2. bölüm · MANEVRA
2. Bölüm
Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.
İstanbul
Güzce Akalay
🍂🖤
Telefon kapandıktan sonra hiçbir şey yapamadın öylece durdum.
Harun’un bana dokunmaya çalıştığına mı şaşırayım yoksa Turan Arven’nin bana yardım etmesine mi?
Bunları düşünürken kapı tıklandı.
“Aç şu kapıyı,” diye sakince konuştu Harun.
Kapıya sırtım yaslı bir şekilde yerde oturuyordum.
Deli şimdi kapıyı tekmeler diye kapıdan uzaklaştım.
“Açmıyorum.”
Sinirli bir nefes alıp verdi yüksek sesle. “Bak Güzce, düzgünce konuşuyorum aç” dedi.
Tabiki de açmayacaktım.
Ama bir tarafımda aç kapıyı, kır kemiklerini diyordu.
“Harun,” dedim. Ardından sinirlensin diye ekledim, “abi.”
“Güzce bana abi demeyeceksin,” dedi.
“Aramızda dokuz yaş var tabiki abimsin.”
“Aç şu kapıyı!” dedi.
Ne cevap verdim ne de kapıyı açtım.
“İyi kal burada,” dedi. Ardından bir kapı açıldı belli bir süre sonra. Araba sesi duyunca kitlendiğim kapıyı açtım.
Ama karşımda Harun vardı. Kapıyı tekrar kapatmaya çalıştığımda Harun içeri girmişti.
“Sakın yaklaşma!” dedim.
Gülümsedi. “Nişanlım,” dedi iğneleyici tonda. “Gel buraya.”
“Hayır,” dedim. “Harun çık önümden gideceğim ben, eğer bana yaklaşırsan tüm kemiklerini kırarım!”
Kahka attı, ardın bir adım daha attı.
Ben geriledim sırtım duvar ile buluşunca olduğum yerde kaldım.
“Ben kaçma,” diye sinirle soludu Harun.
“Bana zarar veremezsin!”
“Sana zarar vermeyeceğim,” dedi. Aramızda üç adım kalmıştı. “Sadece seni sevmek istiyorum nişanlım, düğüne kadar sabrede bileceğimi sanmıyorum.”
“Gerçekten iğreçsin!” dedim yüzümü buruşturarak.
Nerede kalmıştı Turan?
Güzce salaksın seni bir kere gören adamdan yardım istedin sence gelir mi?
Hay aklıma s…
Nerden güvenipte aramıştım ki?
Harun daha fazla bir şey söylemeden aramızdaki mesafeyi kapattı.
Ona vurmak için elimi kaldırdığım sırada tek eliyle iki bileğimi de kavrayıp başımın üstüne sabitledi.
“Yaklaşma bana!” diye bağırdım. Bedenimi komple haps etmişti.
Tekme bile atamıyordum.
Beni duvar ile arasına kitlemiş yüzüme doğru eğildi. Onun rahatsız edici nefesi yüzüme vuruyordu.
“Harun bırak beni!” diye çığlık attım. “Yardım edin!”
Güldü. “Burada sen ve benden başka kimse yok nişanlım,” dedi keyifle.
Yüzüme biraz daha yaklaştı.
Konuşmak için ağzıma açtığımda, parmağını dudaklarımın üstüne koydu. “Şşş,” dedi. “Dudaklarını konuşmak için değil bana karşılık vermek için kullan.”
Midem bulanıyordu. Parmağını dudaklarımdan çekti. Aramızda santimler vardı.
“Tamam,” dedim sakin bir sesle. Şaşırdı. “Bileğimi daha çok sıkma, sana istediğini vereceğim.”
İstediğini almış gibi sevindi. “İşte böyle nişanlım,” dedi ardından bileğimi tutan eli gevşedi.
Bunu fırsat bilip bayılmayacağı şekilde yumruğumu yüzüne geçirdim.
İnleyerek küfür etti. Arkaya savruldu. Kapıya doğru hızlı adımlarla ilerlerken, saçımdan tutulup arkaya çekildim.
“Sen benimsin Güzce!” diyen sesi duydum. Geriye doğru çekilmeye devam ederken, dengemi koruyamadım.
Yere düştüm, kafamı sert bir yere vurdum. Gözüm karardı. Üstüme biri eğildi.
“Güzce!” diye bağırdı Harun.
Gözlerim kapanırken odaya giren adamı gördüm. Siyah gözlü adam.
Gelmişti.
Harun’u üstümden çekti.
Son gördüğüm şey Harun’u yumruklanmasıydı.
Gözüm kapanmıştı ama sesleri duyuyordum.
Yüzüme dokunulduğunu hissettim.
“Hadi güzelim aç gözlerini,” diyen farklı bir adamın sesini duydum.
“Turan, kanaması var çıkalım buradan.”
Başka ses duymadım, tek hissettiğim yerden havlanmamdı.
Bilincimi komple kaybettim.
🍂🖤
“Ne zaman uyanır?” diye soran adamın sesini duydum.
“Uyanır bugün Turan bey,” diye cevap verdi adam.
Kapı açılıp kapandı. Gözümü ışıktan rahatsız olduğum için açamadım.
“Neden aradı bu kız seni?” dedi biri. “Neden senden yardım istesin?”
“Nerden biliyim ben Zafer?” dedi Turan ters bir şekilde.
“Nerden tanıyor acaba seni?” dedi Zafer denen adam.
Gözüm kapalı şekilde hareketsiz onları dinliyordum.
“Sen takılma bunlara,” dedi Turan.
“İyi ben çıkıyorum, gün içinde uyanırmış zaten,” dedi Zafer ve çıktı odadan.
Kapı kapandıktan sonra odada sadece ben ve… Turan Arven vardı.
Gözlerimi açmadım. Kapalı tutmaya devam ettim.
“Gözünü tam olarak ne zaman açarsın?”
Uyumadığımı anlamıştı.
Sakin bir şekilde açtım gözlerimi.
Simsiyah gözleri ile göz göze geldim.
“Nerdeyim?” diye sordum. Evet beni o getirmişti ama nerede olduğumu bilmiyordum.
“Evimimdesin,” dedi.
Evinde miydim?
Ben konuşmayınca o konuştu.
“Neden benden yardım istedin?” diye sordu. Cevap vermedim. “Beni bir kere gördün.”
Yaptığım yerden odaya baktım. Normal ama geniş bir odaydı.
Bakışlarımı ona çevirdim.
“Araya bileceğim biri yoktu,” dedim.
Kaşları sorgularcasına yukarı kaldırdı.
“Bana nasıl güvendin?”
Cevap ver Güzce nasıl güvendin?
“O an aklıma tek sen geldin ve aradım,” dedim.
Sözümün ardından kısa bir sesizlik oldu.
Gözlerini benden çekmedi.
Sanki söylediğim şeyi tartıyordu.
İnanıp inanmamak arasında değil…
ne kadarı doğru olduğunu ölçüyordu.
“Bu kadar mı?” dedi.
Kaşlarımı hafifçe çattım.
“Ne kadar olmasını bekliyorsun?” diye sordum.
Gülmedi. Ama dudaklarının kenarı çok az oynadı.
Alay eder gibi değil… daha çok ‘beklediğim cevap bu değildi’ der gibiydi.
“İnsanlar genelde hayatlarını riske atacak kararları böyle vermez,” dedi.
Sesi sakindi. Ama içindeki sertliği ve ağırlığı hisediyordum.
“Ben de o insanlar gibi değilim,” dedim.
Bir adım attı. Aramızdaki mesafe azaldı.
Yatağım yerde doğruldum. Yataktan yardım alarak oturur pozisyona geldim.
“Değilsin,” dedi.
Bu sefer kesin olan bir sesle.
O an ilk defa beni gerçekten gördüğünü hissettim.
Ama bu iyi bir şey değildi.
“Peki,” dedi.
“Beni neden seçtin?”
Aynı soruyu farkılı şekilde soruyordu.
Pes etmeyecekti.
“Seçmedim,” dedim. “Başka kimse yoktu.”
Bir anda eliyle çenemi tutup başımı hafifçe kaldırdı.
Siyah tişörtünün altındaki kol kası gerildi.
Hareketi sertti.
Kalbim hızlandı.
“Yalan söyleme,” dedi.
Sarı gözlerime siyah gözlerini dikti.
Çenemdeki elini elimle geri ittim.
“Sınırını bil,” dedim.
Sesim bu sefer sertti.
Bir an durdu.
Sonra geri çekildi. Ama bu geri adım değildi.
Sadece… ölçüyordu.
“Burada sınırları ben belirlerim,” dedi açık ve net bir biçimde.
Sesi ilk defa bu kadar sertti.
İçimde bir şey kıpırdadı.
Korku değildi… dikkati.
“Burası senin evin olabilir,” dedim. Gözlerini gözlerime kitledi. “Ama ben senin kurallarına göre hareket etmem.”
Sessizlik.
Sonra başını hafifçe yana eğdi.
“Güzel,” dedi. “En azından kırılmamışsın.”
Ne demek istediğini anlamadım.
Ama cevap vermedim.
“O adam seni niye o eve götürdü?” diye sordu. “Kuzenim demiştin.”
Sorunun ağırlığı odaya dağıldı.
Gözlerimi kaçırmadım.
Ama cevapta vermedim.
“Susmak seni korumaz,” dedi.
“Konuşmak da korumuyor,” diye cevap verdim.
Bir an… gerçekten durdu.
Sonra yavaşça cebinden bir şey çıkardı.
Telefonum.
Masaya bıraktı.
“Bu şehirde kimse kimseyi kurtarmaz Güzce,” dedi. “Ben de dahil.”
Adımı öğrenmişti.
Kalbim bu sefer daha hızlı attı.
Ama belli etmedim.
“Ne bedeli?” dedim.
İlk kez… hafifçe gülümsedi.
“Henüz karar vermedim,” dedi.
“Karar vermedin mi?” dedim şaşkınlıkla. “Yani beni kurtardın ama nedenini bilmiyorsun?”
“Biliyorum,” dedi sakin bir sesle. “Sadece sana söyleyip, söylememeye karar vermedim.”
Sinir oldum.
“İnsanları böyle mi kullanıyorsun?”
Yatağın yanına doğru bir adım attı.
Kurduğum cümleden rahatsız olduğu belliydi.
“Kullanmak mı?” dedi sorgularcasına. “Yanlış kelime.”
Başımı hafifçe yana doğru eğdim.
“Doğru kelime ne peki?”
“Değerlendirmek.”
İçimden bir şey geçti. Bu adam tehlikeliydi.
Sadece söyledikleriyle değil… söylemedikleriyle de.
“Ben bir eşya değilim,” dedim.
Başını hafifçe aşağı yukarı salladı.
“Değilsin,” dedi. “Zaten o yüzden burdasın.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne demek bu?”
Bir an sustu. Yavaşça yürüyüp pencerinin önünde durdu. Ellerini cebine yerleştirdi.
Arkasından sırtı ile bakıştım. Kaslı geniş omuzlu bir adamdı. Vücudu gelişmişti.
“Dün gece,” dedi. “Seni izledim.”
Kalbim bir an durdu sanki.
“Ringde,” diye devam etti.
“Son hamleni.”
Nefesim ağırlaştı.
“Yanlış yaptın,” dedi. “Senin gibi biri o hatayı yapmaz.”
Bana doğru döndü.
Gözlerimi kıstım.
“Açık konuş.”
“Biri seni yönlendirdi,” dedi. “Ya da yönlendirmeye çalıştı.”
O an içim buz kesti.
“Saçmalık,” dedim.
Ama sesim eskisi kadar net değildi.
“Değil,” dedi emin bir sesle. “Ve bu sadece başlangıç.”
“Bana açık konuş.”
Siyah gözleri dikatle bedenimde dolandı.
“Zamanı gelince,” dedi.
Sinirle güldüm.
“Sen hep böyle misin?”
Terdütsüz, “evet,” dedi.
Bir an birbirimize baktık. Ama konuşmadık
Gözleri elime kaydı. Kaşları çatıldı.
“Yüzük?” dedi. Gözleri gözlerimi buldu.
Refleksle elimi yumruk yaptım.
“Bir şey değil,” dedim.
Gözlerini kısmıştı.
“Parmağında nişan yüzüğü var ve ‘bir şey değil’ mi diyorsun?” dedi.
Sesindeki sertlik beni gerdi.
Ama geri adım atmadım.
“Seni ilgilendirmez,” dedim.
Çenesini hafifçe sıktı.
Sonra ağır bir sesle konuştu:
“Yanılıyorsun. Seni buraya getirdiysem ilgilendirir,” dedi.
Kollarımı göğüsümde bağladım.
“Beni getirdin diye hayatımı anlatmak zorunda değilim,” dedim.
Kısa bir süre sustu.
Sonra tekrar sordu:
“O adam seni neden o eve götürdü? Kimdi?”
Cevap vermedim.
Sıkınıttıyla nefes aldı.
“Tekrar soruyorum,” dedi. “O adam kimdi ve senden ne istiyor?”
Gözlerimi ondan kaçırdım.
Parmağımdaki yüzüğü baktım.
Boğazım düğümlendi.
“Babam yüzünden,” dedim.
Sessizce bekledi.
Ben de devam ettim.
“Babamın borçu var,” dedim. “Amcam kapatacağını söyledi.”
“Karşılığında?” diye sordu.
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Oğlu Harun ile evlenmemi istedi,” dedim. “O adamda Harun’du.”
Çenesi kasıldı.
“Harun’la evlenmeni istedi?” dedi.
Odanın içi sessizlikle doldu.
Parmağımdaki yüzüğü çevirdim.
“Dün gece isteme oldu,” dedim sıkıntıyla.
Yüzünde bir şey değişmedi. Ama bakışları sertleşti.
“Sen kabul ettin mi?” dedi.
Bakışlarımı hızla ona çevirdim.
“Hayır!” diye aniden yükseldim.
“Yüzük parmağında,” dedi başıyla yüzüğü işaret ederek.
“Ben istemdim dedim ya!” dedim yükselerek.
Derin bir nefes aldım kendimi toparladım.
Devam ettim:
“Kimse ne istediğimi sormadı,” dedim daha alçak bir sesle.
“Babam borçtan kurtulmak istiyor. Amcamda bunu fırsat biliyor.”
Bir süre sustu.
“Harun seni zorla mu götürdü?” dedi.
Başımı salladım.
“Yemek yiyelim dedi kabul etmedim zorla bir yere götürdü ama ıssız bir yerdi,” dedim.
Bakışları derinleşti.
İlk kez yüzünde açık bir öfke gördüm.
“Ve sen yardım için beni aradın?”
“Evet.”
“Beni tanımıyorsun.”
Başımı salladım.
“Tanımıyorum.”
“Yine de aradın,” dedi.
“Çünkü, başka seçeneğim yoktu,” dedim.
Annem babam gelmezdi. Amcamlar zaten.
Ağır bir sesle konuştu.
“Demek ikimizinde aynı sorunu var,” dedi.
Kaşlarım çatıldı.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordum.
“Benim ailemde beni istemediğim bir kadın ile evlendirmeye çalışıyor,” dedi.
Şaşkınlıkla baktım.
“Ve bunu engellemenin bir yolu var.”
Tek kaşım kalktı.
“Nasıl?” dedim.
Gözlerimin içine baktı.
Rahat bir tavırla.
“Benim karım ol,” dedi.
Bir an ne dediğini anlamadım.
“Ne?”
“Anlaşmalı evlilik,” dedi net bir şekilde. “Sen o piçten kurtulursun. Ben ailemin dayattığı evlilikten kurtulurum.”
“Ciddi misin?”
Sinirle, “gayet ciddiyim,” dedi.
“Daha beni tanımıyorsun,” dedim.
“Tanımam gerekmiyor,” dedi.
Kaşlarımı çattım.
“Bana bunu neden teklif ediyorsun?” dedim.
İkimizde zorla evlenmek istemezken neden ikimiz evleniyorduk?
“Senin kurtulmaya ihtiyacın var,” dedi. “Benimde ailemin baskısından.”
“Benden ne istiyorsun?”
“Ailem ve dışarıda benim karım olmanı,” dedi. “Herkes’in içinde karım gibi davranmanı.”
“Başka?” diye sordum.
“Kurallarıma uymanı.”
Tek kaşım havaya kalktı.
“Kural mı?” dedim.
“Bu evlilik sadece dışar görüşte olacak,” dedi. “Ama insanlar gerçek sanacak.”
“Ve ben neden buna güveniyim?”
Hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
“Çünkü başka seçeneğin yok,” dedi.
Bu söz sinirimi bozdu.
Ama yanlış da değildi.
O istese ailesine karşı çıkabilirdi ama ben ne kadar hayır desemde elinde sonunda o şerefsiz ile evlendirilirdim.
Beni tanımıyordu. Neden beni seçiyordu?
“Düşün,” dedi. Kafamda kurduğum şeylerden kurtulup ona döndüm.
“Harun’la evlenirsen hayatın belli.”
“Benimle evlenirsen en azından seçim yapmış olursun,” dedi.
Cevap vermedim.
Çünkü ilk kez… sunduğu şey mantıklı gelmişti.
🍂🖤
Turan’nın adamı Zafer beni evin arka sokağında bırakmıştı.
Aklımda hala o siyah gözler vardı.
Evin kapısı hiçbir zaman çalmazdım. Yine kendi anahtarım ile açtım kapıyı.
İçeri girdiğim an.
Babamın buz gibi sert sesi evde yankılandı.
“GÜZCE!”
Alımıştım bağırmasına.
Gece yarısı olduğu için Yusuf uyuyordu.
İnşAllah uyanmamıştır diye geçirdim içimden.
Salona doğru ilerledim.
Annem babamı sakinleştirmeye çalışıyordu.
Babam beni görünce kaşları çatıldı.
“Nerdesin sen?!” dedi.
“Geldim işte,” diye cevap verdim.
Annem, “Güzce,” dedi uyarıyla.
Umursamadım.
Babam konuştu. “Harun seninleymiş! Sonra dövüşmüşler Harun’u!” dedi bağırarak.
“Evet.”
Güldü sinirle babam. “Güzce seni bir adam almış ordan,” dedi. “Kim o?”
“Tanımıyorum.”
“Murat sakin ol,” dedi annem.
Babam devam etti. “Harun ile evleniceksin,” dedi.
Kafamı iki yana salladım.
“Hayır! Evlenmeyeceğim,” dedim.
“Yüzük takıldı iş bitti,” dedi babam. “Evleniceksin!”
Gözlerim elime kayıdı.
“Çıkarırım” dedim.
“O kadar kolay değil Güzce hanım,” dedi. “Eğer o yüzük parmağından çıkarsa…”
Tehdit eder gibi konuşuyordu.
“Çıkarsa ne olur baba?” dedim. “Keser misin?”
“Çıkarmayacaksın!” dedi emrederek.
Cevap vermeden Yusuf’un odasına ilerledim.
“Güzce buraya GEL!” diye bağırdı arkamdan babam.
Duymamazlıktan geldim.
Yusuf’un odasına girdim.
Tek nefes alabildiğim yer bu odaydı.
Harun ile evlenirsem Yusuf’u göremezdim. Bu eve sokmazlardı beni.
Annem ve babamın Yusuf’a ne kadar düşkün olasalarda benim kadar bakmamışlardı.
Sonuçta erkek çocuğu ayrımı yapan bir ailem vardı.
Beni kullanıyorlardı.
Yusuf’a bakmalarının tek nedeni ise Yusuf’un onalara bakacağının düşüncesiydi.
Ama bilmiyorlardı ki Yusuf’u ne kadar üzdüklerini…
Şimdi Turan ile evlenirsem Yusuf’u görürmüydüm?
Yusuf’u yanıma almazdım ailem izin vermezdi.
Yatağın kenarına oturdum başımı minik kardeşime çevirdim.
Yusuf minik dudaklarını büzmüş, iki elini yastık ile başının arasına koymuş, melek gibi uyuyordu.
Dudaklarımı anlına bastırdım.
“Ne yapacağım ben?” dedim kendi kendime. “Yusuf‘suz ne yapacağım?”
Kardeşimi aileme bırakamazdım. Ama alamazdım da…
Kimi seçicektim?
Harun mu?
Turan mı?
🍂🖤
(Turan Arven Karakteri)
-MODELİ-
Instagram= Antonia Medugno
