MANEVRA kitap kapağı

37. bölüm / 42

MANEVRA

37. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vaniliss 🌙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: 37. Bölüm

Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.

İstanbul

Güzce Arven

🍂🖤

Evin kapısından içeri girdiğimizden beri herkes sessizdi.

Sanki kimse yüksek sesle konuşmaya cesaret edemiyordu.

Benim aklımda ise tek bir şey vardı.

Turan.

Odaya girdiğimde hâlâ uyuyordu.

Yatağın üzerinde hareketsiz yatıyordu.

Gözleri kapalıydı.

Yüzüne baktıkça içimdeki sıkışma biraz daha büyüyordu.

Yatağın kenarına oturdum.

Bir süre hiçbir şey söylemeden onu izledim.

Sonra elimi yatağın üzerine bıraktım. “Turan…“

Cevap gelmedi.

Dudaklarımı birbirine bastırdım. “Eve geldik.”

Yine ses yoktu.Biraz daha yaklaştım.

Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.

“Elini oynat. Kaşını kaldır. Bana şu sinir bozucu bakışlarından birini at.”

Sesim titremeye başlayınca sustum.

Gözlerimi kapattım.

Depoda gördüğüm görüntü hâlâ zihnimdeydi.

Turan’ın o hâli…

Gözlerimi açtığımda tekrar ona baktım.

Şimdi evimizdeydi.

Yanımdaydı.

Güvendeydi.

En azından öyle olduğuna inanmak istiyordum.

Elimi karnımın üzerine koydum.

İçerideki küçük hareketi hissedince istemsizce gülümsedim.

“Baban burada, kızım.”

Bir an Turan’a baktım. “Sadece biraz uyuyor.” diye fısıldadım.

Turan’ın yanına biraz daha yaklaştım.

“Herkes bana güçlü olmam gerektiğini söylüyor, biliyor musun?”

Parmaklarımı birbirine geçirdim.

“Ama ben şu an güçlü olmak istemiyorum.”

Gözlerim doldu. “Sadece gözlerini açmanı istiyorum.”

Kısa bir nefes aldım.

“Sonra bana kızarsın.”

Dudaklarımın kenarında buruk bir gülümseme oluştu.

“‘Niye depoya geldin?’ dersin.”

Başımı iki yana salladım. “Ben de sana kızarım sonra.”

Gülümsemem biraz daha belirginleşti.

“Sonra yine tartışırız.”

Turan hâlâ sessizdi.

Gülümsemem yavaşça kayboldu.

Elimi onun elinin üzerine bıraktım.

“Ama önce uyan.”

Başımı yatağın kenarına yasladım. Onu izledim.

Hep saat olan bileğinde bu sefer saat yoktu. Çıkarmıştım saatini.

Gözlerim yarasına değdi. Bileğini dokundum. Yaranın üstünü belli belirsiz okşadım.

Sonra eğilip durduklarımı o yaraya bastırdım.

Gözlerimi kapandı.

Bileğini etrafına birkaç tane öpücük kondurdum.

Başımı kaldırdım. Hala siyahlarını görememiştim.

Yatağı diğer tarafına geçtim.

Sırtımı başlığa yaslayıp Turan’ın bileğini okşadım. Öptüm.

Sanki öpsem geçecekmiş gibi.

Bu kez başka hiçbir şey söylemedim.

Sadece bekledim.

Dakikalar geçti.

Turan hâlâ uyuyordu.

Ben hâlâ başucundaydım.

Ve ilk kez zamanın bu kadar yavaş ilerlemesinden nefret ettim.

🍂🖤

Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum.

Başımı yatağın başlığına yaslamış, Turan’ın bileğini elimde tutuyordum.

Parmaklarım yara izinin çevresinde yavaşça dolaşıyordu.

Gözlerim ağırlaşmıştı ama uyumak istemiyordum.

Ya gözlerini açarsa ve ben görmezsem?

Bu düşünce yüzünden gözlerimi kapatamıyordum.

Tam o sırada parmaklarının hafifçe hareket ettiğini hissettim.

Bir an donup kaldım.

Başımı kaldırdım.

“Turan?”

Cevap vermedi.

Gözlerimi ondan ayırmadan bekledim.

Sonra parmakları bir kez daha hareket etti.

Kalbim hızlandı. “Turan…” dedim yine.

Artık tepki vermeliydi çünkü içimi uyanmama korkusu sarmıştı.

Belki travmasından tetiklenmişti?

Ondan uyanmıyordu.

Bu kez kirpikleri kıpırdadı.

Nefesimi tuttum.

Gözleri yavaşça aralandı.

Siyahlarını gördüğüm an, içimde günlerdir biriken bütün korku sanki tek seferde çözüldü.

“Uyandın…” diye fısıldadım.

Sesim istemeden titredi.

Turan birkaç saniye tavana baktı.

Sonra bakışları yavaşça bana döndü.

Beni gördüğünde kaşları hafifçe çatıldı.

“Sen…”

Sesi kısıktı.

Hemen doğruldum.

“Buradayım.” dedim yüzümü avuçlarının arasına aldım.

Ne olur krizde olmasın.

Bana bakmaya devam etti. “Ne oldu?” diye sordu.

Kriz geçirmiyordu.

Derin bir nefes verdim.

Gözlerimi birkaç saniye kapatıp açtım. “Hiçbir şey.”

Turan’ın yüzündeki ifadeden bu cevaba inanmadığını anlamam uzun sürmedi. “Hiçbir şey olmadıysa neden ağlıyorsun?” dediğinde ağladığımı fark ettin.

Elimi yanağıma götürdüm.

Gerçekten de gözlerim dolmuştu. “Çünkü uyandın,” dedim sadece.

Ellerimi yüzünden çekip yine istemsizce bileğini tuttum.

Turan birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra bakışları elimdeki bileğine indi.

Parmaklarım hâlâ onun bileğindeydi. “Ne zamandır buradasın?” dedi sesi boğuk çıkıyordu. “Uykusuzluktan gözlerin kızarmış.”

“Sen odaya geldiğinden beri.”

Başını hafifçe geriye yasladı.

Gözlerini kapatacak gibi oldu ama hemen açtı. “Sen iyi misin?”

Bu soruyla birlikte yüzüm düştü. “Ben mi?”

“Evet, sen.”

Elimi karnımın üzerine koydum. “Ben iyiyim.”

Bakışları karnıma kaydı.
“Peki kızımız?” diye sordu bu seferde.

İstemeden gülümsedim. “O da iyi.”

Turan’ın yüzünde belli belirsiz bir rahatlama oluştu.

Sonra tekrar bana baktı. “Depoya neden geldin?”

İşte beklediğim soru buydu.

“Ne alaka benim depoya gelmem?” diye sordum. “Hem belki depoya gelmedim?”

Gözlerini kapattı. “Geldiğini biliyorum Güzce,” dedi sakin kalmaya çalışarak. “Gözlerim kapalıydı ama sesini duydum.”

Dudaklarımı birbirine bastırdım. “Çünkü sen oradaydın.” dedim sorusuna cevap vererek.

Gözlerini açtı.

“Zafer sana kalmanı söylemiştir.” dedi emin bir şekilde.

Başımı salladım. “Söyledi.”

“Dinlemedin.”

“Dinlemedim.”

Turan birkaç saniye bana baktı.

Sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “İnatçısın.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Yeni mi fark ettin?”

Dudaklarının kenarı hafifçe kıpırdadı. “Hayır,” Verdiği cevapla gülümsedim. “Ama neden geldin be güzelim ya sana bir şey olsaydı?”

Siyah gözleri karnıma kaydı. Ben cevap vermeden tekrar konuştu.

“Ya da kızımıza?”

Sorusuna karşılık vermedim. Benim kızımızı korumam gerekirken gidip bir kaosun içine dalmıştım.

Ama ben haklıydım.

“Ne yapsaydım Turan?” diye sordum. Tartışmıyorduk ama öyle hissettim. “Evde oturup bana gelip gelemeyeceğini mi düşünseydim?”

Cevap vermedi. Yattığı yerden doğruldu. Kolunu bana doğru uzatınca direk ona doğru kaydım.

İlk önce benim yanağıma derin bir öpücük bıraktı.

Sonra üstündeki tişörtü yukarı çekip dudaklarını karnıma bastırırdı.

Bunu her yaptığında sanki kızımız heycanlanıyordu.

Hareketlenmesinden anlıyordum.

Gülümsedim.

Başımı tekrar yatağın başlığına yasladım.

Bakışları bana değdiğinde gülüşüme takıldı gözleri.

Ne zaman gülsem dudaklarıma kitlenip kalıyordu.

Ona ‘ben de en sevdiğin yer neresi’ diye sorduğumda.

‘Gülüşün’ demişti.

Eli havalandı. Parmakları dudak kenarıma değdi.

Dudağımın kenarını okşadığında istemsizce iç çektim.

Şimdi de gülüşümü seviyordu.

Elimi kaldırıp bileğini tuttum. Elini itmek için değil onu hissetmek için yapmıştım.

Gözlerime baktı birkaç dakika sonra gözleri koluma değdi.

Ve kaşları çatıldı

O sormadan koluma baktım. Ve parmak izlerini gördüm.

Ali şerefsizi yapmıştı!

Kahretsin ki Turan şuan o izlere bakıyordu.

“Bu ne?” diye sorması gecikmedi.

Koluma ondan saklarken ağzımın içinde geveledim.
“Önemsiz bir şey-“

“Konu senken önemsiz bir şey olamaz!” dedi ani bir yükselişle lafım bölündü. Kolumu tutup kendisine çekti. Bunu yaparken çok nazik davranmıştı. “Kim yaptı bunu? Ali piçi mi?”

Başımı salladım.

“Sikicem onu!”

Hırsla yataktan kalkarken hemen boynuna sarılıp onu durdurdum.

“Dur nolur dur,” dedim kollarımı boynuna dolamışken. “Yok artık o. Nolur yanımdan ayrılma.”

Turan olduğu yerde kaldı.

Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra ellerini dikkatlice kollarıma koydu.

“Güzce, bana bak.”

Başımı kaldırdım.

Yüzündeki öfke hâlâ geçmemişti ama bu kez kendini kontrol etmeye çalışıyordu.

“Ali öldü,” dedim. “Bitti artık.”

Çenesini sıktı. “Nasıl öldü?” diye sordu. Gözleri bedenimde dolandı. “Başka bir yerinde bir şey var mı?”

“Başka bir şey olmadı,” dedim sakin bir sesle. “Öldü Ali. Seni öldürcekmiş. Ben de onu attım deponun en üst katından.”

Kaşları havalandı. “Attım?” diye sordu.

“Yani attım derken attırdım.” diye hemen düzelttim. “Senin adamların attı.”

Gözlerini kapattı. Sakinleşmeye çalıştı.

“Kızdın mı?” diye sordum. Sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Ama o duydu beni.

Ellerini belimin iki yanına koydu. “Kızmadım. Ama yapma böyle şeyler,” dedi direkt.

“Niye korktun mu?” dedim dalgaya vurarak.

Anında yanıtladı. “Korktum!” demesi ile gözlerine baka kaldım. “Güzce bu dünyada ki hiçbir şeyden korkmam ama sana bir şey olmasından yada zarar gelmesin çok korkarım.”

Ani cevabı ile kitledim. Bu kadarını beklemiyordum.

Kendime hakim olamadan dudaklarımı iki yanağına da bastırdım.

Geri çekildiğimde birbirimize baktık.

“Peki, sakinleştin mi?” diye sordum bu sefer.

“Gözlerime bakarsan sakinleşiceğim, güneşimi görmem lazım.” dediğinde gözlerim ondan hiç ayırmadım.

Birkaç saniye boyunca sadece birbirimize baktık.

Yüzündeki öfkenin yavaş yavaş azaldığını gördüm.

Çenesindeki gerginlik çözüldü.

Ama gözlerinde hâlâ korku vardı.

Benden korkmuyordu.

Bana bir şey olmasından korkuyordu.

“Şimdi sakinleştin mi?” diye sordum dakikalar sonra.

İyice ona sokulmuştum.

Gülümsedi sadece. Gamzelerini görmemle dayanamadım.

Uzanıp iki gamzesini de öptüm.

Geri çekildiğimde hala gülümsüyordu.

Elini karnımda hissettim. Ve Dünya babasını hissetmesiyle hareket etti.

Nasıl yani babacı mı olacaktı?

Turan da karnımdaki hareketi hissetmiş olacak ki elini çekmedi.

Bir süre hiçbir şey söylemeden karnıma baktı.

Sonra yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.

“Beni tanıyor,” derken çok mutluydu.

“Tanıyor,” derken ben de gülümsedim. “Bence en çok seni sevecek.”

Kaşımı kaldırdı. “Neden?” dedi hemen.

Dudak büktüm bilmem der gibi. “Senin dokunuşlarınla daha sert tepkiler veriyor, heyecanlanıyor bence,” dedim hissettiklerim söyleyerek.

Cıkladı. “Bence annesini daha çok sever,” dedi.

Bu sefer ben güldüm ve sordum. “Neden?”

“Çünkü,“ dedi ve kısa bir an sustu. “Onu aylarca karnında taşıdın. Kalp atışını senden hissedecek. İlk gördüğü insanlardan biri sen olacaksın.”

O konuşurken aynı zamanda karnımı okşuyordu.

Dinledim onu.

“Her şeyi ona sen öğreteceksin, tabii ben de yardım edeceğim her şeyine ama çoğu şeyi seninle öğrenicek,” dedi gözleri gözlerimdeyken. “Zaten senin gibi bir annesi varken sevmemesi mümkün değil.”

Gülümsedim.

Ama bu kez ona cevap veremedim.

Boğazımda bir şey düğümlenmişti.

Turan bunu fark etmiş olacak ki karnımı okşayan eli yavaşladı.

“Ne oldu?”

Başımı iki yana salladım.
“Bir şey olmadı.”

“Güzce.”

Gözlerine baktım. “Böyle konuşunca…” dedim. Cümlemi tamamlayamadım.

Turan bekledi.

Ben de derin bir nefes aldım. “İyi bir anne olabilecek miyim diye düşünüyorum bazen.”

Kaşları hafifçe çatıldı. “Neden olamayasın?” dedi hemen.

Böyle konuşmam onu kızdırıyordu.

“Bilmiyorum.” diye mırıldandım. Karnıma baktım. “Ben annemden hiçbir şey öğrenmedim ya.”

Bu kez yüzündeki ifade değişti.

Bir şey söylemedi.

Ben devam ettim.

“Bazen Dünya doğduğunda ne yapacağımı bilemeyecekmişim gibi geliyor.”

“Kimse bilmiyor,” dedi anında. Saçlarımı okşadı bu sefer. “Beren’de bilmiyor ama öğreniyorlar, sende öğreneceksin. Birlikte öğreniceğiz.”

“Birlikte?” dedim.

Başını salladı. “Birlikte.” dedi beni onaylayarak. “Bir daha bunu düşünerek kendini üzme. Gün boyunca karnında bir hareket olmadığında geceleri uyumayıp hareket etmesini bekliyorsun.”

Fark etmiş miydi?

“Ne yapabilir hareket etmeyince panikliyorum,” dedim.

“İşte bu yüzden iyi anne olabilecek miyim diye düşünce güzel karım,” dedi yumuşak ses tonuyla.

Onu öpmek için eğildiğim sırada biri öksürdü.

İkimizin bakışları kapıya değdi.

Zafer.

Göz devirdim.

Turan sinirle kaşlarımı çattı.

Zafer sırttı. “Rahatsız mı ettim?” dedi alay ederek.

“Ettin!” dedi Turan yükselerek.

Zafer kapının kenarına yaslanıp sırıttı. “Tamam, tamam. Bilseydim kapıyı çalıp gelirdim.” dedi.

“Sus,” dedim sadece.

“Kapıyı çalsaydın da değişen bir şey olmayacaktı,” dedi Turan kaşlarını çatarak.

Zafer’in sırıtışı biraz daha büyüdü. “En azından hazırlıklı olurdunuz.”

Komidinin üstündeki bardağı Zafer’e fırlattım.

Yakalamasaydı kafasında parçalanacaktı.

Gözleri korkuyla büyüdü. “Gerçekten psikopatsın,” dedi şiddetle.

“Senin de boynunu kırmamı istemiyorsan sus!” diye çemkirmem gecikmedi.

“Yok istemem,” dedi sonra Turan’a döndü. Sanki ben yokmuşum gibi Turan’la kısık bir sesle konuşmaya başladı. “Depo da iki adamın boynu kırdı. Birinin çenesini yerinden çıkardı. Beş kişiyi de inşaattan attı.

Turan’ın gözleri bana dönerken ben, “Abartma!” diye bağırdım. “Sadece bir kişiyim attım oradan diğerleri kendi atladı.”

Müthiş bir savunmaydı.

“Diğerlerini yaptın yani?” dedi Turan. “Hamile halinle?”

Zafer kapıya yaslanmış sırıtıyordu.

“Tam olarak on bir kişi halletti.” diye devam etti.

“Üçü kaçtı,” dedim.

Ağzıma…

Kendi kendimi patlatıyordum.

“Aşağı gelin diye çağırmıştım,” dedi Zafer. “Bu arada deponun kamera kayıtları var. Çok eğlenceli gelinde yengemin ne yaptığını izleyelim.”

Bunaları söyledi ve kapıyı kapatıp gitti.

En kısa zamanda Zafer’i dövecektim.

Siyahları gözlerimdeydi.

“Hamile halinle adam mı dövdün?”

Sustum.

“Elim çarpmış,” dedim kısa bir süre sonra.

“Elin çarpmış?”

Başımı salladım. Masum masum baktım yüzüne.

Aslında kavga etmeme değil karnımda kızımız varken kavga etmeme kızıyordu.

“Önümde adam belirince elim çarpmış, sonra bir baktım adam merdivenden düşmüş,” dedim kendimi savunmaya başlayarak. “Benim bir suçum yok elimin suçu.”

Yüzüme baktı baktı.

Sonra sinirle karışık bir kahka attı. “Elinin suçu yani?” dedi alayla.

“Evet.” dedim hemen.

Belimden tutup beni yataktan kaldırdı. Aynı zamanda gülüyordu.

En azından kızmamıştı.

“Senle ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi tebessümle yüzüne bakarken.

Yataktan kalktı.

O gülümseyince ben de gülümsedim.

“Hadi üstünü değiştir aşağı inelim.”

Başını salladı sadece.

O banyoya girince ben de odadan çıktım.

🍂🖤

Ayvadan bir ısırık daha aldım.

Ama bu sefer de yanağımın tam gamze çıkan yerine parmağımı bastırdım.

Çiğnerken bir yandan da aynadaki yansımama bakıyordum.

Turan ise karşımdaki sandalyede oturmuş, beni izliyordu.

“Ne yapıyorsun sen?” diye sordu.

Parmağımı yanağımdan çekmeden ona baktım. “Gamze yapıyorum.”

Kaşlarını çattı. “Ne?”

“Gamze.”

Ayvadan bir ısırık daha aldım ve bu kez diğer yanağımdaki gamzeme bastırdım.

“Bebek gamzeli olsun diye.”

Turan birkaç saniye yüzüme baktı.

Sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Güzce…”

“Efendim?”

“Bunun işe yarayacağına gerçekten inanıyor musun?” dedi ciddi ciddi.

Omuzlarımı silktim. “Bilmiyorum.”

“E o zaman neden yapıyorsun?” dedi bu seferde.

Kaşımı kaldırdım. “Ya tutarsa?”

Turan’ın dudaklarının kenarı kıvrıldı. “Ya tutmazsa?”

Kaşlarımı çattım. “Denemekten zarar gelmez,” dedim ters bir sesle. Herkese trip atasım vardı.

Gülmemek için kendini zor tuttuğunu yüzünden anlayabiliyordum.

Ben ise ayvadan bir parça daha koparıp gamzeme bastırdım.

“Parmağını yanağını bastırmazsan olmaz mı gamzeli?” dedi gülmemek için zor dururken.

Ters bir bakış attım.

Komik miydi?

“Böyle yaparsan gamzeli olurmuş,” dedim.

Turan başını iki yana salladı. “Daha doğmadan kızımızı şekillendirmeye başladın.” dedi gülümsemeye devam ederken.

“Şekillendirmiyorum.” dedim kabul etmeyerek. Ayvayı gösterdim. “Destekliyorum sadece.”

Kaşını kaldırdı. “Ne desteği?”

Makuldüm. “Gamze desteği.”

Bu kez kahkahasını tutamadı.

“Gülme ya!” dedim ama ben de gülüyordum. “Sana benzeyeceğine eminim dedin. Ben de işimi garantiliyorum.”

“Evet sana benzeyecek,” derken yüzündeki mutluluk görünmeye değerdi. “Annesinin kopyası bir kız çocuğu.”

“Hayalindi.” dedim.

Onayladı. “Hayalimdi.”

Turan ayağa kalkıp yanıma oturdu. Elini direkt saçlarıma doğru uzattı.

Saçımla oynamayı çok seviyordu.

“Kızımızın saçını da örümcek misin?” dediğimde gülümsedi.

Bu aralar gamzelerini çok sık görüyordum.

“Örüceğim,” diyerek onayladı.

“Daha şimdiden papuçum dama atılmış gibi hissediyorum,” dedim alınmış bir ses tonuyla.

“Öyle bir şey olaması mümkün değil, benim güzel karım,” dedi içimi eriten bir sesle. “Sen benim güneşimsin, o da benim dünyam.”

Cevap vermedim.

Ama gülümsemem hala dudaklarımdaydı.

Ağzı iyi laf yapıyordu.

“Saçımı kestirmek istiyorum,” dedim geçen hafta söylediğim gibi.

Yüz ifadesi hemen değişti. “Saçını kestirmeni istemiyorum, sana uzun yakışıyor.” dedi. Huysuzlanmıştı.

“Zaten çok kısalatmak ben de istemiyorum, ama katlı bir saç istiyorum,” dedim. Sesim istemeden de olsa heyecanlı çıkıyordu. “Hem biraz da bundan uzatmak istiyordum saçımı.”

Hamilelikte takviye almasaydım saçlarım daha fazla döküle bilirdi.

Ona baktığımda saçımı ördüğünü gördüm.

Kalçama kadar değiyordu artık biraz uçlarından aldırıp kat attırmak istiyordum ama kocam izin vermiyordu.

“Senin kokunu net almam için saçların gerekiyor,” dedi. Örgüyü bitirip başını boynuma gömde ve en hassas noktamı öptü. “Bir de boynun.”

İçim titredi.

Boynumun birkaç yerine dudaklarını bastırdı.

Geri çekildiğinde ona doğru dönmemle dudaklarıma kapanması bir oldu.

Küçük bir kıvılcımla başlayan ateş gittikçe büyüdü.

🍂🖤

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

75okunma 8beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.