yüzünüzün şekilini mi değiştirsem?”

Sesim buz gibi çıkmıştı.

Aniden ciddileştim. “Adamsanız silahı bırakın diyeceği ama sizde o göt yok gibi,” dedim emin olmuş bir şekilde. Sonra karınıma baktım. “Doğduğunda bu lafları unut anneciğim.”

Adamlara döndüm. Ama bu sefer sarı gözetim alev topuydu.

“Şimdi bir kadının elinden ölmek erkeklik gururunuzu incitir,” dedim. Elin karnımda karnımı okşadım. “Bence en iyisi gözünüzü kaptın kendinizi aşağı attın.”

“Kendine çok güven me bence,” dedi içlerinden biri.

Bakışlarım ona döndü. “O zaman senden başlıyalım,” dedim ona doğru ilerledim.

“Dur durduğun yerde!” dedi silahı bana daha çok doğrultu.

Tetiğe basıvağı sırada bileğini kavrayıp büktüm. Kırılma sesi geldiğimde elindeki silah yere düştü ve havada kuş gibi süzülüp bok gibi yere çakıldı.

Evet itmiştim.

O kadar acımasızım ki kendimi tanımıyordum.

Tamam ringde yaralama vardı öldürme yoktu ama…

Şimdi fark ediyordum sevdiğin insan olunca benim gözüm kimseyi görmüyordu.

Bakışlarım diğer dört adam döndü

“Atlar mısınız? Yoksa…” dememe kalmadan dördünde atladı.

Evet ciddi ciddi atladılar. Hepsi aynı anda kendilerini boşluğa bıraktı ve ard arda yere çakılma sesleri geldi.

Şok içine ağzım açık kalmıştı. İşimi zorlaştırırlar diye düşünmüştüm.

“Yaa!” dedim sinirle. Zafer’e döndü gözlerim. “Benim hala canım sıkılıyor daha kafasını dizime çakıcaktım!”

Son sözlerimle Zafer’in göz bebekleri titremişti.

“Güzce,” derken hala şokun etkisindeydi. “Hamile halinde on adamın da ağzına sıçtın.”

“Üç kişi kaçtı,” dedim bunu üzülmüş gibi dudak büktüm.

“Harbiden delisin sen,” diyordu Zafer öbür yandan.

Onu takmadan zincirli kapıya yöneldim. Ayrıyetten bir de demir kapıydı.

Zincirler çekilştirdim ama bir şeye yaramadı. Sinirle asıldım zincirlere ama sadece bir yerinden koptu.

Yinede açılmadı.

“Ne yapacağız?” diye sordum.

Zafer telefona, “Üst kat tamam, alt tarafları halledin yukarı çıkın,” diyordu.

Zafer’in telefonla konuşmasını dinlerken gözlerim hâlâ kapıdaydı.

Zincirlerden biri kopmuştu ama demir kapı zerre kadar hareket etmemişti.

Dişlerimi sıktım. “Ne yapacağız?” diye tekrar sordum.

Zafer telefonu kapatıp yanıma geldi. “Adamları bekleyeceğiz.”

Nettim.
“Ben beklemem.”

“Güzce.”

“Zafer.”

Birbirimize baktık. “İçeride Turan var,” dedim daha sakin ama daha sert bir sesle. “Ben burada bekleyemem.”

Zafer derin bir nefes aldı. “Kapı demir.”

“Görüyorum.”

“Zincirleri de koparamadın.” dedi eliyle gösterirken.

“Bir tanesini kopardım.” dedim.

“Güzce, bununla övünecek durumda değiliz.”

“Ben övünmüyorum zaten.” dem ters bir sesle.

Elimi kapının üzerine koydum.

Soğuktu.

İçeriden hiçbir ses gelmiyordu.

İşte bu sessizlik daha da kötüydü.

“Turan…” diye fısıldadım.

Cevap yoktu.

Kalbim göğsümde hızlanmaya başladı.

Ya içeride değilse?

Ya Ali piçi onu başka bir yere götürdüyse?

Ya geç kaldıysak?

“Güzce.”

Zafer’in sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. “Ne?”

“İyi misin?”

“Hayır.” dedim direkt.

Bunu söylemek zoruma gitmişti ama saklayacak hâlim yoktu.

“İyi değilim. Kocam nerede bilmiyorum.” dedim boğazım düğümlendi.

Zafer birkaç saniye sustu. Sonra kapının kenarlarını inceledi. “Burada bir şey var.”

Hemen yanına gittim. “Ne?”

Kapının sağ tarafında küçük, siyah bir kamera vardı.

Gözlerimi kıstım.“Bizi izliyorlar.” dedim.

“Muhtemelen.”

“Ali mi?” diye sordum.

“Bilmiyorum.” dedi Zafer.

Sıkıntılı bir nefes verdi.

Tam o sırada içeriden çok hafif bir ses geldi.

Başımı anında kaldırdım. “Duydun mu?” dedim sesi odaklanırken.

Zafer de sustu.

İkimiz de kapıya döndük.

Bir kez daha…

Tık.

Gözlerim büyüdü. “Turan.”Bu kez adını daha yüksek söyledim. “Turan!”

Cevap gelmedi.

Ama içeriden bir hareket sesi daha duyuldu.

Kapıya yaklaştım. “Ben geldim.” dedim. Sesim ilk kez titremişti.

Zafer kolumdan hafifçe tuttu. “Kapıya fazla yaklaşma.”

Elini çekmesini işaret ettim. “Bırak.”

“Beni duyuyorsan bir ses çıkar.”

Bir saniye…

İki saniye…

Sonra içeriden metalin hafifçe sürtündüğünü duydum.

Nefesimi tuttum. “Yaşıyor…”

Bu kelime ağzımdan istemsizce çıktı.

Zafer de bana baktı. “Evet. Yaşıyor.”

Gözlerimi kapattım.

Sadece bir saniyeliğine.

İçimdeki bütün korkuyu susturmaya çalıştım.

Arkamızdan ayak sesleri duyuldu.

Alt katlardan gelen adamlarımız sonunda yukarı çıkmıştı.

Zafer arkasına döndü. “Kapıyı açacak bir şey bulun.” dedi sert bir sesle emir vererek.

Adamlar kapının çevresine dağıldı.

Ben ise hâlâ kapının karşısındaydım.

Çünkü artık emindim.

Turan gerçekten içerideydi.

Ve bu kez onu bulmakla kalmayacaktım.

Onu oradan çıkaracaktım.

Adamlar kapının önünde uğraşırken ben birkaç adım geride bekliyordum.

Beklemek…

Hayatımda hiç bu kadar zor gelmemişti.

Gözlerim sürekli demir kapıdaydı. “Ne kadar sürecek?” diye sordum sabırsızca.

“Biraz daha,” dedi adamlardan biri.

Dişlerimi sıktım. “Biraz daha ne demek?” dedim.

Doğru bir süre verseler ölürlerdi.

Zafer hemen araya girdi. “Güzce, sakin ol.”

“Nasıl sakin olayım?”Sesim yükselmişti. “İçeride Turan var!”

Kimse cevap vermedi.

Bir süre daha uğraştılar.

Sonunda kapının kilidinden sert bir ses geldi.

Herkes bir anda durdu. Zafer başını kaldırdı.

“Açıldı.”

Nefesimi tuttum.

Adam kapının koluna uzandı. Tam açacakken içeriden bir ses geldi.

Hepimiz donduk.

Ses…

Erkek sesiydi.

Tanımıyordum.

Ama içimde kötü bir his oluşmuştu.

Adamlar geri çekildi.

Kapının kolu yavaşça aşağı indi.

Demir kapı ağır ağır açıldı.

Ve karşıma çıkan kişiyi gördüğüm an bütün bedenim buz kesti.

Ali.

Gözlerim doğrudan onun yüzüne kilitlendi.

Bir adım gerisinde ise…

Turan vardı.

Başım döner gibi oldu.

Turan sandalyede hareketsiz oturuyordu.

Gözleri kapalıydı.

Baygındı.

Bilekleri bağlıydı.

Onu gördüğüm anda nefesim kesildi. “Tur…”

Sesim çıkmadı.

Boğazım düğümlenmişti.

Zafer de birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Ali ise kapının önünde sakin sakin duruyordu.

Yüzünde küçücük bir gülümseme vardı. “Sonunda geldin.”

Bakışlarımı Turan’dan ayıramıyordum.

Sanki etraftaki herkes kaybolmuştu.

Depo yoktu.

Adamlar yoktu.

Zafer yoktu.

Sadece Turan vardı.

Ve onu o hâlde görmek…

İçimdeki bütün öfkeyi yeniden ayağa kaldırdı. “Onu bırakıcaksın.”

Sesim düşündüğümden daha soğuk çıktı.

Ali kaşını kaldırdı. “Önce bir merhaba deseydin, küçük Arven.”

Bir adım attım.

Zafer kolumu tuttu. “Güzce.”

Kolunu elimle ittim. “Bırak.”

Ali’nin yüzündeki gülümseme

biraz daha büyüdü. “Demek gerçekten onun için geldin.”

Bakışlarımı nihayet Ali’ye çevirdim. “Ben buraya konuşmaya gelmedim.” dedim net bir sesle.

Bir an sessizlik oldu. Sonra Turan’a baktım. “Ben kocamı almaya geldim.” dedim.

Ali’nin yüzündeki ifade değişti.

Ben ise gözlerimi Turan’dan ayırmadan devam ettim. “Ve onu alıp gideceğim.”

Sesim çok kararlıydı.

Sanki onunla dalga geçiyormuşum gibi soğukça güldü.

“Sane onu vericeği mi düşündüren ne?” diye sordu.

Bir adım daha attım. Aramızda üç adım vardı. “Senden onu yalvararak istemeye gelmedim,” dedim buz gibi çıkan sesimle. “Kocamı alıp gideceğim.”

Karnıma baktı. Göz devririr gibi yaptı. “Hamile halinle kocanı benden alabileğini mi düşünüyorsun?” diye sordu bu seferde.

Umursamadım. Kolumla onu itirdim. “Çekil önümden,” dedim itişimle bir adım geri çekilmek zorunda kaldı.

Kolumu tutup beni kendine çektiğinde Zafer arkamdan “Güzce!” diye bağırdı.

Tüm adamlar harekete geçtiğinde Ali’nin bacak arasına dizimi geçirip onu sert bit şekilde ittim.

Dengem anlığına şaştı ama Zafer’in elini sırtıma hissettim. Beni tuttuğu için düşmemiştim.

Ali sert bir şekilde duvara çarptı.

“İyi misin?” diye sordu Zafer.

Başımı salladım. “İyiyim,” dedim derin bir nefes verip Ali’ye baktım.

Piç herif!

“Düzgünce söyledim anlamadın,” Sesimle birlikte sert bakışları bana döndü. “Bana bir daha elini sürersen-“

“Ne yaparsın?” dedi dikleşirken.

“Yapınca görürsün,” dedim. Ne yapacağımı bilmediğim için ama ilaki bir şey bulurdum.

Boynunu kırabilirdim. En sevdiğim gerçekten.

Zafer adamlara işaret verdiğinde Ali’yi dışarı çıkarmışlardı.

İçkeriden biri ne yapalım diye sorduklarında.

‘Attın bu kattan’ demiştim. Madem kocamı öldürcekti.

Kazdıpu kuyuya kendisi düşücekti.

Turan’a döndü bakışlarım. Ne duyuyordu, ne de görüyordu.

Bir an olduğum yerde kaldım.

Az önce bütün depoyu ayağa kaldıran öfkem sanki bir anda çekilmişti.

Şimdi önümde sadece Turan vardı. “Zafer…”

Sesim bu kez çok daha farklı çıkmıştı.

Zafer yanıma geldi.

“Onu çıkaralım.” dedim nefes alamıyordum.

“Çıkaracağız.”

Adamlarımızdan ikisi hemen Turan’ın yanına gitti.

Ben de peşlerinden ilerledim.

Ama sandalyenin yanına geldiğimde durdum.

Bileklerine baktım. Bağlıydı.

İçimden bir şey koptu sanki.

Çünkü Turan’ın en büyük korkusunu biliyordum.

Onu böyle görmek…

Beni az önce gördüğüm her şeyden daha fazla sarstı. “Turan…” diye fısıldadım sesim titrerken.

Elimi yüzüne yaklaştırdım ama dokunmadan önce duraksadım.

Normalde düşünmeden ona dokunurdum.

Ama şimdi…

Korktum.

Canı yanar diye korktum.

“Ben geldim,” diye fısıldadım.

Gözleri hâlâ kapalıydı.

“Güzce,” dedi Zafer arkamdan. “Onu buradan çıkaracağız.”

Başımı salladım.

Adamlar bağları çözerken ben Turan’ın yüzüne bakmaya devam ettim. “Duyuyor musun beni?”

Cevap yoktu.

Dişlerimi sıktım.

“Bana bunu yapamazsın.”

Sesim titredi.

“Beni burada tek başıma bırakamazsın.”

Zafer bir an bana baktı ama bir şey söylemedi.

Adamlar sonunda Turan’ı sandalyeden ayırdı.

O anda dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu.

Zafer hemen kolumdan tuttu. “Yavaş.”

“İyiyim.”

“Değilsin.”

Başımı kaldırıp ona baktım. “Olacağım.”

Zafer dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu. “Olacaksın tabii.”

Turan’ın yanına tekrar yaklaştım.

“Götürelim.”

Adamlar Turan’ı güvenli şekilde taşımaya hazırlanırken depodaki diğer adamlar da etrafımızı sardı.

Artık tek düşüncem buradan çıkmaktı.

Turan hâlâ tepki vermiyordu.

Ama ben yine de konuşmaya devam ettim.

Çünkü susarsam korkacağımı biliyordum.

Ve ben artık korkmak istemiyordum.

🍂🖤

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

75okunma 8beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.