5. bölüm · Kozada'ki Kelebek "Rüya'nın Sonu"

Korku

Beyza Nur Deniz

Siz hiç mucizelere inanır mısınız?
Birinin mucizesi ya da birinin, sizin için mucize olmasını istediniz mi?
Hissettiniz mi mucizenin varlığını. Ben hissettim.
Mucize ile karşı karşıya kaldım. Onu gördüm, onun varlığını hissettim. Yokluğuna alıştığım, onu o yokken bile anımsadığım, kelebek karşımdaydı, onu gördüm.

Radyodaki şarkı sessizliğe bürünmüştü. Uzay onu dinlemem için kapatmıştı.
"Abi kaç dakikadır sana sesleniyorum. Burda yalnız kaldım. Sohbet edelim"
Kısa bir süreliğine Uzaya bakıp "sohbetlere doymuyosun pizza canavarı"
"Konuşmayı seviyorum abi napim"
Alaycı bir gülümseme ile "yıllardır dinliyorum kıvırcık seni, çok yorgunum, bugünlük pas geç beni"dedim.
"Hiç çekilmez oldun kaptan"
Eve vardığımızda arabadan inen herkes sessizdi.
Bizi karşılayan Hasan abi "hoşgeldiniz Selim bey" dedi.
"Hoşbulduk abi. Dedem uyudu mu?"
Hasan abi tedirgin bir sessizliğe bürünüp kafasını yere eğmişti.
Sessizliğe son verip " dedem iyi mi abi konuşsana" dedim.
Kafasını yerden kaldırarak bana baktı.
"Sizi korkutmak istemem ama siz gittikten sonra kısa bir baygınlık geçirdi"
Kaşlarım çatılmıştı bu duruma ve haber verilmemesine çok öfkelenmiştim.
"Ne diyosun abi sen, dedem bayılıyo ve bana haber verilmiyo"
Doruk araya girip "tamam abi sakin ol" dedi.
Onu aldırış etmeden "kes sesini" dedim.
Hasan abi" dedeniz haber verilmesini istemedi. Bende emir kuluyum"
Hâlâ çatık olan kaşlarım ve çenem gergin bir halde "nerde şimdi?" diye sordum.
"Odasında selim bey"
Arkamda kalan grubu aldırış etmeden merdivenlere yöneldim.
Hızlı adımlarla çıktığım merdiven basamakları sanki ayağımın altından kayıyordu. *Korku* ise
tüm bedenimi sarmıştı. Dedeme zarar gelsin istemiyordum. Odasının kapısına geldiğimde elimi sıkıca kapı koluna yerleştirdim. Derin bir nefes alarak ciğerlerime kadar inen korkuyu bir nefesle dışarı atıp içeri girdim. Dedem uzanmış tavanı izliyordu.
"Dedem iyi misin?"
Dedem Hasan abiye kızar gibi "Hasan efendi yetiştirdi demi?"dedi.
"Ne yapsaydı İsmail paşa saklasamıydı?"
"Korkulacak bir şey yok evlat iyiyim ben"
"Bunu doktorlar daha iyi bilir, haydi kalk bakalım hastaneye gidiyoruz"
"Oğlum iyiyim dedim ya. Bak söz tekrarlarsa bu durum o zaman gideriz"
Dedem benim gibiydi ısrarı sevmezdi. Bende çok üzerine gitmeyip konuyu kapattım.
"Peki dede. Ben şimdi çıkıyorum. Sen güzelce dinlen. Ama bak söz verdin unutma"
"Merak etme çık sen haydi"
Odadan çıkmak için kapıya yöneldiğimde dedeme dönüp "sen hiç mucizelere inanırmısın dede?" diye sordum.
Dedem ise bu soruyu bekliyomuş gibi "inanırım evlat" dedi ve devam etti. "mucizeler insanın umudunun güçlenmesine sebep olur. Biz insanlar da umutsuz yaşayamayız. Hayatta kalabilmemiz için bir mucizeye, bir umuda ihtiyacımız vardır"
Dedeme gülümseyip"umut" dedim ve odadan çıktım. Kendimi hava almak için bahçeye atmıştım. Korkularımdan, hissettiğim duygulardan kaçmak için yürümek istiyodum. Yürüyüp yormak istiyodum duygularımı, yorup son olsun istiyodum. O kadar çok yürüyüp yorayım ki, bir daha anımsayamayım.
Evden uzaklaşıp kendimi yola attım. Yürümek için hazırladım kendimi, dik duran bedenimi...
Nereye gitmek istediğimi bilmeden, ardımda iz bırakmadan yürüyodum. Ne kadar yürüdüğümü bilmiyorum ama saatin çok geç olduğunu biliyordum. Saate bakmak için telefona baktığımda gecenin üçü olduğunu gördüm. Saati aldırış etmeden, oturacak bir yer bulmak için etrafıma bakındım. Bana bir kaç adım uzakta bulunan bankı farkettim ve ona doğru adımlarımı hızlandırdım. Kendimi bankın üzerine bırakırken cebimden sigara paketini çıkardım. İçini açtığımda son bir dalım olduğunu gördüm. Son kalan sigara dalı bile bana meydan okuyo gibiydi. Bu durum yüzümde oyuncu bir sırıtışın çıkmasına neden olmuştu. Parmaklarımın arasına alıp, dudaklarıma yerleştirdikten sonra çakmağı da elime alıp yaktım. Çakmağımdan çıkan kıvılcım benim derinlere dalmama neden olmuştu. Çocukluğumda yaşadığım sıkıntıların bir gün yok olacağını umuyordum hep. Ama tersi olmuştu. Sıkıntılarım daha çok büyüyor gibiydi. Ben izin versem, başka birine dönüşmesine yardımcı oluyordu sanki.
Bir yanımda hep telaş, korku, kavga ve öfke vardı. Diğer yanımda ise hislerim vardı, yılların içime hapsettiği biri vardı. Ya onu tanıyacaktım, ya da kendi kendime felaket hazırlıcaktım.
Sigaram elimde küçülüp giderken bende geceyi izlemeyi yarıda bırakıp eve gitmeye karar verdim. Eve gidip yorduğum tüm geçmişimi dinlendirmek istiyordum. Bende belki uyurdum. Kim bilir uyku beni de dinlendirirdi.
Sahi dinlendirir miydi uyku ruhumu, bedenimi. Yoksa beni daha mı ezerdi geceyle beraber.
Evin önüne geldiğimde kendimi toparlayıp içeri girmeyi planlarken beni karşılayan grup endişeli bir şekilde bana bakıyordu.
Uzay "ben size ne dedim. Merak etmeyin demedim mi?" diye konuya girmişti. Doruk olduğu yerden sinirle ayağa kalkıp karşıma dikildi.
"Nerdesin lan sen! Haber vermeden çıktın gittin!"dedi.
Ben hafif tebessüm ederek elimi Doruğun omzuna yerleştirip "biraz yürüdüm kardeşim" dedim.
Doruk öfkeliydi,endişeliydi. "tabi ya Selim Hancıoğlusun sen haber vermek senin neyine"
Konuşmanın farklı yönlere çekileceğini anlayan Emre "Doruk adam yürüdüm dedi abi uzatma istersen" dedi.
Doruk "uzatan ben miyim amına koyayım. Biz burda onu merak edelim, o biraz yürüdüm deyip konuyu kapatsın"
Emre "abi tamam bizde merak ettik ama geldi işte kapatalım konuyu"
Doruk fazla uzatmayıp az önce kalktığı yere doğru gidip tekrar oturdu. Onu takip edip yanına oturdum. Kafamı gökyüzüne doğru sabitleyip ". Haklısın kardeşim. Dedemin o halini görünce..." bir kaç saniye durup "her neyse işte yürümem lazımdı. Tabi yine de aramalıydım"
Doruk bana döndü ve yüzündeki sinirin yerini pişmanlık almıştı. "Asıl sen haklısın fazla abarttım. Yanında olmam gerekirken ben olayı büyüttüm" dedi
"Sorun yok kardeşim, iyi miyiz bakalım?"
Doruğa elimi uzattım ve o da aynı şekilde elimi tutarak "iyiyiz tabi oğlum kardeşiz biz" diyerek eski haline dönmüştü.
El sıkıştığımızı görüp derin bir oh çeken Uzay ve Emre yanımıza oturup ellerine sigara almışlardı. Emre ağzındaki sigara ile "oğlum bir an kafa göz dalacaksınız sandım lan, pezevengler sizi korkuttunuz beni" dedi. Doruk, Emre'ye bakıp güldü. Uzay ise farklı kafadaydı.
Emre "kıvırcık ne düşünüyorsun? Korkma lan kavga etmediler"
Uzay alaycı bir gülümseme ile Emre'ye dönüp "onlar kim kavga kim kardeşim" deyip daha sonra "ben onları düşünmüyorum aklıma çok güzel bir fikir geldi, onunla ilgileniyorum" dedi.
Doruk yüzünü buruşturur gibi "aman kıvırcık sakın pizza ile ilgili şeyler olmasın" dedi .
Uzay "pizza bir boyut benim için, çok ayıp ediyon bak"
Doruk"ayıp yatakta"
"Bebeğim çok mu heveslisin. Ayıbın yolları kayıp"
Doruk" sikerim lan seni"
Uzay "tamam dur sonra et küfürünü. Beni dinleyin şimdi"
Doruk, Emre ve ben acaba bugün ne saçmalıcak bakışlarıyla Uzayı bekliyorduk.
Uzay" abi ben diyorum ki okullar açılmadan önce bir parti mi düzenlesek?"
Emre araya girip"kırk yıl düşünsem bu marol kafaya katılacağımı bilemezdim" dedi.
Uzay "oğlum ben hep iyi şeyler yapıyorum da neyse"
Doruk" valla bende hak veriyorum buna ihtiyacımız var sanki"
Emre "iyi de yapsak nerde yapcaz?"
Uzay "bunu da düşündüm merak etmeyin"
Emre " çok merak ediyorum marol kafa acaba nerede olucak"
Uzay"burada yani İsmail paşadan izin alan Selim sayesinde burda olucak"
Doruk"bundan Selim'in haberi var mı aslan parçası"
Gülerek Uzaya bakıp "harbiden bu durumdan neden benim haberim yok kıvırcık" dedim
Uzay" şimdi oldu haberin işte bak sen izni al gerisi bende vallahi"
Kalabalığı çok seven biri değildim. Çok nadir bulunurdum kalabalıkta.
Uzay ısrarcı haliyle "hadi be kaptan, bak böyle bir eğlenceye ihtiyacımız var. Bak izin almazsan asla ama asla peşini bırakmam ve asla susmam"dedi.
Susmazdı biliyorum. Benim şuan uzayı çekecek halim dahi yoktu.
"Tamam konuşurum"
Uzay "helal be kaptan" diyerek üzerime atılmıştı.
"Ben vazgeçmeden, uzaklaşsan iyi edersin Uzay Abacıoğlu"
Uzay "yok yok vazgeçme. Bak gittim ben vazgeçme sen" uzay yanımızda ayrıldığında Doruk bana dönüp
"Deden hoşlanır mı, kıvırcığı siktir et sen"
"Yok oğlum dedem aksine benim partiye katıldığımı duyduğunda sevinen biridir. " diyerek gülmeye başladık.
"Haydi kalkıp uyuyalım. Neremize uyuycaksak"
Emre "sabah oldu zaten uyusan neye yarar"
Gece mi bizi sabaha çıkarırdı? Yoksa sabahı bekleyemeyip geceye mi karışırdık?
Bu sorulara cevap verebilir miyim bilmiyorum. Gözlerimin ağırlaştığını hisseder gibiydim. Uyumak için odama giden yolu takip ettim. Etraf zifiri karanlıktı. Ben gideceğim yolu ezberlemiştim. Odama gelmek bu yüzden zor olmamıştı. Yatağıma geçmeden önce tişörtümü çıkarttım. Bedenimi yatağa serilmesi için yönlendirdim. Penceresi açık olan odama rüzgar estikçe perdeyi denizdeki dalgalar gibi şiddetlendiriyordu. Perdedeki dalgalar geçmişimle bir olup tüm benliğimi ele geçiriyordu. Gözlerim o kadar yorgundu ki rüzgarın, dalgaların ve geçmişimin varlığını aldıramıyordum. Kendimi uykuya bırakmıştım. Uykuya esirdim. Ve esirliğimden memnundum.
Sabahın erken saatlerinde odanın kapısının sert bir biçimde açılmasıyla uyanmıştım.
"Ha siktir noluyo lan"
Uzay heyecanlı ve benim sinirli olduğumu görmezden gelip"selim haydi uyan dedenle konuş kalk" dedi.
Sinirli ve çatık kaşlarımla uzaya bakıp "salak mısın kıvırcık sen" dedim.
Uzay "abi anlaştık ya hani"
"Lan sabahın körüne mi anlaştık"
Uzay" kaptan hadi be uyan kalk hadi"
"Partilerle sikerim uzay seni git zıbar lan"
Uzay hâlâ başımda ve beni izlemeye devam ederken kafamın altındaki yastığı alıp uzaya fırlattım.
"Uzay ben seni şu camdan aşağıya sallandırmadan çık git"
Uzay kapıya doğru koşar adımlarla ilerledi.
Odadan çıkmadan bana dönüp "dedenle konuşmayı unutma bak" dedi.
"Uzay defol"
Uzay odadan çıktığında uykumu da kendisiyle almıştı. Tekrar uyuyamayacağım için, anneminde uyanık olduğunu bildiğimden telefonumu alıp annemi aradım.
"Günaydın sultanım"
"Günaydın annecim, erkencisin?"
"Uzay saolsun"
"Dokunma çocuğa. Nasıl geçiyo napıyosunuz?"
"İyi anne, uzay işte onun saçmalıkları ile uğraşıyoruz"
"Neden ki"
"Okullar açılmadan parti yapalım diyo"
"Oğlum çocuk ne güzel düşünmüş kafanız dağılır işte"
"Öyle mi diyosun bakalım, sen onu boşver de özledin mi beni?"
Bunu sorarken yüzümde gülümseme belirmişti. Az önce uykumu mahveden uzaya bile sinirim geçmişti. Annem gülerek "özledim tabi, sen özlemedin mi?"diye sordu.
Annemi kızdırmak için " iki gün oldu be kadın özlememiş olabilirim" dedim. Aksine özlemiştim. Normalde Tokat'a gelirken hep onunla gelirdim. Ama bu sefer değişiklik olsun demiştik.
Annem " özlemedin demek, peki unut sen anne poğaçasını"
"Yok özledim şaka yaptım güzellik alınma" "öyle olsun bakalım"
"Ben şimdi kapatıyorum. Ararım yine seviyorum seni"
"Bende seni seviyorum"
Annemle konuşmamız sona erdiğinde hem dedeme bakmak için hemde onunla konuşmak için odadan çıktım. Geniş olan koridorda yürümeye başladığımda karşıma sıla çıktı. Canlı müzikten sonra ondan biraz daha uzaklaşmaya karar verdim. Sılayı aldırış etmeden yanından geçip dedemin odasına girdim. Sıla'nın arkamdan saydırdığına emindim. Çünkü selam bile vermemiştim. Dedemin yanına girdiğimde ayaklanmış ve ceketini giyiniyo olduğunu gördüm. Dedem beni fark ettiği sırada yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. "Orda durmuş niye dikiliyosun evlat gelsene"
"Günaydın İsmail paşa ayaklanmışsın iyi gördüm seni"
Dedem gülerek " iyiyim tabi evlat, ne sandın. Eski toprağım ben" dedi. Dedem biraz durup konuşmaya devam etti. "Hem nasıl gideyim senin iyileştiğini görmeden" dedi. Çocukluğumdan bahsediyordu. İyileşemeyen, izler içinde büyüyen çocukluğum bir kenara çekilmişti. Oyunlarını bırakıp büyümek zorunda kalmıştı. Dedem gülmüştü ben ise sessizliğe bürünmüştüm. Zihimimi kurcalayan geçmişimle kaybolmuştum. Kendi kendime"iyileşmem uzun sürücek galiba" dedim.
Sonra yine "o çocuk büyümeyi bile beceremezken nasıl iyileşsin? Kelebeğin yanındaki çocuk kimdi peki?"
Cevabı verilmicek bir şekilde. Yılların benim içime hapsettiği hisler başkalarının cenneti olmuştu.
Cennette de kelebekler var mıdır? Burda beni bilmeyen kelebek orda konar mıydı omzuma?
Dedemin sesi beni zihnimdeki yalnızlığımdan çekip almıştı.
"Hayrola evlat gemilerin mi battı?"
Dedeme yanıt vermeden kendi kendime " yok be dede ben battım." dede sonra dedeme dönüp"bir konu var dede senden izin alcaktım" karşımda yavuz Hancıoğlu olsaydı izin almaya tenezzül bile etmezdim. Dedem vardı o başkaydı. Değerliydi benim için. Babamdan göremediğim adamlığı onda gördüm. Dedem meraklı bir tavırla"ne konusuymuş bu evlat?"
dedi.
"Bizim uzay, parti yapalım diyo okullar açılmadan ama burda istiyo" durdum ve tekrar "beni biliyosun bana kalsa sırf kalabalıktan kaçmak için olmaz derim de uzay söz konusu olunca"
"Alkol yok demi?" gülerek sormuştu dedem bu soruyu. Bende alaycı bir gülümseme ile "bilemicem artık dede" dedim
"İyi bakalım Hasan ile biz zaten dışarda oluruz keyfinize bakın" sonra durup tekrar "sen yıllardır hep kenardaydın, bırak şimdi kalabalığa gir" dedi.
Haklıydı. Kendimi hep yarım bırakmak zorunda kalıyordum. Kaçıyordum kendimden. Dedemin yanından ayrıldığımda haberi vermek için uzay ve diğerlerinin kaldığı odaya girdim.
Odada tanıdık ama bı o kadar da kimsenin sevmediği bir koku vardı. Uzayın çorap kokusu. Doruk ve Emre burnunu kapatıp nefes almaya çalışıyor gibilerdi.
Doruk boğuk sesle "kaptan hiç tavsiye etmem burda boğulmanı" dedi.
"Oğlum bu nasıl kokudur lan, hiç mi değiştirmiyosun piç sen"
Uzay " abicim bu kokuyu insanlar bulamıyo bile"
Emre" selim iznin varsa dövüyorum ben bunu"
"Valla kıvırcık bu sefer hakediyosun insan yaşıyo lan burda tarla faresi değil"
Doruk " bunu doğuran ebeye acıdım lan kim bilir o neler çekti doğurturken"
Uzay" neyimi beğenmiyon, ustra zeki, yakışıklı, son derece eğlenceli biriyim ben"
"Uzay at şu çoraplarını yoksa partiyi iptal edicem"
Uzay " ayıp oluyo ama" uzay yerdeki çoraplarını eline alıp"al bak atıyorum kıymetlilerimi, değerimi bilin" dedi.
Doruk "beynini siktiğim mal kokan çoraplarını atıyosun diye neden değer bilelim"
Emre "yav tamam at şu çoraplarını"
"Camları kapatmayın boğuldum lan"
Uzay "ne uzattınız, kaptan konuştun mu dedenle?"
Hiç hoş olmayan ifadeyle "konuştum gerisini halletme işi sende" dedim.
Uzay çıldırmış ve çocuk ruhunu dışarı çıkarıp üzerime atladı. Sarılmaya başladı. Onu kendimden iterek "sarılmaya yer arıyosun" sonra Emre'ye bakıp gülerek"gay seni" dedim. Emre kahkaha atmaya başladı.
Emre "sorma valla geceleri korkuyorum. Neyse ki benim sevgilim var Doruk kollasın kendini"
Doruk " sana burdan bir çakarım bir de duvar çarpar. Salmayın kıvırcığı bana"
Uzay " gay diye diye gay olucam amına koyayım ya"
Emre "olmana gerek yok yavrum öylesin zaten"
Yanlarından ayrılmak üzere kapıya yöneldim. Ben arkamı dönerken diğerleri hâlâ sohbet ediyordu. Onlara dönüp" bakın şimdiden uyarıyorum ben sadece yarım saat kalırım sonra çeker giderim"
Doruk "tamam sen kıvırcığa bırak gerisini"
"İyi bakalım istediğinizi çağırabilirsiniz çok tanıdık yok zaten burda ama siz çağırın"
Odadan çıktığımda Uzay başlamıştı bile neler yapılması gereken listeye. Eğlenmeyi seviyordu o da herkes gibi.
Çok enerjik biriydi. Okuldayken bile kavga olduğunda arkamıza geçer izlerdi o kavgayı.
Pizza canavarı beni ondan başka kimse ikna edemezdi böyle durumlara.
Beni bile ikna etmişti kalabalığa. Ben ne kadar kaçmak istesem de, çekerdi kalabalık beni içine.