20. bölüm · MANEVRA

20. Bölüm

Vaniliss 🌙

Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.

🍂🖤

Geçmiş

Kulübenin içi soğuktu.

Yedi yaşındaki Turan, tahta zeminin üzerinde dizlerini karnına çekmiş oturuyordu.

Günlerdir doğru düzgün yemek yememişti.

Dudakları susuzluktan çatlamış, gözlerinin altı morarmıştı.

Kapının gıcırdamasını duyduğu an küçük bedeni korkuyla gerildi.

Çünkü o sesi tanıyordu.

Her kapı açıldığında canı yanıyordu.

Adamlar içeri girdi.

Turan başını iki yana salladı. “Hayır,” diye fısıldadı. “Dokunmayın.”

Adamlardan biri Turan’ın kolunu sert bir şekilde tutup oturduğu yerden kaldırdı.

Günler birbirine karışmıştı.

Acı…

Korku…

Açlık…

Susuzluk…

Hepsi aynı karanlığın içinde birbirine karışmıştı.

Adamlar Turan’a çeşitli işkenceler yapmaya başlamıştı.

Turan’ın küçük bedeni bu acıları kaldıramıyordu.

En son adam yine aynı yere Turan’ı bağladı.

“Yalvarırım… yapma…” dedi çaresizlikle titrerken.

Adam Turan’ı dinlemeden ölmeyecek dozda elektirik vermeye başladı.

Turan’ın gözlerindeki yaşlar durmadan akıyordu.

Acı içinde bağrıyordu. Sesi kısılıyor, nefes alamıyordu.

Haftalarca bu işkenceleri gördü. Üç dört günde bir, bir öğün yemek ve su veriyorlardı.

Turan’ın sesindeki korku kulübenin tahta duvarlarına çarpıp geri döndü.

Bilekleri metal sandalye ye defalarca bağlandı.

Ne kadar yalvarsada acı çekmeye devam etti.

Elektirikle birlikte bütün bedenini gerilmiş acıdan kıvranıyordu.

Adam üç dört saniye bekleyip tekrar düğmeye basıyordu.

Bir süre sonra artık ne kadar acı çektiğini anlamayamaz olmuştu.

Her defasında aynı şeyi hissediyordu.

Birisi ona dokunuyor… Ve ardından bütün bendeni acıyla sarsılıyordu.

Günler geçtikçe beyni bu acıyı tek bir şeyle bağlamıştı.

Dokunmak…

Dokunmak ne demekti?

Acı demekti.

Bir el omzuna değidiğinde canı yanacaktı.

Birisi koluna dokunduğunda yine aynı acıyı yaşayacaktı.

Elektrik Turan’a çok kötü bir tramva bırakmıştı.

Küçük yaşta haftalarca küçük bedenine elektrik vermişlerdi.

Artık biri ona dokunduğunda yine o güne dönüyor ve irkiliyordu.

O kulübede yaşadıkları sadece acı değil gelecek için bir tramvaydı…

🍂🖤

Günümüz

Güzve Arven

Başım zonkluyordu.

Göz kapaklarımı aralamaya çalıştım ama görüşüm bulanıktı.

Bir süre nerede olduğumu anlayamadım.

Derin bir nefes almak istedim.

Burnuma rutubet kokusu doldu.

Eski ahşabın, toprağın ve nemin ağır kokusu…

Kaşlarımı çattım.

Tam doğrulmak için harekete geçtim.

Kollarım hareket etmedi.

Gözlerimdeki bulanıklık geçtiğinde başımı dirket aşağa çevirdim.

Kollarım ve bedenim bir sandalye ye bağlanmıştı.

Kalbim bir an hızlandı.

“Ne?” dedim kendi kendime.

Boğazım kurumuştu.

Nerdeydim? Anlamıyordum.

Kaçırılmış mıydım?

Başımı sağa sola çevirdim.

Küçük…

Eski…

Tek pencereli ahşap bir kulübedeydim.

Pencereden süzülen zayıf gün ışığı dışında hiçbir şey yoktu.

Sadece…

Karışıma kurulmuş bir kamera.

Kameranın üzerindeki kırmızı ışık yanıyordu.

Beni izliyorlardı.

Kulübenin dışından ayak sesleri duydum.

Gıcırtıyla kapı açıldı.

İçeri siyah takım elbiseli bir adam girdi.

Arkasından…

Kaan Demir.

Dudaklarının kenarında memnun bir gülümseme vardı.

“Uyandın demek,” dedi sakin bir sesle.

Sesindeki sakinlik içimi ürperti.

“Beni niye buraya getirdin?” diye sordum sinirle. “Ne o yoksa tasarımımı alamadın diye beni mi aldın adi herif?!”

Yerimde çırpınsamda ipler çok sıkıydı.

Bu sandalye ye bağlı olmasam varya… o yüzündeki ifadeyi silmeyi iyi bilirdim.

Bir iki adım bana yaklaştı.
“Eğer akıllı davranırsan, sana hiçbir şey olmayacak.”

Kaan birkaç adım daha yaklaştı, o yaklaştıkça geriliyordum.

Ayakkabılarının ahşap zeminde çıkardığı ses, kulübenin içindeki sessizliği daha da ağırlaştırıyordu.

“Beni neden buraya getirdin?” diye sordum tekrar. “Ne istiyorsun benden?”

Kaan başını hafifçe eğdi.
“Senden değil,” dedi. Bakışlarını gözlerimin içine kitledi. “Kocandan bir şey istiyorum.”

Kaşlarımı çattım.
Serttim. “Turan sana hiçbir şey vermez.”

Ne istediğini anlamamıştım.

Kaan sinir bozucu sesle güldü. “Emin misin?” diye sordu.

Cebinden telefonu çıkardı. Ekranı bana çevirdiğinde, Turan’ı ve şirketin bir sürü fotoğrafını gördüm.

“Onu yıllardır izliyorum,” dedi telefonu cebine koydu. Sinir ve kıskançlıkla söyeldi, “Ne kadar başarılı olduğunu da biliyorum.”

“Emeğine de bağlı bir adam,” dedi ve kısa bir an durdu. “Ve sana.”

Sinirden çırpınıp duruyordum. “Delisin sen şerefsiz,” dedim öfkeyle.

“Hayır,” dedi başını iki yana sallayarak. “Ben sadece fırsatları değerlendiren bir adamım.”

“Bu mu adamlık?” diye sorum sinirle. “Çöz beni öyle konuşalım.”

Beni duymamazlıktan geldi.

“İki hafta sonra defilem var,” diye başladı. “Bu kez insanlar Arven’i değil… Kaan Demir’i konuşacak.”

Başımı iki yana salladım. Dudaklarımda alaycı bir gülüş belirdi.

“Bunu başaramayacaksın,” dedim.

Yüzüme doğru eğildi. Kendimi anında geri çektim.

“Başaracağım,” dedi gereğinden fazla yakınken. “Çünkü Turan, senin için her şeyinden vazgeçecek.”

İlk kez kalbine gerçekten korku oturdu.

Benim için emeklerinden vazgeçmezdi değil mi?

Yapmazdı böyle bir şey?

Bu piçe vermezdi?

Kaan yüzüme daha çok yaklaşınca, kafa attım.

“Yaklaşma bana!”

Küçük bir inilti ile benden uzaklaştı.

Sağ kaşını patlatmıştım.

Oh.

“Rahat dur,” dedi uyarıyla. “Senin canını yakmak istemiyorum.”

“Sen mi yakacaksın benim canımı?” diye sordum alayla. “Çöz beni de öyle söyle bu lafları.”

“Güzce, gerçekten canın yansın istemiyorum,” dedi ciddi bir tonda.

“Sen kimsin ki beni düşünüyorsun?” dedim yükselerek.

“Her neyse,” dedi beni duymamış gibi yaparak. “İlk dosyayı aldıktan sonra, nasıl olsa devamları gelecek.”

“Ve ben isteğim bütün tasarımları alacağım,” dedi buna inanarak. “O başka yerlerde bana tasarım verip seni ararken sen burada kalacaksın.”

“Çok beklersin,” dedim. “Turan sana bir çizik attığı kağıdı bile vermeyecek.”

Yani inşAllah.

“Ben istediğim tasarımları alacağım,” dedi küçük bir gülümseme ile. “Sen de burada bekleyeceksin güzelim.”

Kusmak üzereydim.

Kapıya doğru yürüdü, ve kulübeden çıktı.

“Turan nolur verme bu adama bir şey nolur,” dedim kendi kendime mırıldanarak.

Turan’ı şu kadarcık zamanda çok iyi tanımıştım.

Sevdikleri için gerekirse bütün hayatını gözünü kırpmadan feda ederdi.

🍂🖤

Yazar’dan

Defilenin bitişinin üzerinden saatler geçmişti.

Turan’lar eve gelmişti. Ama kimsenin aklında uyumak yoktu.

Turan ise bir o odadan diğer odaya geçip duruyordu.

Elindeki telefonu öfkeyle sıkıyor, aynı numarayı defalarca çeviriyordu.

Her seferinde aynı cevabı alıyordu.

Kapalı…

Telefon ekranında yine aynı yazıyı görünce sinirle telefonu masaya fırlattı.

Ses evin içinde yankılandı.

Beren olduğu yerde dikleşti.

Zafer derin bir nefes aldı.

“Turan,” dedi sakin bir sesle. Ama o da endişeydi. “Sakin olmalısın.”

Turan’ın siyah gözlerinde fırtınalar kopuyordu.

“Sakin mi olayım?” diye sordu sinirle. “Karım saatlerdir ortada yok! Telefonu kapalı, nerede olduğunu bilmiyorum!”

Elini saçlarının arasına geçirdi. “Kaçırıldı mı ne oldu bilmiyorum! Elimden hiçbir şey gelmiyor!” dedi.
Bir yerde de siniri ve öfkesi kendineydi.

Neden dikkat etmemişti?
Ya başına bir şey geldiyse?

O sırada Turan’ın masaya fırlattığı telefon titredi.

Turan telefona baktığında bilmediği bir numara arıyordu.

Açıp hemen kulağına koydu.

“Merhaba Turan,” dedi eğlenen bir sesle Kaan Demir. “Karın elimde.”

Turan’ın çenesi kasıldı.

“Karım’ın saçının teline zarar verirsen, seni belanı sikerim Kaan!” diye öfkeyle bağırdı Turan.

Kaan’ın hoşuna gitmiş gibi güldü.

“Sakin ol Turan,” dedi Kaan. “Anlaşırsak karına zarar vermeyeceğim.”

Telefonuna gelen bildirimle Turan ekrana baktı.

Aynı numaradan bir fotoğraf…

O fotoğrafta karısının sandalye ye kalın iplerle bağlandığı, başı eğik baygın şekilde oturduğu gördü.

Dişlerini sıktı.

Arkada Turan’ın kabusu olan. Metal, kablolu elektirik çarpan bir sandalye vardı.

Turan Güzce’nin arkasında olan metal sandalyeyi gördükçe tetikleniyordu.

Turan’ın en büyük tramvasıydı o sandalye şimdi sevdiği kadının arkasında tramvası duruyordu.

Turan bir an yutkunamadı.

Ya Güzce’ye de elektirik verirse?

Ya Güzce’nin de kendisine dokunmamasını isterse?

Turan bir yandan metal sandalye ye bakarken tetikleniyordu.

Diğer yandan ise sevdiği kadının yaşayacağı tramvayı düşünüyordu.

Telefonu kulağını geri koydu.

“Ona elini bile sürmeyeceksin! Duydun mu beni?!” dedi sesini kontrol edemezken. “Karımı hemen bırakacaksın!”

Turan’ın aksine Kaan sakin bir sesle konuşuyordu.

“Güzel kadın, Güzce’ye zarar vermek istemiyorum,” dedi. Kaan Demir, Güzce’nin kaldığı kulübedeki kameradan Güzce’yi izliyordu. “Turan Arven karısı için ne yapabilir acaba?”

Turan öfkeyle soluyordu. “Ne istiyorsun amına koyduğum piçi?!” diye kükredi adeta.

“İşte şimdi istediğim konuya geldik,” dedi alay eden bir sesle Kaan.
“İki hafta sonra defilem var. Benim koleksiyonum eksik, ama seninki tamamlanmış ve kusursuz…”

Turan sinirle soluyordu. “Ne istiyorsun?”

“İlk olarak,” dedi kısa bir duraksama sonra devam etti. “Kamelya koleksiyonun teknik çizimlerini, kalıplarını, üretim dosyaları, kumaş bilgileri ve işeleme detaylarını attığım adrese getir.”

Turan yumruğunu masaya sert bir şekilde geçirdi. Masa içine göçerken Turan’ın parmak boğumları kanıyordu.

“Sikicem seni! Getirmiyorum!”

Kaan zevk alır gibi güldü. “Attığım adrese dediklerimi getirmek zorundasın,” dedi eğlenirken. “Yoksa karının daha güzel fotoraflarını gönderirim.”

“Şerefsiz,” dedi Turan dişlerinin arasından. “Kaan bu sefer seni kimse elimden alamayacak!”

“Şerifimi sonra konuşuruz Turan,” dedi sakin bir şekilde. “İki saat içinde dosyayı getir, sonra karını alırsın.”

“Önce Güzce!” diye bağırdı Turan anında.

“Hayır dosya,” dedi ve telefon kapandı.

Turan sinirle solarken, Zafer ve Beren tüm konuşmaları duymuş bir şey diyemiyorlardı.

🍂🖤

Güzce Arven

“Sikicem şimdi bu ipi!” diye sinirle soludum.

Önümdeki kameranın ışığı söndüğü gibi ipi açmaya başlamıştım.

Kalın bir ip olduğu için açılmak yerine bileğimi aşındırıyordu.

Kapının sesini duyduğum an başımı kaldırdım.

Ya ben nasıl kaçırılmıştım? En son defile vardı. Sonra dışarı çıktığımda… Biri kafama vurdu.

Evet bir piç kafama vurmuştu!

Buradan bir çıkıyım hepinizin ağzına sıçacağım!

Kapı açıldığında ağır adımlarla Kaan içeri girdi.

Üzerindeki ceketi düzletirken karşıma geçti.

Kaşını patlattığım için kaşının kenarında bant vardı.

Kendinden emin bir ifadeyle gülümsedi.

“İlkini gönderdi,” dedi. Kalbim sıkıştı.

Bunu yapacağını biliyordum.

Turan beni kurtarmak için hiç düşünmeden emeklerini göndermişti.

Başımı kaldırıp Kaan’a baktım.

“Devamı gelmeyecek,” dedim. “Senin bu yalanına daha fazla kanmayacak.”

“Öyle mi dersin?” diye sordu rahat bir sesle. “Sen kocanı benden daha iyi tanıyorsun.”

Sessiz kaldım.

Kaan aramızda mesafe bırakarak başını bana doğru eğdi.

Kafa atmamdan korkuyordu.

“İkinci dosyayı da gönderecek, üçüncüyü de…” dedi. Çok emin konuşuyordu. “Ve sonuncusuna kadar devam edecek.”

Tekrar dikleşti. “Ama dosyayı getirdiği her yerde senin saçının telini bile bulamayacak,” dedi dudaklarındaki pis sırıtışla.

Deliricektim! Harun bitti bu başladı!

“Turan senin sandığın kadar zayıf biri değil,” dedim.

Kaan başını iki yana salladı.
“Hayır, tam tersine…” dedi cevabı düzeltirken. “Dünyadaki en güçlü adamlardan biri.”

Ben cevap vermezken o devam etti.

“En güçlü insanlar bile… sevdikleri söz konusu olunca düşünmez.”

Öfkeyle ona baktım.
“Sen bunu sevgi mi sanıyorsun?”

Kaan omuz silkti.
“Adına ne dersen de,” dedi umursamazca. “Sonuç değişmiyor.”

Telefona baktı. Dudakları yukarı kıvrıldı.

“İkinci dosya elimize geçmek üzere,” dedi ve arkasını dönüp kulübeden çıktı.

Beni kurtarmasını istemiyordum.

Elimi çözersem burdan çıkma ihtimalim çok yüksekti.

Ama piç elimi kalın iplerle bağlamıştı!

İpi açmaya tekrar çalıştım.

“Zincirle de bağlasan açacağım bu ipi,” diye fısıldadım sinirle.

Tek istediğim Turan’ın bu piçe güvenipte o dosyaları getirmemesiydi.

🍂🖤