MANEVRA kitap kapağı

38. bölüm / 42

MANEVRA

38. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vaniliss 🌙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: 38. Bölüm

Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.

İstanbul

Güzce Arven

🍂🖤

Saçlarımı kestirdikten sonra aynanın karşısında yaklaşık on dakikadır kendime bakıyordum.

Katlı kesim yaptırmıştım. Aslında saçlarımı uzun kullanmaya alışmıştım.

O kadar uzun süre uzatmıştım ki, kestirmek fikri aklıma geldiğinde bile birkaç kez vazgeçmiştim.

Ama sonunda gerçekten kestirmiştim.

Parmaklarımı saçlarımın arasından geçirip öne düşen katları düzelttim.

Çok hafif bir kahkülüm bile vardı. Buna cesaret ettiğime bile inanmıyordum.

Fena değildi.

Hatta hoşuma gitmişti.

Şimdi kalçalarıma değil, göğsümün hemen altına kadar geliyordu.

Turan ile ilk tanıştığım zamanki gibiydi.

Sadece katlı bir kesimi vardı.

Tam o sırada kapının açıldığını duydum.

Turan içeri girdi.

Elindeki telefona bakarak birkaç adım attıktan sonra başını kaldırdı.

Bana baktı.

Sonra tekrar saçlarıma baktı.

Bir şey söylemedi.

“Nasıl olmuşum?” diye sordum ona doğru yürürken.

Doğuma yaklaşık bir buçuk, iki ay kadar kalmıştı.

Çok heyecanlıydım.

“Kestin mi?” dedi hemen. “Daha konuşalı bir hafta olmadı.”

“Bir buçuk ay geçti saç kesme konusundan,” dedim hatırlatarak. “Yakışmamış mı?”

Saçıma dokundu. Elini aşağı doğru kaydırdı. Göğsümün hemen altında saçlar bitti.

Hoşuna gitmediğini yüzünden anlıyordum.

“Çok kısa,” dedi.

Değildi. Gayet de uzundu.

“Kısa değil, gayet de uzun,” dedim.

Katlarıma baktı. Kahkülüme dokundu.

“Bunlar niye böyle? Biri kısa, biri uzun,” diye sordu anlamaz halde.

Göz devirmemek için zor tuttum kendimi.

“Katlı kesim bu,” dedim açıklayarak. “Hem normalde çenenin üstünden başlanır, ben altından kestirdim.”

“Aferin,” dedi kötü bir şeyi tebrik eder gibi. Saç uçlarıma dokunurken iç çekti. “Çok güzel olmuşsun.”

Sonunda duyduğum sözle gülümsedim.

Gözleri gülüşüme takıldı. Parmak uçları dudak kenarımı hafifçe okşadı.

“Zaten çabuk uzuyor,” dedim. Sonra sesim değişti. Bugün fazla hecanlıydım. “Eee hazırlan dedim hazırlandım. Beren ile süprizimiz ne?”

Bugün Zafer ile bize hazırladıkları süprizi öğrenecektik.

“Gidince görürsün,” dedi sadece. Beyaz gözler ve siyah bir pantolon giyinmişti.

Her zamanki gibi saati sol kolumdaydı.

Ben karnımı sıkmayacak siyah bir tulum giyinmiştim.

“Gidelim mi artık?” dedim. Ne kadar zorlasam da söylemeyecekti.

Ne kadar çabuk gidersek o kadar hızlı öğrenirdim.

Gülerek başımı salladı. “Gidelim bakalım,” dedi elimi tutup benimle kapıya yürüdü.

Aşağı indiğimizde ilk gördüğüm kişi Beren oldu.

Kucağında Çağrı vardı.

Beni görünce önce yüzüme, sonra saçlarıma baktı. “Kesmişsin.”

Elimi saçlarıma götürdüm. “Nasıl olmuş?”

Beren birkaç saniye inceledi. “Çok güzel olmuş.”

Heycanla sordum. “Gerçekten mi?”

“Evet. Kahkül de yakışmış.”

Gülümsedim. “Ben de beğendim.” dedim.

“Of gidelim artık ben çatlıyacağım,” dedi Beren.

“Ben de,” dedim anında.

Zafer geldi yanımıza. “Gidelim mi?”

“Evet!” dedik Beren ile aynı anda.

Turan güldü. Ve benimle birlikte kapıya yürüdü.

Beren, Çağrı’yı babasına verip bana doğru yetişti.

Turan’ın kolundan beni aldı. Ve benimle yürümeye başladı.

Turan hemen kaşlarını çatmıştı.

“Yemedim karını,” dedi Turan’a Beren. Bana döndü. “Sence ne olabilir?”

“Bence şirkette bir şey yaptılar,” dedim düşüncemi söyleyerek.

“Olabilir.” dedi Beren’de.

Arabalarımıza binip yola çıktık.

🍂🖤

Araba sonunda büyük bir binanın önünde durdu.

Turan’ın yanında olduğum için önce onun kapısını açmasını bekledim.

Ardından arabadan indim.

Beren de arka taraftan indi. Kucağında Çağrı vardı.

Zafer ise hemen onun yanına geçip Çağrı’yı kucağına aldı.

“Ver, biraz da ben taşıyayım.”

Beren gülümseyerek Çağrı’yı ona verdi. “Al bakalım.” dedi tatlı sesiyle.

Zafer Çağrı’yı kucağına alırken ben etrafa bakıyordum.

Nereye geldiğimizi hâlâ anlayamamıştım.

Turan’ın yanına geçtim. “Şimdi söyleyecek misin?” diye sordum.

Turan cevap vermek yerine başıyla binayı gösterdi.
“Bir bak.”

Kaşlarımı çattım. “Ne?” dedim şaşkınca.

Turan’ın gösterdiği yere doğru döndüm.

Başımı kaldırıp binaya baktım.

Camların üzerinde büyük harflerle yazan ismi görünce olduğum yerde kaldım.

İKİLİLİK

Bir an nefesimi tuttum.

O kelime…

Yıllar önce Beren’le birlikte defterimizin köşelerine yazdığımız kelimeydi.

Çocukken kurduğumuz hayalin adıydı.

Beren de benim baktığım yere bakınca yüzündeki ifade bir anda değişti.

“İKİLİLİK mi?…” dedi Beren şokla.

Sesi çok kısıktı.

Ben ona baktım. “Beren…”

O da bana baktı.

İkimiz de aynı şeyi hatırlamıştık.

Çocukken kurduğumuz şirketi.

Bir gün birlikte moda tasarımları yapacağımızı, kendi markamızın olacağını, insanların bizim çizdiğimiz kıyafetleri giyeceğini konuştuğumuz günleri…

On bir yıl geçmişti.

Ama o isim hâlâ buradaydı.

Beren, gözlerini binadan ayırmadan konuştu.

“Gerçek mi bu?”

Turan yanımıza geldi. “Evet.”

Gözlerimi ondan ayırmadan sordum. “Bu şirket…”

Turan başını salladı. “İKİLİLİK.” dedi ve gülümsedi. “Hayalleriniz.”

Beren şaşkınlıkla Zafer’e baktı. “Sen biliyordun ve bana söylemedin mi?”

Zafer sırıttı. “Şaşırın diye söylemedik.”

Ben hâlâ tabelaya bakıyordum.

İçimde garip bir şey vardı.

Sanki yıllar önce bıraktığım bir hayalin kapısının önünde duruyordum.

Turan yine ulaşamadığım her şeyi ayaklarımın altına sermişti.

Beren yanıma geldi. “Hatırlıyor musun?”

Başımı salladım.

Gülümsedim. “Her şeyini.” dedim.

“Defterimizi.” diye başladı.

Güldüm istemsizce. “Mor kapaklı olanı.”

“İlk çizdiğimiz elbiseyi.”

Yüzüm buruştu. “Berbattı.”

Beren kahkaha attı. “Çok güzeldi.”

“Kolunun biri diğerinden uzundu.” dedim kaşımı kaldırarak.

Omuz silkti umursamazca. “Modaydı o bir kere.”

“Sen o zaman da bahaneciydin.” dedim net bir şekilde. “Moda değildi.”

Beren başını iki yana sallayıp güldü.

Sonra yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

“Biz gerçekten başaracaktık, çok hayal kurmuştuk.”

Başımı salladım. “Evet.” dedim.

Aramıza ayrılık girmeseydi. Belki…

Turan bizi sessizce izliyordu.

Zafer de Çağrı’yı kucağında tutmuş, Beren’in yüzüne bakıyordu.

Turan birkaç saniye sonra binanın girişini gösterdi. “İçeri girecek misiniz?”

Beren gözlerini sildi. “Tabii.”

Ben de derin bir nefes aldım. “Yıllar sonra…”

Turan bana baktı. “Belki de bazı şeyler yarım kalmak için değildir.” dedi.

Cümlesine cevap vermedim.

Sadece binanın kapısına doğru yürümeye başladık Beren’le.

Ve ilk kez, çocukken Beren’le hayalini kurduğumuz o ismin altında gerçekten yürüyordum.

İKİLİLİK.

Bizim yarım kalan hayalimiz.

Belki de artık yeniden başlayacaktı.

İçeri girdiğimizde birkaç saniye ne yapacağımı bilemedim.

Her yer kumaş, çizim ve kıyafetlerle doluydu.

Beren yanımda durmuş, ağzı hafif açık şekilde etrafa bakıyordu.

“Ben burayı daha küçük hayal etmiştim.” dedi.

Gülerek ona baktım. “Çünkü çocukken şirket deyince iki odalı bir yer düşünüyorduk.” dedim.

Gerçekten böyledi.

“İki oda mı?” Zafer şaşkınlıkla bize baktı. “Ben sizin hayalinizi daha büyük sanıyordum.”

Beren ona döndü. “Biz küçüktük Zafer.” dedi. “Yani bir tane oda bile olsa biz mutlu olurduk.

“Yani hayalimizde bu kadar büyük bir yer yoktu,” dedim etrafa göz attım.

Sade bir şirketti. Beren ve benim zevklerimiz aynıydı.

Toplantı odası, tasarımlar, defile çalışmaları için podyum, kumaş odası…

Bu tarz şeyler vardı şirkette.

İKİLİLİK

Bizim için hayaldi.

İki küçük kızın hayaliydi.

Turan yanıma geldi. Yüzümü avuçlarının arasına aldı. “Beğendin mi?” diye sordu. Cevabımı beklemeden anılıma uzun bir öpücük bıraktı.

Kollarını tuttum. Geri çekildi.

Göz göze geldik.

“Çok beğendim,” dedim ses tonumu kontrol edemiyordum. “Çok güzel, çok teşekkür ederim.”

Gülümsedi. “Bir şey değil güzelim,” dedi yumuşak ses tonuyla. “Odanı görmek ister misin?”

Heycanla başımı salladım.

Arkama baktığımda Beren’ler göremedim.

“Beren’ler?” diye sordum Turan’a dönerken.

“Zafer’de Beren’e odasını göstermeye gitti,” dedi bana cevap vererek.

20 katı geçiyordu. Beren’in yükseklik korkusu olduğu için onun odası daha aşağıdaydı. Benim odam en üst kattaydı.

“Neden en üst kat benim?” diye sordum. En üst kat ne çok büyük ne de çok küçüktü.

Tek bir oda vardı. Başka bir kapı yoktu.

Kat komple bana aitti.

“Şirkete geldiğimde ikimizi rahatsız etmesinler diye,” dediğinde yüzüm kızardı.

İmaları bitmiyordu.

Kapının kenarındaki isimlikle gülümsedim. Gümüş harflerle kazınmış. ‘GÜZCE ARVEN’

Ve yanında sonbahar yaprakları.

İsmim gibi…

“Aç kapını,” dedi Turan. Tam atlamdaydı.

Derin bir nefes alıp kapının kolunu indirdim.

Kapıyı açtığım anda ilk gördüğüm şey kocaman camlardı.

Odaya girip birkaç adım attım.

Bir taraf tamamen camdı. İstanbul ayaklarımın altında gibiydi.

Gözlerim büyüdü.

Turan kapının yanında durmuş beni izliyordu. “Beğendin.”

Soru değildi.

“Çok.” demem gecikmedi.

Yavaşça odanın içine doğru ilerledim.

Ortada büyük bir çalışma masası vardı.

Masanın üzerinde birkaç defter, kalemler ve çizim kâğıtları duruyordu.

Yan tarafta kumaş örneklerinin olduğu küçük bir bölüm vardı.

Bir duvar tamamen boş bırakılmıştı.

“Buraya ne koyacağım?”

Turan omuz silkti. “Sen karar ver.” dedi. “Değiştirmek istersen her şeyi değiştirirsin.”

Masa ve kumaş örnekleri haricinde çok bir şey yoktu oda çok büyüktü ve yarısından fazlası boştu.

Odayı istediğim gibi dizayn edecektim.

Tekrar masaya döndüm.

Masanın üzerinde küçük bir kutu vardı.

Kutuyu elime aldım.
“Bu ne?” diye sordum.

“Aç.” dedi sadece.

Merakla kapağını kaldırdım.

İçinden eski görünümlü, mor kapaklı bir defter çıktı.

Olduğum yerde kaldım.

Mor kapak.

Bir anda Beren’le çocukluğumuz geldi aklıma.

Defterin köşelerine çizdiğimiz elbiseler…

Yanlarına yazdığımız isimler…

Kendi şirketimizi kuracağımızı anlatan saçma sapan planlarımız…

Defteri iki elimle tuttum. “Turan…” Sesim istemsizce kısıldı. “Bunu nasıl buldun.”

Ben bile hatırlamıyordum.

“Beren saklamış,” diye başladı. “Senin defterin onda kalmış bir daha sana verememiş. Bana vermişti ben sana vereyim diye.”

İlk sayfada iki küçük kızın çizdiği yamuk bir elbise vardı.

Altında da çocukça yazılmış tek bir kelime:

İKİLİLİK

“Ben kaybettim sanmıştım,” dedim. Saklamıştı. Beni seçmese bile beni unutmamıştı. “Kaybettim sanmıştım.”

Defterin sayfalarını çevirmeye devam ettim.

Bir sayfada Beren’le benim isimlerimiz vardı.

Başka bir sayfada gelecekte yapacağımız kıyafetlerin çizimleri…

Bir başka sayfada ise şirketin nasıl olması gerektiğini yazmıştık.

İki masa.

Büyük pencereler.

Kumaş odası.

Defile alanı.

Ve en sonunda: İKİLİLİK

Gülerek başımı iki yana salladım. “Biz gerçekten bu işi çok ciddiye almışız.” dedim başımı kaldırıp sevdiğim adama baktım.

Kapının yanındaki duvara yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş beni izliyordu.

Defteri masanın üstünde bırakıp küçük adımlarla ona ilerledim.

Yanına yaklaştığım gibi ellerini belime yerleştirdi. Omuzlarına tutunup yükseldim.

Ve dudaklarına kapandım.

Anında karşılık verdi. Dudakları dudaklarımı ezerken yerimizi değiştirdi.

Sırtım duvara değmiyordu çünkü Turan elini koymuştu.

Ellerim boynumdayken o beni sıkıca tuttuyordu.

Sanki tutmazsa kaybolacakmışım gibi.

Nefes nefese ayrıldığımız da sıcak nefesi yüzüme vuruyordu.

Kirpiklerimin arasından ona baktım.

“Bir hayalimi daha gerçekleştirdin,” dedim soluğum dudaklarına çarptı. “Ben neden senin hayalerini bilmiyorum?”

Bir eli yanağımdaydı. Başparmağı yanağını okşarken konuştu.

“Hayalimi bana veriyorsun zaten,” dedi diğer elini karnımda hissettim. “Bana bir kız çocuğu veriyorsun Güzce. Benim tek hayalim seninle bir aile kurmak.”

Cevap veremedim.

“Sen bana ışığı verdin… Ben karanlıkta yaşarken sen girdin hayatıma beni o zifiri karanlıktan çıkardın. Güneşine tutsak ettin.”

Yüzü yüzüme bu kadar yakınken böyle konuşmamalıydı.

Dudaklarımı dudaklarıma sürttü. Gözlerim kapandı.

Dudaklarıma küçük bir öpücük bırakıp geri çekildi.

“Ben seninle ışığı gördüm, seninle nefes aldım ve… seninle yaşamayı öğrendim.” dediğinde boğazım düğümlendi.

Turan’ın sesi sakindi ama söyledikleri içimde ağır bir yere dokunuyordu.

“Ben hayatım boyunca bazı şeylerin benden alınmasına alıştım.” dedi. “İnsanlara güvenmemeye, kimseyi kendime fazla yaklaştırmamaya alıştım. Sonra sen geldin.”

Gözlerimi ondan ayırmadan dinliyordum.

“İlk başta senin de geçici olduğunu düşündüm.” dedi. “Hayatımda kalmayacağını.”

“Geçici mi?” dedim hemen. Ama işler hiç öyle olmamıştı. “Beni sevdiğini ne zaman anladın?”

Göz kırpıştırarak sorduğum soruyla yarımca gülümsedi.

“Senin gözlerini çizdiğim de,” dedi bir anda.

Güneşim

Gözlerimi çizmişti. O çizimi gördüğüm de çok şaşırmıştım.

“Bana attığın bir bakışın bile beni değiştirdi Güzce,” diye devam etti. Ben dilim kitlenmiş gibi onu dinliyordum. “Ben saatlerce çizim yapıp en fazla iki saat uyuyan bir adamdım. Seninle evlendiğim günden beri o odadan çıkmak istemedim.”

Yanağımı okşamaya devam etti. Bebeğimizin hareketlerini hissediyordum.

“Kimseyle temasa geçmezdim ama sana dokunmadan, seni hissetmeden bir saniye bile duramıyorum,” dedi dudaklarıma doğru.

Başını eğip boynuma gömdü burnunu. Derin bir nefes aldıp kolumu içine çekti.

Titredim.

Boğuk bir sesle devam etti. “Bunları bana yapan tek şey gözlerindi.”

Gözlerim.

Onun için ışık, güneş olan gözlerim.

Haberi yoktu belki ama o da benim dünyamı aydınlatmıştı.

Başını kaldırıp bana baktı.

“Üniversiteye gideceksin.” dedi net bir sesle. “Sonra bu şirketi ayakta tutan sen olacaksın.”

Evet bunu yapacaktım. Hemde kardeşimle.

Gülümsedim. Gülümsedi.

“Ama önce anne olmalıyım.” dedim gülerek.

Bakışları karnıma değidi.

“Kızım,” dediğinde içim gitti. Onunla konuşması çok hoşuma gidiyordu. “Ne zaman doğacaksın? Baban seni çok merak ediyor.”

Kapı aniden açılınca irkildim.

Turan kapı bize çarpmadan bizi kenara çekti.

Başımı kapıya çevirdim.

Beren, kucağında Çağrı ile kapının yanında durmuştu. Zafer de hemen arkasındaydı.

“Ne kadar zamandır oradasınız?” diye sordum kaşlarım çatılmıştı.

Beren omuz silkti. “Ağaç olduk.” dedi. Camlara korkudan bakamıyordu.

Beren’in bakışları masanın üzerindeki mor deftere kaydı.

Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. “Almışsın.”

Başımı salladım. “Sen de saklamışsın.” dedim.

“Evet.”

“Bana neden vermedin?” diye sordum.

Bir an sustu. “Çünkü…” dedi ve Çağrı’ya baktı. “Sana verecek cesareti kendimde bulamadım.”

Sesindeki değişikliği fark edince gülümsemem biraz duruldu. “Beren…” dedim sesim alçalmıştı.

“Ben verince belki almazsın diye Turan’a vermiştim,” dedi açıklayarak.

İç çekerek gülümsedim.

Beren yanıma geldi. “Hazır mısın?” diye sordu.

Ona baktım. “Bu sefer yarım bırakmayacağız.”

Beren’in yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu. “Bırakmayacağız.”

Sonra birlikte odadan çıktık.

Koridorda yürürken gözüm kapının üzerindeki ismime takıldı.

GÜZCE ARVEN.

Bir gün belki bu koridorlarda gerçekten bizim çizdiğimiz kıyafetler konuşulacaktı.

Belki bir gün çocukken kurduğumuz o hayal, insanların bildiği gerçek bir markaya dönüşecekti.

Ve bu kez yanımda Beren vardı.

Arkamda bıraktığım yıllar vardı.

Karnımda ise geleceğim.

Benim için bundan daha güzel bir başlangıç düşünemezdim.

🍂🖤

Şirketten eve geldiğimizde hava çoktan kararmıştı.

Gün boyunca yaşadığımız heyecanın etkisi hâlâ üzerimizdeydi.

Beren ile Zafer eve geçmiş, biz de doğrudan kendi evimize gelmiştik.

Evimize diyordum çünkü Dünya doğduktan sonra farklı bir eve taşınmayı düşünüyorduk.

Dünya’nın odasını kurmaya devam etmek için bu eve gelmiştik.

Yine bir malikaneydi. Büyüktü. Ev benim istediğim gibi düzenlenmişti.

Yatak odasının yanındaki odaya kızımızın odası yapacaktık.

Eşyaları, mobilyaları ve oyuncaklarına kadar her şey hazırdı.

Bej, krem rengi tonlarda bir odaydı.

Her şeyi tam istediğim gibi olmuştu.

Ama bir duvarı boştu.

Orayı Turan ile birlikte boyayamak ve üçümüzün resimlerini koymak istiyordum.

Bir süre kapının önünde durup odayı izledim.

Her şey hazırdı.

Beşik pencerenin biraz uzağında duruyordu.

Yanında küçük bir komodin vardı. Dolabın içi bile düzenlenmişti.

Küçük kıyafetler, battaniyeler, çoraplar…

Hepsine tek tek bakmıştım.

Ama gözüm sürekli boş duvara kayıyordu.

Turan da benim baktığım yeri fark etmişti. “Orası kaldı.” dedi.

Başımı salladım. “Boya var mı?” diye sordum.

“Var da, ne yapacaksın?”

Gülümsedim. “Birlikte boyayalım mı?” diye sordum heyecanlı bir sesle.

Gülümsedi.

“Boyalım,” dedi yüzümdeki heyecanı görünce.

Heyecanlı hecanlı anlatmaya başladım.

“O köşe özel olsun. Biz boyayalım. Dünya doğduğunda onun fotoğraflarını asalım.” dedim düşündüğün şeyleri ard arda söylerken.

“Tamam öyle bize özel olsun güzel karım,” dedi yumuşayan sesiyle. “Boyaları alıp geliyorum ben.”

Gitmeden dudaklarımı küçük bir öpücük bırakıp öyle gitti.

Arkasından baka kaldım.

Sonra elimi karıma koydum. “Bu baban sürekli aklımı başımdan alıyor,” dedim gülümserken.

Turan boyaları alana kadar karnımı komple açıkta bırakran beyaz bir crop giydim. Altımda beni rahatsız etmeyecek bir eşofman geçirdim.

Turan elinde boyalarla odaya girdiğinde saçımı yukardan topuz yapmakla meşguldüm.

“Açık kalsın,” dediğinde itiraz etmedim. İstediğim gibi olmadıkça tekrar tekrar yapmıştım topuzumu.

Tokayı bileğimi takım.

Turan’ın yere bıraktığı boyalarım yanına oturdum.

Eğilip almam mümkün değildi.

Turan ayakta beni izlerken bağdaş kurup istediğim renkleri palete döktüm.

Yeni renkler oluşturdum.

İşim bittiğinde ayağa kalkamadım.

Turan’a baktığım da gülüyordu.

“Ne gülüyorsun ya, sanki keyfimden kalkmıyorum,” dedim ters ters. Elimi ona doğru uzattım. “Kaldır beni.”

Yanıma geldi. Kollarımdan tutup tek hamlede beni yerden kaldırdı.

“Hadi sen de fırça al birlikte çizip boyayalım,” dedim heycanla karışık bir sesle.

Fırça alıp yanıma geldi. “Ne çizelim?” diye sordu.

Duvarın kenarını gösterdim. “Şu kısma gökkuşağı çizelim, şuraya güneş…” diye başladım anlatmaya.

Anlattığım şeyleri tek tek çizmeye başladık.

Gökkuşağı, çiçekler, böcekler. Ve duvarının en köşesinde sanki yeni doğan bir güneş vardı.

Güneşi Turan çizmişti.

Şimdi sanat eserimize bakıyorduk.

Kolunu omzuma attıp beni kendine çekti. Saçlarıma dudaklarını bastırdı.

Ben büyülenmiş bir şekilde duvara bakıyordum.

Çocuk gibi mutlu olmuştum. Ne kadar anne olsamda.

Gözlerim parlıyordu resmen.

“Çok güzel oldu,” dedim ışıl ışıl bir sesle. “Dünya doğduğunda beğenir mi?”

Gözlerim ona döndü. “Beğenir,” dedi gözlerime bakarken.

Gülümseyerek duvara geri döndüm.

Aklıma gelen şeytanlıkla elimdeki fırçayı onun yüzüne sürdüm.

Resim yaparken karnıma kadar beni boyamıştı.

Şimdi intikam vaktiydi.

Yüzünü çizmemle hemen ondan uzaklaştım.

Turan bir anda olduğu yerde kaldı.

Yüzündeki boyaya dokundu.

Sonra elindeki fırçaya baktı.

Sonra tekrar bana baktı.

Ben ise gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyordum.

“Pardon elim çarpmış,” dedim ondan bir adım daha uzaklaşmışken.

“Elin çarpmış?” dedi elindeki fırçaya bakarken.

Yüzündeki pembe boya ile çok komik duruyordu.

“Turan sakın,” dedim elimi ona doğru uzatırken, beşiğin kenarına geçtim.

Elindeki fırça ile üstüme yürüyordu.

“Ne sakın?” diyor sordu beşiğin diğer tarafındayken.

“Ya yeterince beni boyadın zaten dahasına gerek var mı?” dedim masum masum.

Yüzüm de karnım da her yerim boyaydı.

Aslında o beni boyadıkça ben de onu boyamıştım ama o kurumadan silmişti.

“Gel buraya,” dedi sözlerimi umursamadan.

“Hayır!” dedim ve kapıya doğru koştum.

Benden daha hızlı olduğu için hemen beni yakalamıştı.

Bu kadar hızlı olmak zorunda mıydı?

“Yakaladım,” dedi kurnaz bir sesle.

Masum masum yüzüne baktım. “Boyamasan olmaz mı?” dedim sesimi oldukça tatlı çıkarmaya çalışmıştım. “Hem sen bana kıyamazsın.”

Gülümsedi. Gamzelerini görünce dikkatim dağıldı.

“Cık,” dedi sadece.

Ve kıydı.

Boyanın soğukluğunu yüzünde hissetim.

Suratımı astım. Her şeyin sonunu o getirmek zorundaydı.

Daha Dünya burada değildi.

Ama onun için hazırlanmış bir oda vardı.

Bizim ellerimizle boyadığımız duvarlar vardı.

Bir gün burada onunla ilgili yüzlerce anı birikecekti.

İlk oyuncağı.

İlk adımları.

İlk doğum günü…

Belki de geceleri uyanıp onu buradan alıp yanımıza götürecektik.

Hepsi daha yaşanmamıştı.

Ama ben şimdiden hepsini hayal ediyordum.

Bizim çizdiğimiz küçük aile…

Daha Dünya doğmadan onun odasında yerini almıştı.

Ve ben ilk kez, onun gerçekten hayatımıza ne kadar yaklaştığını hissettim.

🍂🖤

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

75okunma 8beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.