26. bölüm · Kozada'ki Kelebek "Rüya'nın Sonu"

Yavuz'un Gölgesi Öldü Mü?

Beyza Nur Deniz

Aksel sabah telefon sesi ile uyanmıştı ve arayan edizdi. Uykulu, boğuk sesiyle telefona cevap veren Akselin ilk duyduğu cümle "haberlere bak gölge. Sanırım ünlü oldun" olmuştu. Aksel ise ne olduğunu anlayamadığı için "sen evde değil misin? " diye sordu.
"Ben ne diyorum sen ne diyosun. Plan işe yaradı artık sen resmi olarak ölüsün gölge. Aksel Hancıoğlu artık bu dünyadan göçtü"
Edizin kurduğu cümle Akselin tamamen sessiz kalmasına neden olmuştu.
*Aksel Hancıoğlu artık tamamen ölmüştü*
"Alo! Orda mısın? Lan oğlum televizyonu aç diyorum"
Aksel sessizliği rafa kaldırıp edize cevap verdi "plan işe yaradı evet. Kapat telefonu"
Aksel yattığı yerden doğrulup televizyona yöneldi. Kumandanın tuşuna basıp televizyonu açtığında ilk gördüğü sahne siyah bir arabanın kaza anıydı. Görüntü düne aitti ve kaza sanki bugün olmuş gibi haber yapılmıştı. Ekrandaki spiker konu başlığı olarak *Yavuz Hancıoğlunun gizlediği oğlu hayatını kaybetti* bu cümleyi kullanmıştı. Aksel televizyonun sesini açıp spikeri dinlemeye başladı.
* ünlü iş adamı yavuz hancıoğlu' nun gizlediği oğlu Aksel Hancıoğlu geçirmiş olduğu kaza sonucu hayatını kaybetti. Han Koleji'nin sahibi ve ünlü iş adamı yavuz Hancıoğlunun bir oğlu daha olduğu ortaya çıktı. Yıllar boyunca saklamaya çalıştığı oğlu Aksel H., ankara emniyet müdürü Güven Özdemir'in arabasına çarptığı öğrenildi. Buradan Yavuz Hancıoğlu ve ailesine baş sağlığı dilerken Güven özdemir içinde geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ve şimdi sıradaki haberimize devam ediyoruz.*
Aksel haber izlerken gerçekten öldüğünü hissetmişti. Evet yıllardır bir gölge olarak yaşamıştı kimsenin haberi yoktu. Ama şimdi ölüm haberi çıkmıştı ve tüm herkes onu öğrenmişti. Artık gizlenmesine gerek yoktu. En azından bir süre daha Aksel yine gölge olmaya devam edicekti ama bu sefer hikayeyi baştan yazmaya kararlıydı. En başa sarıcaktı ve cevapsız soruların cevabı gün yüzüne çıkıcaktı.
Aksel telefonu eline alıp edizi aradı ve birkaç saniye sonra telefon açılmıştı.
"Bu haber ne ara yayıldı? "
Ediz okul koridorunda seslerden uzak yere doğru yürürken Aksele dalga geçer gibi mutlu bir şekilde cevap verdi. "Kıyamadım sana ve hemen öldüğünü herkese duyurdum"
Aksel bu cevaba gülmekten çok deli olmuştu ama yine beğenmişti edizin hediyesini. "Ne ara yaptın gece evde değil miydin sen? "
"İnsan kibarlık olsun diye teşekkür eder gölge ne kabasın"
"Sırası mı akarcalı cidden? Nasıl oldu bu? "
"Dün odama geçtiğimde planı iyice düşündüm yani kendi ölüm haberini kendin yapamazdın. Sen uyurken evden çıktım bi tanıdıktan ricada bulundum halletti"
"Valla beklemiyodum. Haber güzel olduğu için sana içeriğini çok fazla sormıcam"
"Bence de sorma sırf haber için uykusuz kaldım zaten"
Aksel gülerek "ee abicim geldi mi okula? Okulda durumlar nasıl? "
Ediz etrafına bakınıp "şuan tek konu sensin malum seni sadece sizin sınıftakiler biliyodu ama şuan herkes seni konuşuyo" dedi.
"Selim nerde? "
Ediz, Selim'in bulunduğu sınıfa doğru yürüyüp sınıf kapısında durarak "veliaht burda yanındaki lavukları başına toplamış konuşuyolar. Ne konuşuyolar duymak ister misin? "
"İsterim"
Ediz telefonun hopörlerini açıp akselin duymasını sağladı.
İçlerinde sadece sılanın olmadığı gruptan emre, merakla sorular soruyodu.
"Kaptan bu adam ciddi ciddi güven abiye mi çarpmış şimdi? Umay sen hiç konuştun mu sıla ile güven abi iyimiymiş? "
Umay sakin ses tonu ile cevap verdi. "Evet konuştum. Bir kaza olmuş ama güven amcaya hiçbir şey olmamış. Yani bir çizik bile"
Doruk "abi bu gölge midir nedir o şimdi sırf kendini öldürmek için mi çarptı yani sence intihar mı etti? "
Uzay boşboğazlığını yaparak elindeki pizza ile konuşmaya başladı. "Yahu intihar etmiş. Kaza yapmış kime ne adam öldü çıktı gitti işte hayatımızdan. Kurtuldum sonunda ön koltuğa oturmak için ikinci şahısa gerek kalmadı. Malum kişi sizlere ömür"
Doruk ve Emre aynı anda ağzında pizza olan uzaya vurduklarında birbirlerine bakıp "ikimizde sinir olmuşuz" dediler.
"Sizin yüzünüzden bende ölücem bir gün göreceksiniz. Hayır sanki malum şahısı çok sevmişsiniz gibi"
Emre "sen sus kıvırcık boş yapmaya başladın yine. Neyse kaptan bir şey söylemicekmisin?"
Selim tam cevap verecekken telefonu çalmıştı. Arayan yavuzdu, arayan sevmediği kişiydi.
"Babandan sonra gizlediğin oğlun da öldü hancıoğlu kutlu olsun"
"... "
"Neden gidip ben teslim alıyorum. Senin oğlun değil miydi? "
"... "
"Umarım aile mezarlığına değil *kimsesizler mezarlığına* gömersin"
Akselin son duyduğu cümle onun hem üzülmesine hem de öfkelenmesine neden olmuştu. Ediz hopörleri kapatıp, sınıftan uzaklaştıktan sonra telefonu kulağına tutup "duydukların uyanmana neden oldu mu gölge? Kimsesizler mezarlığı planı umuyorum ki seni iyice delirtmiştir"
Aksel orta sehpaya tekme atarak edize cevabını vermiş oldu.
"İster misin abine başsağlığı dilememi? Hem ne demişler dost kara günde belli olur"
"Ona en acı dileklerini dile akarcalı ve onun olanı asla ona verme"
Onun olan sadece rüya idi ve aksel rüyayı bi çıkmaza sürükleyecekti.
"Emin ol benim olmayan veliahtın hiç olamaz"
"Güzel. Unutmadın demi dünki isteklerimi"
Unutur muyum küçük bey *telefon, ninja kostümleri bir de araba* başka arzunuz var mı? "
"Ne gibi? "
"Bilmem kalem olur silgi olur okul çantası olur"
"Şu ölü insanı bile güldürüyosun akarcalı helal olsun, sen sadece isteklerimi al yeter"
"İyi tamam kapatıyorum ben abine ağlayacak omuz olayım." "Ha bu arada bu telefonu kapat hattı at o müdür öldüğüne inanmış olamaz peşine düşücektir"
"Eyvallah"
Telefon kapandığında ediz gülümseyerek Selim'in yanına doğru yürümeye başladı. Yürürken "başın sağolsun veliaht"dediğinde selim dahil hepsi edize odaklanmış durumdaydı.
Doruk " Ha gel bir sen eksiktin "
Uzay "pizzamı zehir ettin resmen"
Ediz "beni bu kadar sevdiğinizi bilmiyordum"
Doruk "sorma bayılıyoruz"
Ediz "çok duygulandım şuan. Neyse senin adına çok üzüldüm veliaht yıllar sonra kavuştuğun kardeşin hakkı rahmetine kavuşmuş. Senin için zor olmalı"
Selim oturduğu yerden ayağı kalkıp edize doğru yaklaşıp ona "aile meselelerine bu kadar önem verdiğini bilmiyordum ne ara bu kadar ilgili oldun"
Ediz kafasını yana doğru çevirip gülerek tekrar Selim'e döndü. "Sevgilim saolsun çok destek oluyo bana bu konuda. Aile nedir? Kayıp nedir? Bilmemi sağlıyo"
Rüyanın isminin edizin ağzında olması selimi iyice daraltıyordu. Nefesi kesiliyor ve dünya tersine dönüyor gibiydi. Herşeye rağmen selim sakinliğini korumayı tercih etti. Çünkü sakin kalması en çok da rüya için iyi olucaktı. Onun güvenliği için.
Selim, edizin kızdırmak için söylediklerine karşılık olarak "demek sonunda büyüyosun ha ediz? Güzel üzülüyodum yas tuttuğun günleri gördükçe. Birinin sana teselli vermesi güzel" cevabını verdi.
Ediz hafifçe kalın olan kaşlarını çatarak daha kalın olmasını sağladı. Ellerini yumruk yapmamak için cebine koyarak "yasım uzun sürdü ama bitti. Şimdi yas tutma sırası sende veliaht. Senin yasın ömürlük olucak çünkü" Sınıftan çıkıp gittiğinde Doruk, Selim'e dönerek "neydi şimdi bu tehdit mi etti? " diye sordu.
Selim de en az Aksel kadar zeki bir kişiliğe sahipti. Aksel gibi bir adımdan sonrasını düşünemese bile en azından tahmin edebiliyordu.
"Evet tehdit"
Emre kollarını gövdesinde birleştirerek "ve sen sakince öyle gitmesine izin verdin öyle mi?" diye sordu.
Doruk "aklında bir şey mi var senin? "
Selim bakışlarını pencereye odaklayarak "ediz geçen sene kimi öldürdü? " diye sordu.
Uzay gözlerini sıkıca kapatarak "maalesef ki ceydayı" dedi ve devam etti "bu çocuğu neden hapse atmadılar ceydanın annesi ve babası neden dışarda dolanmasına izin verdi anlamış değilim" derken arkada ellerini birbirine kenetlemiş oturan Umay "ayy tüylerim ürperdi resmen. Arkadaşlar Ediz Akarcalı bir psikopat onun hapse değil akıl hastanesine kapatılması lazım"
Emre dayanamayıp sevgilisinin yanına geçip kollarını umaya sararak "hayatımın anlamını sen hiç korkma ben yanındayım. Ve haklısın o bir deli"
Umay "aşkım ben deli demedim psikopat dedim"
Emre "yahu aynı şeyler işte"
İkili kelime doğrulaması yaparken doruk aralarına girerek "harbi manyaksınız biz neyin derdindeyiz siz neyin" diyerek emre ve umayı susturdu.
Doruk "ee kaptan ceyda öldü ama bu herif neden seni tehdit etti? "
Selim hiç vermek istemediği cevabı verdi. "Çünkü ona göre ediz benim yüzümden sevdiği kızı öldürdü ve şimdi aynı şekilde benimde rüyayı öldürmemi istiyo"
Umay "ne! O kadar ileri gidebilir mi? "
Doruk "gitmez mi sence? "
Selim "gider o yüzden rüyayı, bana karşı kullanıyo. Benimde onun gibi delirmemi ve elime silah almamı istiyo."
Doruk "sen o yüzden mi tepki vermedin? "
" Evet" Selim konuşmasını bitirdikten sonra sınıftan çıkmak için adım attığında uzay endişe ile "nereye kaptan? O kaçığın yanına mı? " diye sordu.
"Cenazem var unuttun mu? Yavuz Bey illa benim almamı emretti gidip şu gölgeyi alalım"
Uzay "bi de o vardı demi? "
Emre "beraber gidelim kaptan gömüp kurtulalım artık"
"İyi gelin hadi"
Selim, akselin cenazesini almaya giderken, hâlâ ölmüş olduğuna inanmak istemeyen Yavuz Hancıoğlu ve Hamdi Akça durumu araştırmaya başlamışlardı bile.
Hamdi Akça, tüm haber kanallarını geziyor ve her kanalda aynı cümleyi duyuyordu. *ünlü iş adamı Yavuz Hancıoğlunun yıllardır varlığından bile haberimiz olmadığı oğlu Aksel Hancıoğlunun ortaya çıktığı fakat aynı zamanda trafik kazası sonucu vefat ettiği öğrenildi. Cenaze töreni bugün öğleden sonra cebeci asri mezarlığında gerçekleştirilecektir*
Hamdi hala şaşkın bir halde inanmaya çalışıyordu ama o akseli çok iyi tanıdığı için adamlarından birine "arabayı hazırlayın çakalın cenazesine bizde katılalım. Bir kaçınız Yavuz'un evini kontrol etsin. Bu çakal neyin peşinde bakalım"
Hamdi hazırlanıp evinden çıkarken Yas tutan Yavuz ise siyah takım giyinmiş mezarlığa doğru gidiyordu. Yavuz inanmış durumdaydı aslında. Yaptığı plandan sonra freni tutmayan arabadan sağ çıkıcağını düşünemiyordu.
Arabasına binip aynaya bakarken kendi kendine "beni hafife almıcaktın Aksel bey gelip benden araba istemek neymiş görmüş oldun. Neyse biraz rolüme hazırlanayım. Neydi? Ha! Güzel oğlum yıllar sonra tam kavuştuk derken ölüm seni benden aldı. Gencecik yaşında gittin buralardan. Biraz daha duygusal konuşursam herkes inanır. O aptal çocuğun yüzünden ne hallere düştük yahu"
Güven müdür çıldırmış şekilde emniyete geldiğinde ilk seslendiği isim tufan olmuştu. "Tufan!"
"Buyurun müdürüm"
"Deliricem tufan, ulan bu çocuk daha yeni benimleydi, hastaneye gittik beraber aklımı yitiricem. Yangın alarmı çaldığında herşey karıştı bu çocuk nereye gitti lan"
"Müdürüm emin misiniz haberlerdeki çocukla aynı kişinin olduğuna"
"Delirtme beni tufan ne demeye çalışıyosun bana."
"Estafurullah müdürüm benzetmiş olabilirsiniz diye şeyettim ben"
"Sen şey etme tufan. Lan bu çocuk hastaneden kaçıpta ne ara öldü lan. Bana o çocuğu bul tufan arabayı hazırla mezarlığa gidiyoruz"
"Emredersiniz müdürüm"

*3 saat sonra*
Ediz, zile bastığında Aksel sabırsız bir şekilde "nerde kaldın lan sen. Senin yüzünden geç kalıcam kendi cenazeme"diye söylemeye başladı
Ediz içeri girip " Napim lan götüme motor mu takayım. Senin isteklerini almakla meşguldüm"
"Ne aldın"
"Ah canım evladım sana neler almadım. Aç kendin bak"
Aksel, edizin elindeki paketleri alıp koltuğa oturarak incelemeye başladı.
İlk paketinde siyah kıyafetler vardı. "Marka almışsın hepsini iyice sevmeye başladın sen beni"
"Bayılıyorum sana"
"Telefonum yeni hattım yeni o süper herşey tamam"
Ediz, akselin suratına bakıp bir şeyler söylemesini beklerken Aksel sadece "noldu oğlum lan tamam bende sana alırım bir gün" diye karşılık verdi.
"Salak insan teşekkür eder nerde büyüdün lan sen. Medeniyet sıfır, kibarlık sıfır"
"Pardon canım ya silahların içinde büyüyen çocuklara sadece adam öldürmenin kurallarını öğrettiler medeniyet öğretmenimiz yoktu"
"Silahı eline kaç yaşında aldın? "
"Hayırdır neden sordun? "
"Kaç adam öldürdüğünü merak ettim"
"Saymadım yani en azından 50 den sonrasını saymadım. Silahı da 7 yaşımda elime aldım ilk adam vurduğum yaşım"
Ediz düşünceli bir şekilde "erken büyütmüşler seni gölge" dedi.
"Öyle erken büyüdük. Ulan çeneye tutma beni töreni kaçırıcaz. "
Aksel, Edizin aldığı kıyafetleri giyindikten, sonra eline şapkasını alıp aynanın karşısına geçerek kendine kaşlarını çatarak bakmaya başladı. Bu sefer kim olmak istediğinden ve ne yapmak istediğinden çok emindi. Atmak istediği adımlardan çekinmiyor ve kararsız değildi aksine çokca kararlıydı adımlarından. Çocukkende böyleydi çekinmezdi çamura basmaktan, ormandaki yırtıcı kurtlardan bile korkmazdı. Çünkü o korkunun en büyüğü ile tanışmıştı. Bu dünyada yetim kalmak değildi korkusuzu. Anne- babası varken bile yetimliğe hapsedilmekti korkusu. O yüzden ormandaki kurttan korkmuyordu. Eskiden baktığı gibi acımasızca bakıyordu aynadaki yansımasına, tıpkı bir kurt acımasızlığı gibiydi. Daldığı yansımadan edizin seslenişi çekmişti.
"Lan ne süslendin insan kendi cenazesine süslenir mi arkadaşım!? "
Aynı bakışlarla elindeki şapkayı kafasına taktıktan sonra kafasını sesin geldiği yöne çevirerek "insan kendi cenazesine özensiz gider mi!? " diye cevap verdi.
Merdivenden aşağı inerken ediz çoktan evden çıkmış arabaya doğru yürüyordu. Akselde evden çıkıp arabaya yöneldi. Ediz arabayı çalıştırırken aksele "torpidoda gözlük var al tak onu ha birde sakın arabadan inme beni de yakarsın sonra" dedi. Aksel gözlüğü takıp aynadan kendisine bakarak "ölü bir insan bu kadar yakışıklı olmamalı" dediğinde ediz tekrar "ulan sen beni nerende dinliyosun bak gölge sana güvenmiyorum şuan sana yardım ediyorum diye sakın yardımımı suistimal edip satma beni" diye uyarı bulundu
Aksel kaşlarını çatarak "sakın sabrımı sınama sen bana istediğimi ver bende selimi ayaklarına atayım. Hem bugün ve bugünden sonra herkese gölgeden fazlası olacağım yani o yüzden cidden sınama beni. Senin gölgen olurken bırak diğerlerinin korktuğu olayım"
Ediz direksiyon elinde kafasını arada aksele çevirerek merakını gidermeye çalışmak istiyordu
"Herkesin korktuğu derken? Ne var aklında? Bir gece ansızın katil mi olucaksın? "
Aksel kahkaha atmaya başlamıştı.
"İlahi akarcalı sen çok yaşa"
"Ne gülüyosun lan sokaklarda seri katil olarak mı dolanacaksın? "
"Salak mısın oğlum sen? Ben zaten seri bir katilim katilden daha fazlası ne olabilir biliyo musun?"
"Ne? "
"Seri bir psikopat. Neyse önüne bak da kaza yapmayalım. Sürprizimi sende herkes gibi okulda öğrenirsin"
Ediz direksiyona vurarak "ha siktir! Ulan öldüm diye yutturdun yarın da okula mı geleceksin akıl hastası. Ulan beni niye masrafa soktun gittim sana mezar taşı aldım, kıyafet aldım, ulan seni haberlere çıkartayım diye milletin avucuna para yağdırdım"
"Ulan ne hiddetleniyosun boşuna değildi hiçbir şey hem bir günlük için kendimi ölü mü göstereyim? "
"Dediğin gibi olsun bak mezarlığa geldik sayılır dediğim gibi arabadan inme sakın. Ben çok sevgili abine şu mezar taşını hediye edip gelicem zaten"
"İyi tamam"
Dakikalar sonra mezarlığa gelmiştik ediz arabayı fark edilemeyen yere park edip
"tekrar hatı.. " "Ulan siktir git anladık inmiyoruz arabadan"
Ediz kafa sallayıp gittiğinde Aksel yalnız kalmıştı. Şapkası ve gözlüğünü çıkarmadan camdan dışarıya bakmaya başladı. Arka arkaya gelen arabaları ve içinden inen kişileri inceleyip kafasında yerlerini belirlemeye başladı. Parmakları ile kapı kulpuna vurarak saymaya başladı.
"Birinci araba çok sevgili abim ve köpekleri.
İkinci araba okul müdürü yani şuanki iş birliğimin babası.
Bunlar önemsiz iş adamlarıdır kesin geç.
Durup önemsiz kişileri elemeye başladı.
"Geç. Geç. Geç. Geç"
Sonra birden parmaklarını şıklatarak "bingo! İşte beklediğim kişi sensin yavuz hancıoğlu. Çok sevgili katilim." dedi.
Yavuz arabadan inmişti ve aynaya doğru eğilerek saçlarını dağıtıp, tükürükleri ile sahte gözyaşı yaparak ağlıyormuş imajı vermeye çalıştı. Daha sonra sersem bir adımlarla yürümeye başladı.
"Siktiğimin babası. Ne çok acılısın öyle. Ama merak etme bugün sana gerçek bir korku filmi izleticem şimdilik benim cenazemi düğün töreni say bakalım. "
Aksel tekrar elemeye başlamıştı.
"Geç.geç.geç. of sıkıldım ulan boşuna mı süslendim ben. Şerefsizin arabası bile sıkıcı yok Aksel bu böyle olmıcak kalk ve cenazene katıl. " Kendini gazlayan aksel üzerine arabada duran siyah hırkayı giyinip hırkanın şapkasını da diğer şapkanın üzerine geçirerek arabadan indi. Hala gelmeye devam eden arabaların durmasını bekleyip kendisini kalabalığın içine atarak yürümeye başladı. Yanından geçen insanlar kazılı olan mezarın başına geçmişlerdi. Aksel ise kendine bir ağaç bulup töreni uzaktan izleme kararı almıştı. Bir kaç kişi tabutun içinden yabancı bir ölüyü çıkartırken Aksel dudağının kenarı ile gülümseyip kendi kendine "ulan ben bile inandım öldüğüme" deyip izlemeye devam etti. Selim ve yavuz küreği ellerine alıp bir kaç toprak atmışlardı sonra yavuz dayanamayıp o muhteşem oyunculuğunu göstermişti. Olduğu yerde sendelemiş numarası yaparak "sana daha yeni kavuşmuşken bu ayrılık da ne canım oğlum? "
Elinde kürek olan selim şaşırarak "canım oğlum mu? "diye sordu
Ağaç arkasında duran akselde tekrar edip " Oğlum mu? Ha bi de tek de değil canım oğlum. Canım ne lan ıyy midem bulandı resmen "dedi.
Yavuzu sakinleştirmek için iki kolundan tutup ayakta durmasına yardım edenler " Evlat acısı zordur yavuz "
"Bu nasıl bir ayrılık? "
Yavuz ağlayarak "hiç sormayın dostlarım ben nasıl dayanırım bu acıya" diye ağıt yakıyordu. Selim ise kafasını yana çevirip "ya sabır" diyordu.
Kürekleri doruk ve emre eline alarak hızla mezarı kapatmaya çalıştılar. Ediz elinde mezar taşı ile selimin yanına gelip "bu sana baş sağlığı hediyem veliaht sen şimdi unutmuşsundur diye ben alıp getireyim dedim. Bak ismini bile güzel yazdırdım" Dediğinde selim iyice sinirlenip edizin üzerine yürüdüğünde uzay engel olmuştu. "Kardeşim yeri değil inan. Daha sonra verirsin cezasını şimdi değil"
Ediz mezar taşını teslim ettiğinde, ağaç arkasındaki Aksel sessizce gülmeye başlamıştı "ilahi bu çocuk yeminle çok şakacı"
Dakikalar geçiyordu ve mezarlığa gelen kişi sayısı da çoğalıyordu. Aksel yine kendi kendine "ulan ne çok kalabalık bir an oldu duygulandım valla" dediğinde gözleri mezarlığa gelen kalabalık ve tanıdık arabalara çevrildi.
Olduğu yerde kalakalmıştı. Gördüğü kişinin haberleri izleyip geldiğini biliyordu ama bu kadarına kendisi bile inanamıyordu. Gördüğü kişi *Hamdi Akça* idi. Katil olarak büyütüldüğü evin sahibi, 9 kez vurduğu kişiydi. "Ulan hamdi sen niye geldin şimdi. Neyse geldiğin iyi oldu sende izle ve inan öldüğüme"
Hamdi Akça da herkes gibi cemaatin arkasında saf tutarken Aksel tekrar şaşırıyordu "ha siktir bunun ne işi var burda? " Küfür ettiği kişi Güven müdürdü. Çarptığı arabanın meşhur sahibi emniyet müdürü güvendi. Aksel kendisini iyice gizleyerek izlemeye devam etti. Dakikalar geçiyordu ve herkes yavuz ve Selim'e baş sağlığı diliyordu. Dağılmaya başlayan kalabalıktan geriye selimin köpekleri, müdür ve hamdi kalmıştı. Güven müdür Yavuz ve selimin yanına geçip "başınız sağolsun selim. Başın sağolsun yavuz"
Selim" Eyvallah güven abi"
Yavuz "ah güven müdür bu benim başıma gelen nedir böyle nasıl dayanırım bu acıya"
"Merak etme yavuz yıllardır yokluğunu sorgulamıyordun şimdide sorgulamadan yaşayıp gidersin" "Neyse selim bi bakar mısın? "
Selim ve güven müdür biraz uzaklaştığında selimin tek sorduğu "abi sen iyi misin? Kazadan çizik bile almamışsın? "
"Bende bunu araştırıyorum aslında selim"
"Anlamadım neyi abi"
"Kaza oldu evet ama kardeşinde bende o kazadan sağ çıktık. Kardeşinin sadece azıcık bi yarası vardı. Beraber hastaneye bile gittik ne olduysa orda oldu"
"Şuna kardeşin deyip durma abi her neyse hastanede noldu? "
"Boşver sonrasında öldüğü haberi yayıldı yani ne çabuk"
"Bilmiyorum abi ama gördüğün gibi gömdük işte "
"Doğru neyse kazadan sanırım yorgunum biraz ben gideyim"
"Eyvallah abi"
Güven müdür gittiğinde aksel derin bir oh çekip "ne çok kaldın be müdür ne sordun abime benim nasıl öldüğümü mü? Ee hamdi neden gitmedi hâlâ?" Aksel kendi kendini yerken cebinden gelen titreşim sesi uyanmasına neden olmuştu. Telefonu cebinden çıkarıp açtığında "siktiğim salak nerdesin lan sen? Hani arabadan inmek yoktu lan? Bak nerdeysen hemen gel çabuk bak senin müdür az önce gitti yakalanmadan gel çabuk"
"Ne cırlıyon lan kulağıma sıkıldım arabada"
"Ulan o zaman gelmeseydin evde kalıp canlı yayından izleseydin"
"Ahh! Öyle hiç eğlenceli olmazdı"
"Ulan başlatma eğlencene çık gel"
"Gelicem bekle bi saniye"
"Ne beklemesi lan? Aloo! "
Aksel cevap vermek yerine hamdiyi izlemeyi tercih etti. Hamdi, Yavuz'un elini sıkmış ve ona "başın sağolsun yavuz efendi" dediğinde yavuz başını kaldırıp baktı. Kapanan gözleri hamdiyi görünce birden bire açılmıştı.
Korkudan titreyerek çok sağol hamdi abi niye zahmet edip geldin ben arıcaktım seni"
Selim, hamdi ismini duyunca karşılaşma gününü hatırladı. O akşam Aksel ve kendisi tartışırken yanlarına bir araba durmuştu ve arabadan inen kişi aksele "hamdi babanın sana selamı var çakal" demişti. Selim babası ve hamdiyi dinlemeye başladı. Hamdi çok kızgın ve meraklı tavrıyla yavuz'a "aramak mı? Ulan oğlunun yanına geldiğinin haberini bile vermedın ne araması ölümünü bildirmek için mi arıcaktın ulan? "
Yavuz korkuyordu ve selim babasını ikinci kez böyle görüyordu. İlki akseki gördüğü geceydi ikinci ise hamdiyi gördüğü an.
Yavuz "abi valla sandığın gibi değil hem bak ben baktım çaresine"
Selim kendi kendine "çaresine mi? Ne demek istiyosun? "
Ağacın arkasındaki Aksel durumu sorgulayarak "noluyo lan. Lan yoksa. Yoksa.. "
Ediz "ne yoksa lan gölge noluyo? Aloo! Ses versene lan? Nolıyo lan orda? "
Aksel yine cevap vermeyip telefonu edizin suratına kapatıp "siz tanışıyo olamazsınız demi?" Aksel bulunduğu yerden hızla uzaklaşıp edizin yanına geçti. Ediz arabanın içinde sinirden çıldırmıştı ve Aksel hiç konuşmadan arabaya binince daha da delirmişti. "Telefonu yüzüme kapamak ne lan? Hem noldu orda?"
Akselden hala cevap yoktu çünkü o daha kendine bile cevap bulamıyordu.
"Aksel beyciğim cevap vericeksin inşallah demi? "
Aksel, edize bakıp "hamdi burda"dediğinde ediz duraksayıp anlamaya çalıştı. " Hamdi mi? O kim lan? "
Aksel olayı çok iyi anlamıştı aslında ama yine de netleştirmek için sakin kafayla evde düşünmek istiyordu.
"Sür eve sür"
"Noldu lan yakalandın mı yoksa? "
"Çok konuşma akarcalı da sür arabayı"
"Emriniz olur paşam"
Ediz ve Aksel yol boyunca hiç konuşmamışlardı. Aksel artık düşmanlarından emindi sanki. Sessizliği bu yüzdendi.

Mezarlıktan çıkıp eve gelen selimde tıpkı kardeşi Aksel gibi sessizdi. Arabadan inmeden önce kendi kendine "hamdi ve babam ne alaka? Akselin düşmanı nasıl olurda babamın dostu olabilir? Bu durumu çözmem lazım. Ulan adam geberdi derdi bitmedi anasını satayım" Selim kemerini çıkartırken kendisine doğru yürüyen rüyayı gördüğünde saniyelik olarak öylece kalmıştı. Uzun zaman sonra ilk kez bakıyordu sanki rüyaya, öyle özlemişti ki onu. Belki çok kısa bir anları olmuştu ama yine de rüyaya sarılmayı çok özlemişti. Şuan istese bile sarılamayacak durumdaydılar. Birbirlerine çok yakın fakat bir o kadar uzaklardı. Selim arabadan inip eve doğru yürürken uzun zaman sonra rüyanın dudaklarından ismini duymak durmasına neden olmuştu.
"Selim! "
Selim içinden sessizce *bir isim bu kadar mı güzel söylenirdi*?
Rüya da aynı şekilde sessizce *sana sarılmayı o kadar çok istiyorum ki*
Birbirlerine karşı söyleyemediklerini bu ancak şekilde dile getirebiliyolardı.
Selim, rüyaya dönüp cevap vermeden sadece bekledi ve onu dinlemek istedi. Rüya ise Selim'in gözlerinin içine bakmadan konuşmayı tercih etti.
"Şey. Ben aslında... Başın sağolsun dicektim. Şey. sen iyi misin?"
Selim kafasını kaldırıp elmacık kemiklerinin belirgin olmasını aldırmadan çenesini kasmıştı. Az önceki gibi cevap vermeden önce içinden konuşmak istedi *herşey düzelicek, yanındayım demek bu kadar mı zor kelebek*
Sonrasında kafasını yere indirip "iyiyim." dedi.
"Nasıl geçti cenaze? "
Selim yarım bir şekilde gülümseyerek yine içinden *hiç değişmemişsin kelebek, yine çok konuşuyosun* diye geçirdi.
Rüya, Selim'in neden güldüğünü anlayamayarak "yanlış bir şey mi sordum? Neden gülüyosun? "
Selim bahçe kapısına yaslanıp ellerini cebine koyarak "cidden mi? Deliricem rüya cidden sana şuan cenazeyi mi anlatayım? Saçmalık"
"Şey ben sadece merak ettim"
"*Bana, akseli değil beni merak ettiğin için gel* neyse başka bir şey yoksa gidiyorum ben"
"Yok başka bir sorum *zaten hiç olmamış*"
"Aynen hiç olmadı"
Selim hızla eve girerek rüyadan uzaklaşmak istedi. Rüya ise koşar adımlarla girmişti eve.
Rüya teyzesini ve kuzenlerini bile görmeden "gıcık çocuk gıcıkkk!"
"Teyzem kız noldu ilk günlerden seni kim kızdırdı"
"Ah bu kadın milleti"
"Sus sen eşşek sıpası"
Selim de aynı şekilde odasına çıkarken "deli kız aptal kız! "
"Oğlum noldu? Selim kime diyorum ben! "
Merdivenlerde duran selim annesine dönerek "ne var anne!" diye yüksek sesle cevap verdiğinde anında pişman olmuştu. "Afedersin sultanım inatçı keçiye seslendim ben. Sen bir şey mi dicektin"
"Baban aradı taziye için gelenler olucakmış yani evde bulunmanı istiyo"
"Hay ben böyle işi. Sebep? Benim bi yakınım değildi gömdüğümüz gayrimeşru veledin tekiydi"
"Yapma böyle kim bilir Aksel neler hissediyordu"
"Umrumda mı Aksel anne, neyse sen üzülme tamam mı gitmiyorum bir yere"
Selim kendisini odasına attığında artık rahat bir nefes alabilirdi. Kıyafetlerini çıkartıp duşa girerken ellerinin toprak olduğunu fark etmişti. Suyu açıp, altına geçtiğinde yavaş yavaş ıslandığını hissediyordu. İyice uzamış olan saç telleri gözünün önüne dökülmeye başlamıştı. Dökülen saçlar ile birlikte ellerindeki topraklarda kaybolup gidiyordu. Tıpkı akselin birden gelip birden gittiği gibi. Hatta sadece aksel değil dedesi bile aniden gitmişti. Onun üzerine de toprak atmıştı ve onunkinde tüm kıyafeti toprakla dolmuştu. Dedesinin yokluğu gün geçtikçe daha da belli oluyordu. Eğer yaşasaydı ismail hancıoğlu sorabilirdi tüm sorularını ona. Hamdiyi sorabilirdi, babasıyla arasındaki gerçek kırgınlığı öğrenebilirdi.
_____________#
Aksel koltukta oturmuş düşünürken elinde kahvesiyle yanına gelen ediz "noldu mezarlıkta? Kim bu hamdi? " diye sordu. Aksel kahveyi alıp "eyvallah" dedikten sonra devam etti. "Hamdi yedi yaşımda elime silah almama neden olan kişi, sürekli öldürmeye çalıştığım hamdi Akça bugün benim cenazeme katıldı"
"Sence neyin peşinde olabilir? "
Aksel bir süre sessiz kalıp daha sonra aklına bir şey gelmiş gibi "bana hikayeni anlatmıştın? Hani yavuz biriyle birlik olup seni şuanki ailene verdiği hikayen? "
"Ee ne alaka bu konu?"
"Dediğine göre yavuz seni bir aileden almıştı? "
"Ulan uzatma eee! "
Aksel kendi kendine "bu imkansız. Bu doğru olamaz"
"Bana da söylersen imkansızlığına karar verebilirim demi gölge? "
Aksel birden ayağı kalkıp elini saçında gezdirirken "yavuz seni bir aileden almadı akarcalı"dedi.
Ediz afallamıştı" Bu ölüm seni iyice sarstı gölge saçmalamaya başladın"
"Saçmalamıyorum gerizekâlı, şimdi anlıyorum Yavuz'un o korkusunu"
"Ne korkusu lan parça parça anlatıp durma zaten yorgunum otur da anlat"
Aksel, edizi dinleyip koltuğa oturduktan sonra devam etti.
"İkimizde yavuz tarafından satıldık"
Ediz sinirlenip "hay sikicem nefes organlarını uykusuz mu kaldın lan? "
"Yavuz seni bir aileden değil Hamdi akçadan aldı seni. Yani benim ezeli düşmanımdan. Al bak ortak yönlerimiz gün geçtikçe artıyo akarcalı."
"Manyadın sen"
"Hamdi Akça ve Yavuz hancıoğlu ortaklar yani ikiside çocuk kaçakcılığı yapıyor. Seni hamdiden satın alırken beni ise hamdiye sattı. Beni satmasının nedeni benden kurtulmak ölmemi istemesi ve bu yüzden kurşunların içinde büyüdüm. Seni ise bir amaç uğruna silahlardan kurtardı. Tertemiz olan bir aile bulup seni onlara verdiler ama o temiz ailenin üzerine bir suç atıp sürekli onunla tehdit etti "
"Yani ilerde hapse girmemek için babamı kullanıyor"
"Aynen öyle"
"Hadi diyelim ki anlattığın gibi ama insan neden kendi evladını satıp ölmesini ister? "
Aksel birkaç saniye duraksayıp sehpada duran sigara paketini eline alıp içinden bir dal alarak yakmaya başladı. Her bir yakışı onu geçmişe itiyordu. Her bir dumanda canı yanıyordu. Her bir nefes verişte, nefesi kesiliyordu.
*eğer istediklerimi yaparsan bu ev seninde evin olur*
*abi yalvarırım öldürme beni hamdi abi çocuğum var benim yapma* ve bir patlama sesi adamın kaşlarının ortasından akan kan...
Sigaradan bir nefes daha çekip edize cevap verdi.
Çünkü kimsenin yavuz hancıoğlunun gayrimeşru bir çocuğunun bilinmesini istemiyordu. Eğer ilk zamanlar bunu öğrenselerdi Yavuz'un işleri kesat gidicekti. Herkes arkasından konuşucak ve haberlerde konu başlığı olucaktı. Ayakkabı boyadığım gün Hamdi'nin karşıma çıkması tesadüf değildi planlanarak yapılan bir karşılaşmaydı. Ondan beni kaçırmasını istememişti. Beni hamdiye mecbur bırakmıştı. O kadının gittiği gün eğer ben Yavuz'un ayağına gidip yalvarmasaydım ve hamdiye gitmeseydim o gece kendisi beni öldürmeye gelecekti"
İstemsizce gözleri dolmuştu. Fakat niyeti ağlamak değildi, niyeti yavuzu intikamlarıyla boğmaktı.
Ediz araya girip "sende bu yüzden cidden öldüğün haberini çıkartarak bir taşta iki kuş vurmak istedin? "
"Öyle şuan yavuz beni kendisinin öldürdüğünü ve intikam aldığını düşünüyor taki haberlerde gizlediği oğlu olarak çıktığımda iyice afallamış oldu"
İkiside dakikalarca susup sigara içmeye devam ettiler. Hatta öyle sustular ki paketteki sigara dalları bitmek üzereydi. İkiside aynı kaderi paylaşıyorlardı.
Ediz son nefesini de çekip sigarayı söndürürken Aksel hâlâ devam ediyordu.
Ediz sigarı kül tablasına bırakırken "şimdi ikimizin ortak düşmanları aynı kişiler mi? " diye sordu emin olabilmek için ve tekrar "ve eğer yavuz biterse beni büyüten adamda kurtulucak mı tehditlerden? " diye bitirdi sorusunu.
"Düşmanlarımız kesinlikle aynı kişiler ve evet eğer onların sonu gelirse seni büyüten adam tehditlerden arınmış olucak"
"Güzel. Yavuz beni baya baya hamdiden mi almış yani? "
"Aynı soruları sorup duracak mısın? "
"Emin olmam lazım düşmanımdan"
"Evet seni hamdiden satın aldı ve bildiğim kadarıyla hamdi bir organ mafyası, aslında istese benimde organlarımı alabilirdi fakat o aksini yaptı yani beni bir asker gibi eğitti kendi düşmanlarına karşı beni kullanmak istedi zaten sırf bu yüzden kurtardım kendimi ondan"
"Öldüğüne inanmak için mi geldi cenazene? Ulan ne zeki çıktın bir cenaze uğruna öldüğüne hem yavuz inandı, hem hamdi denen it, hemde müdür inanmış oldu"
"Müdür inanmadı öldüğüme ve bu işin peşini bırakmayacak"
Nerden biliyosun? "
"Mezarlıkta selimle sohbet ettiler, ani olan ölüm haberim şüphelenmesine neden oldu"
Ediz cevap verecekken çalan telefon cevabı ertelemişti.
"Bi haber mi var? " diye sordu ediz karşıdaki kişiye.
"Bu akşam mı emin misin? "
.... "Tamamdır sen yine oralarda ol bir durum olursa haber ver"
Telefonu kapatırken "bu akşam sizin ev kalabalık olucakmış. Ee malum sıradan birinin oğlu değildi gömülen" deyip gülmeye başladı.
Aksel iste parmaklarını şıklatarak "bu çok güzel bir haber"dedi.
" Niye bu kadar sevindin anlamadım alt tarafı baş sağlığı dilemek için orda olucaklar"
"Bu gece yavuz'a bir hediyem olucak. Sözüm var ona bu geceyi korku filmine çeviricem diye"
"Sakın aptalca bir şey yapıp yakalatma kendini .Bak artık ciddi bir için beraber hareket etmemiz gereken bir durum var ortada. "
"Acemi değilim merak etme. O kadar eğitimi boşuna almadık biz"
"İyi dediğin gibi olsun beraber mi gidiyoruz"
"Yalnız gidiyorum sen arabayı ver yeter bana. Lan araba demişken hani benim araba"
"Siktir lan o kadar şey aldım sana neyine yetmiyo"
"Aptal çocuk sen okula neyle gidiyosun arabayla ben ne olucam? "
"İyi lan tamam yarın gider bakarız"
"Güzel. Ee ne yiyoruz?"
"Aç köpek, uşak mı var karşında dolapta ne bulursan onu ye"
"Medeniyet sıfır arkadaş. Bak ulan kendime menemen yaparım sana koklatmam haberin olsun"
"Senin yaptığın menemen yenilir mı lan? "
"İstesen de yedirmem zaten. " "Ha bu arada bi ara gidip çekap yaptır eksik bir organın varmı git öğren" Aksel bu cümleyi espiri olsun diye kurmuştu.
"Ha ha ha ne komiksin "
"Ulan bak ilerde benden böbrek istersen vermem"
"Senin çürümüş böbreğini kim ne yapsın piç herif? "
"Çürük mü ulan tertemiz organlarım var benim"
"Siktir kıçımın organları"
Aksel dolabı açıp menemen için malzemeleri çıkarırken ediz ise haberleri izliyordu.
Bir kaç siyasi durumların ardından hemen sonra akselin haberi tekrar çıkmıştı.
Ediz televizyonun sesini açıp "sen iyice ünlü oldun gölge" derken Aksel mutfak tezgahına sırtını vererek "ben hep ünlüydüm zaten siz görmüyodunuz sadece" diye cevap verdi.
"Egolu piç"
*ünlü iş adamı yavuz hancıoğlunun yıllardır gizlediği oğlu talihsiz bir kaza sonucu hayatını kaybetti, cenazesi bugün defnedildi. Cenazeye sayısız iş adamları da katıldı. İşte cenazeden kalan görüntüler*
Aksel maç izler gibi "bak iyi izle birazdan gol olucak. Ne çok sevilmişim gör bak"
"He aynen çok sevildin hatta öyle sevildin ki üzerine toprak atmak için sıraya dizildi herkes."
"Cümlemi geri alıyorum"
"Ne cümlesi"
"Sana komik demiştim ama nazar değdi sanırım"
"Haha"
Aksel, önüne dönüp menemeni pişirmeye başladı. Menemen pişerken dolaptan kendine içiçek çıkarıp ufak çaplı kutlama masası hazırlamıştı. Sanki birazdan tekrar gölge olduğunu hatırlamayacak gibi hazırlamıştı.
Ediz ise şaşkın bir şekilde "eve birini davet ettin de haberim mi yok? " diye sordu
"Sevgilim olursa ilk seninle tanıştırırım merak etme"
"Etmiyorum zaten ama umarım adresi takılmak için bir kıza vermemişsindir hani ölüsün sonuçta. Hatırlatmak gibi olmasın sıradan birinin oğlu da değilsin "
"Asıl yavuz sıradan birinin babası değil"" Neyse bak emin misin yemeyeceğine elim lezzetlidir akarcalı"
Ediz dayanamayıp masaya geçtiğinde "sırf açlıktan ölmemek adına yiyorum sakın şımarma" diye küçük bir uyarıda bulundu.
"O zaman benim ölümüm adına yiyelim"
Ediz menemene ekmeğini bandırdığında şaşırmıştı, çünkü tadı beklediğinden de güzeldi. "Nerden öğrendin lan yemek yapmayı"
Aksel gülmeye başlamıştı "ölmemek adına yiyodun sanki" deyip devam etti. " Kaçıp giden kadın yemek yapmazdı bizde deneye deneye öğrendik bir şeyler"
"Anladım"
Masada uzun bir sessizlik olmuştu. Yemek yeniliyodu sadece. Bazen ise yutkunma sesi... Akselin üzerinden düşen yara bandının sesi... Bazen ise televizyondan gelen spiker kadının sesi...
Süren sessizliği Aksel bitirmek için masadan kalkıp edize "anahtarını alayım" dedi.
Ediz ağzında lokmasıyla "insan rica eder odun"
Oysa bilmezdi Aksel izin almazdı, rica etmezdi, sadece söyler ve alırdı.
"Rica mı? Sen önce ağzında lokma yokken konuşmayı öğren"
Ediz ağzı dolu bir şekilde kafasını yana çevirerek "ya sabır" derken aksek araya girip "sabrını sonra dilersin, hadi nerde anahtar" dedi.
Aksel işaret parmağı ile televizyon karşısındaki sehpayı gösterdi. Aksel anahtarı alıp bir şey demeden evden çıktığında, Ediz arkasından "hödük bu çocuk yeminle hödük. Ulan ne diye evime aldıysam hödüğü" deyip yemeğine devam etti. Bir kaç lokmadan sonra tekrar "neyse en azından buraya geldikçe yemeğimi yapar hödük" diye tamamladı.
Aksel yine siyahlara bürünmüştü. Siyah bir hırka ve siyah bir şapka ile tekrar eskisi gibi gölgeydi tam anlamıyla. Arabayı çalıştırıp gaza bastığında kendi kendine "bu geceyi sana zehir edeceğim babalık. Ölmek için yalvaracaksın. Bu geceden sonra uykuya hasret kalacaksın." deyip öfkesine öfke katmıştı. Aksel için gölge olmak artık zor gelmiyordu. Zor gelen adaletsiz bir dünya idi, sevgisiz büyüyen çocuklardı zor gelen. Sırf aynı kadının çocuğu olmadığı için satılmıştı, katil olmuştu. Yetmedi ölüme itilmişti. Aksel ise tüm bunlara rağmen itildiği yerlerden çıkıp kötü olmamak adına gölge olmaya mahkum etmişti kendini. Hatta çoğu zaman iyi ki diyordu Aksel, iyi ki gölge olmayı seçmişim diyordu. Çünkü satılmıştı annesi gelmemişti, dayak yemişti annesi gelmemişti, ölüme itilmişti annesi yine gelmemişti, hatta yalanda olsa ölümünün haberi çıkmıştı annesi yine yoktu cenazesinde. Sırf bunların tekrar etmemesi adına gölge olmak ona daha şerefli geliyordu.

Dakikalar sonra Aksel, hancığlu evine geldiğinde yine o kalabalığı görmüştü. Evin bahçesi taziye için gelen insanlarla doluydu.
Aksel kafasını yukarı kaldırarak "Ulan sanırsın parti veriliyo. Utanmadan bahçede içki ile ağırlamış misafirleri şerefsiz" deyip onları incelemeye başladı.
Yeliz hancıoğlu evdeki yardımcı ile insanlara hizmet ederken, selim ve arkadaşları öylece sigara içiyolardı. Yavuz hancıoğlu ise mutsuz rolüne devam ediyor bazen ise kahkahalar atıyordu.
Aksel " ulan içinizdeki en iyi insan şu iki kadın" deyip gözleri Selim'e kaydı "demek kimsesiz mezarlığı ha abisi sıra sana da gelicek ama umarım çok canını yakmam abicim" sonra gözler o acımasız gözlere geçti. "Önce senin ipini çekmem lazım. Seni korkutursam sıra çok sevgili oğluna da gelir" Aksel incelemesini bitirdikten sonra Selim'in odasının olduğu alana doğru yürümeye başladı. İşi kolaydı aslında *içeri gir, Yavuz'u korkut* sonrasında oturup sadece izleyecekti.
Selim'in odasının olduğu yere geldiğinde yukarıya doğru göz atıp "hadi bakalım Aksel efendi paslanmışmısın bakalım" deyip odanın balkonuna doğru tırmanmaya başladı. Tırmanırken bazen ayağı boşluğa geliyor ve düşer gibi oluyordu ama Aksel her defasında bu düşüşten kolaylıkla kalkabiliyordu. Balkonun parmaklıklarına ulaştığında sağ bacağını balkondan içeri geçirip diğerini de geçirecekken odanın içinden selim ve doruğun sesini duyduğunda dudaklarının arasından "siktir! Sizin ne işiniz var arkadaşım burada. Ulan asılı kaldım resmen ışınlanmayı mı icat ettiniz lan siz" Aksel kolları parmaklıklara sarılı bacağının biri içerdeyken diğeri ise sallanıyor şekilde çaresizce bekliyordu.
Selim, doruğa "bugün mezarlıkta güven abi çok tuhaftı" dediğinde Aksel pür dikkat dinlemeye başladı.
Doruk " Kazadan dolayıdır, ama anlam veremiyorum kaptan"
Selim "bende anlam veremiyorum"
Doruk "yani ufak bir kaza oluyo ve sağ çıkan hatta.. " derken selim araya girip "yara bile almadan çıkan tek bir kişi" deyip devam etti. "Adam hastaneye kadar götürmüş bir şeyi yokmuş aslında ufak bir yarayla kurtulmuş ama nasıl olurda ölebilir? "
Doruk "bugün üzerine toprak atmasaydım öldüğüne asla inanmazdım kardeşim"
Selim "neyse öldü gitti"
Selim bu cümleyi basit bir şekilde kurarken aksel içinden "öldüm ve gittim bu kadar kolay" diyordu.
Doruk "aynen öyle kaptan gölge meselesi kapandı. Sıra ediz de. Rüyayı o şerefsizin elinden almamız lazım kaptan. Yani yoksa sonu... "
Selim "olmayacak sonu o kız gibi olmayacak. Rüya benim ve benim kalacak"
Doruk "ne yapmayı düşünüyosun peki? "
Selim "düşünürüz şu lanet günü atlatalım hadi aşağı inelim"
Bir kaç adım sesi ve sonrasında çarpılan kapı sesi. Aksel onlar gider gitmez kendini balkondan içeri atıp kendi kendine konuşmaya başladı. "Siktiğimin şerefsizi, siz nasıl insanlarsınız lan. Ölmedim ve gitmedim abicim sadece bir kaç gün hayalet olarak arkanızda olucam"
Aksel, odadan çıkmak için kapıyı açtığında koridoru gözetleyip odadan çıktı. Gitmesi gereken yer çalışma odasıydı. Yavuz'un gecenin sonunda ilk gireceği oda çalışma odasıydı. Merdivenlerden yavaşça inerken, etrafa da bakınıyordu. Bazen sesler yükseliyordu, bazen ise hiç ses gelmiyordu. Merdivenlerden indiğinde koridorun sonundaki odaya hızlıca yürümeye başladı. Hedefine ulaşmıştı. Odaya girer girmez arkasından kapıyı kilitlemişti. Yapması gereken basitti. Aksel masanın yanına geçip etrafı inceledikten sonra masanın diğer tarafına geçip sandalyeye oturup"geceleri uyuyamayacaksın, bir yerlere giderken sürekli arkana bakmak zorunda kalıcaksın, o eski halinden asla eser kalmıcak. Herkesi ölmediğime ikna etmeye çalışsan bile kimse sana inanmıcak. Tabi hamdi ve müdürden başka" konuşması bitince eline kağıt kalem alıp Yavuz Hancıoğluna mesaj bırakmaya başladı.
"Acaba ilk mesajım ne olsa, ha peder? İlk mesajım güzel olsun ki seni mezarlığa kadar götürsün" Yüzündeki ifade artık o kadar sert ve o kadar acımasızdı ki korkutucu olmaması imkansızdı. Öyle ki katil imajı onun üzerinde emanet gibi değil aksine artık üzerine dar veya büyük gelmemeye başlamıştı. Aksel için hesaplaşma günleri artık yavaş yavaş geliyordu. Parmakları arasında dönen kalem artık durmuştu, sanırım yazacağı şeyi bulmuştu. Kalın ve büyük harflerle yazmaya başladı. "*ÖLDÜM DİYE KADEH KALDIRIP, KAHKAHALAR ATIYOMUŞSUN*
*KURTULDUN DİYE SEVİNME YARIN SENDE YANIMA GÖMÜLECEKSİN* *GÖLGE*;)
" Bu seni boş mezarı kazımaya yeter. Azıcık da sen arkanı kolla bakalım" Aksel kağıdı görünecek şekilde masaya koyduğunda artık evden çıkmak için hazırdı. Kilitlediği kapıyı kontrollü bir şekilde açıp, etrafı gözlemlediğinde tekrar Selim'in odasına gitmek için merdivenlerden koşar adımlarla çıktı. Herkes dışarda güya taziye için gelenlerle ilgileniyolardı. Evdeki çalışanlar ise sadece onları hoş tutmakla ilgilendikleri için girip çıkması Aksel için çok zor değildi. Selim'in balkonuna geldiğinde bacaklarını aşağı sarkıtarak çıkarken bastığı yerlere basıp hızlı bir iniş yapmıştı. Eğilip ellerini dizlerine sabitlediğinde derin bir nefes alarak "her zamanki gibi harika bir iş çıkardın aferin. Eğitimi başarılı tamamlamışım" kendisine iltifatlar eden Aksel, kendisine seslenen rüya nın sesi ile kâbusa dönmüştü. "Selim! Kimsin sen?! Napıyosun selimin evinde? "
"Bir kez şaşırt beni asi bi sen eksiktin zaten"
Aksel koşmaya başladığında rüya da peşinden koşuyordu. "Dur kimsin sen! Sana dur diyorum!"
Aksel, hiç durmadan arabaya koşmuştu çoktan. Arabaya biner binmez çalıştırıp gaza basarak ayrılmıştı mahalleden. Rüya tam plakasına bakacakken Selim yanında beliriveremişti. "Ne işin var burada?" Selim'in sesi rüyaya korkutucu geldiği için olduğu bölgede sıçrayarak arkasına bakmakla yetinmişti.
"Sana soru sordum neden buradasın? "
"Neden sessizce geliyosun, ödümü kopardın?"
"Evime hırsız gibi gelen sensin azarı işiten ben miyim?"
"Rüya bi anlık afallama ile zaten kısa olan saçlarını karıştırarak daha da kısaltmıştı.
" Şey korkudan ne yaşadığımı da unuttum"
"Oyalama beni rüya neden burdasın? "
"Aman yemedik evini. Senin odanın balkonundan aşağı inen birini gördüm ve bende peşine düştüm tam plakasını alıcakken sen geldin üç harfli gibi"
Selim düşünür gibi olsa da yine de sırf onu kızdırmak için uğraşıyordu.
"Polis misin ki plaka alıcaktın? Bana gelmek için bahane mi arıyosun?" diyip rüyaya iyice yaklaştı, rüya ise çarpan ve nefes almasına izin vermeyen kalbi ile savaş vermeye devam ediyordu. Öyle hızlı atıyordu ki kalbi bunu selim bile duyabilirdi. Selim daha da yaklaşıp kulağına eğildiğinde, rüyanın dudakları aralanmıştı. Nefes almak aklından çıkmıştı. Sonrasında hatırlatan o cümleler "sevgilin duyarsa burada ve yanımda olduğunu kızabilir, kıskanabilir," Rüya duyduklarından sonra Selim'i iterek "sen yaklaştın bana, asıl sen düşün o kızıl şeytanın kıskançlığını"
dediğinde selim alaycı bir ifade ile "ama bana gelen sensin" dedi.
"Ben sana gelmedim Selim hancıoğlu aksine ben senden gittim. Buraya da sırf baş sağlığı için geldim, ve o balkondan çıkının peşine düşmek için"
"Benden gittiysen eğer başsağlığına gelme. Benden gittiysen eğer odamdan çıkan kişilerle ilgilenme. Şimdi çık git evine Rüya Arsal ve bir dahaki girdiğin ev benim değil o itin evi olsun" Karşılıklı söylenen sözler iki kalbi de parçalara ayırmıştı. Toparlanması zor olan parçalara... Rüyanın gözünden istemsizce bir damla düşüvermişti, selim farketmişti o düşen damlayı hatta koşup yere düşmesini bile engellemek istemişti ama geç kalmıştı. Göz yaşı damlası öyle hızla düşmüştü ki, yere düştüğünde damla olmaktan çıkıp ince bir tabaka olmuştu. Sanki bir adım atılsa kuruyuvericek ve kaybolucaktı. Rüya duyduğu sözlerden sonra koşar adımlarla teyzesinin evine gitmişti. Selim ise düşen damlaya bakmakla yetinmişti. Nefretle söylediği sözler rüyadan çok onun canını yakmıştı, isteyerek söylediği sözler olmasa bile yine de canını sıkmıştı. *Kelebeğin gözünden akan damlalar, siriusun sönmesine yetmişti*.
Selimi daldığı yerden uzayın sesi kurtarmıştı. "Kaptan biz gidelim artık"
"Anlamadım"
Uzay, selimin iyi olmadığını anladığında dalgasına "gay diye diye artık tamamen gay olmaya karar verdim kaptan" dediğinde selim kendine gelmişti.
"Pezevenklik yapma uzay, bir şey mi oldu? "
"Yok olmadı. Neyin var abi senin. Dün kardeşim diye çıkan ama bugün üzerine toprak atılan it için yas tutmuyosundur umarım kardeşim"
"O piçin neyine yas tutayım lan ben"
"Ee ne bu hâl o halde"
Selim bir kaç saniyeliğine sessiz kalıp yere baktığında, uzay endişe edip selime daha da yaklaşıp elini omzuna atarak "senin bu halin hâl değil, hasta mısın? Yaran da daha iyileşmemişti tam yaran mı acıyo? "diye art arda sorular yönelttiğinde selim, rüyanın olduğu bölümü atlayarak eve diğer kısmı anlatmaya başladı.
" Rüya buradaydı"
Uzay büyük bir olay gibi şok geçirerek "ne! Nasıl!? Siz barıştınız mı? İyi de ikinizinde birbirinden saçma sevgilileri var niye geldi? "
"Lan oğlum sus! İzin ver de anlatayım"
"Kusura bakma kaptan ama bir numaralı yengem gelmiş nasıl susayım"
"Uzay anlatmıcam bak sus"
"Tamam anlat"
"Benim odadan birinin çıktığını görmüş"
"Hırsız mı girdi yani"
"Bilmiyorum, doğru mu söylüyo onu da bilmiyorum"
"Bizimkilere haber vereyim buraya gelsinler"
"Tamam benim odaya geçsinler"
"Tamam"
Uzay telefonu çıkarıp rehberinden bebeğimsu yazan kişiye basıp "bebeğimsu acil kaptanın odasına geçin"
Karşıdaki ses doruktan başkası değildi "sikerim seni uzay düzgün hitap et lan"
"Kardeşim ben ne diyorum sen ne yaşıyosun ya hadi kapat telefonu odaya gelin"
"Tam_" Doruk cümlesini tamamlamadan telefon kapanmıştı.
"Piçe bak suratıma kapadı telefonu"
Emre : "ne diyo senin bebeğin? "
"Sende mi kardeşim"
Emre gülmeye sırıtarak dişlerinin arasından "bebeğimsu" deyip gülmeye başladı.
Doruk sinirlenip Emre'nin koluna vurup "lan mal cenazedeyiz unuttun mu? " dedi.
Emre, etrafına bakındığında hâlâ kalabalığın içinde bulunduğunu farketti.
"Şu konu vardı demi. Neyse ne söylüyo kıvırcık? "
"Acil kaptanın odasına gelin dedi"
"Niye ki? "
"Sebebini bilmiyorum kim bilir ne oldu da acil diyo hadi gidelim"
Doruk ve Emre kalabalıktan kurtulup Selim'in odasının yolunu tuttular.
Emre, odanın kapısını açar açmaz "bizi kalabalıktan kurtarmak için acil dedin demi kıvırcık? " diye sordu.
Uzay anlamsız yüz ifadesi ile kafa sallayıp, sözü Selim'e bıraktı. Selim önce ağzına sigara alıp yaktı daha sonra bir nefes çektikten sonra konuşmaya başladı.
"Az önce rüya evin bahçesindeydi, bu odadan birinin çıktığını hatta onun arkasından seslendiğini söyledi"
Doruk odadaki koltuğa oturup "kim olduğunu görmüş mü? "
Selim "hayır büyük ihtimalle hırsızdır ama çalınan herhangi bir eşya yok"
Emre "bencede hırsız çalmak istediği bir şey bulamadığı için çıkıp gitmiş belli ki"
Uzay "hırsız salak mı sizce? Hayır koskoca hancıoğlu malikanesine giricek eli boş götü yaş mı çıkıcak? Akıl işi mi sizce? "
Doruk ellerini havaya kaldırıp "ne yazık ki kıvırcık doğru söylüyor? Hırsızın buradan öylece boş çıkmasının imkanı yok"
Selim, Doruk, Emre ve Uzay hırsız kritiği yapmakla meşgulken Aksel Hancıoğlu namı değer *Gölge* evin yolunu yarılamıştı bile.
Telefondan açtığı halil ibrahim şarkısını söyleyen kişi ile beraber yüksek sesle söylüyordu. Keyfi yerindeydi, çünkü artık gölge olmanın hakkını vermeye başlamış ve yakında meyvesini yiyecekti. Siyah şapkası hâlâ kafasında, ve tek eli dışarda, diğer eli ile direksiyon ile uyum sağlarken yüksek ses ile şarkıya giriş yapmıştı.
" Heey!
Benden selam olsun Bolu beyine, Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır, yaslanmalıdır
At kişnemesinden kalkan sesinden, kalkan sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir, seslenmelidir
At kişnemesinden kalkan sesinden hayda kalkan sesinden
Dağlarda namerdim seslenmelidir seslenmelidir"
Şarkı bittiğinde kendi kendine konuşmaya başladı.
"Bu gece sana uyku yok, sabahın köründe kalkıp mezarlığın yolunu tutarsın artık ya da çok sevgili oğlundan yardım istersin. Bana pusu kurmak ne demekmiş görürsün bakalım"

Dakikalar sonra taziye mesaisi bittiğinde, yavuz eline içkisini alıp çalışma odasına doğru yürümeye başladı. Onun da keyfi yerindeydi, çünkü başardığını sanıyordu, öldürdüğünü sanıyordu. "Geçmişte olmadı kurtuldun namlunun ucundan ama bu defa akılsızlık edip öldün ve bende senden tamamen kurtuldum" Odaya girip kapısını kapadığında bardağını bırakmak için masasına doğru ilerledi. İlerledikçe masada dik duran kağıdın olduğunu farketti. Masanın ön tarafına geçtiğinde ise, masaya bırakması gereken bardağı anlık korku ile yere düşürdü. Elleri titreye titreye kağıdı eline alıp okudu. *ya-yarın sende ya-yanı-ma gömü-le-cek-sin g-gölge* Notun sadece son cümlesini sesli ve kek eleyerek okumakla kalmıştı. Korku ile etrafına baktı, camdan dışarıya baktı kimseyi göremeyince delirdi. "Bu ne lan! Kim yazdı lan bunu? Gölge ne lan? " Sinirle Selim'in odasına çıkıp "lan it! Lan!!" Odanın kapısını sert bir şekilde açtığında uzay bir anda "ha siktir!" diye küfür çıkmıştı. "Pardon yavuz amca ben bi an"
Yavuz, uzayı duymayacak şekilde sağır, korkmuş ve öfkeliydi. Gözü sadece selimi görüyor ve sadece ona doğru yürüyordu. "Lan it! Lan şerefsiz! Beni nasıl delirticeğini çok iyi biliyosun demi lan? "
Selim ifadesiz yüz ile "noluyo hayırdır? Napmışım da dellendin? "
"Lan sen benimle oyun mu oynuyosun lan? Siktiğimin şerefsizi ölmüş adamın ağzından yazdığında korkucam mı sandın lan? "
"Yine ne saçmalıyosun Hancıoğlu? Gayrimeşru itin öldü diye mi tüm bu öfke? "
Yavuz avucunun içinde buruşturuduğu kağıdı Selim'in yüzüne fırlatıp "bu ne lan? Bunu kim yazdı? " diye sordu.
Selim kendisine fırlatılan kağıdı yerden alıp içine baktığında yavuz ellerini havaya kaldırırak "dışından oku. Dışından oku ve herkes duysun yazdıklarını" dedi
Selim sesli bir şekilde okumaya başladı yazılanları "öldüm diye kadeh kaldırıp,kahkahalar atıyomuşsun. kurtuldun diye sevinme yarın sende yanıma gömüleceksin" Yazıyı okumuştu ama yazan kişiyi görünce kısık bir sesle "gölge" deyiverdi. Uzay duyduklarına inanamayarak "bu imkansız demi? Bu o değil! Mezardan hortlayıp ay ben bi insanları korkutup tekrar toprak altına gireyim diyemez.. İmkansız"
Yavuz "bana bak lan neyin peşindesin bilmiyorum ama bugünlerde damarıma damarıma basıyosun.
" Seni kızdırmayı o şerefsiz kadar bende isterdim ama ben böyle ucuz numaralar yapmam. Belli tek düşmanın aksel değildi"
"Kim lan o halde odama kim girdi? "
"Odanın bekçisi mi yazıyo alnımda . Neyse gördüğün gibi arkadaşlarımla özel konuşuyorum beni bu saçma notlarınla oyalama"
"Eğer bu işin içinde sen varsan kendine yeni bir ev ararsın"
Yavuz son cümlesini de söyleyip odadan çıktığında sessizliğini koruyan Emre ve Doruk konuşmaya başladılar.
Doruk "sanırım rüyanın gördüğü kişi gerçekten varmış kaptan"
Emre "yavuz amcayı kim kızdırmak ister ki? "
Doruk "sence bunu kim yazmış olabilir? Yani senin odana kim girmeye cesaret eder? "
Uzay yine boş konuşuyo gibi söze girdi "kim olucak Ediz Akarcalı tabiki" Herkes uzaya dik dik baktığında "bakmayın abi öyle kaptanın tek düşmanı o it çünkü. Gerçi bir it daha vardı ama o da hakkı rahmetine kavuşmuştu zaten"
Selim, uzayın söylediğini dikkate alarak kendisinin duyacağı şekilde "babasının intikamını almak istemiş olabilir" deyip tekrar "bizi ilgilendiren bir durum yok yavuz hancıoğlu halleder eve gidin artık sabah konuşuruz"
Emre "yorgunuz zaten bencede gidelim"
Uzay "ben gitmem"
Emre "sebep? "
Uzay "gitmem işte şimdi tek başıma yatıcam sonra onun hayaleti gelecek falan"
Doruk "he uzay zaten adam da sorgudaki meleklere ben bi gidip uzaya uğrayayım diyodu. Lan çık git evine adamda uyusun kafası şişti zaten"
Uzay "sende kalayım o zaman"
Doruk "asla! Ulan seni bize götüreyim de namusum pisi pisine kirlensin mi? "
Doruğun esprisi selim ve Emre'nin gülmesine neden olmuştu. Selim dayanamayıp "ulan zaten birbiriniz için yaratılmışsınız basın nikahı bitsin bu iş"diye dalga geçti.
Doruk " Sende mi kaptan ya bu leşe nikah mı basayım yani senin zevkine selim. Ulan arabaya aldığım hatunlar dan birine basarım nikahı daha iyi"
Uzay "götümü yesin o hatunlar. Hayır arabayı bir sürü cıvıl cıvıl ciciler alıyo arabaya ama demiyo ki birini gariban kardeşime ayarlayayım"
Doruk "geçti artık herkes senin gay olduğunu biliyo yani gelecekte baba olman imkansız"
Uzay "senin ben malum yerini tövbe ya"
Selim "hadi gidin lan artık gece gece delirdiniz"
Uzay, Doruk ve Emre evlerine gittiklerinde Selim Hancıoğlu kendisiyle ile baş başa kalmıştı. Odasının ışığını kapadı ve masasında duran sigara paketi ile göz göze geldi. Uzun zamandır sigara içmediğini farkedip paketin içinden bir tane alıp odasına sigara kokusunu yaydı. Düşünmesi gereken çok şey vardı.
Güven müdürün kafası neden öyle karışıktı?
Hamdi ve Yavuz birbirlerini nereden tanıyolardı?
Rüyanın gördüğü kişi kimdi?
Aksel ölmeden önce bu eve ilk geldiğinde ve Yavuz'un onu görüp sen ölmedin mi? Sorusunu sorduğu aklına gelmişti. Aksel dalga geçer gibi olsa da Yavuzdan çok önceden şüphelenmişti fakat selim buna inanmamıştı. Şimdi düşünüyordu da aslında Aksel haklıydı.
"Ulan durduk yere içimize şüphe düşürdün şerefsiz. Dirin ayrı bir dertti, ölün ayrı dert. Sabah Edize soralım bakalım evimde ne bok arıyomuş"
Sigarasından bir nefes daha çekti "ağlıcaksan neden onun elini tuttun kelebek" deyip "seni sevdiğimi ilk günden söyleseydim ve aramızdaki duygusal bağın bir oyun olmadığını sana gösterebilseydim belki de tutmazdın sana yabancı gelen o elleri.
O eller sevdiği kızı öldüren kişinin elleri ve senden bundan bir habersin Rüya.
Pullarını dökmesine nasıl izin verirsin kelebek? Nasıl olurda kendine kıyarsın? "
Selim'in uyumadan önce söylediği son sözleriydi.
Gece yıldızlar sokakları aydınlatırken o sadece rüyanın uyuduğu yeri aydınlatmakla meşguldü...

Kelebek&Sirius