34. bölüm · MANEVRA
34. Bölüm
Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.
İstanbul
Güzce Arven
🍂🖤
Hayatım değişmeye devam ediyordu.
Artık altı aylık hamileydim. Karnım artık baya büyümüştü. Kızım olacaktı.
Gün geçtikçe daha çok büyüyüp gelişiyordu.
Mide bulantılarım baya azalmıştı.
Beren hala hamileydi. Dokuz ayı geçmişti ama Çağrı’dan tık yoktu.
Kahvaltı masasındaydık. Yusuf okuldaydı.
Turan kendisinden önce benim tabağımı doldurmuş zorla bana bir şeyler yediriyordu.
Çatalı bana uzattı. Uzattığı şeye baktım.
Yüzümü yana çevirdim. “Peynir sevmiyorum,” dedim. Derin bir nefes verdi.
Çocukmuşum gibi beni beslemesi hoşuma gidiyordu.
Ben de çocuk gibi mızmızlanıyordum. Bu aralar hormonlarım tavandı.
Altı ayda sadece beş kilo almıştım. Ve bana göre iyiydi.
Ama Turan’ın araştırılmalarına göre az kilo almışım.
Delirmek üzerideydim habire bana bir şeyler yediriyordu.
Beren’de benden farksızdı. Nerdeyse onuncu ayına girmiş ve hala doğurmamıştı.
Zafer’e baktığımda o da Beren’in ağızına bir şeyler sıkıştırdığı gördüm.
Beren doyduğu için Zafer’in eline vurdu. “Yeter ya!” dedi naif sesiyle yükselerek. “Doydum. Çatlayacağım artık oğlum da bir doğmadı.”
Zafer, Turan’a döndü. “Bu çocuk niye doğmuyor?” diye sordu.
Turan’ın tavrı şaşırtmadı. “Nerden biliyim?” dedi ters bir sesle. Her zamanki gibi kahve içiyordu. “Gidin doktora sorun.”
Beren gözlerini karnına dikti. “Yerini mi sevdin anlamdım ki?” derken çok tatlıydı.
“Ben çok sıkıldım. Keşke ringe çıksam,” dediğimde bütün gözler bana döndü.
“Ne?”
“Hamilesin ne ringi?” diye sordu Turan.
Ofladım. “Canım sıkılıyor.” dedim tekrar. “Ev bana göre değil altı aydır evden hastaneye gidiyorum sadece.”
“Ne güzel işte,” dedi Zafer.
Beren ters ters kocasına baktı.
“Şirkette gelsem bugün?” diye sordum. Gerçekten bunalmıştım.
Düşündü. Gerçekten düşündü.
“Düşünüyorsun bir de Turan,” dedim gözlerimi ondan ayırmazken.
Turan Zafer’e bir bakış attı.
Beren’de fark etmiş olacak ki göz göze geldik.
İkimizde aynı anda kocalarımıza döndük.
“Siz ne karıştırıyorsunuz?!” diye aynı anda sorduk.
“Şey…” dedi Zafer söyleyecekmiş gibi. Ama Turan Zafer’i susturdu.
“Bir şey karıştırmıyoruz,” derken çok sakindi. Zafer’i görmesem Turan’a kanardım.
“Yalan söyleme,” dedim yerimde dikleştim. “Bir şey karıştırıyorsun.”
“Karıştırmıyoruz,” dedi Zafer.
Beren’in kaşları çatılmıştı. “Yalan söylemeyi bile beceremiyorsun,” dedi ters bir sesle. “Hemen dökülün.”
Turan, Zafer konuşmadan ağzını açtı ama hemen elimle ağzını kapattım.
Şaşkın gözlerle bana bakıyordu ama umursamadım.
“Size süpriz,” dedi Zafer.
Turan gözlerini devirdi. Ellimi tutup ağzından çekti. Siyahları bendeydi.
“Çok yanlış hareketler benim güzel karım,” dedi ve Zafer’e döndü. “Belanı sikicem senin ne söylüyorsun?”
Turan’ın ani değişimi karşısında Beren afalladı ama ben çok umursamadım.
Sırıttım. “Ne süprizi?” diye sordum.
Zafer omuz silkti.
Sorumla birlikte Turan ters gözlerini Zafer’den çekip bana döndü.
“Süpriz söylenmez,” dedi.
Bu sefer Beren’in gözleri kocasına döndü. Benimde Zafer’e döndü.
Çünkü Zafer ağızını tutamıyordu.
“Ne süprizi?” dedi Beren. Ela gözlerini kırpıştırdı.
Zafer yutkunarak karısına baktı. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki.
Turan elini masaya vurdu ve ayağa kalktı.
“Hadi Zafer gidelim,” dedi. Bana döndü. Eğilip anlıma sonra saçlarımdan öptü. “Görüşürüz.”
Zafer, Beren’in yüzüne bile bakmadan kapıdan çıktı.
Çünkü Beren’le göz göze gelse hemen söyleyecekti. Turan’dan korkusuna hemen ortamı terk etmişti.
Beren’le birbirimize baktık. “Sence ne süprizi?” diye sordu.
Omuz silktim. “Bilmiyorum ki,” dedim. Çıktıkları kapıya baktım. “Hem de ikimiz için?”
Şaşkındık.
“Sen okula devam edecek misin?” diye sordu bir anda.
“Okula başladım da devam etmesi kaldı,” dedim kendi kendime. “Kızım doğsun sonrasına bakacağım artık.”
Anladım der gibi başını salladı.
Karnıma baktım. Elimi gezdirdim. Küçük küçük tekmelerini hissediyordum ama net bir şekilde kendini belli etmiyordu.
Turan hissetmek için elini karınımdan ayırmıyordu ama minik kızımız babasına hiç şans vermemişti.
🍂🖤
Güneş’in batmasına az kalmıştı. Gökyüzü turuncuya bürünmüştü.
Bahçede oturmuş kızım ile konuşuyordum.
Gerçekten bana iyi geliyordu.
Ne zaman iyi bir anne olamayacağımı düşündüğümde Turan bunu hissetmiş gibi bana hemen dünyanın en iyi annesi olacağımı söylüyordu.
“Dünyanın en iyi annesi?” dedim kendi kendime. “Dünya.”
Kafamın içinde bir ışık yandı.
Dünya…
Elimi karnımda gezdirdim. “İsmini Dünya mı koysak?” diye ona sordum.
Babası gittiğinden beri sesi soluğu çıkmıyordu.
Küçük ama kendini belli eden bir tekme attı.
Gülümsedim.
“Babamıza da soralım ama?” derken gülümsemeye devam ediyordum.
“Güz!” diye sesi duyduğumda yerimde sıçradım.
Beren bana bağırıyordu.
Yerimde kalkmakta zorlandım ama kalktım.
“Güz!”
“Geldim! Beren ne oldu?” diye bağırdım ama ses gelmedi.
“Güzce!” dedi Beren bu sefer sesi ağlamaklı geliyordu.
Aceleyle içeri girdim.
Beren masaya tutunmuş bir şekilde ayaktaydı.
Bakışlarım yere kaydı.
Yerler ıslaktı.
Ela gözleri dolu dolu bana bakıyordu.
“Nolur işemiş ol,” dedim ama suyu gelmişti.
“Oğlum geliyor,” dedi ağlamakla.
Hızlı adımlarla kapıya yürüdüm adamlara söyleyip Beren’i hastaneye götürmemiz lazımdı.
Kapıyı açar açmaz adamları kapıda gördüm.
“Hemen Beren’i alın hastaneye gitmemiz lazım!” diye bağıdım.
“Yenge ne oluyor?” diye sordu içlerinden en küçükleri.
“Beren’in suyu geldi. Bebek doğacak hadi!” dedim aceleyle.
Adamlar hiç vakit kaybetmeden Beren’in yanına koştular. “Yenge, dikkat,” dedi içlerinden biri.
Beren’i dikkatlice arabaya bindirdiler.
Ben de hemen arkasından bindim. Araba ben biner binmez çalıştı.
Beren koltuğa yaslandı. Ela gözleri korkuyla bana baktı. “Güzce…” dedi sesi titrerken. “Korkuyorum.”
“Elimi tut.” dedim sakin kalmaya çalışarak. Elini uzattı. Elini tuttum. “Geçecek korkma.”
Nasıl geçecekti bilmiyordum. Ben de hamileydim ve ne yapacağımı gram bilmiyordum.
Yusuf evde doğmuştu. Ve ben her şeyi görmüştüm. Annem çok acı çekmişti.
“Zafer’leri aradınız mı?” diye sordum arabayı kullanan adama.
Başını salladı. “Evet yenge, yoldalar.”
“Güzce,” dedi Beren tekrar. Ona döndüm. “Oğluma zarar gelmez değil mi?”
Gülümsemeye çalıştım. “Gelemez niye gelsin,” dedim endişemi saklayarak. “Dayan hastaneye kadar bir şey-“
Sözlerim yarım kaldı çünkü Beren acı dolu bir çığlık attı.
“Doğuruyorum!”
“Doğurma!” dedim hemen. “Yani doğur da hastanede araba da değil.”
“Güzce geliyor!”
Yola döndü bakışlarım. Araba ilerlemiyordu.
İstanbul trafiği.
“Ne kadar sürer hastaye?”
“Çok trafik var en az iki saat.” dedi.
Beren korumanın sözleriyle gözlerini büyüttü. Başını iki yana salladı. “Güzce dayanamam,” dedi ağlarken. “Yapamam, iki saat olmaz.”
Dişlerini sıktı.
Korumaya döndüm. “Kenara! Şu ağaçların kenarına çek arabayı!” dedim aceleyle bağrırken.
“Yenge-“ dedi itiraz etmek için.
“Hemen çek sağa!”
Mecbur kabul etti. Arabayı kenara çekti. Sonra arabadan ben söylemeden indi.
Diğer birkaç araba etrafımızı sardı.
“Beren,” dedim benimde sesim titremişti.
“Güzce sen beni doğurtucak mısın?” diye sordu. Dişlerini sıktı bağırmamak için. “Biliyor musun?”
Annem kendi doğurmuştu. Ben daha on beş yaşındaydım.
Hatta annem bana kestirmişti kordonu. Her şeyi biliyordum.
“Biliyorum.” dedim sadece.
Ama aslında içimde fırtınalar kopuyordu.
Beren’in yüzüne baktım. Korkuyordu. Ben de korkuyordum ama bunu ona belli edersem daha çok panikleyeceğini biliyordum.
“Bana bak,” dedim elini sıkıca tutarak. “Ben buradayım.”
Beren başını salladı. “Güzce… çok korkuyorum.”
“Biliyorum.” dedim. “Ama dayanman lazım.”
Sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalıştım.
Etrafımızdaki adamlar ne yapacaklarını şaşırmış hâlde birbirlerine bakıyordu. İçlerinden biri hemen ambulansı tekrar ararken diğeri aracın etrafında bekliyordu.
Telefonumu çıkardım. Turan’ı aradım.
Bir kez çaldı.
İki kez…
Üçüncüde açtı. “Güzce?”
“Turan…”
Sesimi duyduğu anda tonu değişti. “Ne oldu? Beren’in duruma ne?”
“Beren’in doğumu başladı. Trafikte kaldık. Hastaneye yetişemiyoruz.”
Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu. “Konumunu gönder. Ambulans yolda mı?”
“Evet.”
“Zafer’le geliyoruz.” dedi korna sesi duyuldu.
“Çabuk gelin.”
Telefonu kapattım.
Beren tekrar elimi sıktı. “Güzce…”
“Buradayım.”
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Ben yapamam.” dedi başını iki yana salladı.
“Yapacaksın.” dedim.
“Ya oğluma bir şey olursa?”
“Olmayacak.” Bu kez sesim daha kararlı çıkmıştı. “Beren, sen sadece bana bak. Tamam mı? Doktorlar gelene kadar yalnız değilsin.”
Başını salladı.
Elini tutmayı bıraktım. Üzerinde dizlerin üstünde biten bir elbise vardı.
Beren’in sırtını arabanın kapısına yasladım.
“Beren ıkınman lazım.”
Elbiseyi kaldırıp başımı altına soktum.
Yapabilirsin Güzce.
Oha bebeğin kafası gözüküyordu!
Beren gerçekten doğruyordu!
Beren sert bir şekilde ıkınıyordu.
“Beren kafası gözüküyor,” dedim.
Beren’in gözleri korkuyla açıldı. “Ne?”
“Bebeğin kafası…”
Bir an ikimiz de sustuk.
Gerçekten oluyordu.
Ambulans hâlâ gelmemişti.
Turan ve Zafer de ortalıkta yoktu.
Ve Beren’in bebeği artık beklemiyordu. “Güzce ben yapamam.” dedi Beren yine.
“Yapacaksın.” Sesim titriyordu ama belli etmemeye çalışıyordum. “Bana bak. Sadece bana bak.”
Beren başını salladı. “Çok korkuyorum.”
“Ben de.” dedim dürüstçe.
Bunu söylediğim anda gözleri bana döndü. “Sen de mi?”
“Evet,” dedim. “Ama ikimiz de korksak da bunu yapacağız.”
Beren yeniden gözlerini kapattı. “Güzce…”
“Buradayım.”
Elimi tekrar tuttu.
“Dayanamıyorum.”
“Dayanacaksın. Çok az kaldı.”
Annemin o günkü hâli gözümün önüne geldi. Ben on beş yaşındaydım.
Ne olduğunu tam anlamıyordum ama şimdi çok net anlıyordum.
Bir bebeğin dünyaya gelmesini beklemek ne kadar korkutucuymuş.
“Beren, hazır ol.”
Beren derin bir nefes aldı. “Güzce!” dedi ve çığlık attı.
Canı yanıyordu.
“Sakin ol!”
“Geliyor!”
“Tamam, tamam.” dedim.
Panikle etrafıma baktım.
Adamlar arabanın etrafında duruyor, kimse ne yapacağını bilmiyordu.
“Kimse yaklaşmasın!” diye bağırdım.
Sonra tekrar Beren’e döndüm. “Bana bak.”
Beren başını salladı.
“Biraz daha ıkın.” dedim. “Tüm gücünle.”
Beren bütün gücüyle dayandı.
Ben de yanında kaldım.
“Az kaldı Beren.”
Bir süre sonra bebeğin başı tamamen göründü.
Beren’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Güzce…”
“Buradayım.” dedim güven veren sesle.
“Ben korkuyorum.” dedi.
Süreki bunu diyordu.
“Biliyorum.” Sesim titredi. “Ama oğlun geliyor.”
Beren gözlerini sımsıkı kapattı. “Bir kez daha.” dedi kendi kendine.
Beren yeniden ıkındı.
Ve birkaç saniye sonra bebeğin ağlama sesi arabanın içinde yankılandı.
Olduğum yerde kaldım.
Elimde yapış yapış bir bebek vardı.
Elime doğmuştu.
Beren rahatlayan bir nefes verdi.
Bebeği Beren’e uzattım. “Al bakalım,” dedim. Şimdi fark ediyordum. Ağlamıştım.
Arabadan indim korumalara yürüdüm. “Makas, bıçak kesici ne şey lazım,” dedim.
İçlerinden biri cebinden bıçak çıkardı.
Bıçağa baktım. Paslı değildi. Hemen arabaya geri döndüm.
Kordonu ayarlayıp kestim.
“Bitti.” derken derin bir nefes verdim. Adamlara baktım. “Arabaya geçin hastaneye gidiyoruz!”
Herkes harekete geçti.
Çağrı doğmuştu.
Yedi Eylül’de…
“Hoş geldin oğlum,” diyordu Beren.
Beren anne olmuştu.
Şimdi sıra bendeydi.
🍂🖤
Hastaneye geldiğimizde Beren’i hemen içeri aldılar.
Ben de peşinden gitmek istedim ama bir hemşire önüme geçti.
“Sen de hamilesin, burada beklemen daha iyi.” dedi beni durdurarak.
İtiraz edecek oldum ama Beren içeriden seslendi. “Güzce!”
“Buradayım!” diye bağırdım.
Sesimi duyunca rahatladı.
Birkaç dakika sonra doktor çıktı. “Anne ve bebeğin durumu iyi. Ancak doğum hastane dışında gerçekleştiği için ikisini de bu gece gözlem altında tutacağız.” dedi.
Başımı salladım. “Bebeğin bir şeyi var mı?” diye sordum.
“Şu an için hayır. Gerekli kontrolleri yapıyoruz.”
Hemşire Çağrı’yı odadan çıkardı.
İçimden derin bir nefes verdim. Beren’in yanına girdim.
Yorgun görünüyordu ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Yanına oturdum. “İyi misin?”
“İyiyim.” dedi. Gözleri yine dolu doluydu. “Ben hâlâ inanamıyorum.”
“Ben de.” dedim Sonra ellerime baktım.
Olanları düşününce hâlâ inanamıyordum.
Korumalardan biri bıçak vermişti. Yeni gibiydi, üzerinde pas ya da kir yoktu.
Ama şimdi bunların hiçbirini düşünmek istemiyordum.
Çağrı buradaydı.
Beren iyiydi.
En önemlisi buydu.
🍂🖤
Hastane kokusu midemi bulandırdığı için Beren’in odasından çıktım.
Turan ve Zafer hastanenin koridorunda göründüğünde olduğum yerde kaldım.
İkisi de aceleyle gelmişti. Zafer’in yüzünde korku vardı. Turan ise her zamanki gibi kendini belli etmemeye çalışıyordu ama gözleri direkt beni buldu.
Yanıma geldi.
“Güzce.” dedi Turan Başımı kaldırdım. “İyi misin?”
Bir an cevap veremedim. Sonra başımı salladım. “İyiyim.”
Turan yüzüme birkaç saniye daha baktı. Sanki gerçekten iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu.
“Emin misin?” diye sordu. “Yüzün bembeyaz olmuş.”
“Eminim. Sadece midem bulandı.” dedim. Derin bir nefes aldım. “Beren iyi. Çağrı da iyi.”
Zafer bunu duyduğu anda koridorun diğer tarafına baktı. “Beren nerede?” dedi etrafa bakarken.
“Odada.” dedim karşı kapıyı göstererek.
Hiçbir şey demeden hızla kapıya yöneldi.
Ben de Turan’a baktım. “Çok korktum.” dedim.
Başımı göğsüne yasladım. Hemen kollarını etrafıma sardı.
Turan’ın yüzündeki sert ifade biraz yumuşadı.
“Biliyorum.” dedi saçlarımı okşarken.
“Ambulans yetişmedi.”
Saçlarımın üstüne derin bir öpücük kondurdu.
Birkaç dakika sonra Zafer odadan çıktı.
Yüzündeki ifade tamamen değişmişti.
Gözleri doluydu. “Baba oldum,” dedi sanki hâlâ buna kendisi de inanamıyormuş gibi.
Başımı Turan’ın göğsünden çektim. İstemeden gülümsedim. “Oldun.” dedim.
Zafer tekrar odaya baktı. “Çağrı…” Sesi titredi. “Gerçekten benim oğlum.”
Turan her zamanki gibi sakindi.
“Git karının yanında dur.” dedi.
Zafer başını sallayıp tekrar içeri girdi.
Ben Turan’a döndüm. “Biz gidelim mi?” dedim.
Çünkü Çağrı ve Beren bu gece hastanedeydi.
Ve benim kardeşim şuan evde korumalarlaydı.
“Gidelim.” dedi beni onaylayarak.
Başımı salladım.
Tam koridora doğru ilerlerken içeriden doktorun sesi geldi.
“Beren Hanım, birazdan bebeğinizin yanına gidip Çağrı’yı kontrol edeceğiz. Siz de bu gece burada kalacaksınız.”
Beren’in naif sesi duyuldu. “Tamam doktor bey.”
Çağrı şu an Beren’in yanında değildi.
Hemşireler onu ayrı bir bölümde takip ediyordu.
Birazdan doktor yanına gidip kontrolünü yapacaktı.
Beren’in bu gece hastanede kalacağını bilmek içimi rahatlattı.
Turan kolunu omzuma attı ve beni kendisine çekti. “Gidelim.”
Başımı salladım.
Koridorda ilerlerken bir kez daha arkamı dönüp odaya baktım.
Beren ve Zafer artık aile olmuştu.
Çağrı da onların yanındaydı.
“Gitmeden bir Çağrı’ya bakalım mı içim rahat etsin,” dedim.
Turan başını salladı.
Bebeklerin olduğu kata ilerledik.
Camın arkasından bir sürü bebeğin olduğu odaya baktım.
Elime doğmuştu. Direkt gördüm Çağrı’yı.
“Orda!” dedim aninden yükselerek.
Turan’a gösterdim. Siyahları dikatle Çağrı’yı inceledi.
“Turan,” dedim Çağrı’ya bakarken. “Zafer’in de Beren’in de ten rengi beyaz, Çağrı niye esmer.”
Benim şaşkın sorum Turan’ı güldürdü.
“Büyüdükçe ten rengi değişiyor,” dedi Turan.
Ters ters ona baktım. “Onu da biliyorsun yani?” dedim. “İnşAllah bizim kızımız böyle olmaz.”
Yani Turan biraz buğday tenliydi ama ben baya beyazdım.
Hatta ilk okuldayken çok beyaz olduğum için göz altımdaki damarlar bile gözüküyordu.
Bu konuda zorbalanmıştım bile.
En azından beni zorbalayanları dövmüştüm.
“Kızım sana benziyeceğine eminim,” dedi Turan eminlikle. “Gidelim mi?”
Başımı salladım. Hastenenin çıkışına yürürken konuştum.
“İsim düşündün mü?” diye sordum.
Başını iki yana salladı. “Sen düşünmüş gibisin,” dedi sarı gözlerime derinlikle bakarken.
Başımı salladım. “Dünya.” dedim.
“Dünya?” diye sordu.
Onayladım onu. “Dünya… bizim Dünya’mız.” diye mırıldandım.
Gözleri parladı. “Dünya mı istiyorsun?” diye sordu.
“Öyle düşündüm. Seninle seçelim istiyorum.” dedim.
“Tamam o zaman Dünya olsun,” dedi hemen kabul ederek. “Bizim Dünya’mız.”
Dünya Arven…
Gülümsedim. Bana baktı gülümsedim.
Gamzelerini görünce iç çektim.
“Bana benziyeceğine eminsin, ama gamzeleri sana çeker inşAllah,” dedim dua ederek.
Güldü sadece.
Hastaneden çıkınca arabaya doğru beni yönlendirdi.
Aklıma gelen şeyle yüzümü buruşturdum. “Çağrı’nın ebesi ben oldum,” dedim mutsuzlukla. “Bu çocuğa küfür ederlerse bana edilmiş olacak.”
Kahka atmasına gıcık oldum.
Dirseğimi karnına geçirip arabaya doğru yürüdüm.
İkimizde arabaya bindiğimiz de Turan gülüşünü saklıyordu.
“Gülme!” dedim sinirle.
Daha çok güldü.
Elimi karınıma koyup kızım ile konuşmaya başladım. “Sen de benim bu kadar uğraşma olur mu?” diye sordum. Turan’a dönüp baktım. Göz ucuyla bize bakıyordu. “Ama babanla isteğin kadar uğraşabilirsin. O serbest.”
“Çocuğa şart mı koydun?” dedi şaşkınca.
“Konuşmuyorum ben seninle,” dedim ters bir sesle.
Gün boyu trip atacaktım. Zaten canım sıkılıyordu.
Biraz da o çeksin nazımızı.
🍂🖤
