31. bölüm · MANEVRA

31. Bölüm

Vaniliss 🌙

Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.

İstanbul

Güzce Arven

🍂🖤

Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey ağır bir yorgunluktu.

Sanki günlerdir uyuyordum. Gözlerimi tamamen açmaya çalıştım ama odanın beyaz ışığı gözlerimi rahatsız etti.

Birkaç kez gözümü kırpıştırdıktan sonra etrafı seçmeye başladım.

Hastanedeydim.

Neden?

Son hatırladığım şey silah sesiydi.

Sonra Turan’ın yüzü…

Ve yere düştüğüm an.

Kalbim hızlandı.

Başımı çevirmek istediğimde boynumun yanında bir ağırlık hissettim.

Turan.

Başını koynuma yaslamış, olduğu yerde uyuyakalmıştı.

Yüzüne baktım.

Saçları dağılmıştı. Üzerindeki kıyafetler kırışmıştı.

Sanki günlerdir doğru düzgün uyumamıştı.

Elimi kaldırıp saçlarına dokunmak istedim. Ama her yerim ağrıyordu.

Hafifçe hareket ettiğimde acı içinde inledim. Belim çok acımıştı.

“Güzce?” dedi Turan uykundan boğuklaşmış sesiyle.

“Turan,” diye fısıldadım. Belime çok keskin bir ağrı girmişti.

Hemen kalktı yataktan. “İyi misin bir yerin açıyor mu?” diye sordu endişeyle.

“İyiyim,” dedim sadece. “Neden hastanedeyiz?”

“Hatırlamıyor musun?” dedi sandalyeye oturup elimi tuttu.

Biraz düşündüm ama piknik ve silah sesinden başka bir şey hatırlamıyordum.

“Yarım yamalak hatırlıyorum,” dedim belimdeki acı arttı. “Vuruldum değil mi?”

Başını salladı belli belirsiz.

“Güzce iyisin değil mi?”

Zorla gülümsedim. “İyiyim merak etme,” dedim. “Kim yapmış?”

Kaşları çatıldı. “Kimin yaptığının önemi yok öldü zaten,” dediğinde içim çekildi.

Daha fazla sormadım. Soramadım.

Adam öldürmeye göz mü yumuyorsun Güzce?

“Güzce sana bir şey söylemem lazım,” dedi Turan.

“Ne oldu?” dedim endişeyle. “Yusuf’a mı bir şey oldu? Kime ne oldu Turan?”

“Herkes iyi. Yusuf’ta iyi,” dedi hemen.

Kaşımı kaldırdım. “Eee ne oldu o zaman?”

“Güzce…” dedi. Derin bir nefes verdi.

Ne olmuştu.

“Güzce sen hamilesin,” dediğinde dünyam durdu.

“Ne?”

Sakin ol Güzce bekliyordum zaten. Korunmamıştın ya.

Bu kadar erken mi?

İçseydin o zaman ilacı!

Off!

“Güzce istemiyor musun?” dedi hemen Turan.

Bir süre cevap veremedim.

“Ben…” dedim durdum.

Elim istemsizce karnıma gitti. Dümdüzdü ama karnımın için bir canlı, bir hayat vardı.

Turan gözlerini benden ayırmıyordu. “Çocuk istemediğini biliyorum.”

Başımı kaldırıp ona baktım. “Ben sadece…” Boğazım düğümlendi.

“Güzce, doktor bebek yüzde on yaşama şansı var dedi,” dediğinde nefes alamadım. “Daha bir haftalık falanmış. Ama dayandı. Tutundu sana.”

Nasıl istemiyorum diye bilirdim ki?

Gözlerimi kapattım.

Aklımdan yüzlerce düşünce geçiyordu.

Ne yapacaktım?

Nasıl olacaktı?

Ben daha kendi hayatımı toparlayamamışken şimdi bir bebeğim vardı.

“İstemiyorsan-“ dedi Turan ama onu böldüm.

“İstiyorum,” dedim tek nefeste.

“İstiyor musun?” diye sordu anlamaz halde.

Başımı salladım. Gülümsedim. “İstiyorum,” dedim onu onaylayarak. “Olacağını biliyordum. Bir an hazırlıksız yakalandım.”

Şaşkındı ve mutluydu. “Gerçekten mi?” dedi emin olmak ister gibi.

Tek kaşımı kaldırdım. “Bana inanmıyor musun?”

Gülümsedi. Gamzelerini gördüm. Bir anda elleri yüzümü buldu dudaklarımı küçük bir öpücük kondurdu.

“Şimdi bizim bebeğimiz mi olacak?” diye sordum. Anlını anlıma yasladı.

“Evet,” diye fısıldadı dudaklarıma doğru. Soluğu dudaklarımdaydı. “Bizim.”

Bizim…

Kapı tıklandı.

Turan homurdanarak geri çekildi.

Ben hala sırt üstü uzanıyordum. İçeriye kır saçlı bir doktor girdi.

Elindeki dosyaya bakarak yanıma geldi.

“Güzce hanım,” dedi. Gülümsedi. “İyi misiniz?”

Başımı salladım.

Turan elimi tuttu.

Doktor önce Turan’a, sonra bana baktı. “Ben ameliyatınızdan sonra sizi takip eden doktorum. Bugün tedavinizle ilgili birkaç kontrol yapacağız.”

Başımı hafifçe salladım. “Tamam.”

Doktor dosyayı açtı. “Öncelikle ameliyatınızla ilgili konuşmamız gereken bazı şeyler var.”

Turan’ın eli elimin üzerindeydi.

Doktor devam etti. “Kurşun bel bölgenizde, omuriliğe oldukça yakın bir noktaya isabet etmiş. Ameliyat sırasında kurşunu çıkardık ve çevrede oluşan hasarı mümkün olduğunca kontrol altına aldık.”

Yutkundum. “Peki şimdi?”

“Şu anda hayati açıdan durumunuz iyi. Ancak o bölgede oluşan sinir hasarı nedeniyle belden aşağıdaki bazı fonksiyonlarınız etkilenmiş durumda.”

Kaşlarımı çattım. “Fonksiyon derken?”

“His ve hareket.”

O kelimeleri duyunca Turan’ın parmakları elimin üzerinde biraz daha sıkılaştı.

Doktor yatağın kenarına yaklaştı. “Şimdi bunun seviyesini anlamamız gerekiyor. Size birkaç küçük kontrol yapacağım. Siz sadece ne hissettiğinizi söyleyin. Hissediyorsanız hissediyorum, hissetmiyorsanız hissetmiyorum demeniz yeterli.”

Başımı salladım tekrar. “Tamam.”

Doktor önce bacağımın üst kısmına hafifçe dokundu. “Burada?”

Gözlerim büyüdü hissetmiyordum.

“His yok,” dedim.

“Burada?”

Eli bacamın bazı kısımlarına baskı yapıyordu ama hissetmiyordum.

“Dokunduğunu biliyorum ama hissetmiyorum,” dedim sesim titremişti. “Ben neden hiçbir şey hissetmiyorum?”

Sesim yükselince Turan hemen ayağa kalktı.

“Güzce sakin ol,” dedi Turan.

“Burada?” dedi Doktor tekrar.

“Yok! Hiçbir şey hissetmiyorum,” dedim bağırarak. Gözlerim doldu. “Turan ben neden hiçbir şey hissetmiyorum?”

Turan dolan gözlerimi görünce gözlerini yumdu.

Doktor birkaç saniye sessiz kaldı. Elindeki dosyayı kapattı. “Güzce Hanım…”

“Hayır.” Başımı iki yana salladım. “Bana bir şey söyleyin. Neden hissetmiyorum?”

“Güzce bana bak,” dedi Turan. Anında ona döndüm.
Gözleri kıpkırmızıydı. “Sakin ol.”

“Bir şey olacak değil mi?” diye sordum. “Bacaklarım… neden hissetmiyorum?”

Turan cevap veremedi.

Doktor sakin bir nefes aldı. “Kurşunun isabet ettiği bölge omuriliğe çok yakın. Orada oluşan hasar, belden aşağıya giden sinirlerin çalışmasını etkiledi.”

“Yani?” Sesim titriyordu.

Doktor gözlerimin içine baktı. “Şu anda bacaklarınızdaki his kaybı ve hareket kaybı ciddi düzeyde.”

Başımı iki yana salladım. “Hayır…”

“Güzce…”

“Hayır, ben daha dün yürüyordum.” dedim ağlamaya başladım. “Koşuyordum. Turan ben ringe nasıl çıkacağım?”

Ben hayatım boyunca tekerlekli sandalyede mi yaşayacaktım?

“Hayır,” dedim. Turan’a baktım ama bana bakmıyordu. “Turan ne olur bir şey yap ben… ben böyle nasıl yaşayacağım?”

Turan’ın çenesi kasıldı.

Doktor konuşmaya devam etti. “Şu anda omurilikteki hasarın ne kadar toparlanacağını söylemek için erken. Bazı hastalarda zaman içerisinde kısmi geri dönüş görülebiliyor. Bazılarında ise kayıp kalıcı olabiliyor.”

“Peki ben?” Doktor sustu. “Ben ne olacağım?”

“Şu an için belden aşağıdaki his ve hareket kaybınızın kalıcı olma ihtimali yüksek.”

Dudaklarım aralandı. Sanki o cümleyle birlikte odadaki bütün hava çekilmişti. “Yani…” Boğazım düğümlendi. “Ben yürüyemeyecek miyim?”

Doktor hemen kesin bir cevap vermedi. “Bunu bugün söylemek doğru olmaz. Önümüzde uzun bir rehabilitasyon süreci var. Sinir hasarının vereceği yanıtı zaman gösterecek.”

Gözümden yaşlar durmadan akıyordu.

“Tedavi süreci olacak olumlu sonuç alırsak yüzde elli yürüme olasılığınız var,” dedi. Saatine baktı. “Tekrar kontrole geliceğim.”

Doktor odadan çıktı. Canımın acımasını umursamadan ellerimden destek alarak doğruldum.

Ağlamaya devam ettim.

Belden aşağım felçti. Benim bedenim yarısı felçti.

Üniversiteye gidemeyecektim.

“Güzce,” dedi Turan. Sesi çok kısıktı. “Bana bak.”

Bakmadım. Ağlamaya devam ettim.

Gözlerimi kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladım.

Turan’ın elimi saçımda hissetim. Yatağın ortası çöktü.

“Gözünü aç bana bak güzel karım,” demişti yumuşak bir sesle ama sesi titremişti.

Yine bakmadım. Bakamadım.

Şimdi benden boşanmak isterse?

Şuan ben yarımdım…

Bakamadım yüzüne.

“Git Turan,” dedim ağlamamın arasında. “Ne olur git.”

“Güzce sen üç gündür ameliyattasın,” dedi sesi o kadar çok titriyordu ki kalbim sızladı. “Senin gözlerini görmeden o üç gün karanlıktı.”

Yine bakmadım. Ağlamam şiddetlendi.

“Güneşimi kaybettim, gözlerini görmem lazım.”

Son sözleri ile gözlerim kendiliğinden açıldı.

Siyahlarına baktım. Sarı siyahla siyah sarı ile buluştu.

Turan ağlıyordu. Turan Arven benim için ağlıyordu.

Bir süre sadece birbirimize baktık. Turan’ın gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Onu daha önce hiç böyle görmemiştim.

Turan Arven… Benim için ağlıyordu.

Elimi kaldırmaya çalıştım. Kolum titredi ama sonunda yüzüne uzanabildim.

Başparmağımla yanağındaki yaşı sildim.

“Sen ağlıyor musun?”

Gülmeye çalıştı ama başaramadı. “Senin yüzünden.” demesi çok komikti elimde olsa gülerdim.

Kaşlarımı çattım. “Ben ne yaptım?” dedim ağlarken.

“Beni korkuttun.” Sesi çatladı. “Üç gün boyunca seni kaybedeceğim diye bekledim.”

Gözlerim yeniden doldu. “Ben de korktum.”

Turan elimi tuttu ve dudaklarına götürdü. “Biliyorum.”

Avuç içeme dudaklarını bastırdı.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra aklıma bir anda doktorun söyledikleri geldi.

Bacaklarım…

Bir daha yürüyüp yürüyemeyeceğim…

İçimdeki korku yeniden büyüdü. “Ya yürüyemezsem?”

Turan hiç düşünmeden cevap verdi. “Yürümek zorunda değilsin.”

Ona baktım. “Ne?”

“Yürüsen de yürümese de sen benim karımsın Güzce.”

Gözlerimden yaşlar aktı. “Ya sana yük olursam?”

Sorumla Turan’ın kaşları çatıldı. “Bir daha bunu söyleme.” Sesi sertleşmişti. “Sen bana yük değilsin.”

Cevap vermedim.

Başını eğdi. “Sen benim hayatımsın.”

Dudaklarım titredi. “Ben eskisi gibi olamayacağım.”

“Olacaksın Güzce,” demesiyle dona kaldım. “Sen bu zamana kadar tek başına mücadele ettin. Şimdi tek değilsin ben varım.”

Evet o vardı.

Devam etti. “Doktorun da dediği gibi yüzde elli şansın var,” dedi bana hatırlatma yaparak. “O şansın hepsini kullanacağız ve sen yürüyeceksin.”

Sesi çok kararlı çıkmıştı.

Onu kendime çekip dudaklarına kapandım. Bu anı bekliyormuş gibi hemen karşılık vermişti.

Annem yanlış kişiyi seçmişti.

Kızlar annelerinin kaderini yaşardı.

Ben yaşamamıştım. Ben doğru adamı seçmiştim.

Birbirimizden nefes nefese ayrıldık. Anlını anlıma yasladı.

Bu yaşıma kadar üstünü örttüğüm her şeyin altında kalmıştım.

Şimdi tek başıma ayağa kalmayacaktım. Yanımda o vardı.

“Anne olacağım,” diye fısıldadım dudaklarına doğru. “Sende baba.”

Gülümsedi.

Gülümsedim.

Belki hayatım bir daha eskisi gibi olmayacaktı.

Belki önümde çok zor günler vardı. Ama Turan hâlâ yanımdaydı.

Bebeğimiz yaşıyordu. Ben de yaşıyordum.

Şimdilik…

Bana bunlar yeterdi.

🍂🖤

Bir süre sonra kapı yeniden açıldı. Beren içeri girdi. Arkasından Yusuf görünüyordu.

Yusuf beni görür görmez koşmak istedi ama Beren hemen elinden tuttu.

“Yavaş Yusuf.”

Yusuf ona aldırmadan yatağın yanıma geldi. “Abla…”

Sesini duyduğum anda gözlerim doldu. “Gel buraya.”

Yusuf hemen yanıma sokuldu. “Çok korktum.”

Yusuf’a yürüyemeyceğimi Beren anlatmıştı.

Elimi ona uzattım.
“Ben iyiyim kuzum.”

Yusuf dudaklarını büzdü. “Gerçekten mi?”

Gülümsedim. “Gerçekten.”

Beren birkaç adım geride durmuş bize bakıyordu.

Gözleri doluydu ama yüzünde küçük bir gülümseme vardı.

Turan da yatağın diğer tarafında duruyordu.

Zafer pencerenin önünde sessizce bekliyordu.

Halide, Erol ve Özlem abla biraz önce uğramış, beni gördükten sonra eve dönmüşlerdi.

Hastanenin içinde artık sadece biz kalmıştık.

Beren sonunda yanıma geldi. “Nasıl hissediyorsun?”

Bir an düşündüm. “Bilmiyorum.” dedim. Gözlerim bacaklarıma kaydı. Sonra elin karımı buldu. “Mutluyum…”

“Güzce ikimizinde bebeği olacak bu çok güzel bir şey,” dedi mutlulukla. Kafamı dağıtmaya çalışıyordu. “İnşAllah sizin bebeğinizde kız olur.”

İstemsizce gülümsedim.

Zafer bu sefer Turan’a sataştı. “Turan,” dediğinde bütün bakışlar ona döndü. “Düşünsene senin kızla bizim oğlan büyüdüğünde evleniyor.”

Turan sinirle yüzünü sıvazladı çatık kaşları Zafer’i buldu.

“Zafer doğmamış çocukların evliliğini konuşma!” diye yükseldi. “Belki oğlum olacak?”

“Kız olacak,” dedim.

Turan’ın bakışları bana döndü. Siyahları yumuşadı.

“Kız mı?”

Başımı salladım. “Bence kız,” dedim hissettiklerimi söyleyerek.

“Karım öyle diyorsa öyledir.”

İçim gitti.

“Abla, Beren abla gibi senin de mi karnında bebek var?” dedi Yusuf merakla.

Başını okşadım. “Evet,” dedim sadece.

“Ona da isim bulalım mı? Ama Çağrı olmasın,” dediğinde gülmemek için zor durdum.

“Güzel isim abartmayın,” diye homurdandı Beren.

Zafer gülerek Beren’in başının üstünü öptü.

“Daha cinsiyeti belli değil ki kuzum,” dedim.

“Ama sen kız dedin.”

“Öyle düşünüyorum.”

“O zaman öyledir,” dedi omuz silkti. “İsmi Betül olsun mu?”

“Betül mü?” diye sordu Turan şaşkınca.

“Neden ablacım?”

“Bizim sınıfa bir kız varda ismi Betül, hem de güzel” dedi açıklama yaparak.

“Aşık mı oldun sen?” dedi Zafer dalga geçerek.

Yusuf’un yüzü bir anda kıpkırmızı oldu.

“Hayır!” diye bağırdı. Yusuf kollarını göğsünde birleştirdi. “Ben sadece isim beğendim.”

Beren kahka attı.

“Tamam ablacım şaka yapıyorlar aldırma sen,” dedim. Kıyamazdım ona. “Olabilir sonuçta Betül güzel isim.”

Yusuf burun kıvırdı. “Ya da vazgeçtim Betül koymayın,” dedi.

“Kıskandı sanarım,” diyordu Beren kısık bir sesle.

Gülüyorduk.

İlk defa üç gündür odanın içinde gerçekten kahkaha yükseldi.

Ben de gülüyordum.

Ama gülerken bir an gözüm yine bacaklarıma kaydı.

Gülüşüm yavaşça söndü.
Turan bunu fark etti.

Hiçbir şey söylemeden elimi tuttu.

Parmaklarını parmaklarımın arasına geçirdi.

Ben de ona baktım. “Ne oldu?” diye fısıldadı.

Başımı iki yana salladım. “Bir şey yok.”

Ama vardı.

İçimde kocaman bir korku vardı.

Bebeğim için mutluydum.

Turan için mutluydum.

Beren’i, Yusuf’u yanımda gördüğüm için mutluydum.

Ama bir yanım hâlâ aynı soruya takılıyordu.

Bir daha yürüyebilecek miydim?

Turan elimi biraz daha sıktı. “Güzce’m.“

“Efendim?”

“Bana bak.” Bakışlarımı ona çevirdim. “Bir gün yeniden koşacaksın.”

Gözlerim doldu. “Ya koşamazsam?”

“Koşamazsan yürürüz.”

“Ya yürüyemezsem?”

“Emekleriz.”

İstemeden gülümsedim. “Ya onu da yapamazsam?”

Turan hiç düşünmeden cevap verdi.

“O zaman ben seni taşırım.”

Boğazım düğümlendi. “Ömür boyu mu?”

Başını ağır ağır salladı. “Ömür boyu.”

Başımı eğdim.

Turan yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. “Sen yeter ki yanımda ol.” diye fısıldadı kulağıma doğru.

Elimi karnımın üzerine koydum.

Henüz hiçbir şey belli değildi.

Ama artık biliyordum.

Orada bizim küçük mucizemiz vardı.

Ve ilk defa geleceği düşünürken yalnızca korkmuyordum.

Korkunun yanında umut da vardı.

Beren yanıma oturdu.

“Güz…”

“Efendim?” dedim.

Güz ismini kabul etmemle gülümsedi.

“Sen çok güçlü bir kadınsın.”

Ona baktım. “Bunu bana daha önce de söyledin.”

“Çünkü unutuyorsun.” Gülümsedi. “Sen ringde rakibinin karşısına çıkarken korkmadın. Şimdi de bu sürecin karşısına çıkacaksın.”

Zafer başını salladı. “Beren doğru söylüyor.” diyerek onay verdi.

Yusuf da yatağın kenarından bana baktı. Küçük eli yanağını okşadı.

“Abla, sen yine koşacaksın.”

Küçük kardeşimin cümlesi içimde bir yere dokundu.

“İnşAllah bebeğim.”

Elim karnımda gezdirdim.

Dayan miniğim, diye geçirdim içimden. Annen de dayanacak.

🍂🖤