27. bölüm · MANEVRA
27. Bölüm
Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.
İstanbul
Güzce Arven
🍂🖤
Düğün daha yeni başlamıştı.
Bahçedeki konuşmalar yavaş yavaş kesilmiş, herkes yerini almıştı. Ağaçların arasına asılmış küçük ışıklar akşamın karanlığında daha da güzel görünüyordu.
Çimlerin üzerine serpiştirilmiş beyaz çiçekler hafif rüzgârla sallanıyor, masaların üzerindeki mumların alevleri usulca titriyordu.
Sonra müzik sustu.
Herkesin bakışları girişe çevrildi.
Beren ve Zafer birlikte yürümeye başladılar.
Beren’in yüzündeki gülümsemeyi görünce benim de yüzüm istemsizce yumuşadı.
Zafer ise yanında yürürken arada ona bakıyor, sonra önüne dönüyordu.
Sanki gözlerini üzerinden çekerse gerçekten orada olduğuna inanamayacak gibiydi.
Turan yanımda duruyordu. Bir kolu belimdeydi. Dipdipe olmamıza rağmen beni dahada kendine çekti.
Başımı omzuna yasladım. Ve Beren ve Zafer’i izlemeye devam ettim.
Nikah masasına oturduklarında Turan ve ben de şahitlik yapmak için yerimize geçtik.
Nikâh memurunun sesi bahçenin sessizliğinde duyulmaya başladı.
Sorular soruldu.
Zafer’in sesi netti. “Evet.”
Beren’e sıra geldiğinde birkaç saniye durdu.
Gözleri Zafer’i buldu. Sonra gülümsedi. “Evet,” dediğinde ilk defa sesini bu kadar gür duymuştum.
Alkışlar bir anda yükseldi.
Bizde şahitliğimizi yapıp imzalarımızı atmıştık.
Beren’in gözleri dolmuş gibi olsa da gülümsemesi hiç kaybolmadı. Zafer elini tuttuğunda ikisinin de yüzündeki mutluluk her şeyi anlatıyordu.
Müzik yeniden başladı. Bu kez daha yumuşak, daha sakin bir melodi çalıyordu.
İlk dans için ortaya çıktılar.
Beren, Zafer’in karşısında durdu.
Zafer elini uzattı. Beren birkaç saniye eline baktıktan sonra tuttu.
Birlikte yavaşça hareketlerle dans etmeye başladılar.
Etraflarındaki herkes onları izliyordu.
Beren’in yıllardır taşıdığı bütün heyecan, bütün korkular sanki o birkaç dakikanın içine sığmıştı.
Zafer’in ona bakışında öyle bir güven vardı ki içimden garip bir huzur geçti.
Beren ile çok kötü şeyler yaşamıştık ama herşey bir gün son buluştu.
Nasıl oldu bilmiyorum ama tekrar kardeşim gibi hissettirmeye başlamıştı.
Yusuf, Umut ile oynarken Özlem abla ve Fırat abide sahneye çıkmış dans ediyordu.
İstemsizce gözlerim Turan’ı aradı kapının giriş kısmında birkaç adamla konuştuğunu gördüm.
Yüzünde her zamanki Turan yumuşaklığı yoktu.
Turan Arven’in sertliği vardı.
Bakışlarım başka tarafa çeviricektim ki Turan ve konuştuğu adamların yanına sarışın bir kız yaklaşıyordu.
Gözlerimi o yönden alamadım.
Gerçekten istemeden baktım.
Gerçekten.
Sarışın kız oradan yaşlı bir adama sarıldı. Sonra o adamın yanına geçerek Turan’a baktı.
Sarışın kadın Turan’a gülünce bir anda ayağa fırladım.
Erol baba ve Halide annenin kısık gülüşünü duymuştum.
Aldırmadım.
Ne Simay bitti ne Parla!
Kaç tane bunlar ya?!
Turan arkası dönük olduğu için geldiğimi görmüyordu ama ben bildiğin koşar adım yanına gidiyordum.
Az bir mesafe kalınca kendimi düzlettim. Adımlarım yavaşladı.
Turan’ın sol tarafına geçip kolumu beline koydum. Anında gerilip kaskatı kesildi.
Bakışları beni bulduğunda derin bir nefes verdi.
“Sonra detaylıca konuşuruz Arven,” dedi otuzlu yaşlarındaki adam.
Turan başını ağır ağır salladı.
İkisi de Turan’la aşağı yukarı aynı yaşlarda görünüyordu. İkisinin de yüzünde düğün ortamına uygun rahat bir ifade vardı.
Genç iki adam gitmeden önce “görüşürüz yenge,” dediler ama tanımıyordum.
Başımı sallamakla yetindim.
Sarışın kız ve yaşlı adamın gözleri bendeydi.
Sarışın kız hâlâ gülümsüyordu.
İçimdeki huzursuzluğu bastırmaya çalışarak Turan’ın koluna biraz daha sokuldum.
Turan elini belime atarken konuştu. “Tanıştırayım eşim Güzce Arven.”
Yaşlı adam elini uzattı. “Tanıştığıma memnun oldum ben Hakan Kara,” dedi.
Gülümseyerek elini tuttum. “Ben de memnun oldum.”
Elimi çekerken yanındaki kızı gösterdi. “Buda kızım İrem,” dediğinde gülümsüyordu. Kızına şefkatle bakması kalbîmi acıtmıştı.
Babam bana böyle bakmayı bırak kızmaktan başka bir şey yapmazdı.
Turan bunu fark etmiş olacak ki nefesni saçımda hissetim kokumu çekerek saçımı öptü.
“Merhaba Güzce,” dedi İrem neşeyle. “Seninle tanışmak çok istiyordum.”
Güzce yanlış alaram sanarım.
Oh ilk defa yanılmışım.
Bakışlarım anında değişti. İrem konuşmaya devam etti.
“Tasarladığın o elbiseye bayıldım,” dedi tatlı bir sesle.
“Teşekkür ederim,” dedim sadece.
Kısa bir konuşmanın ardından ikinci dans müziği çalmaya başladı.
Turan beni piste götürürken soru sordum.
“Onlar kimdi?”
Piste çıktığımızda herkes dans ediyordu.
Turan’ın iki eli belimdeyken ben kolumu onun boynuna doladım.
Aramızdaki mesafe azalmışken müziğe göre dans etmeye başladık.
“Eski ortağım,” dedi soruma cevap vererek.
“Eski ortağın ile mi görüşüyorsun?” dedim ama cevap vermedi. “O kız-“
Demiştim ki lafımı bölüdü. “Bir zamanlar bizim şirkette staj yapmıştı,” dedi küçük bir açıklamada bulunurken. “Kardeşim gibi.”
Fark etmiştim kız benimle konuşurken Turan’a abi demişti.
“Anladım,” dedim sadece.
Şuan çalan şarkı, Sezen Aksu/Bir Zamanlar Deli Gönlüm’dü.
Turan ile anlaşmalı evlilik yaparken ilk bu şarkı ile dans etmiştik.
Anlaşmalı düğünümüzü hatırladım.
Gerçek olmasını dilemiştim hep. Şimdi onun kollarına ikinci dansımızı oyun olarak değil gerçek olarak dans ediyorduk.
İçim ısındı.
“Ele avuca sığmaz deli gönlüm. Bir zamanlar neredeydi, şimdi nerede?” Şarkının sözleri devam ederken biz aynı şekilde dans etmeye devam ediyorduk.
“İster güneş ol yak beni. Yağmurum ol ağlat beni.” diye devam etti Sezen Aksu. Gözlerim gözlerimdeydi.
Nefesini yüzümde hissederken kokusunun içinde kaldım.
O kadar güzel bakıyordu ki aptal iç sesim konuştu.
Bir de adama boşanalım dedin. Salak Güzce!
Onun içindi!
Aptal sen ne olacaktın?
Sus!
İç sesimi susturdum kendimi düşünerek bencil olamazdım.
“Aklım başka, duygularım başka yerde. İster güneş ol yak beni,” şarkı devam eserken Turan sadece güneşe benzettiği gözlerime bakıyordu.
Beni elimden tutup bir kez etrafımda döndürdü. Elbisenin yırtmaçı biraz açılmıştı.
Tekrar birbirimize kenetlenerek dans etmeye devam ettik.
“Hatırladın mı?” diye sordum.
Gerçekten merak etmiştim.
Meraklı bakışlarıma bakarak hafifçe gülümsedi.
Gamzeleri hafifçe gözükürken başını salladı. “Hatırladım,” dedi soluğu yüzüme vururken. “O gün o kadar gerçek olmasını istemiştim ki öyle inanmıştım.”
Şaşkınlıkla kaldım. O da o geceyi gerçek gibi yaşamıştı.
Ben kabul etmesemde hep öyle düşünmüştüm.
“Yağmurum ol ağlat beni. Aklım başka, duygularım başka yerde.” Şarkı devam ederken onun siyahlarında kaybolmuştum. Ben hayatımda hiç bu kadar güzel sevilmemiştim. “Bir deli rüzgar savurdu beni böyle. Umutlu tutsak benim, altın kafeste.”
Şarkı devam ederken hayatımız en güzel anlarını yaşıyordum.
Kimseye güvenmeyen Güzce ilk kez birine güvenmişti.
Ve en doğru kişiye güvenmişti.
“İlk karşılaşmamızda sana çarptığımda seni direk zannetmiştim,” dedim bunu duyduğumda dudakaları yukarı kıvrıldı.
Gamzeleri tekrar gün yüzüne çıktı. Hava kararmaya başlamışken o kadar yakışıklı gözüküyordu ki.
“Bir de küfür etmiştin,” dedi devamını hatırlatarak.
İstemsizce güldüm. Bakışları dudaklarıma kaydı.
“Telefonum düştüğünde bana numarana vermiştin,” dedim bu duruma çok sinirlenmiştim ama o kart sayesinde şuan burdaydım.
“Seni aradığımda hiç sorgulamadan beni kurtardın.”
“Yaptığım en doğru şeydi,” dedi gülümserken.
Omuzlarımı tutup yerinde yükseldim. O da bana yardım ederek hafifçe beni kaldırdı.
Gamzelerini öptüm.
Topuklum olduğu için omzuna denk gelmem güzeldi.
Beni tekrar yere bırakırken kimse görmeden dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktı.
Kızardım anında. Ailesi burdaydı!
Aceleyle biri görüşmüş diye etrafa baktım.
Benim paniğimle kızaran yanaklarıma bakıyordu.
Güldüğünü duydum. Kimse görmediğini emin olunca ona döndüm.
Omzuna vurdum hafifçe. “Ne yapıyorsun?”
Umursamadan cevap verdi. “Karımı öpüyorum.”
Kaşımı kaldırdım. “Herkesin içinde?”
Maküldü. “Kimse görmedi.” Tekrar cevap vericektim ki beni susturdu. “Gece sonundan sonra bir süprizim var düğünden sonra üstünü değiştirip bahçeye gel.”
“Ne süprizi?” dedim ama tabiiki cevap vermedi.
“Söylemeyeceğim,” dedi.
“Zincirleri yüreğim artık sende. İster güneş ol yak beni. Yağmurum ol ağlat beni.”
“Zincirleri yüreğim artık sende…” şarkı kısa bir süre sonra devam etti. “Yok ağlatmaz asla beni, bir gün ayrılık. Pişmanlığım nefret olmaz, öfke olmaz.”
“Senden daha acı bir hasret bulunmaz.”
Şarkıyı söylemiyordu. Ama gözlerime öyle bakıyordu ki, o sözlerin devamını sesinden değil, bakışlarından duyuyordum. Sanki söyleyemediği her şeyi gözleriyle anlatıyordu bana.
“İster güneş ol yak beni, yağmurum ol ağlat beni. Acılarla sevinçlerle yaşat beni.”
Müzik yavaşça sona yaklaşırken Turan’ın elini biraz daha sıklaştırdı.
O an anladım ki bazı insanlar hayatına bir anda girer ama bıraktıkları iz, yıllarca silinmez.
Bizim hikâyemiz de böyle başlamıştı; bir tesadüf, bir anlaşma ve birbirine yabancı iki insan… Ama şimdi onun karşısında dururken artık hiçbir şey tesadüf gibi gelmiyordu.
‘Belki de bazı insanlar kalbine en beklemediğin anda dokunur; sen fark etmeden, yabancı sandığın biri hayatının en tanıdık yerine dönüşür.’
Gözlerimi ondan ayırmadım.
Çünkü Turan artık benim için sadece hayatıma giren bir adam değildi.
Benim seçtiğim adamdı.
Ve bu kez, bu hikâyenin gerçek olduğundan hiç şüphem yoktu.
🍂🖤
Gecenin ilerleyen dakikalarında Berenle dans etmekten bütün makyajımız akmıştı.
Yorulduk artım oturalım dediğinde biraz daha dedi ve bir saat daha oynadık.
Gerçekten ayakta duracak halim yoktu.
Turan topuklu ayakkabılarını çıkar demişti ama bari bir günlük boyun uzun olsun diye inat edip çıkarmamıştım.
Düğün bitmişti herkes giderken Turan’ın ailesi ile sarılıp onları uğurladık.
Yusuf en son uyukladığı için onu yatırmıştım. Umut’da babasına kolunda uyuyordu.
“Çok güzel geçti,” dedi Beren bana sarıldı. Gelinliği hala üzerindeydi. “Çok teşekkür ederim.”
“Ben yaptım ki?” dedim ona sarılırken.
“Bebeğim senin sayende hayatta,” dedi bana minnet duyar gibi bakıyordu. “Sayende mutluyum Güzce iyiki yanımdasın.”
Gülümsedim. “Sen de iyiki hayatımdasın Beren.”
Ayata duracak halim yoktu hava iyice soğumuştu.
“Hadi içeri girelim üşütüceksin,” dedim. Eve doğru adım attığım ama ayak bileğim acıdı. “Sen git ben geliyorum.”
Beren, “Emin misin?” dedi ama başımı salladım.
“Eminim eminim git sen,” dedim. Beren tereddütlü bir şekilde yanımdan ayrıldı.
“Keşke Turan’ı dinleseydim,” diye mırıldandım.
Zorla da olsa bahçedeki bir sandalyeye oturdum. Topuklu ayakkabım bilekten bağlamalı olduğu için her hareketimde canımı yakıyordu.
Metalin birini gevşetsem ayağımdan çıkıyordu. Bileğime göre yaptığımda da bileğim tahriş oluyordu.
Bende ayağımdan çıkmasın diye gevşek bırakmamıştım.
Ama günün sonunda ağızıma sıçılmıştı.
Karanlıktı ama bahçenin lambalarından her yeri rahat şekilde görebiliyordum.
Ayakabıyı çıkartırken üstüme gölge düştü.
Başımı kaldırıp baktım.
Kocam.
Bana değil ayağıma bakıyordu ama ters bir şekilde topuku ayakabıya bakıyordu.
Gülmemek için kendimi tuttum.
Canımı yakan şeylerden nefret ediyordu.
Bugün karınıma yanlışlıkla vurduğu için belimi her tuttuğunda elini karnıma kaydırıyordu.
Karımı okşamasından insanları hamile olduğumu düşündüğünü hisediyordum.
Turan bana ‘benim sözümü niye dinlemedin’ deyip kızmak yerine önüme diz çöktü.
Elini ayak bileğimde hissetim.
Ayakabıyı dikkatlice ayağımdan çıkardı.
Ayağımı özgür kaldığında rahatladım.
Yara olan bileğime baktı. Belli belirsiz üstünü okşadı.
“Keşke çıkardaydın, ayağın mahvolmuş,” dedi diğer ayakkabıyı açarken.
“Bir günlük boyum uzun oldu,” dedim aldırmadan. “Hem mahvolmamış.”
Bileğime baktı. “Bir günlüğüne bileğini mahvetmeye değer miydi?” dedi.
“Değer.”
“Ya sabır,” diye mırıldandı.
Ayakabıyı çıkardıktan sonra masaya tutunarak kalkacaktım ki Turan aniden beni kucağına aldı.
Refleksle kollarımı boynuna doladım.
“Turan yürürdüm,” dedim ama dinlendi.
“Sus güzelim,” dedi. Güzelim dediğinde kalbim burada olduğunu hatırlattı. “Şimdi üstünü değiş-“
“Sonra seni çağırmayacağım sen beni aşağıda bekle ben kendim gelirim,” dedim lafını bölerek.
Beni eve götürürken yanağını öptüm.
Onu öpmemle durdu bana baktı. Bakışları dudaklarıma kaydı.
Başını iki yana sallayıp eve doğru yürümeye devam etti.
Ne planlıyordu acaba?
“Bugün mutluydun,” dedim.
Odanın kapısına geldiğimizde kapının kolunu aşağı indirdim.
Başını salladı. “Sen yanımdaydın.”
İçimde yine aynı his kıpırdadı.
“Hazırlan gel,” dedi beni yere bıraktı. Anlıma küçük bir öpücük konurdu ve odadan çıktı.
Bileğimdeki acıyla oflaya puflaya üstümü değiştirdim.
Üzerimi değiştirdiğimde düğünden kalan bütün yorgunluğu üzerimden atmış gibi hissettim.
Saçımı her zamanki gibi açık bıraktım. Siyah saçlarım belimide geçmişti artık.
Uzamasına o kadar mutlu oluyordum ki yıllarca zorla uzatmıştım ama Turan’ın saçlarıma olan sevgisiyle daha hızlı uzamıştı sanki.
Makyajımdan da kurtulup ayağımdaki acıyı umursamadan aşağı indim.
Aşağı indiğimde ev sessizdi.
Bahçeye çıktığında Turan arabasına yaslanmış bir şekilde beni bekliyordu.
Beni görünce bakışları ben de kaldı ona gitmemi bekledi.
Yanına doğru yüzümü buruşturmadan ilerledim.
Sırtıma elini koyup beni sağ koltuğuna yönlendirdi.
Kapımı açtı. “Bin,” dedi.
İtiraz etmeden bindim. Turan fırsat kaybetmeden yanımda yerini aldı.
Araba hızlı bir şekilde bahçeden çıktı.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordum ama cevap vermedi.
“Gidince görürsün,” dedi.
Kollarını göğsümde bağlayarak yola baktım.
Yaklaşık on beş dakika sonra, denizin kokusunu aldım.
Camdan dışarı baktığımda İstanbul’un gece ışıkları suyun üzerine vuruyordu.
Aracı denizin hemen yanında, sakin ve tenha bir yerde durdurdu.
Kumsal yoktu. Sadece denize bakan taş bir yürüyüş yolu ve birkaç ahşap bank vardı.
Arabadan indim.
Gece serindi. Turan yanıma geldi. “Üşüyor musun?” diye sordu.
“Hayır.” Yalan söylüyordum.
Ama o anlamış olacak ki ceketini omuzlarıma bıraktı.
Birlikte denize doğru yürüdük. Bir bankın önünde durdu. Ben otururken o karşıma geçti.
Saçlarım rüzgarın etkisiyle arkama doğru savrulurken o telefonu baktı.
Kaşlarımı çattım. “Ne bekliyoruz?”
“Bir dakika kaldı,” dedi.
“Ne?”
Cevap vermedi. Telefonun ekranına baktı.
23.59
30 saniye…
20…
10…
Saat tam 00:00 olduğunda Turan başını kaldırdı.
Gözlerini gözlerime dikti. Dudağında küçük bir tebessüm vardı. “İyi ki doğdun, Güzce’m.”
Olduğum yerde kaldım. Kaşlarım hafifçe çatıldı. “Ne?”
Turan’ın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.
“İyi ki doğdun.” Birkaç saniye ona baktım. Sonra başımı yana eğdim.
“Bugün…” dedi önüme doğru yine diz çöktü. “Sekiz Mayıs.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Ben gerçekten bilmiyordum. Hatırlamamıştım
Doğum günümü en son ne zaman kutladığımı hatırlamaya çalıştım.
Zihnimde yalnızca küçüklüğümden kalma bir görüntü belirdi.
Beren.
Elinde küçük bir kek.
Gülerek bana sarıldığı bir gün.
Sonrası hiçbir şey.
Yıllardır kimse doğum günümü hatırlamamıştı. Ve kutlamamıştı.
Ben de belki annem babam kutlar diye beklemiştim ama… tabiki kutlamadılar sonra ben de hatırlamamıştım.
Turan bunu yüzümden anlamış olacak ki sesi yumuşadı. “Unutmuşsun.”
Gözlerimi kaçırdım. “Hatırlamıyorum,” dedim kısık bir sesle. “Sen nereden biliyorsun?”
“Dosyalarına bakarken doğum tarihini gördüm.”
Başımı kaldırdım. “Benim doğum günümü benden iyi biliyorsun yani?” dedim gülümsemeye çalışırken.
“Bazı şeyleri bilmek için yanında uzun yıllar geçirmek gerekmiyor,” dedi.
Bir an sustu. Sonra yanıma oturdu. Gözlerimi ondan ayıramadım.
Turan elimi tuttu. “Seninle tanıştığım gün hayatımda hiçbir şey değişmeyecek sanmıştım,” dedi başparmağını elimin üzerinde yavaşça hareket etti .“Sonra sen geldin.”
Gülümsedi. Gözlerimin en derinine baktı. “Bütün düzenimi bozdun.”
İstemeden güldüm. “Özür dilerim,” dedim.
“Dileme,” dedi anında. Sesi bu kez çok daha ciddiydi. “Çünkü iyi ki bozdun.”
Gözlerimin içi yanmaya başlamıştı. Turan devam etti. “İyi ki o gün bana çarptın. İyi ki beni aradın. İyi ki sana yardım etmek için o kapıdan girdim.”
Elimi biraz daha sıktı. “Çünkü seninle tanışmasaydım, hayatımda eksik olan şeyin ne olduğunu hiçbir zaman anlayamayacaktım.”
Boğazım düğümlendi. “İyi ki karşıma çıktın, Güzce.”
Başımı eğdim. Uzun zamandır kimse benim için böyle bir şey söylememişti.
Belki de doğum günümü hatırlamıyor olmamın sebebi buydu.
Hatırlanacak bir şey gibi görmemiştim kendimi.
Turan ise bana tam tersini hissettiriyordu.
“Teşekkür ederim,” derken sesim titriyordu. Yanağına elimi koydum sonra dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım elim yüzünde kaldı. “Beni böyle sevdiğin için teşekkür ederim.”
O kadar güzel baktı ki yüzüme sanki dünyada sadece ikimiz varmışız gibi hissettim.
Elini yanağımda hissettim. Nefesi dudaklarımdaydı.
“Seni sevdiğim için bana teşekkür etme benim güzel karım,” dedi içimi titreten bir sesle. “Çünkü sen sevilmek için hiçbir şey yapmak zorunda değilsin. Ne güçlü olmak zorundasın, ne her şeyi tek başına taşımak… Ne de herkese kendini kanıtlamak. Sen sadece Güzce olduğun için sevilmeyi hak ediyorsun.”
Bir an sustu. Başparmağını yanağımın üzerinde usulca gezindi.
“Ben sana sevgimi verdiğimi sanıyordum ama aslında sen bana, bir insanın hayatında gerçekten birini seçmenin ne demek olduğunu öğrettin. İlk başta seni hayatıma bir anlaşmanın parçası olarak aldım. Şimdi ise hayatımda olmamanı düşünemiyorum.”
Gözlerimin dolduğunu fark edince sesi daha da yumuşadı. “O yüzden bana teşekkür etme. Eğer bir teşekkür edeceksen… seni sevdiğim için değil, seni ilk gördüğüm gün hayatıma aldığım için et. Çünkü o gün farkında değildim ama hayatımın en doğru kararını vermişim.”
Ben ne söylesem boştu. O kadar derin cümleler kuruyordu ki kalbim sızlamıştı.
“Bir de…” dedi dudaklarındaki gülümsemeyle.
Elini yanındaki dosyaya uzattı. “Doğum günü hediyen var.” Dosyayı bana uzattı.
Şaşkınlıkla aldım. “Bu ne?” dedim elimdeki dosyaya bakarken.
“Önce aç.”
Dosyanın kapağını kaldırdım.
İlk sayfaya baktığım anda nefesim kesildi.
İstanbul Moda ve Tasarım Üniversitesi.
Altında ise bölüm adı vardı.
Moda Tasarımı.
Parmaklarım sayfanın üzerinde dondu.
Başımı kaldırdım. Gözlerim dolu doluydu. “Turan…”
“Daha bitmedi,” dedi.
Sayfaları çevirdim.Başvuru belgeleri. Kabul yazısı. Kayıt bilgileri.
Her şey hazırlanmıştı. “Sen…” Sesim çıkmadı.
Bu üniversiteyi lise bittiğinde kazanmıştım ama annem babam izin vermeyince kendimi koruma amaçlı spor alanına girmiştim.
Üniversiteyi kazandığımda Yusuf daha yeni yürümeyi öğrenmiş bir bebekti.
Onu bırakıp gidemediğim için hayallerimi yarım bırakmıştım.
Kazandığım ama yürüyemediğim hayalim.
Yıllardır o bölümü düşünmemeye çalışmıştım.
Çünkü bazı hayallerden vazgeçmek, onları gerçekleştirememekten daha kolaydı.
İnsan bazen istediği şeyi unutmazdı. Sadece canı daha az yansın diye hatırlamamayı öğrenirdi.
Ben de öyle yapmıştım. Ama Turan… O, benim unuttuğum şeyi bulup karşıma koymuştu.
Yıllar önce elimden alınan bir hayali, sanki hiç vazgeçmemişim gibi yeniden önüme bırakmıştı.
“Bunu nasıl yaptın?” diye fısıldadım.
Turan omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Senin için önemli olan şeyleri öğrenmek zor değildi.”
“Ben sana bundan hiç bahsetmedim.”
“Kendim araştırdım,” dedi.
Dosyaya tekrar baktım.
Kayıt bilgilerime, kabul yazısına, yıllar önce kazanmış olduğum bölüme… Hepsi gerçekti.
“Ben gidememiştim,” dedim kısık bir sesle.
“Biliyorum.”
“Çok istiyordum,” diye mırıldandım.
Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Turan elini uzatıp yanağımdaki yaşı başparmağıyla sildi.
“Güzce,” dedi sakince. “Ben sana geçmişini geri veremem.”
Başımı kaldırdım. Tek kelime etmeden gözlerine baktım. “Ama yarım bıraktığın hiçbir şeyin hayatının geri kalanında da yarım kalmak zorunda olmadığını gösterebilirim.”
Dudaklarım titredi. “Ya başaramazsam?”
Turan hiç düşünmeden cevap verdi. “O zaman birlikte ayağa kalkarız.”
“Ya yine vazgeçersem?”
“Vazgeçmek yerine tekrar denersin.”
“Ya korkarsam?”
“Elini tutarım.” Gözlerim yeniden doldu.
“Ya yapamazsam?” küçük bir çocuk gibi aklıma gelen her ihtimali söylüyordum.
Bu kez yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“O zaman sana neden yapabileceğini hatırlatırım.”
Bir süre hiçbir şey söyleyemedim.
Çünkü hayatım boyunca benden beklenen şey hep güçlü olmamdı.
Kimse bana düşebileceğimi, korkabileceğimi, yorulabileceğimi söylememişti.
Kimse hayallerimi yeniden elime tutuşturmamıştı.
Turan ise bunu tek bir doğum günü hediyesiyle yapmıştı.
Dosyayı kenara koyup kollarımı boynuna dolayıp ona sımsıkı sarıldım.
“Teşekkür ederim.”
O da aynı şekilde kollarını belime doladı.
Turan başını boynuma gömdü. Derin bir nefes alarak kokumu içine çekti.
“Bu sefer de teşekkür etme,” dedi boğuk bir sesle.
“Niye?”
“Çünkü bazı şeyler hediye değildir.” Sarılmayı bırakıp yüzüne baktım. Bakışları gözlerime sabitlendi. “Bazı şeyler insanın hakkıdır.”
“Senin yarım kalan hayalin de onlardan biri,” diye bitirdi cümlesini.
Gerçekten söyleyecek bir şey bulamıyordum.
O an ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırdım ama başaramadım.
Başımı omzuna yasladım. Dosyayı elime aldım göğsümde tutuyordum.
Yıllar önce kaybettiğimi sandığım hayalimi… Şimdi yeniden ellerimin arasında taşıyordum.
Ve ilk kez şunu düşündüm: Belki de bazı insanlar hayatına sadece seni sevmek için girmezdi.
Bazen seni, kendinde unuttuğun kişiye geri götürmek için gelirdi.
Turan da beni tam olarak oraya götürüyordu.
Kendime. Yarım bıraktığım hayallerime.
Ve belki de yıllardır tanımadığım o eski Güzce’ye...
“Doğum gününü unuttuğun için üzülme,” dedi. Gözlerimden omzuna doğru birkaç damla süzüldü. “Çünkü bundan sonra hatırlayacağın çok daha fazla doğum günün olacak.”
Ve o gece ilk defa doğum günümün gerçekten kutlanmaya değer olduğunu hissettim.
🍂🖤
