26. bölüm · MANEVRA

26. Bölüm

Vaniliss 🌙

Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.

İstanbul

Güzce Arven

🍂🖤

Uyandığımda birkaç saniye tavana baktım.

Dün gece yaşadıklarımız zihnimde yeniden canlandı.

Turan’ın bana söyledikleri…

Çocuk meselesi yüzünden aramızda yükselen tartışma…

Sonra yumuşayan sesi. ‘Ben sevmeyi bilmiyorum,’ dediğimde yüzüme bakışı hâlâ aklımdaydı.

‘Biliyorsun. Sadece bildiğini görmek istemiyorsun.’

Dün gece o cümleyi düşündükçe içimde garip bir sıcaklık oluşuyordu.

Sonra boşanma meselesi geldi aklıma.

Artık yoktu. Turan’la aramızda öyle bir şey kalmamıştı.

Hatta bana sevmeyi öğreteceğini söylemişti.

Bunun ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordum ama ilk defa geleceği düşündüğümde içimde yalnızca korku oluşmuyordu.

Yatağımdan kalkıp üzerimi değiştirdim. Siyah spor atletimi ve rahat bir şortu üzerime geçirdim.

Saçlarımı Turan örmüştü. Bozmadım odadan çıktım.

Spor salonuna indiğimde ev sessizdi.

Kimsenin uyanmamış olması işime gelmişti.

Ağırlıkların başına geçtim.

Önce ısındım. Ardından ağırlığı iki elime alıp kontrollü şekilde kaldırmaya başladım.

Bir.

İki.

Üç…

Nefesimi hareketlerime göre ayarlıyordum.

Bir süre sonra kollarımın gerildiğini, omuzlarımın çalışmaya başladığını hissettim.

Ağırlığı bıraktığımda birkaç saniye nefesimi toparladım.

Sonra başka bir ağırlığa geçtim.

Bugün normalden biraz daha fazla çalışmak istiyordum.

Belki kafamı dağıtmak için. Belki de dün geceden kalan düşünceleri susturmak için.

Bir süre sonra alnımdaki teri kolumun tersiyle sildim.

Yeni ağırlıklara geçtim iki elimde de 20 kiloluk dambıl vardı.

Toplam 40 kiloydu.

Yeniden ağırlığı kavradım ve tekrar etmeye başladım.

Kapının açılma sesini duyduğumda elimdeki ağırlıkları kaldırmayı bırakmadım.

Sadece başımı çevirip kimin geldiğine baktım.

Turan’dı.

Daha yeni uyanmış gibiydi. Saçları dağınıktı, yüzünde sabahın o mahmur hâli vardı.

Üzerindeki siyah spor kıyafetlerini aceleyle giymiş gibi görünüyordu.

Bana bakarak birkaç adım attı. “Sabahın köründe yine başlamışsın,” dedi.

“Sen geç kaldın,” dedim.

Turan’ın bakışları yüzümde birkaç saniye kaldıktan sonra üzerimde dolaştı.

Antrenmandan dolayı omuzlarım ve kollarım belirginleşmişti.

Bakışlarında bunu fark ettiği açıkça belliydi.

Bir şey söylemeden bana bakmaya devam etti.

Siyahlarında bu sefer sinirden değil başla bir sebepten şimşekler çaktı.

Gözleri kollarım ve karnım arasında gidip geliyordu.

İlk defa bu şekilde beni inceliyordu.

İlk tanıştığımız sıralarda da yanında yine böyle giyiniyordum ama rahatsız olurum diye bakmıyordu.

O kulübeden beni çıkarttıktan sonra saçlarımı o yıkamıştı ama yine gözleri sadece yüzümdeydi.

Şimdi hiçbir sorun olmadığı için siyah gözlerindeki hayranlıkla beni süzüyordu.

Ben de kaşımı kaldırdım.
“Ne oldu?”

“Hiç,” dedi ama gözlerini hemen çekmedi.

Bir kadın olarak kaslı olduğum için bu bakışları genel olarak görüyordum ama Turan çok farklı bakıyordu.

Tam yeniden ağırlıklara dönecekken gözleri ellerime takıldı.

Bir anda durdu. “Onlar kaç kilo?” diye sordu.

“Yirmi,” dedim çok normal bir şekilde.

Kaşları havalandı. “Yirmi mi?”

Başımı salladım. “Evet.”

“İkisi de mi?” dedi şaşkınlığı devam ederken.

“İkisi de,” diye yanıtladım.

Ağırlıkları kaldırıp bir tekrar daha yaptım.

Turan yanıma doğru yaklaşırken kıpırdamadım.

Arkamda duran dambıllara yöneldi.

Turan ağırlıkları kavradı ve birkaç tekrar yapmaya başladı. Hareketleri benimki kadar kontrollüydü.

Eline aldığı ağırlık benim elimdekinden fazlaydı.

İstemsizce güldüm.

Gözlerimi çevirmek istedim ama gözlerim istemden kollarıma kaydı.

Ağırlığı kaldırdıkça kolundaki damarlar belirginleşiyordu. Omuzları hareket ettikçe kasları geriliyor, ellerindeki kavrayış daha da sıkılaşıyordu.

Bir an fazla uzun baktığımı fark ettim.

Turan’ın gözleri benimkilere geldi. “Ne oldu?” dedi benim gibi.

Ben de onunla aynı cevabı verdim. “Hiç.”

Kaşları havalandı. “Hiç mi?”

“Sen de az önce bana bakıyordun,” dedim çok güzel bir savunmaya geçerek.

Bir seneye yakın maçlarım olmayacaktı.

Ve benim ringe çıkasım vardı.

Kocam varken neden maçlara gideyim ki?

“Dövüş,” dedim bir anda.

“Ne?” dedi Turan ağırlık çalışırken.

“Maçlara çıkmak istiyorum, ama çıkamıyorum” dedim küçük bir açıklamayla. “Ama kocam varken ringe gitmeme gerek yok.”

Turan’ın yüzünde anında bir gülümseme oluştu.

Kocam kelimesine takıldığını biliyordum.

Karşı karşıya geçtik.

Eldivenlerimizi takmıştık. Aramızdaki mesafe birkaç adımlıktı.

Turan gardını kaldırdı ama ilk hamleyi yapmadı.

Birkaç saniye birbirimize baktık. “Ne bekliyorsun?” diye sordum.

“İlk hamleyi yapmayacağım.”

“Niye?” dedim şaşkınca.

Benim de yapasım yoktu. Çünkü ilk hamleyi hep karşı taraftan beklerdim.

“Kurallar,” dedi karşımda dikilirken.

Gözlerimi kıstım. “Bana vurmayacaksın yani?”

“Sen bana vurabilirsin,” dedi umursamazca.

Göz devirdim. “Ne kadar centilmensin.”

Turan’ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

Bir süre daha bekledim.

Turan hâlâ hareket etmiyordu.

“Peki,” dedim.

Bu kez beklemeden üzerine gittim. İlk yumruğumu savurdum.

Turan başını yana çekerek kaçtı. İkincisini kaldırdığı koluyla engelledi.

Üçüncüsünde bir adım geri çekildi.

Ben ise durmadım.Sağdan, soldan, yukarıdan… Gelişi güzel hamleler yapıyor, onun gardını açmaya çalışıyordum.

Turan karşılık vermiyordu. Sadece her hamlemi engelliyordu.

“Vursana biraz,” dedim nefesimin arasından.

“Anlaşmamız böyle değildi,” dedi hamlelerimi engellerken.

“Böyle dövüşülmez.”

“Sen vuruyorsun ya.”

“Çünkü sen hiçbir şey yapmıyorsun!”

Bir an iki bileğimide yakalayıp beni kendine çekti.

Göğsüm hızlı bir şekilde onun sert göğsüne çarptı.

Zaten başım göğsüne denk geliyordu.

Başımı kaldırmasam başımı göğsüne çarpacaktım!

Siyahları ile göz göze geldim.

Nefes nefeseydik.

Turan’ın bakışları dudaklarıma kaydı.

Anlından şakağına doğru ter süzülüyordu. Siyahları dudaklarımda kaldı.

Bana doğru yaklaştığında hiçbir tepki vermedim.

Dudaklarımız birbirine değdiği an Turan’ı ittim.

Turan bir iki adım arkaya doğru gitti.

Çattık kaşları ile bana döndü.

Güldüm. “Dikkatin çok dağlıyor,” dedim gülerken. Ciddileştim. “Böyle devam edemeyiz.”

Dikkatini dağıtmak çok kolaydı.

Sert bir nefes verdi.

Ben ise yeniden gardımı kaldırdım. “Devam,” dedim.

Turan kaşlarını çattı. “Emin misin?”

“Eminim.” Bu kez daha dikkatli hareket ettim.

Sağdan bir yumruk savurdum, Turan kolunu kaldırıp engelledi. Ardından soldan gelen hamlemi de savuşturdu.

“Böyle mi?” diye sordum.

“Böyle.”

Bir adım yaklaşıp yeniden hamle yaptım. Turan her seferinde karşılık vermeden saldırılarımı engelliyordu.

Arada mesafe kapanıyor, sonra ikimiz de tekrar geri çekiliyorduk. Bir süre böyle devam ettik.

Ben ona vururken o sadece beni engelliyordu.

O da bana karşılık verse ne olurdu sanki?

Tam yeniden hamle yapacağım sırada Turan’ın hareketi bir anlığına değişti.

Yumruğu kontrolünden çıktı ve karnıma çarptı.

Olduğum yerde arkaya gittim.

Turan’ın yüzündeki ifade anında değişti. “Sikeyim!” Hemen eldivenlerini indirip bana yaklaştı. “Güzce. İyi misin? Canın yandı mı?”

Omuzlarımı tutup ona bakmamı sağladı.

Elimi karnıma götürüp birkaç saniye bekledim.

Sonra başımı kaldırdım. “İyiyim.”

“Emin misin?”

“Evet, Turan.” Hâlâ endişeyle yüzüme bakıyordu.

“Kontrolümü kaybetmemeliydim.”

“Bir şey olmadı,” dedim onun aksine sakin bir sesle.

Canımın acıyıp acımadığını anlamak için yüzüme bakıyordu.

Bakışlarını karnıma çevirdi. Kızarıklığı görmesiyle bir küfür savurdu. Kolumu tutup beni kapıya yönlendirdi.

“Gel krem bir şey sürelim kızardı,” dedi. “Çok sert vurdum. Elimin ayarını sikiyim!”

Canımı acıttığı için kendine kızmasına sinirlendim.

“Turan bir şey yok,” dedim. Kapıdan çıkmadan onu durdurdum. “Cildim hassas onsan kızardı canım acımadı. Hadi devam edelim.”

Delirmişim gibi baktı.

“Devam etmiyoruz,” dedi sert bir sesle. “Kontrollümü nasıl kaybettim!”

Sol bileğini tuttum. Saatin soğukluğu avcumun içinde ısındı.

Bu saatin altındaki iz canımı yakıyordu.

“Bir şey olmadı,” dedim tekrar. Başımı omuza doğru eğdim. “Hadi devam edelim kocam.”

Kocam dediğim an bakışları yumuşadı.

İşte kocam dememle herşeyi yaptıra bilirdim.

“Beni nasıl yola getirceğini biliyorsun değil mi?” diye sordu.

Onu bırakıp tekrar yerime geçerken istemsizce gülüyordum.

“Öyle mi?” dedim bilmiyormuş gibi. “Hiç haberim yok.”

Ona döndüğünde dudaklarında küçük bir tebbesüm vardı.

Birkaç saniye yalnızca birbirimize baktık.

Bu kez ikimiz de konuşmuyorduk.

Gözlerimi ondan ayırmadan bir adım attım.

İlk yumruğu savurdum. Turan başını yana çevirerek kaçtı.

İkinci hamlemde kolunu kaldırdı. Eldivenlerimiz birbirine çarptı.

Geri çekildim. Yeniden yaklaştım.

Sağ.

Turan engelledi.

Sol.

Yine engelledi.

Bir adım daha attım ve aramızdaki mesafe iyice kapandı.

Turan geri çekilmedi.

Gözleri gözlerimdeydi.

Yumruğumu kaldırdım. Tam hamle yapacakken onun bakışlarının hareketimi takip ettiğini fark ettim.

Vurdum. Turan yine engelledi.

Bu kez hızlandım.

Arka arkaya üç hamle yaptım.

Her seferinde Turan’ın gardına çarpıp geri dönüyordum.

O hâlâ bana karşılık vermiyordu. Sadece izliyor, bekliyor ve gelen her hamlemi savuşturuyordu.

Tekrar vurmak için elimi kaldırdığım da onunda eli havalanmıştı.

O bileğimi tutmadan diğer elimle bileğini tutup onu kendime çektim.

Aramızdaki mesafe kapandığında derin bir nefes vererek sarı gözlerime baktı.

Bakışları her yakınlaşmamızda olduğu gibi dudaklarıma kaydığında onu itmek için hareketlendim.

Ama Turan bunu anlamış olacak ki aynı şeyi tekrar yapmamam için iki eliyle çıplak bellimi kavrayıp beni iyice kendine yaklaştırdı.

“Bitti mi?” diye sordu nefesi dudaklarıma değerken. “Yeterli mi bu kadar?”

Hipnoz olmuş gibi gözlerine bakarken terle karışık kokusunu içime çektim.

“Yeter,” derken sesim fısıltı gibiydi.

Sözüm biter bitmez dudakları dudaklarımın üstüne kapandı.

Ellerim bir yere tutunma iç güdüsü ile omuzlarını buldu.

Öpüşü derinleşirlen ben de karşılık vermeye başladım.

Kollarımı boynuna dolarken onun belimdeki bir eli sırtıma doğru uzandı.

Üstümdeki atlet sadece göğüslerimi kapattığı için elinin sıcaklığını sırtımda ve belimde hissediyordum.

Kapının açılma sesini duyduğum anda Turan’ın dudaklarından hızla kopup başımı çevirdim.

Beren ve Zafer kapıda duruyordu.

Zafer’in yüzündeki ifadeyi gördüğüm an içime kötü bir his oturdu.

Ve en kötüsü Yusuf’da buradaydı.

Turan’ı aceleyle itip ondan uzaklaştım.

Zafer dudaklarındaki gülüşü saklamadan tek eliyle Yusuf’un gözlerini kapattı.

“Kapat gözlerini Yusuf,” dedi eğlenen bir sesle. “Buralar tutuşmuş.”

Kızardığımı hissetim.

Güzce sen utanır mıydın ya?

Beren beni anlamış olacak ki bugün kocası olacak adamın karınına dirseğiyle vurdu.

“Sus Zafer!”

Zafer’in karnı acımamıştı ama yalan inledi.

“Ne var ya?” dedi ters ters. “Bugün evlenen biz ama alev alan onlar.”

Aslında sen evlenmeden tutuşturmuşsun demek vardı ama Turan’ın yanında Beren’i utandırmak istemedim.

Turan’dan uzaklaşmıştım ama o bir adımlık mesafe bile katlanamadığı için yanımda yerine yeniden almıştı.

Kolunu omzuma attıp beni kendisine çekti.

Saçlarımın tepesine derin bir öpücük bıraktı.

Ben de hemen elimi onun beline atıp sıktım.

Zafer’e hemen bir şey demeliydi.

Yoksa beni utandırırken ben onu dövecektim.

Beren’de evlenemeyecekti.

“Zafer!” dedi Turan bu tepkime kaşılık. “Git Yusuf’la biraz hava al gel.”

“Alev alan ben miyim?” dedi eliyle kendini gösterirken. “Ben niye dışarı çıkayım?”

Yusuf masum masum gözleri kapalı bekliyordu.

Gözleri kapalıyken bunu fırsat bilip Zafer’in üstüne atladım.

“Kes o sesini!” dedim ama Turan gülerek beni daha sıkı tuttu. “Bırak!”

“Tamam dur karım,” derken eğlendiğini saklamıyordu.

“Bırak Turan!” dedim ondan kurtulmaya çalışırken. “Çenesini kıracağım onun evlenirken evet bile diyemesin!”

Beren gerçekten böyle bir şey yapıcağımı düşünmüş olmalı ki Zafer’in kolunu tutup hızla salondan çıkardı.

“Çık şuradan,” diyordu Zafer’e. “Bebeğim her an babasız kalabilir.”

Zafer giderken Yusuf’u kucağını almıştı. Beren’de arkasından onu kolundan tutarak salondan çıkmıştı.

Sinirle soludum. Utanmıştım.

Her seferinde bu adam bizi niye basıyordu?

Balayına gitselerde kurtulsak diyemiyordum çünkü o işi çoktan görmüşlerdi.

Bir an düşündüm. Acaba hamile olsam Turan ne yapardı?

Çünkü Beren’in hamile olduğunu öğrendiğinde ne kadar sevindiği görmüştüm.

Bana diyordu ama kendisi Yusuf’la ilgilenirken kendinden geçiyordu.

Kendi çocuğu olsa kim bilir nasıl olurdu?

Bu korkumu yenip onunla bir çocuk sahibi olmak isterdim.

İsterim demek bile benim için uzaktı ama sevdiğim adam için bunu yapabilirdim.

Sadece zamana ihtiyacım vardı.

“Hadi işlerimizi halledelim,” dedim Akşama düğün vardı. “Daha kahvaltı bile yapmadık.”

Turan yüzümü izlerken ben onun elini tutarak salondan çıkardım.

🍂🖤

Sabahki antrenmandan sonra spor salonundan çıktığımızda evin içinde düğün telaşı çoktan başlamıştı.

Beren’in düğünü akşam olacaktı ama evdeki hareketlilik sanki birkaç dakika sonra başlayacakmış gibiydi.

Ben ise bütün günün geri kalanını mümkün olduğunca sakin geçirmeye çalışıyordum.

Sabah Turan’la yaptığımız dövüş hâlâ aklımdaydı.

Özellikle de karnıma yanlışlıkla vurduğu anda yüzünün aldığı ifade… O kadar paniklemişti ki neredeyse benden daha çok kendisi korkmuştu.

İstemeden gülümsedim. “Ne gülüyorsun?”

Başımı kaldırdığımda Beren karşımda duruyordu.

“Hiç,” dedim harfleri uzatarak.

“Senin şu ‘hiç’lerinden hiç hoşlanmıyorum.”

Yanına gidip kolunu tuttum. “Bugün senin düğünün var. Beni sorgulamayı bırak,” dedim gülümserken.

Aramız artık daha iyiydi.

Beren gözlerini devirdi. “Akşam benim düğünüm diye sabahtan beri seni rahat bırakacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun.”

“Ne yaptırmayı planlıyorsun?” diye sordum.

Ela gözlerinde parıltılar oluştu. “Okuldayken tahtadan müzik açıp oynardık ya,” dedi hatırlamamı ister gibi. Başımı salladım. “Şey demiştik. ‘Birbirimiz düğününde de oynarız.’”

Hatılıyordum.

Küçükken sadece onunla mutluydum.

“Evet,” dedim hatırladığımı belli ederek.

“Ben senin düğününde oynayamadım ama bugün birlikte oynar mıyız kardeşim?” dediğinde iç çektim.

“Oynarız kardeşim,” dedim. Ağlamasını istemediğim için bir bahane buldum.
“Git gelinliğinle ilgilen.”

“Sen de elbisenle,” dedi. Olduğum yerde durdum. “Daha görmedin.”

“Görmem gerekmiyor. Turan tasarladıysa güzeldir,” dedim emin bir şekilde.

Bu kez cevap vermedi.

Akşamüstü hazırlanmak için odama çıktığımda elbiseyi yatağın üzerine bıraktım.

Buz mavisi kumaş ışığın altında hafifçe parlıyordu.

Elbiseyi Turan tasarlamıştı.

Elime aldığımda kumaşın yumuşaklığını hissettim. Fazla abartılı değildi.

Tam tersine, sade ama kendini belli eden bir tasarımı vardı.

Üzerime geçirdikten sonra aynanın karşısına geçtim.

Saçlarımı açık bırakmış, yalnızca önlerden birkaç tutamı geriye almıştım.

Aynadaki kadına birkaç saniye baktım.

Sonra kapının kolu hareket etti.

Turan içeri girdi.

Ben daha bir şey söylemeden gözleri üzerimde durdu.

Bu kez sabahki bakışından farklıydı.

Daha sakindi. Ama yine de uzun sürdü.

“Ne oldu?” diye sordum sabah ki gibi.

Güldü ve cevap verdi. “Hiç.”

Ben de güldüm.

“Hazırlanmalısın,” dedim. Aynı zamanda aynaya dönüp rujumu sürdüm.

Aynadan gördüğüm kadarıyla bana doğru geliyordu.

Nefesini boynumda hissetim.

Omuzlarımdan nazikçe tutup beni kendine çevirdi.

“Çok güzel olmuşsun,” dedi gözlerimin içine bakarken.

Siyahlarındaki parıltı bugün saatten saate artıyordu.

Bugün mutluydu. Dün konuşmalarımızdan sonra…

“Teşekkür ederim,” dedim içten bir sesle. Sonra o başkasıymış gibi davrandım. “Kocam tasarladı.”

Kaşları havalandı.

Elini belimde hissetim, ardından beni göğsüne çekti.

“Kocan kimmiş?”

“Sen tanımazsın,” dedim. Belimdeki elini ittim. “Mesafemizi koruyalım lütfen evliyim ben.”

O gülerken ben kapıya doğru yürüdüm.

Turan da hazırlanmak için kendi odasına geçti.

Bir süre sonra aşağı indiğimizde bahçe tamamen değişmişti.

Sabah gördüğüm sade bahçe artık küçük bir masal alanına dönüşmüştü.

Ağaçların dallarına sarılan sıcak ışıklar akşamın karanlığı çöktükçe daha da belirginleşiyordu. Masaların üzerinde açık renk çiçekler vardı.

Beyaz örtülerin üzerinde küçük mumlar yanıyordu. Dans alanı çimlerin ortasına kurulmuştu.

Müzik hafifçe çalıyordu. Misafirler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı.

Turan siyah gömlek ve siyah pantolonuyla yanımda duruyordu.

Gömleğinin kolları bileklerine kadar uzanıyordu.

Üzerindeki siyah, onu her zamanki gibi daha ciddi gösteriyordu. “Bakma öyle,” dedi.

“Nasıl bakıyorum?” diye sordum.

Kısa bir cevap verdi. “Uzun.”

“Sen de sabah bana bakıyordun,” dedim gözlerine bakarken.

“Benim bahanem vardı.”

Tek kaşım havaya kalktı. “Senin bahanen neymiş?” dediğimde yüzüme çok güzel bakıyordu.

Yüzüme doğru eğildi. “Karım çok güzel görünüyordu.”

Bir an sustum. Sonra başımı başka tarafa çevirdim.

“Çok konuşuyorsun,” dedim.
Beni öpme ihtimali vardı. Ama etrafta sadece insanlar değil Turan’ın aileside vardı.

Turan’ın hafifçe güldüğünü duydum. Tam o sırada Zafer göründü.

Üzerinde koyu renk, düzgün kesimli bir takım elbise vardı. Normalde yüzünden eksik olmayan o rahat tavrı bugün de değişmemişti.

Beren’i gördüğü anda ise bütün dikkati ona kaydı.

Beren gelinliğiyle merdivenlerden indi.

Zafer birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Bahçe yeni yeni kalabalıklaşıyordu. Biz bahçenin merdiven tarafındaydık.

Beren düz sade saten gelinliği ile yanıma geldiğinde Zafer ağzı açık Beren’e bakıyordu.

Sataşmadan duramadım.

“Ne oldu Zafer?” dedim sabah’ı hatırlatarak. “Tutuştun mu?”

Zafer, Beren’e büyülenmiş gibi bakarken beni duymadı bile.

Zafer bizim yanımızda Beren ile konuşmak istemediği için Beren’in kolunu tutarak arka tarafa çekti.

Güldüm bu hallerine.

Bahçenin diğer tarafında Yusuf ile Umut çoktan birlikte koşmaya başlamıştı.

Yusuf bir şey anlatıyor, Umut onu dikkatle dinliyordu.Sonra ikisi de aynı anda kahkahaya boğuldu.

Halide anne onları uzaktan izlerken gülümsüyordu. Erol baba da yanında duruyordu.

Özlem abla Beren’in arkasından gelip gelinliğinin eteğini düzeltti. Fırat abi ise biraz geride, Umut’u gözlüyordu.

Bir an herkesin birbirine karıştığı o kalabalığa baktım.

Müzik yükseldi.

Bahçedeki ışıklar biraz daha belirginleşti.

Bahçe iyice kalabalıklaşmıştı.

🍂🖤