35. bölüm · MANEVRA

35. Bölüm

Vaniliss 🌙

Selam şekerlerim yeni bölüm geldiiii.

İstanbul

Güzce Arven

🍂🖤

Eve geldiğimizden beri Turan benimle konuşmaya çalışıyordu ama ben hâlâ ona trip atıyordum.

Hem de ciddi ciddi.

Çünkü bütün gün yeterince yorulmuştum.

Bir de üstüne benimle dalga geçmişti.

Salonda koltuğa oturmuş, karnımı okşuyordum.

Turan karşımdaki koltukta oturmuş bilgisayarına bakıyordu.

Yusuf’u uyutmuştum. Bugün okulda oyun oynadıkları için direkt uyumuştu.

Bir süre sessizlik oldu. Sonra bana baktı. “Daha ne kadar küs kalacaksın güzel karım?” diye sordu.

Omuz silktim. “Bilmiyorum.”

“Sabaha kadar mı?”

İnadına. “Belki.” dedim.

Başını iki yana sallayarak güldü.

Aniden karnım acıyınca, yüzümü buruşturdum. Ama kızım tekme atmıştı.

Gülümsedim sonra. Onu hissetmek güzeldi.

Turan bana bakıyor olmalı ki endişeli sesini duydum. “Ne oldu?”

Bakışlarımı siyahlarına çevirdim.

Gözleri gülüşüme kaydı.

“Tekme attı,” dediğim gibi koltuktan kalkıp yanıma geldi.

Yanıma oturduğu gibi elini karınıma koydu.

Minik bir tekme bile hissetmemişti. Ve bu duruma çok sinirliydi.

“Hissetmiyorum.”

“Tekme atmıyor çünkü,” dedim. Bileğini tutup karnımın sağ tarafına götürdüm.

Karnıma parmakları ile küçük bir baskı yaptı.

Turan’ın gözleri bendeydi. Tepki vermem için bekliyordu.

Ve Dünya babasının istediği o tekmeyi verdi.

Turan’ın göz bebekleri titredi sanki.

“Hissettin mi?” diye sordum gülümserken.

Gülümsedi. İç çektim gülüşüne bakarken.

“Hissettim.” dedi. Tişörtümün uçlarını tutup yukarı kaldırdı.

Karnım bütünüyle göz önündeydi.

Başını eğip sıcak dudaklarını karnıma bastırdı.

İçim gitti.

Bebeğimizi öpüyordu.

“Bak anne başardı artık yürüyor. Senin için…” diye kızımızla konuşmaya başladı. “Daha fazla tekme atma annenin canını yakmayalım.”

Gözlerim doldu. Zaten ağlamaya yer arıyordum.

Karnımı öptü, okşadı. Kızımızı sevdi.

Bakışları bana deydi. Başını kaldırdı. Üzerime doğru eğilince istemsizce başımı geriye çektim.

Daha çok üzerime geldi. Sırtım zaten koltuğa yaslıydı daha fazla geri çekilemedim.

Üzerime eğildi. Nefesi dudaklarıma çarptı.

Göz göze geldik. Dudaklarıma kurumuştu. Dilimi dudağımda gezdirdiğimde bakışları dudaklarımda kaldı.

Çok hafif daha yaklaşınca dudaklarımız birbirine değdi.

Tam beni öpüceği sırada konuştum.

“Sabah süpriz diyorsun ne süprizi?” diye sordum. Gerçekten çok merak etmiştim.

“Süpriz,” dedi sadece boğuklaşmış sesiyle.

Tekrar konuşmamam için ikimizide tutuşturacak o öpücüğü başlattı.

Elini çenemde hissettim. Başparmağı ile çenemi okşarken ağzımı aralamıştı.

Dilini ağzımda hissettiğinde istemsice inledim. İnlemem dudaklarının arasına kaldı.

Gövdesi gövdeme yapışıktı. Aramızdaki kocaman göbeğim bile mesafeyi yok etmiyordu.

Ellerini ilk belime sonra kalçalarıma kaydırdı. Bir anda beni kucağına çekti.

Bunları yaparken dudaklarını dudaklarımdan ayırmamıştı.

Nefes alamadığım için omzuna baskı uyguladım.

Nefes nefese ayrıldığımızda dudakları dudaklarıma değiyordu.

Sanki böyle durmasak nefes alamıyor gibiydi.

Turan’ı aşermem gerçekten şok ediciydi.

Ona, onun kokusuna ve bedenime çekilmek istiyordum ama bebek doğmadan sadece bu kadardı.

Ama benim adım Güzce’yse ben de bu adamı baştan çıkarırdım.

Dudağımı dudağını sürttüm.

Elleri belime kaydı. Hem karnımı hem belini okşadı.

Dudaklarını derin ve uzun bir öpücük bıraktım.

Geri çekildim. Ellerim yüzüne kaydı. Yüzünün her bir noktasına küçük küçük öpücükler bıraktım.

Onu sevmemi seviyordu. Dudakları yukarı kıvrıldı. Eğilip gamzelerini öptüm.

“Yapma,” dedi dudaklarıma doğru. “Yanarsın.”

Gülümsedim. Kendimi ona bastırdım. “Beraber yana biliriz,” dedim onun gibi dudaklarına doğru.

Belime baskı yapıp beni kendisine bastırdı.

Zorlanıyordu.

Farkındaydım.

Tekrar öptüm dudağını.

Başını geri çekmek istedi ama ensesinden tutup dudaklarına kapandım. Bu sefer ben başlatmıştım.

Hadi bakalım şimdi hayır desin.

🍂🖤

Sabah gözlerimi açtığımda odanın içi aydınlıktı.

Elimi yan tarafa attım.

Boştu.

Turan gece gitmişti.

Uyandırmamıştı beni.

Zaten geleceğini de söylememişti.

Gözlerimi birkaç saniye tavana diktim.

Sonra iç çektim. “İşi vardır.” demekten başka bir şey yapamadım.

Kendi kendime mırıldanıp yataktan kalkmaya çalıştım.

Altı aylık hamilelik artık hareketlerimi iyice yavaşlatmıştı.

Ayağa kalkınca elim istemsizce karnıma gitti. “Günaydın Dünya’m.”

Karnımın içinden hafif bir hareket geldi.

Gülümsedim. “Sen de mi uyandın?”

Birkaç saniye bekledim.

Başka bir hareket olmadı.

Üzerimi değiştirmek için dolaba yöneldim.

Turan’ın gece gittiğini biliyordum.

Ama nereye gittiğini bilmiyordum.

Bunu sormak için telefonumu elime aldım.

Mesaj yazacakken vazgeçtim. “Dönünce sorarım.” dedim.

Telefonu yatağın üzerine bıraktım.

Tam o sırada aşağıdan sesler gelmeye başladı.

Yusuf’un sesi. Sonra Beren’in.

Kaşlarımı kaldırdım.

Beren bu saatte buraya neden gelmişti?

Merdivenlerden yavaşça aşağı indim.

Salona girdiğimde gördüğüm manzara karşısında istemsizce gülümsedim.

Zafer koltuğa oturmuştu.

Kucağında Çağrı vardı.

Beren hemen yanında oturuyordu.

Yusuf ise bebeğin karşısında çömelmiş, onu büyük bir dikkatle inceliyordu.

Beni görünce hemen ayağa kalktı. “Abla!”

“Günaydın.” dedim.

Yanlarına doğru yürüdüm.

Bakışlarım Çağrı’ya kaydı.

Gerçekten çok tatlıydı.

Siyah saçları Zafer’e, ela gözleri ise Beren’e çekmişti.

Yusuf parmağıyla Çağrı’nın saçlarını gösterdi. “Saçları babası gibi.” dedi.

Zafer gülümsedi. “Öyle mi?”

Başımı salladım Yusuf’u onaylayarak. .“Evet ablacım. Gözleri de Beren gibi.”

Beren oğluna bakıp gururla gülümsedi. “Benim oğlum.” dedi.

Zafer hemen itiraz etti. “Benim de oğlum.”

Beren oğluna bakarken kocasını çok takmıyordu.

Yusuf tekrar Çağrı’ya eğildi. “Bunun eli neden bu kadar küçük?” diye sordu.

“Çünkü daha bebek,” dedi Beren.

Yusuf birkaç saniye düşündü. “Büyüyünce benim kadar olacak mı?”

“Evet,” dedik aynı anda.

Yusuf bana döndü. “Ben abi olacağım.”

“Zaten abisin.”

“Çağrı’nın abisi olacağım.”

Beren gülümsedi. “Olacaksın. Ama sadece Çağrı’nın abisi.” dedi.

“Çünkü ablamın kızının dayısı olacağım,” dedi Yusuf Beren devam etirmeden.

“Evet kuzum,” dedim başını okşadım.

Yusuf yeniden Çağrı’ya baktı. “Ben sana oyun oynatacağım.”

“Daha yürüyemiyor,” dedim.

“Olsun. Yürüyünce oynarız.”

Başımı salladım. Gülümsedim.

Yusuf bir süre Çağrı’yı izledi.

Sonra bana döndü. “Abla senin bebeğin de böyle küçük olacak mı?”

Elim istemsizce karnıma gitti. “Evet.” dedim.

“Ne zaman?”

“Biraz daha beklemen lazım.”

Yusuf iç çekti. “Çok bekliyorum.”

Beren güldü. “Sen daha çabuk büyümesini istiyorsun.”

Başını salladı Yusuf. “Evet.”

Ben de gülümsedim.

Ama içimde başka bir düşünce vardı.

Kızımın ismini henüz kimse bilmiyordu.

Sadece Turan ve ben biliyorduk.

Dünya.

Elimi karnımın üzerinde gezdirdim.

Tam o sırada telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Turan’dan mesaj gelmişti.

“Uyandın mı?”

Mesajı görünce içim biraz rahatladı.

En azından iyiydi.

Hemen cevap yazdım.

“Uyandım. Berenler geldi.”

Mesajı gönderdim. Birkaç saniye sonra cevap geldi.

“İyi.”

Kaşlarımı çattım.

Bu kadar mı?

‘İyi’ yazıp geçmişti.

Telefonu elimde tutarken Beren bana baktı. “Turan mı?” diye sordu.

Başımı salladım. “Evet.”

“Ne yapıyormuş?” diye sordu Zafer.

“İştedir herhalde.” dedim.

Telefonu cebime koymadım. İçim rahat değildi.

Turan benimle böyle konuşmazdı.

Herkes Çağrı ile ilgilenirken bahçeye çıkmak için mutfağa girdim.

Bahçeye çıkınca telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Bu sefer aramaydı.

Numara kayıtlı değildi.

Kaşlarımı çattım.

Kim arıyordu?

Bir an bekledim.

Sonra içimdeki huzursuzluk yüzünden telefonu açtım. “Efendim?”

Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.

Sonra bir erkek sesi duyuldu. “Güzce Arven?”

Sesini tanımıyordum. “Evet.” dedim ses gelmedi. Kaşlarım biraz çatıldı. “Sen kimsin?”

Adam kısa bir nefes verdi. “Ali Korkmaz ben.”

İsim bana hiçbir şey ifade etmedi. “Tanımıyorum.”

“Biliyorum.”

Sesindeki sakinlik hoşuma gitmemişti.

“Beni neden aradınız?” diye sordum.

Arama sebebi neydi?

“Şimdilik sadece konuşmak.”

“Ben seninle konuşmak istemiyorum.” derken oldukça serttim.

Telefonu kapatmak üzereydim ki adam yeniden konuştu. “Ama kocan hakkında konuşmak isteyeceğini düşünüyorum.”

Kalbim bir anda hızlandı. “Kocam derken?”

Ali denen adam cevap vermedi.

Birkaç saniye sonra görüntülü aramaya geçti.

Ekran bir anda değişti.

Karşımda karanlık bir oda vardı.

Gözlerimi ekrana diktiğim anda nefesim kesildi.

“Turan…”

Sesim istemsizce fısıltıya dönüştü.

Turan görüntünün ortasındaydı.

Bir sandalyede oturuyordu.

Kolları ve bacakları hareket etmesini engelleyecek şekilde sabitlenmişti.

Başını öne eğmişti. Gözleri kapalıydı.

Ve oturduğu bağlı olduğu sandalye Turan’ın tramvası olan elektirikli sandalyeydi.

Olduğum yerde donup kaldım. “Ne yaptın sen?”

Ali’nin sesi yeniden duyuldu. “Henüz ona bir şey yapmadım.”

“Bırak onu!”

“Kaç yıldır bulamayı çalışıyorum, şimdi bulmuşum bırakır mıyım?” diye sordu alayla.

“Ne yapıyorsun sen? Kimsin!?” diye yükseldim.

Kamerayı kendisine çevirdi.

Esmer bir adamla göz göze geldim.

Kesinlikle tanımıyordum.

“Kocan olacak bu şerefsiz beni babamı öldürdü,” dedi tükürürcesine.

Küfürü duyunca deliridim. “Kocam hakkında düzgün konuş!” diye uyardım dirket.

Umursamadı. “Şimdi intikam sırası ben de,” dedi ve telefonu suratıma kapattı.

Sinirle dişlerimi sıkıp telefonu yere fırlattım.

Ne yapacaktım?

Turan babasını öldürmüş müydü?

Kocamın ölemesine izin veremezdim!

Daha doğrusu vermezdim!

“Güzce?”

Başımı hızla çevirdim.

Zafer kapının önünde duruyordu.

Yüzündeki ifade değişmişti.

Muhtemelen sesimi duymuştu.

Hemen yanıma geldi.

Ne oldu?” diye sorması gecikmedi.

Nefesim düzensizdi.

Telefonun yerdeki ekranına baktım.

Sonra Zafer’e döndüm. “Turan.”

Tek kelime söyleyebildim.

Zafer’in yüzü gerildi. “Ne oldu Turan’a?”

“Kaçırılmış.”

Bir an hiçbir şey söylemedi. “Ne?”

Devam ettim. “Ali Korkmaz diye biri aradı.” dedim hızlı hızlı. “Kendini tanıttı. Turan’ın yerini gösterdi. Turan bağlıydı Zafer.”

Zafer’in gözleri büyüdü. “Ali Korkmaz mı?”

Başımı salladım. “Tanıyor musun?”

“Adını biliyorum.” dedi sadece.

“Bana Turan’ın babasını öldürdüğünü söyledi.”

Zafer’in çenesi gerildi. “Biliyorum.”

Bir anda ona döndüm. “Ne demek biliyorum?” dedim şaşkınca.

Turan o adamın babasını öldürmüş müydü?

“Güzce—“

“Zafer, bana şimdi her şeyi anlat!”

Sesim yükselince içeriden Beren’in sesi geldi. “Güzce?”

Zafer hemen salona baktı. “Beren, sen Yusuf’la Çağrı’nın yanında kal.” dedi direkt.

Beren ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Ne oluyor?” diye sordum

“Bir şey yok.” dedi Zafer ama sesi hiç de sakin değildi. “Sen çocuklarla ilgilen.”

Beren birkaç saniye bize baktı.

Sonra Yusuf’ların yanına döndü.

Ben Zafer’e tekrar döndüm. “Anlat.” derken çok nettim.

Zafer derin bir nefes aldı. “Turan’ın geçmişini biliyorsun.”

“Evet.” dedim aceleyle.

“Çocukken kaçırılmıştı.”

Başımı salladım. Herşeyi biliyordum.

“Babası bunu yapan adamdı.”

İçim sıkıştı. “Sonra?” diye sordum korkarak.

“Turan büyüdüğünde o adamı buldu.”

Cümlesini tamamladım. “Ve öldürdü.” dedim.

Zafer başını eğerek onayladı. “Evet.” Dişlerimi sıktım. “Ali de o adamın oğlu.”

“Ve babası için Turan’ı kaçırdı.”

Zafer cevap vermedi.

Cevabı belliydi. “Onu bulmamız gerekiyor.” dedim.

“Bulacağız.” derken kaşları çatıktı.

“Nasıl peki?”

Zafer telefonundan birkaç bir şey yaptı.

“Adamlarının kullandığı yerleri araştırıyoruz. Hemen,” dedi sert bir sesle.

“Ben de geliyorum.”

Zafer hemen bana döndü. “Hayır.”

“Zafer.” dedim ben de onun gibi sertlikle.

“Güzce, sen altı aylık hamilesin.”

“Biliyorum.”

“Ve Turan’ın nerede olduğunu bilmiyoruz.”

“Tam da bu yüzden geliyorum.” dedim inatlaşmaya devam ederek.

“Senin orada ne işin var?”

“Ben onun karısıyım.” dedim. Zafer bir an sustu.

Zafer başını iki yana salladı. “Orası güvenli olmayabilir.”

“Ben Turan’ı orada bırakmayacağım.”

“Güzce—“

“Hayır.” Sesimi bu kez daha sakin çıkardım. “Turan beni görürse ne olacağını biliyorum. Orada olduğumu bilmesi bile yeter.”

Zafer gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı. “Turan seni görürse daha çok kızar.”

Umursamadan omuz silktim.

“Beren’i ve Yusuf’u ne yapacağız?” diye sordu.

“Beren burada kalacak.” dedim.

“Sen?” diye sordu.

“Ben sizinle geleceğim.” derken çok kararlıydım.

Zafer hâlâ ikna olmamıştı.

Tam o sırada cebindeki telefon çaldı.

Hızla çıkardı. “Efendim?”

Karşı tarafı dinledi.

Yüzündeki ifade değişti. “Emin misiniz?” Kısa bir sessizlik oldu. “Tamam. Konumu gönderin.”

Telefonu kapattı.

Ben direkt ona baktım. “Ne olmuş?”

“Turan’ın yerini bulmuşlar.”

Kalbim hızlandı. “Nerede?”

“Şehrin dışında, kullanılmayan eski bir depoya benziyor.”

Kapıta doğru yürüdüm. “Hadi. Gidiyoruz.” dedim.

Zafer kolumdan tutup beni durdurdu. “Güzce.”

Kaşlarımı çattım. “Ne?”

“Son kez söylüyorum. İçeride ne olduğunu bilmiyoruz.”

“Ne yapabilirim Zafer? Kızımın babası orada.”

Zafer birkaç saniye yüzüme baktı. “Sen gerçekten vazgeçmeyeceksin.”

“Geçmeyeceğim.”

Başını iki yana salladı. “Tamam. Ama benim yanımdan ayrılmayacaksın.” dedi şart koyarak.

“Tamam.”

Yalan!

“Ne olursa olsun sözümden çıkmayacaksın.”

“Tamam.”

Çarpılırsın Güzce!

“Ve kendini tehlikeye atmayacaksın.”

Bu kez cevap vermeden önce karnıma baktım.

“Bakacağız,” dedim ve onu arakamda bırakarak kapıya yürüdüm.

Zafer arkamdan söyleniyordu.

“Turan ağzımı sıçacak,” diyordu. “Ne varsa geliyorsun?”

Turan’ı bulacaktık.

Ne olursa olsun.

Araca bindik.

Zafer direksiyona geçti.

Ben yan koltuğa oturdum.

Motor çalıştı.

Telefonundaki konumu açtı.

Ekrana baktım.

Kırmızı işaret şehirden gittikçe uzaklaşıyordu.

“Ne kadar sürer?” diye sormadan edemedim.

“Yaklaşık bir saat.”

Başımı salladım.

Bir saat.

Bir saat boyunca ne olduğunu bilmeden oturamazdım.

Telefonumu elime aldım.

Turan’ın adına baktım.

Aramak istedim.

Ama aramadım.

Açmazdı çünkü.

Telefonu kapattım.

Gözlerimi yola diktim. “Onu bulacağız.” dedim.

Zafer direksiyona sıkıca tutundu. “Bulacağız.” diyerek onayladı beni.

Araç hızla ilerlerken gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

İçimde korku vardı.

Ama korkudan daha güçlü bir şey vardı.

Kararlılık.

Turan’ı orada bırakmayacaktım.

Travması ile onu başbaşa bırakamazdım.

🍂🖤