39. bölüm / 42
MANEVRA39. Bölüm
Bölümler 42Şu an: 39. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.060 kelime
- 2 2. Bölüm1.936 kelime
- 3 3. Bölüm1.944 kelime
- 4 4. Bölüm2.415 kelime
- 5 5. Bölüm2.873 kelime
- 6 6. Bölüm2.306 kelime
- 7 7. Bölüm2.237 kelime
- 8 8. Bölüm1.782 kelime
- 9 9. Bölüm2.764 kelime
- 10 10. Bölüm1.672 kelime
- 11 11. Bölüm1.553 kelime
- 12 12. Bölüm1.690 kelime
- 13 13. Bölüm1.713 kelime
- 14 14. Bölüm2.006 kelime
- 15 15. Bölüm2.072 kelime
- 16 16. Bölüm2.183 kelime
- 17 17. Bölüm1.820 kelime
- 18 18. Bölüm1.603 kelime
- 19 19. Bölüm2.481 kelime
- 20 20. Bölüm1.564 kelime
- 21 21. Bölüm1.237 kelime
- 22 22. Bölüm2.399 kelime
- 23 23. Bölüm1.411 kelime
- 24 24. Bölüm1.756 kelime
- 25 25. Bölüm1.981 kelime
- 26 26. Bölüm2.353 kelime
- 27 27. Bölüm2.870 kelime
- 28 28. Bölüm1.997 kelime
- 29 29. Bölüm3.124 kelime
- 30 30 bölüm1.762 kelime
- 31 31. Bölüm1.934 kelime
- 32 32. Bölüm2.421 kelime
- 33 33. Bölüm2.103 kelime
- 34 34. Bölüm2.252 kelime
- 35 35. Bölüm1.815 kelime
- 36 36. Bölüm1.975 kelime
- 37 37. Bölüm2.165 kelime
- 38 38. Bölüm2.659 kelime
- 39 39. Bölüm2.233 kelime · Okuduğun bölüm
- 40 40. Bölüm4.022 kelime
- 41 41. Bölüm (FİNAL)4.943 kelime
- 42 Özel Bölüm4.182 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.
İstanbul
Güzce Arven
🍂🖤
Sekizinci ayın ikinci haftasına giriş yapmıştık.
Doktorun söylediğine göre Dünya’nın doğmasına daha iki, belki üç hafta vardı.
İki, üç hafta…
Kulağa uzun geliyordu.
Ama ben her geçen gün onu biraz daha fazla düşünüyordum.
Nasıl görüneceğini merak ediyordum.
Kime benzeyeceğini…
Sesini ilk duyduğumda ne hissedeceğimi…
Ve en çok da doğumdan korkuyordum.
Bunu kabul etmek istemesem de korkuyordum.
İki elimle karnımı tutmuş salıncaktı hafif hafif sallanıyordum.
Dünya içeride hareket ediyordu.
Gülümsedim. Hareketleri artık daha sertti. Canım yanıyordu.
Ama onu hissetmek… canım acısa bile gülümsüyordum.
“Kızım…” dedim ona seslenerek. “Dünya’m.”
“Çok merak ediyorum seni, acaba bana mı benzeyeceksin babanın dediği gibi?” diye başladım onunla konuşmaya.
Elimi karnımda gezdirmeye devam ettim.
“Ya da huyun kime benzeyecek?” dedim onunla konuşmaya devam edersek. “İnatçılığın bana benzerse baban yandı.”
Son sözlerimle kendi kendime güldüm.
Bugün Turan’ın ailesi bize kahvaltıya gelecekti.
Özlem abla hala olacağını duyduğundan beri yerinde duramıyordu.
Umut kuzenin doğmasını dört gözle bekliyordu.
Erol baba ve Halide anne ise yeni torunları olacağı için çok mutlulardı.
Bahçede kahvaltı masasını kurmuştuk.
Beren, Çağrı ile ilgilenmesine rağmen çoğu şeyi o yapmıştı.
Yemek becerim olmad için ben masayı düzenlemiştim.
Masa ile işim bittikten sonra bahçesi salıncakta otumuştum.
Kızımla konuşmak bana iyi hissetiriyordu.
Arkamda birinin sıcaklığını hissettim.
Bir gövde sırtıma yaslanınca direkt omuzlarım gevşedi ve kendimi serbest bırakıp ona yasladım.
“Kızımızın salıncağını ilk sen mi test ettin güzel karım?” sesini duymam bile içimi titretiyordu.
Başımı çevirip aşık olduğum gözlerine baktım.
“Çok az kaldı, Dünya yakında doğacak,” dediğimde gülümsedi.
Bana yukardak bakıyordu ç. Eğilip anlımı öptü her zamanki gibi.
Gözlerim kapandı.
“Az kaldı,” diye fısıldadı geri çekilirken. “Bugün daha çok hareketli sanki?”
“Evet,” dedim onu onaylayarak.
“Canını acıtıyor mu?” diye sordu hemen.
“Bazen,” dedim kaşları hafifçe çatıldı. “Ama hareket etmesi beni mutlu ediyor.”
Turan elini karnıma koyunca Dünya sert bir tekme attı.
Yüzüm istemsizce buruştu.
“Senin dokunuşların onu heyecanlandırıyor,” dedim yüz ifademi düzeltirken. “Annemler geldi mi?”
Başını salladı karnımı okşarken. “Geldiler.”
“Hadi yanlarına gidelim ayıp olur,” dedim salıncaktan kalkarken.
Acele ettiğim için elimi tutup yavaş adımlarla masaynın olduğu tarafa yürüdü.
“Canın acırsa söyle,” dedi yürümeye devam ederken.
Hafif sancılarım vardı ama normaldi. Bir tek fazla hareket halindeydi.
Başımı salladı sadece.
Bir süre sonra içeriden sesler gelmeye başladı.
“Güzce!”
Özlem ablanın sesini duyunca başımı kaldırdım.
“Buradayım!”
Bahçeye çıktığında önce bana, sonra Turan’a baktı.
“Ay nerdesiniz ya?” dedi beni kendisine çekip sarılırken.
Sarılmasına karşılık verdim ama bebekten sarılmak çokta mümkün değildi.
“Dünya’ya bir şey aldım gel bak,” dedi beni evin içerisine çekerken.
Özlem abla ile birlikte salona girdim.
Elindeki paketi koltuğun üzerine bıraktı ve özenle açmaya başladı.
Ben de karşısında dikilip onu izliyordum.
Turan ise arkamızdan gelmiş, kapının kenarına yaslanmış bizi izliyordu.
Özlem abla sonunda paketin içinden küçücük, krem renkli bir battaniye çıkardı.
Battaniyenin üzerinde küçük sonbahar yaprakları vardı.
Parmaklarımı kumaşın üzerinde gezdirdim. “Çok güzel…”
“Beğendin mi?” diye sordu Özlem abla.
Başımı sallayıp gülümsedim. “Bayıldım.” dedim yanına yaklaşıp ona sarıldım. “Teşekkür ederim.”
O da hemen bana sarıldı. Elini sırtımda hareket ederken içtenlikle bana sarıldı.
“Ne demek canım,” dedi kadife sesiyle.
Özlem abla battaniyeyi elimden alıp tekrar katladı. “Bunu odasına koyalım. Sonra da kahvaltıya geçelim. Annem zaten herkesi bekliyor.”
“Tamam.” dedim.
Tam o sırada karnımın içinde bir hareket hissettim.
Elim istemsizce karnıma gitti.
Dünya yine tekme atmıştı. “Yine başladı,” dedim.
Özlem abla hemen yanıma geldi. “Ben de hissedebilir miyim?” diye sordu.
Gülümseyerek başımı salladım.
Özlem abla elini karnıma koydu.
Birkaç saniye bekledik.
Sonra Dünya yeniden hareket etti.
Özlem ablanın gözleri bir anda büyüdü. “Hissettim!” dedi heycanla.
Gülümsemem büyüdü.
“Hadi geçelim bahçeye,” diyen Turan’ın sesiyle ona döndüm.
Başımı salladım.
Üçümüz birlikte bahçeye çıktık.
Bahçeye geldiğimizde herkes çoktan masanın etrafında toplanmıştı.
Halide anne beni görür görmez ayağa kalktı. “Güzce, kızım, gel.”
Gülümsedim. “Günaydın Halide anne.”
“Günaydın. Nasıl hissediyorsun?” diye sordu hemen.
“İyiyim.” dedim kısa bir cevap vererek. “Hadi geçelim artık masaya.”
“Bence,” dedi Beren salondan bahçeye girerken. Bir elinde börek tabağı vardı. Diğer elinde Çağrı’yı tutuyordu.
Yusuf, Umut ile birlikte okula gitmişti.
Herkes masaya geçtiğinde Erol baba, ve Özlem ablanın eşide geldi.
Herkes yerine geçtiğinde Turan yanıma oturdu.
Masada gülerek sohbete etmek benim için uzak şeylerdi.
Şimdi o şeylere daha çok yakındım. Aile nasıl bir his her şeyi Turan’la öğrenmiştim.
Masada herkes gülerken bende gülüyordum.
Karnımın içinde hissettiğim ağrı ile gülüşüm dondu.
Elimi karnımın üzerine koydum.
Turan bunu fark etti. “Yine mi?”
Başımı ona çevirip hafifçe gülümsedim. “Geçti.”
Yüzüme dikkatlice baktı. “Emin misin?” diye sordu.
Başımı salladım. “Evet.”
Turan birkaç saniye daha yüzüme baktıktan sonra önündeki tabağa döndü.
Ben de derin bir nefes alıp kahvaltıma devam ettim.
Bir süre sonra ağrı tamamen geçmişti.
Konuşmalara yeniden dahil oldum.
Beren bana bakarak sordu. “Dünya bugün bayağı hareketli değil mi?”
“Evet, son aylarda belki ondandır,” dedim yemeğime devam ederken.
“Ne kadar kaldı doğuma?” diye sordu Özlem abla.
“İki üç hafta dedi doktor,” dedi Turan.
Bu şeyleri bilip takip etmesi hoşuma gidiyordu.
Masadaki sohbet devam ederken ben ara sıra Dünya’nın hareketlerini hissediyordum.
Her seferinde elim karnıma gidiyordu.
Sanki elim orada olduğunda ona biraz daha yakın hissediyordum.
Bir süre sonra önümdeki bardağa uzanmak istedim.
Tam o sırada karnımda yeniden bir sancı başladı.
Bu sefer önceki gibi hafif değildi.
Nefesimi tuttum. Turan hemen bana döndü. “Güzce?”
Başımı kaldırıp ona baktım. “Bir şey yok.” dedim paniklemesi için.
Ama sesim istediğim kadar normal çıkmamıştı.
Turan bunu anlamıştı.
“Canın mı acıyor?”
“Biraz.” dedim sadece.
Halide anne de bizi fark etmişti. “Güzce?”
“İyiyim Halide anne.”
Sancının geçmesini bekledim.
Birkaç saniye…
Sonra biraz daha…
Ama geçmedi.
Parmaklarım masanın kenarına tutundu.
Turan sandalyesini bana biraz daha yaklaştırdı.
“Bana bak.” dedi çenemi tutup başımı kendisine çevirdi.
Ona baktım. Paniklememesi için. “Geçecek,” dedim.
Turan’ın kaşları çatılmıştı. “Böyle deyip durma.”
“Gerçekten iyiyim.”
Tam o anda sancı biraz daha arttı.
Gözlerimi kapattım.
Nefesimi yavaşlatmaya çalıştım.
“Güzce…” Bu kez Beren’in sesi de endişeliydi.
Gözlerimi açtım. “Biraz bekleyelim.” dedim olabildiğince sakin kalmaya çalışarak. “Geçer.”
Turan bana bakmayı bırakmıyordu.
Sanki yüzümdeki en küçük değişikliği bile anlamaya çalışıyordu.
Bir süre sonra sancı hafifledi.
Ben de omuzlarımı gevşettim. “Bak, geçti.”
Turan hemen cevap vermedi.
Sadece elimi tuttu.
Ben de parmaklarını sıktım. “Daha erken,” dedim alçak sesle.
Turan’ın bakışları yüzümde kaldı. “Biliyorum. Ama yine de hastaneye gidelim.”
“Daha iki üç hafta var. Normal sancı.” dedim. “Hastaneye gerek yok.”
Bu kez kimse konuşmadı.
Çünkü ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Dünya’nın daha zamanı vardı.
En azından biz öyle sanıyorduk.
Ben yeniden önüme döndüm.
Fakat birkaç dakika sonra karnımda aynı ağrı tekrar başladı.
Bu kez aradan çok daha kısa bir süre geçmişti.
Ve içimde ilk kez küçük bir korku belirdi.
Belki de bu sancılar düşündüğüm kadar normal değildi.
İnlemek için dudaklarımı birbirine sımsıkı bastırdım.
Bu kadar acı normal değildi.
Derin derin nefes alıp verdim.
Ama sancı geçmek yerine biraz daha arttı.
Turan elimi tuttuğunu fark ettim. “Güzce.” Gözlerimi açıp ona baktım.
“Bu sefer…”
Cümlemi tamamlayamadım.
Turan’ın yüzündeki ifade değişti. “Bu sefer ne?” dedi endişelenmişti. “İyi misin?”
“Bilmiyorum.”
Karnımı tuttum.
Korkuyordum.
Ama bunu belli etmek istemiyordum.
“Galiba biraz fazla acıyor.” dememle Turan hiç beklemedi.
Sandalyeden kalktı. “Tamam. Hastaneye gidiyoruz.”
Başımı kaldırdım. “Tamam.” dedim direkt.
Bu kez itiraz etmedim.
Çünkü içimdeki o küçük ses artık susmuyordu.
Bir şeylerin farklı olduğunu ben de hissediyordum.
Halide anne hemen ayağa kalktı. “Güzce, kızım, iyi misin?”
“İyiyim Halide anne.” Sesim titremişti.
Korkuyordum.
Özlem abla yanıma geldi. “Yüzün bembeyaz oldu.” dedi. “Hemen hasteneye.”
Beren de Çağrı’yı kucağına alıp ayağa kalktı.
“Ben de geliyorum.” dedi.
Zafer hemen ona döndü. “Çağrı’yı ben alırım.”
Beren başını salladı.
Turan benim yanıma geldi. “Yürüyebilir misin?”
“Denerim.” Ayağa kalktığım anda yeni bir sancı geldi.
Olduğum yerde durdum.
Gözlerimi kapattım.
Turan hemen kolumdan destek oldu. “Tamam, acele etme.”
“Geçmesini bekleyelim.”
“Hayır.” Bu kez sesinde tartışmaya yer yoktu. “Geçmesini beklemeyeceğiz.”
Turan beni kucağına alıp bahçeden avlunun olduğu yere doğru hızlı adımlarla yürüdü.
Bahçeden çıkarken arkamızdan Halide anne ve Özlem ablanın seslerini duyuyordum.
“Dikkat edin.”
“Bize haber verin.”
“Tamam,” demişti Beren sadece.
Arabaya geldiğimizde kapıyı açtı.
Dikkatlice oturttu beni. Turan kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçti.
Beren de kendi arabasına geçmek için Zafer’le birlikte hazırlanıyordu.
Turan motoru çalıştırmadan önce bana döndü.
“Şimdi nasıl?”
“Biraz geçti.” dedim ama sancım hala vardı.
“Tamam.” dedi sakinleşmeye çalışıp yüzünü sıvazladı.
Sadece başını salladı. “Gidiyoruz.”
Araba hareket etti.
Ben koltuğa yaslanıp gözlerimi kapattım.
Kalbim hızlı atıyordu.
Daha iki üç hafta vardı.
En azından öyle biliyorduk.
Turan direksiyona bakıyordu ama ara sıra göz ucuyla beni kontrol ediyordu.
Altımda hissettim sıcaklıkla gözlerim doldu.
Suyum gelmişti.
Ama çok erkendi.
“Turan,” dedim sesim titreşmişti. “Suyum geldi. Ç-çok erken.”
Gözlerimden yaşlar süzülürken Turan panik yapmamaya çalıyordu.
Bu sefer yollar çok dolu değildi. Turan hızla gaza bastığında gözlerimi kapattım.
Turan’ın yüzüne baktım.
Direksiyonu iki eliyle sıkıca tutuyordu.
“Çok erken,” diye tekrar ettim. Bu kez sesim daha fazla titredi. “Dünya’nın daha zamanı vardı.”
Turan gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.
“Biliyorum.”
“Sadece iki üç hafta vardı.”
“Biliyorum, Güzce’m.”
“Ya…” dedim.
Cümlemi tamamlayamadım.
Korktuğum şeyi söylemeye dilim varmıyordu.
Turan bunu anlamış olacak ki kısa bir an bana baktı. “Böyle düşünme.”
“Düşünemiyorum ki.” Gözyaşlarımı sildim. “Çok korkuyorum.”
Turan’ın yüzündeki sert ifade bir anda yumuşadı. “Ben de korkuyorum.”
Bunu duyunca ona baktı.
Turan’ın da korktuğunu biliyordum ama bunu sesinden duymak içimi daha da burkmuştu.
“Sen korkma,” dedim.
Kısa bir an bana baktı. “Nasıl korkmayayım?” diye sordu. “Size bir şey olursa ne olacak Güzce? Nasıl korkmayayım ben?”
Gözlerimi kapattım.
Bir elim karnımda, diğer elim koltuğun kenarındaydı.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Kafamın içinde aynı cümle dönüp duruyordu.
Daha erkendi.
Ama artık bunu değiştiremezdik.
Dünya gelmek istiyordu.
Ve ben ne kadar korkarsam korkayım, artık onunla tanışacağımız o güne doğru gidiyorduk.
Turan elini kısa bir anlığına elime uzattı.
Parmaklarımı tuttu. “Buradayım.”
Gözlerimi açıp ona baktım. “Biliyorum.”
Bu iki kelimeyi söylerken içimdeki korku tamamen geçmemişti.
Ama biraz olsun hafiflemişti.
Çünkü yalnız değildim.
Ve birkaç dakika sonra hastanenin binası görüş alanımıza girdi.
Hastanenin önüne geldiğimizde Turan arabayı durdurur durdurmaz kemerini çözdü.
Ben daha kapıyı açmaya çalışırken o çoktan kendi tarafından inmişti.
Birkaç saniye sonra yanıma geldi. “Güzce’m, geldik.”
Başımı kaldırıp ona baktım. Yüzündeki endişeyi saklamaya çalışıyordu ama gözlerinden belli oluyordu.
“Ben yürüyemem,” dedim nefes nefese.
“Tamam.” dedi.
Hiç düşünmeden eğilip beni kucağına aldı.
Kollarımı istemsizce boynuna doladım.
Hastanenin girişinden içeri girdiğimiz anda birkaç kişi bize doğru geldi.
Bir hemşire sedyeyi getirdi. “Doğum için mi?” diye sordu.
Turan hemen cevap verdi. “Evet. Suyu geldi. Ağrıları sıklaştı.” sesindeki endişeyi hissediyordum. “Çok erken daha sekiz buçuk aylık.”
Ben ise onun söylediklerini tam olarak dinleyemiyordum.
Tek düşündüğüm Dünya’ydı.
Daha çok erkendi.
Hemşireler beni sedyeye aldığında Turan’ın elini bırakmak istemedim.
“Turan…” dedim acıyla. “Korkuyordum.”
Sedyeyi ilerletmeye başladıklarında Turan da yanımda yürüyordu.
Gözlerimi ondan ayırmadım. “Dünya…” diye fısıldadım.
Turan elimi biraz daha sıkı tuttu. “Dünya da burada.” dedi.
Gözlerim yeniden doldu. “Çok korkuyorum.” dedim tekrar.
Turan birkaç saniye sustu.
Sonra eğilip bana baktı. “Korkma, ikinizde iyi olacaksınız,” dedi güven veren sesiyle.
Ama gözlerindeki korku hâlâ oradaydı.
Sedyeyle koridorda ilerlerken son kez eline baktım.
Parmaklarımı onun parmaklarına geçirdim. “Beni bırakma.” dedim sancım tekrar arttı.
“Bırakmam.” Sesi ilk kez titremişti.
Kapının önüne geldiğimizde hemşire Turan’a durmasını söyledi.
“Buradan sonra beklemeniz gerekiyor.”
Turan’ın eli elimden ayrıldı.
O an içimde bir boşluk oluştu. “Turan…”
“Buradayım.”
Kapı kapanmadan önce yüzüne son kez baktım.
O da bana bakıyordu.
Sonra kapı kapandı.
Ve ben, hayatımın en korktuğum ama aynı zamanda en çok beklediğim anına doğru götürüldüm.
🍂🖤
Yazardan…
Doğum kapısının önünde Turan tek başına kalmadı.
Birkaç dakika içinde Beren ve Zafer de hastanenin girişinden koşar adımlarla geldi.
Onların arkasından Özlem, Erol, Halide ve diğerleri de yetişti.
Ama kimsenin gözü Turan’dan başka bir yerde değildi.
Turan hâlâ doğum kapısına bakıyordu.
Ellerini birbirine kenetlemişti.
Normalde kolay kolay belli etmese de bu kez yüzündeki endişeyi saklayamıyordu.
Halide yanına yaklaşıp oğlunun omzuna dokundu.
“Turan…”
Turan başını çevirdi. Ve kendini geri çekti.
Küçüçük dokunuş bile onu rahatız etmişti.
“Anne…” Sesi ilk kez bu kadar yorgun çıkmıştı.
“Güzce iyi olacak. Oğlum.”
Turan cevap vermedi.
Sadece tekrar kapıya baktı.
Çünkü o kapının ardında, hayatındaki en önemli iki kişiden biri vardı.
Biri karısı.
Diğeri ise henüz dünyaya bile gelmemiş kızıydı.
Ve herkes o kapının açılmasını bekliyordu.
Yaklaşık yarım saat geçmişti.
Hastanenin koridorunda kimse doğru düzgün konuşmuyordu.
Turan hâlâ doğum kapısının önündeki sandalyelerden birine oturmuştu ama oturduğu söylenemezdi.
Sürekli ayağa kalkıyor, birkaç adım atıyor, sonra tekrar yerine dönüyordu.
Beren ise Zafer’in yanında oturmuş, kucağındaki Çağrı’yı sessizce sallıyordu.
Özlem ellerini birbirine kenetlemiş, gözlerini kapıya dikmişti.
Halide ise oğluna bakıp duruyordu. “Turan, biraz otur oğlum.”
Turan başını iki yana salladı. “Anne, oturamıyorum.”
Turan tekrar kapıya döndü.
Tam o sırada içeriden bir hareketlilik duyuldu.
Herkes aynı anda başını kaldırdı.
Turan birkaç adımda kapının önüne geldi.
“Bir şey mi oldu?”
Kimse cevap veremeden…Koridorun sessizliğini bir ses böldü.
İnce, küçük ama güçlü bir ağlama sesi.
Bir an herkes donup kaldı.
Turan’ın yüzündeki bütün ifade değişti.
Gözleri büyüdü. Beren’in gözleri doldu.
Halide ellerini ağzına götürdü.
Özlem ayağa kalktı.
Ve o ağlama sesi bir kez daha duyuldu.
Daha net.
Daha güçlü.
Dünya ağlıyordu.
Turan’ın dudakları aralandı ama birkaç saniye boyunca tek kelime çıkaramadı.
Sonra fısıldadı. “Dünya… kızım.”
Beren, Zafer’in elini tuttu. “Doğdu…”
Zafer gülümseyerek başını salladı. “Doğdu.”
Turan hâlâ kapıya bakıyordu.
O an sanki koridorda kimse yoktu.
Ne hastane vardı.
Ne bekleyen insanlar.
Ne de zaman.
Sadece o küçük ağlama sesi vardı.
Ve Turan’ın yüzünde, hayatında belki de ilk kez bu kadar açık bir mutluluk vardı.
Kapı açıldığında herkes ayağa kalktı.
Bir hemşire dışarı çıktı. “Baba kim?”
Turan birkaç saniye kıpırdamadı.
Sonra yutkunup bir adım attı. “Ben.”
Hemşire gülümsedi. “Bir kızınız oldu. Anne de bebek de iyi.”
Turan gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Sanki yarım saattir tuttuğu nefesi ancak şimdi bırakabilmişti. “Güzce?”
“İyi. Birazdan görebileceksiniz.”
Turan başını salladı.
Gözlerinden bir damla yaş daha süzüldü.
Bu kez silmedi.
Çünkü ilk kez ağlamaktan utanmıyordu.
Kızının ağlama sesini duymak…
Bütün korkusunun üstüne çekilmiş kocaman bir çizgi gibiydi.
Dünya artık gerçekten dünyadaydı.
Ve Turan artık babaydı.
🍂🖤
Bölüm etkileşimi
