24. bölüm / 29
Kozada'ki Kelebek "Rüya'nın Sonu"Ayrılan Yollar
Bölümler 29Şu an: Ayrılan Yollar
- 1 Çarpışma1.871 kelime
- 2 İzler2.367 kelime
- 3 Karşılaşma1.414 kelime
- 4 Korku2.136 kelime
- 5 Büyük Gerçek2.799 kelime
- 6 💫Siriusun Rüyası🦋2.439 kelime
- 7 Oyun Başlasın2.757 kelime
- 8 İsmini Öğrendiğim Duygular1.466 kelime
- 9 Hancıoğlu'nun Kızı925 kelime
- 10 Kolye1.641 kelime
- 11 Yabancı Numara1.263 kelime
- 12 Hastane Koridorları1.424 kelime
- 13 Ölmüş Bedenler1.857 kelime
- 14 Gölge Oyunu3.632 kelime
- 15 Namı Değer Gölge3.726 kelime
- 16 Yaralar Ve Sancılar2.406 kelime
- 17 Kan Payı3.946 kelime
- 18 Kelebeğin Siriusu6.947 kelime
- 19 🦋KELEBEK🦋4.552 kelime
- 20 Ankara4.605 kelime
- 21 İki Yabancı3.508 kelime
- 22 Kazananlar Ve Kaybedenler6.451 kelime
- 23 Ayrılan Yollar8.564 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 Ölmek mi? Yaşamak mı?7.250 kelime
- 25 Yavuz'un Gölgesi Öldü Mü?7.654 kelime
- 26 Gölge &Akarcalı3.954 kelime
- 27 27. Bölüm2.369 kelime
- 28 GÖLGENİN SESSİZLİĞİ4.546 kelime
- 29 GÖLGENİN YARATTIĞI CEHENNEM6.179 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𝙎𝙚𝙡𝙞𝙢'𝙙𝙚𝙣
Biliyo muydunuz bu dünyada herkesin kendi yazdığı hikâyesinin bir kurbanı olduğunu?
Evet doğru her insan birer kurban olarak gelir bu dünya'ya. Bazı insanlar yaşayamadığı herşeyin kurbanı olarak seçilmiştir.
Kimi gelecekteki evinin hikayesini yazıp yaşayamazken kimi ise o hikayeyi bile yazamamışken kurban seçilmiştir.
Kimi ise yazdığı aşkın yaşayamadığı kurbanları. Mesela ben, o kurbanlardan biriydim sanırım. Çocukluğumda yazdığım aşk hikayesinin kurbanı seçilmiştim.
Kimi insanın uzak durmak istediği o aşkın kurbanıydım.
Dün geceyi çok hatırlamıyordum. Zaten hatırlayamıyo olmam en iyisiydi benim için.
Hala tepemde dikilen aksele bakıp "tepemde dikilip durucan mı?"diye sordum.
" Yoo sadece bana olan borcunun iyice kapardığını hatırlatmak istedim abicim"
"Abicim deyip durma ve şuan hâlâ benim evimde benim odamda rahatça geziyosan benim sayemde olduğunu da unutma. O yüzden sınırlarını aşma çocuk"
Aksel cevap vermeyip sadece gülmeyi tercih etmişti. Ona bakmayıp yatağımdan kalktım ve dolabıma yöneldim.
Arkamda bıraktığım Aksel konuşmaya başladığında ben duş için hazırlanıyordum. "Burda olmam belki senin sayende evet. Ama abicim unuttuğun bir şey var sanırım. Bu evde senin olduğun kadar benim de hakkım var. Benden çalınan hayatın hakları var"
Banyo kapısını açıp aksele bakıp "hiç durma al hayatını o zaman, savaş ve intikam istiyosan ben burdayım" dedim
"Öyle mi peki o zaman bundan sonraki günlerde tanıştığın akselden daha fazlasını görüceksin abicim bu günleri çokca arıyacaksın"
"Peki gayrimeşru çocuk hiç durma bitir gitsin" deyip banyo kapısını kapattım. Odanın kapısı açılıp kazanmıştı sanırım akseldi giden.
Üzerimdekileri çıkartıp kendimi suya teslim etmiştim. Saçlarım suyla buluşur buluşmaz kendini salmıştı. Su bedenimi temizlerken ben kendimi düşüncelere bırakmıştım. Dün gece ediz bana rüya ile sevgili olduklarını söylemişti. Rüya ise sırf bana inadı yüzünden kabullenmişti. Bitmiş miydi masalımız? Beni gerçekten seviyo sanmıştım onun sevgisi bi yanlış anlaşılmaya kadar mıydı? Eğer çocukluğumu ona teslim ettiğimi hatta delicesine sevdiğimi bilseydi ona gitmezdi rüya ve yanlış omuzlara konmazdı kozada ki kelebek...
*𝚈𝚊𝚣𝚊𝚛ı𝚗 𝚊ğ𝚣ı𝚢𝚕𝚊*
Selim hâlâ odasında olanları sindirirken Aksel herkesi görmezden gelip sanki yıllarca o evde yaşamış ve büyümüş gibi rahat bir şekilde kahvaltı masasına oturmuştu. Baş köşede nefret dolu bakışlarıyla oturan yavuz hancıoğlu elindeki çatalı sert bir şekilde masaya bırakmıştı. Yeliz korkusundan sesini çıkaramaz halde ve sadece izlemekle yetiniyordu. Masadaki gözleri üzerinde toplayan Aksel ise ev sahibi kalıbıyla evdeki çalışanlardan birine "güler abla sana zahmet bana da tabak hazırlar mısın? " diye ricada bulundu. Güler sessizliğini koruyarak sadece Yeliz hanımına ve yavuz beyine baktı. Onlardan bir talimat bekliyordu. Aslında konuşmaya hakkı olsaydı aksele yardım ederdi.
Aksel kendisine cevap vermeyen Güler'e bakıp " neden ona bakıyosun güler abla, artık bu evde bir birey daha olduğunu ve kalıcı birey olduğunu biliyosun" deyip yavuz'a bakarak devam etti "onun oğlu olduğumu biliyosun o yüzden bana da bir tabak hazırlar mısın? " dedi.
Yavuz yumruğunu sıkmış şekilde aksele "benim senin gibi bir oğlum yok. Buraya çok fazla alışma çocuk senin burda kalmana asla müsade etmem"
"Yapma ya. Sakin ol hancıoğlu sakin ol korkma ya bu kadar"
"Sen kimsin de senden korkucam lan şerefsiz"
"Doğru ben kimim ki benden korkasın ama beni ilk gördüğün gün öyle demiyordun korkudan titriyordun hatırla, bana sen öldün gibi cümle kullandın hatırla"
Yavuz hancıoğlu, Han Koleji'nin büyük sahibi, yapılan tüm inşaatlarının patronu bugün öldü sandığı oğlunun karşısında korkudan titriyordu.
Aksel çayından bir yudum alıp tekrar "benim bu evdeki, okuldaki varlığıma alış yavuz hancıoğlu. Şöyle söyleyeyim benim, senin hayatındaki varlığıma kendini alıştırsan iyi edersin çünkü eğer alışamazsan çok canın yanar" deyip oturduğu sandalyeden ayağa kalktı. Hiç sevmediği fakat çok eğleneceği okula gitmek için kapıya yöneldiğinde yavuz hancıoğlu arkasından "seni bu evde ve bu hayatta yaşamana izin vermicem çocuk. Asıl sen çok alışma benim lüks hayatıma çünkü burdan siktirip gittiğinde çok üzüleceksin" dedi.
Aksel bu cümleyi gerçekten komik bulduğu için gülmeye başlamıştı.
Merdivenlerden inen selim sohbete dahil olmuştu. "Oğlunun hayatını sırf senin inadına koruyacağım. *BABA*
Aksel yavuz'a yaklaşıp ona doğru eğildi ve " Sen benim hangi lüksün içinden geldiğimi bir bilsen aklın şaşar. Hem kim bilir belki de biliyosundur" dediğinde yavuz" Hangi boktan geldiysen geldin gidişin çok sürmeyecek. Gelişin gibi gidişin de hızlı olucak. Kardeşine çok bağlanma selim bey üzülme sonra"
Aksel "ha bak bu arada kardeş demişken arabalarından birinin anahtarını akşam eve geldiğimde odamda görürsem çok iyi olur"
"Ne arabası lan siktir git yok sana araba falan"
"Ayıp oluyo ama pedercim sen arabanın anahtarını odama bırakıcaksın bende senin canını acıtmayacağım. Hem bu sıfatsız bu tipsiz oğlunun yüzünü her gün göremem ben"
Selim "Piçe bak taksiyle git lan o zaman"
"Her gün eve polis gelsin istiyosanız uyar bana"
Selim "polis ne alaka lan? "
"Ee bende az meşhur değilim namım Karadenizden buraya kadar yol aldı ya düşmanım gelir uğraşır ya da polis"
Yavuz "ister polis, ister düşmanların gelsin fark etmez senin bu evde yerin olmadı, olmayacak"
Aksel kahkaha atarak "bak sen bizim peder beye" deyip dik başlı bir şekilde devam etti "bana bak peder bey beni bu pısırık oğluna benzetme sakın. Ben, selim değilim eğer bir şey istiyorsam onu alırım. Tıpkı şuan hayatınızda olduğum gibi... Tekrar söyluyorum akşam eve geldiğimde hem güzel bir oda hemde o arabanın anahtarı hazır olsun"
Selim de dahil olmak üzere akseli bugüne kadar kimse ciddiye almamıştı. Henüz kimse Akseli tanımıyordu. Bugüne kadar hep susmuştu, hep gölge olmuştu. Hiçbir zaman seyirci koltuğunda oturamamıştı ve hep perde arkasından izlemişti onları. Hayatını çalanları, çocukluğunu elinden alanları unutmamıştı Aksel hancıoğlu, o gece olmuştu herşey. O gece başlamıştı intikam aşkı ve o geceden sonra almıştı eline bedeninden ağır silahı. Akselin yıllar sonra perde arkasından değilde seyirci koltuğunda olması herkesi şaşırtmış olsa da bi o kadar da şaka gibi gelmişti herkese akselin varlığı.
Aksel ve selim evden çıktıklarında aynı anda Rüya ve ilayda da evden çıkmıştı.
Aksel, rüyayı gördüğünde dayanamayıp "al dün gecenin bir diğer kahramanı" dedi.
Selim ilk önce anlayamamıştı ama sonrasında akselin baktığı yöne baktığında anlamıştı.
Selim, rüyayı gördüğünde çok başka bakmaya başlamıştı ona. Kelebeğe bakar gibi bakmamıştı sadece rüyaya bakmıştı. Dün yaşadıkları film şeridi gibi geçmişti önünden. Edizin kurduğu o cümle yankılanmıştı bi an*"rüya benim sevgilim veliaht yani ondan uzak durması gereken ben değil sensin" "Ne diyo bu pezeveng rüya" "Beni kızdırmak içindi tüm bunlar demi?"__"
Doğru mu? " "Doğru söylüyor"*
Selim, rüyanın kendisine yaklaşması ile silmişti kafasını kemiren herşeyi.
Rüya, gergin ve çekingen adımlarla Selim'e yaklaştığında " Şey be---ben iyi misin diye__"
Selim, rüyanın sözünü keserek "merak mı ettin?"diye sordu.
Rüya boğazı düğüm düğüm olduğu için kısa bir "E--evet" diyebildi sadece.
"Hangi sıfatla peki? Sevgilim olarak? Arkadaşım olarak?
Sırf bana inat düşmanım ile birlikte olan kız olarak mı? Hangisisin cidden merak ediyorum? "
Uzaktan izleyen ilayda selim ve rüyanın yanına yürüyüp rüyanın koluna girerek Selim'e "sen iyi misin selim? " diye sordu rüyanın merak edipte soramadığı soruyu.
Selim, rüyadan gözünü ayırmadan cevap verdi. "Sağol iyiyim. Fakat soruyu yanlış kişiye sormadın mı sence de ilayda? "
Rüya arkasını dönüp ilaydaya "gidelim artık" dedi.
"Git tabi. Hatta koş özletme sevgilini"
Rüya, Selim'e dönerek "bunların hepsi senin yüzünden. Niye girdin ya hayatıma? Niye beni peşinden sürükledin kendine inandırdın?"
İlayda "canım benim hadi gidelim lütfen"
Selim "bu soruları sormak için fazla geç kaldın Rüya arsal"
Aksel geriden " Anasını satayım ben her defasında sizin tartışmanıza şahit olmak zorunda mıyım kardeşim? Gidin telefondan halledin işinizi"
"Bu son tartışmamız merak etme. Çünkü herkes yolunu seçti"
İlayda gergin sesiyle birini görmüş gibi rüyayı çekiştirmeye başladığında herşey için çok geçti. İlayda "babam görürse biz bittik kuzen bilgin olsun" deyip yanlarına gelen arabayı ve içinden inen edizi gösterdi.
Aksel "bir sen eksiktin. Neyse Yavuzdan hıncımı alamamıştım iyi oldu üstüne gelmesi"
Edizin tavırları o kadar samimi değildi ki selimin gözünde ve o kadar emindi ki tüm bunları kendisini kışkırtmak için yaptığından.
Rüyaya yaklaşıp kolunu omzuna atarak "sevgilim bir sıkıntı mı var? " diye sordu.
Aksel "sen gelene kadar sıkıntı yoktu pezevenk" dediğinde selim aksele bakmıştı. Sanki kendi düşüncelerini söylüyordu Aksel.
Rüya "yok bir sıkıntı"
Selim "var bir sıkıntı"
Ediz "hayırdır veliaht, ne sıkıntın var yani söyleyebilirsin bana ne de olsa sevgilimin eski arkadaşısın"
Selim alaycı bir gülümseme ile "eski arkadaş" diye tekrar etti ve devam etti.
"Peki. Dediğin gibi olsun. Eski arkadaşıma son bir mesajım var"
Rüya bu durumdan o kadar rahatsız olmuştu ki. Omzundaki kol ona o kadar ağır gelmişti ki. O kadar çaresiz hissediyordu ki kendini. Öyle ki Selim'den bile yardım isteyemeyecek durumdaydı.
Rüya "ilayda gidelim mi artık"
Ediz "sevgilim bir saniye eski arkadaşın bir şey söyleyecek"
Selim *"bu son tartışmamız. Çünkü Sirius ve Kelebek yolunu seçti Rüya Arsal. Kelebek her daim kozasında bir mahkûm olarak kalıcak. Karanlıkta kalacak. Sirius bile aydınlatmayacak yolunu"*
Selim'in sözleri üzerine Rüya kendini daha çok evsiz hissetmişti. Oysa selim onun tek eviydi.
Babasının gidişinden sonra tek canını yakan bu sözler olmuştu. Bu acımasız dünyaya babasız olarak devam etmek çok zordu bir çocuk için fakat kız çocukları için daha çok zordu. Yanında baban varken herşey kolaydır, yalnız kalmak diye bir şey yoktur ama babasız kalmak demek kendini yalnızlığa alıştırmak demektir. Başına gelebilicek tüm zorluklarla karşılaşmak demek. Rüya, babası gittikten sonra kendini Selimin yanında güvende hissetmişti. Rüya Arsal ilk kez aşık olmuştu ve ilk kez kaybetmişti, hemde çok büyük kaybetmişti. Ediz kahkaha atıp Selim'e dönerek "sen ne romantiksin öyle veliaht. Yavuz sana çok mu aşk filmi izletti? Ya arada benim kulağıma da fısılda şöyle güzel şeyler"
Selim rahat ve bir o kadar kırgın, bir o kadar da öfkeli sesi ile "senin kulağına tek fısıldadığım cümle küfürler olucak *Ediz Akarcalı* dedi ve ekledi " Şimdi manitanı da al git bir daha da karşıma çıkmayın"
İşte bu sözler Rüya Arsalın bitişine neden olan sözlerdi. *manitanı da al git* Selim, Rüyayı tamamen edize bırakmıştı. Sirius, kelebeğini artık yabancı omuzlara bırakmıştı.
Selim arkasına bile bakmadan arabaya binmişti. Yanlış olanı değil olması gerekeni yapıyordu Selim Hancıoğlu, içi yana yana, kalbi dağılsa da çocukluğu paramparça olsa dahi onun için doğru olan buydu. Arabayı çalıştırıp son kez aynadan arkasında bıraktığı Rüyaya baktı. O da dikkatle Selim'e bakıyordu. Selim kaşlarını iyice çatmıştı rüya ise dolu gözlerle bakıyordu yıldızına. Selim gaza bastığında araba harakete geçti ve artık rüya biraz daha kayboluyordu aynadan. Selimin yanında sessizce oturan *Aksel* yabancıydı artık bu konulara. Konu aşk olduğunda gözlerini kapar, kulaklarını tıkar ve ağzını açmazdı. Çünkü daha 7 yaşındayken söz vermişti Aksel kendisine başta annesi olmak üzere bu hayatı ona zindan edenleri bulup intikamını alana dek aşık olmayacaktı. Bugüne kadar verdiği sözlerin hepsini tutmuştu. Annesi onu bir çöp gibi bırakıp gittiğinde sözleri vermeye başlamıştı. Hamdinin yanında kalmaya başladığı ilk günden itibaren silah kullanmayı öğrenmiş ve gerekli tüm dövüş kurslarına gidip kendisini çok iyi geliştirmişti. Günler geçtikçe ve Aksel güçlendikçe hamdi akça onu kullanmaya başlamıştı ve Aksel bunu anladığında kurduğu planlara başlamıştı. Hamdiden intikamını tam olarak alamasa da onu yerle bir edeceğine söz vermişti. Şuanlık önceliği yavuz Hancıoğlu ve annesiydi. Onlardan intikamını alana kadar aşk onun için yasak bölgeydi. Okula varana kadar ikisi de sessizliğini sürdürmüştü. Aksel okul forması içinde o kadar serseri gibi duruyordu ki okuldaki kızların neredeyse yarısı ondan gözünü alamıyordu. Bu durum akselin hoşuna gitmiyordu ama rahatsız da olmuyordu. Kızlarla ilgilenmiyordu ama onunla ilgilenen kızlardan rahatsız olmuyordu. Aksel Hancıoğlunun tek uğraşmak istediği kız asiydi ama kendisine çakma sevgili yaptığı için onunla uğraşamıyordu. Akselin yanında okulun kahramanı olarak görülen selim Hancıoğlu etrafına bakmadan yürümeye devam ediyordu. Selimin tek düşündüğü rüya idi onun başına bir şey gelecek korkusuydu. Fakat kafasındaki tilkiler onu rahat bırakmıyordu. *Rüya bunu bana nasıl yapabilir. O benim en güzel masalımdı nasıl olurda masalıma toprak atabilirdi. Bunu bize nasıl yapabilirdi. Unut onu Selim Hancıoğlu o kız yolunu seçti sıra sende. Sende kendi yoluna git artık* Selimin tilkileri kafasında dolanmaya devam ederken , her zaman ki oturdukları yerde sılayı gördüğünde durup kaldı öylece. Bunu gerçekten yapacak mıydı? Gerçekten kendi yoluna gitme uğruna bu yolda sılayı da alacakmıydı yanına? Elbette alacaktı...
Selim ağır adımlarla sılaya doğru yürümeye başladığında Rüya ise merdivenden çıkıyordu.
*1 dakika 10 saniye*
Rüya merdivenden çıkmaya devam ediyordu. Selim ise hâlâ yürüyordu.
*1 dakika*
Rüya son basamaktaydı ve selim gittikçe yaklaşıyordu avına.
*20 saniye*
*10 saniye*
Uzay şımarık bir çocuk gibi "kaptan beni ihmal etmeye başladın cidden darılıyorum" diyerek sitem etti fakat selim pek de oralı olmadı. Sılaya iyice yaklaştığında onu kolundan tutup ayağı kaldırdığında sıla tedirgin bir şekilde "selim noluyo canımı acıtıyosun? " söylenmeye başladı.
Son üç saniye iki ,bir...
Ve o tüm pişmalığın, tüm keşkelerin, tüm isyanların buluştuğu son nokta sılanın dudakları olmuştu. Selim, rüyaya olan sevgisini, kızgınlığını bu öpücüğe hapsetmek isterken bilmiyordu bundan sonraki süreçte onu bekleyenleri. Rüya, İlayda ve Ediz selimlerin olduğu koridora geldiklerinde edizin ağzından "ha siktir" çıktığında rüya ve ilayda, edizin baktığı yöne baktıklarında ilayda şoke içindeyken Rüya öylece bakmakla yetinmişti. Daha Rüya doyamamışken, bir başka dudaklar sahiplenmişti Selim'in dudaklarını. Selim, sılayı her öpüşünde rüyanın üzerinden arabalar geçiyordu sanki, parçalara ayrılıyordu Rüya Arsal.
Uzay hiç beklemediği bir durumla karşılaştığı için Selim'e dönüp şuan "ikiniz de midemi bulandırıyorsunuz. Ne oluyo lan ne bu şimdi?" deyip etrafına bakarken karşısında rüyayı gözleri dolu gördüğünde tekrar selime dönüp " Rüyaya çok kızmıştım ama sana daha çok kızıyorum kaptan o kız bunu haketmemişti" dedikten sonra selim arkasına dönüp rüyayı gördüğünde artık çok geç olduğunu biliyordu ama bunu başlatan oydu bitirende kendisi olmalıydı. Rüya dolu gözlerle onlara bakmaya devam ederken, selim ise kimseye açıklama yapmadan sılanın elini tutup rüyaya doğru yürüdü ve bir rüzgar gibi yanından geçip gitmişlerdi. Rüya ise gördükleriyle kalakalmıştı. Kendi kendine "ben bunu haketmemiştim. Ben bu kadarını haketmemiştim"
İlayda "bitanem lütfen yapma. Sen bunların hiç birini hak etmedin" diye teselli ederken Ediz ise acımasız bir şekilde konuşmaya başladı. "valla bu kadarını bende beklemiyordum veliaht çok hızlı değil mi ama "
İlayda "kes sesini Ediz lütfen git başımızdan"
"Hayrola kızım benimle düzgün konuş"
Uzay "rüya bunları haketmedi, kaptan ne yapmaya çalışıyo cidden anlamıyorum."
Aksel "size ben demiştim. Bunların hepsi sizin eseriniz. Bakın görün sizin boktan oyununuzun birilerinin sonu olduğunu" deyip rüyanın yanına gitti. Ediz ile İlayda tartışıyoken ikisi de rüyayı görmüyordu bile, onlardan uzaklaşma isteği ile adım atan rüya dengesini kaybedip kendisini akselin kollarında bulmuştu. Ediz durumu farkettiğinde "bırak lan sevgilimi kollarından"
Aksel "sahip çıkmayı öğrenene kadar bu kız senin hiçbir şeyin olmayacak pezevenk"
İlayda "rüya. Rüya iyi misin? "
Aksel kimseyi duymadan rüyayı kucağına aldığında uzay, doruk, ilayda umay ve emre ise arkasından gitmeye karar vermişlerdi. Aksel arkasına dönüp "revir yok mu lan burda? " diye kızdığında emre öne geçerek "beni takip et"
diyerek akseli yönlendirdi. Okulun en alt katına inen emre ve onu takip edenler arasından Aksel "revirinizi s*keyim sizin" dedi
En alt kata indiklerinde üzerinde revir yazan bir kapının önüne durduklarında Aksel öne geçerek "hemşire! Biri buraya baksın lan"
Üzerinde beyaz önlüğü olan bir kız" Ne oldu neden bayıldı? " diye sordu.
Aksek "görmemesi, duymaması gerekenlere şahit oldu"
Hemşire "anlıyorum şöyle yatağa yatırın ve siz çıkın lütfen"
Aksel "sebep? Alt tarafı tansiyona bakcaksın" deyip rüyayı yatağa yatırdığında hemşire "sadece tansiyonuna bakmayacağım rutin tahliller de yapılması gerekiyor sadece tansiyondan bir şey öğrenemeyiz"
Aksel "çıkmak isteyen çıkar ben çıkmıyorum ve sakın ısrar edip damarıma da basmayın hiç hoş sözler duymazsınız"
Hemşire "peki o halde o zaman yalnızca siz kalın lütfen diğerleri dışarı çıksın lütfen"
Uzay, doruk, ilayda, emre ve umay dışarı çıktıklarında hemşire tansiyon aleti ile rüyanın tansiyonuna baktığında "tansiyonu normal" deyip tekrar " EkG sine de bakmamız lazım" dediğinde hemşire aksele bakmaya başladı Aksel ise "ben miyim ekG cihazı ne bakıyosunuz? " diye sordu hemşire ise tebessüm edip " Hastanın kıyafetlerini çıkarmam lazım yani ya dışarı çıkın ya da arkanızı dönün"
Aksel kafası karışık bir halde "ha. Şey pardon. Döndüm ben devam edin siz" Aksel arkasını dönüktü ama sanki tüm herşeyi görüyor gibi eli ayağı birbirine girmişti.
Revir denilen odaya göz attığında aslında çok geniş ve tüm gerekli malzemelerin burada yer aldığını fark etti. Hastanede bulunan tüm ilaçlar burada mevcuttu. Yani öğrenciler "ben hastayım, hastaneye gidip ilaç yazdırmam lazım" gibi tüm bahanelere son vermişti bu revir odası. Zengin ağası Yavuz Hancıoğlu tüm herşeyi düşünmüş gibiydi.
Bir kaç dakikanın ardından hemşirenin "dönebilirsiniz" talimatını duyunca hiç bekletmeden arkasını dönen Akselin ilk odağı rüya olmuştu. Gözlerini rüyadan ayırmadan hemşireye "neyi var neden bayılmış? " diye sordu. Hemşire "korkulacak bir şey yok sanırım kahvaltı yapmamış ve sizin de dediğiniz gibi görmemesi gereken şeyi gördüğü için üzüntü, kırgınlık vs. onlardan kaynaklı bir durumdan bayılmış olmalı"
Aksel "uyusun mu peki gidelim mi napalım? "
"Bence gitmenizde bir sorun yok ama dinlenip bir şeyler atıştırmasını tavsiye ederim. Geçmiş olsun." Hemşire tam odadan çıkıcakken arkasına dönüp aksele "sevgilin çok şanslı, onu böylesine merak eden birinin olması güzel bir şey" deyip çıkmıştı odadan aksel ise cevap veremeden ve "hayır o asi benim sevgilim değil" diyemeden gitmişti. Aslında hızlı davranıp cevapta verebilirdi ama aksel bunu yapmadı.
Sadece rüyanın yanındaki sandelyeye oturmak istedi. Kapının dışında bekleyen uzay ve diperleri dayanamayıp odaya daldıklarında aksel "höst ulan deli mi dürttü lan sizi. Kız uyuyo görmüyo musunuz? " diye sertçe uyardı.
Uzay "eski daha doğrusu hâlâ yengem o benim durumunu merak ettik olamaz mı"
Aksel "olamaz marol kafa olamaz eser sizin olduktan sonra olmaz"
Doruk "bana bak kardeş eyvallah yardım ettin falan filan ama uzak dur çevremizdeki insanlardan"
Aksel "bu duruma hayatlarıyla oynadığınız insanlarda dahil mi? Ciddi soruyorum ya valla. İnsanların hayatlarına müdahale etmek ve onları uçurumun eşiğine getirmek sizin kanınızda mı var? "
Doruk "ne saçmalıyosun lan sen? Ulan sadece iddiaydı biz ne bilelim lan konunun buralara geleceğini"
Emre "abicim tamam yeri mi şimdi harbiden kapatın konuyu."
İlayda gözleri dolu ve korkmuş bir şekilde araya girerek "siz nasıl insanlarsınız ya? Ne ara bu hale dönüştünüz? Ne istediniz rüyadan ya bu kız ne güzel istanbula gidicekti orda okuyacaktı. Neden bunu ona yaptınız? "
Doruk mahcup bir şekilde devam etti. ".böyle olmasını hiç istemedik düzeltmeye çalışsakta şua" İlayda cümlesinin bitmesine izin vermeden "düzeltmeyin mümkünse karşısına dahi çıkmayın sizin yüzünüzden kızın başında bir bela var zaten şimdi de siz çıkmayın karşısına"
Aksel" Duydunuz haydi çıkın odadan. Ee hasta ziyareti kısa sürer "
Uzay "ben burada kalıp uyanmasını bekleme taraftarıyım"
Aksel " Lan bebe ben senden kurtulamıycam mı? Dün bir iş yaptın diye sürekli dibimde mi olucan? "
Emre ve doruk olayı anlamaya çalışırken uzay "hiç öyle bakmayın valla zaten zar zor hallettik. Gerçi o gece rüyaya çok kızmıştım ama kız sonuna kadar ne yapsa haklı"
Doruk "kıvırcık ben senden lafları almadan sen dökül hadi"
Uzay tavana bakmaya başlamıştı. Doruk tekrar "uzay tavana mı gömeyim seni oğlum anlatsana ne oldu o gece"
Uzay korkusuna yeni düşüp anlatmaya başladı. "Ya işte ediz öyle saçmalayınca bu şahıs bizim kaptanı bir mahallede bırakıyo"
Aksel araya girip "ne bırakması lan geri kafalı adam bırak dedi çocuk mu o? "
Uzay "neyse sözümü kesmede bir çırpıda aktarayım kardeşlerime" dedikten sonra boğazını temizleyip devam etti " Sonra bizimki saçma salak bir bara gidiyo hemde yaralı biçimde" Bu kez emre olmuştu araya giren " Ulan sen bu adamı hastaneye götürmek yerine sokağa mı attın? "
Aksel "başlıcam sizin adamınıza lan adam tokattayken de gitmedi en sonunda bu kız sayesinde gitti mecbur kaldı. Ben dedim doktora fiyakalı dikiş olsun diye"
Uzay "lan susun bi dövücem sizi ya "
Umay "tamam kıvırcık anlat"
Uzay "eyvallah yengemm" "Sonrası rüya beni aradı biraz kızdım falan sonra yanına gittim onu alıp bizim kaptanı bulduk. Önce ben gittim yanına konuştum ama olmadı rüya geldi ona baya saydırdı kırdı yani. İkna olup arabaya bindi eve getirdik ama eve gizlice girmemiz imkansızdı o yüzden malum kardeşi arayıp yardım istedik yatağa yatırdık sonrada malum kardeş yarasını temizledi sardı"
Aksel "siktir malum kardeş ne lan? "
Uzay "sana uygun bir isim"
Doruk "lan man kafa tüm bu olaylar olurken biz nerdeyiz"
Uzay "yarış pistinde"
Aksel "kısaca siz uyuyorken kaptanınız bunları yaşadı"
Uzay "ama rüya daha fazlasını belki de dün gece yüzünden bu halde bu kız."
Aksel "neyse ne öğrendiniz bitti çıkın artık uyandığında emin olun beni sizden daha çok görmek isteyecek"
Bu defa kimse akseli ikiletmemişti ve hepsi de odadan çıkmışlardı.
Aksel kendi kendine " Ulan ne zaman intikam alma sevinciyle evden çıksam bu salaklardan birine yardım ederken buluyorum kendimi. Ben harbiden melek kalpliymişim de haberim yokmuş" Rüya uyanmış ve akselin söylediğine karşılık "gerçekten intikam almak istiyo musun? " diye sordu. Aksel ise rüyanın uyandığını görünce soruya soruyla yanıt vermeyi tercih etti. "Güzel, uyanmışsın nasılsın bakalım asi? "
Hiç sevmediği yatakta doğrulmaya çalışarak arkasına yaslandı.
"Üzerimden tır geçmiş gibi hissediyorum"
"O kadar mı ya? " sordu ciddi bir ses tonuyla. Rüya ortaya intikam almak isteyen kişinin cümlelerini dikkate almak istemiyordu. Aksel ise ısrarla "çok mu sevmiştin onu? Hemde çok fazla tanımıyorken"
"Tanımadığımı nerden çıkardın? "
"Ben sizin attığınız her adımı detayına kadar çok iyi biliyorum asi"
"Soruma cevap vermedın? İntikam almak istiyo musun? "
"İntikam almak istemeseydim birden bire ortaya çıkar mıydım sence asi? "
"İntikam listende selimde var mı? "
Aksel düşünmeye başlamıştı. Sahi selim intikam listesinde yer almalı mıydı? Oysa onun suçu yoktu. Tek suçu akseli bulamamasıydı. Aksel ne yaşadıysa selimde aynısını yaşamıştı. Tek büyük farkla o çocuk yaşta eline silah alıp birini öldürmemişti. Çocuk yaşta katil olmamıştı. Annesiz kalmamıştı. Babasız kalmamıştı. Çocuk yaşta trafiğin arasında mendil satmamıştı, soğuk havalarda ayakkabıları boyamamıştı.
Ne büyükmüş akselin kini, öfkesi... Yaşadıkları akselle hiç aynı değildi selimin ama suçlu da değildi. Hikayenin tek suçlusu yavuz Hancıoğlu ve adını bile hatırlamadığı annesiydi. Aksel daldığı kininden çıkıp rüyaya cevap verdi. "Hayır listemde selim yok ama intikam en pis haliyle var"
"Anladım." Rüya yatağından kalkıp ayakkabısını giymeye yeltendiğinde Aksel "hayrola asi bir yere mi gidiyosun? "
"Pardon? Hesap mı vermem gerekiyordu?"
"Sevgilin ben değilim sen git çakma sevgiline hesap ver. Dınlenmen lazım diye"
"Teşekkürler Aksel" diyen rüya ayakkabısını giyinip kapıyı açtığında aksele "*ben avukat Murat Arsalın kızıyım kimseye hesap vermem. O kişi çakma sevgilim olsa dahi"*
Evet rüya Arsal kimseye hesap vermezdi çünkü, onun annesinden başka kimseye hesap verme gibi bir huyu yoktu.
Rüya revirden çıktığında kaç basamak olduğunu bilmediği merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı. Her bir basamakta yukarıdaki uğultu daha çok yükseliyordu. Sanki koca bir kalabalığın içinde gibiydi ve sesini kimsenin duymayacağından emindi.
*Onun bile...*
𝙍𝙪̈𝙮𝙖 𝘼𝙧𝙨𝙖𝙡'𝙙𝙖𝙣...
Ben Rüya Arsal, bugün hiç bilmediğim ve hiç görmediğim kendim ile başbaşayım. Doğdum. Büyüdüm. Yalnız kaldım. Babasız kaldım. Aşık oldum... Hem de tanıdığımı sandığım fakat tanıyamadığım birine aşık oldum. Aşkın bu kadar kör olduğunu yeni öğrendim. Sirius'un parlaklığı altında ezildim ve paramparça oldum.
Aşık olmak bedeninden kopmak demekmiş.
Aşık olmak paramparça olmak demekse ben aşkı sevmedim baba...
Aşk bir iddia demekmiş. Herşey bir iddia uğrunaymış.
*Uçmak buysa ben kozamdan çıkmak istemiyorum baba. Ben aşık olmak istemiyorum*
Uçmayı öğretecekti o adam bana, kanatlarımı kırdı...
Buraya yeni bir hikaye yazmak için gelmiştim. Aslında buraya intikam almak için değil ona dimdik olduğumu ve güçlü olduğumu göstermeye gelmiştim. Alışmak istemediğim şehirde, yürümeyi öğrenip ona ihtiyacım olmadığını kanıtlamak istemiştim, ama işler tersine gitmişti. Benim kanıtlamam gereken tüm herşeyi selim bana göstermişti. Tüm sahteliği ile görmüştüm selim hancıoğlunun gerçek yüzünü.
Revirden iyice uzaklaşıp sınıfımın olduğu kata geldiğimde duraksayıp gözlerimi kapadım ve derin bir nefes aldım, ilk kez alıyo gibi aldım. Açtım gözlerimi sonra etrafıma bakındım. Ders zili çalmıştı, koridordaki öğrencilerin bir kısmı hala kapı yanında sohbet ediyordu bazıları tartışıyo bazıları ise sessizce sınıflarına gidiyordu. Bu şehre, bu okula ve bu insanlara o kadar yabancıydım ki bugün daha iyi anlamıştım. Bir yanım buradan gitmem gerektiğini söylüyor. Keşke annemi dinleyip İstanbul'a gitseydim diyorum ara ara. Bir yanım da kalmam gerektiğini söylüyor. Kalıp kendi düzenimi kurmam gerektiğini söylüyor. Kimseyi umursamayıp babama verdiğim tüm sözleri yerine getirmem gerektiğini söylüyor. Olması gereken de buydu. Bu okula sırf babama olan sözüm için katlanmak ve alışmak zorundaydım. Ben tekrar gözümü kapadığımda hemen arkamdan tanıdık ve bir o kadar da yabancı bir sesle gözlerimi tekrar açtım.
"İyi misin?" diye sordu arkamda duran ediz. Ona doğru dönüp "iyiyim" dedim. Ediz kaşlarını çatıp, omuzlarını dikleştirerek "yanına gelicektim ama o gayrimeşru çocuk buna müsade etmedi. O lavukla samimi olmanı istemiyorum" Edizin bu saçma konuşması beni rahatsız etmişti. Onunla bir amaç uğruna birlikteydik. Oysa o ne kadar ciddiye almıştı.
"Sen bana kimle konuşup konuşmayacağıma karışamazsın. Hatırlatırım sadece sahte bir sevgililik bu"
"Eğer Selim'in inanmasını ıstıyosan gerçekçi olmalısın tokatlı"
"Dün bir bugün iki noluyo ediz efendi. Hem artık gerek kalmadı bu oyuna" deyip bir kaç saniye sustum öyle. Gözümün önüne selim ve sıla belirmişti. Selim'in yabancı bir dudağa sahip oluşu belirmişti karşıma. Onları silmek için gözümü kapayıp tekrar açtım ve devam ettim. "Onun artık bir sevgilisi var. Oyun bitti intikam geçti gitti"
Cümlemi tamamlayıp sınıfa geçicekken ediz kolumdan tutup kendine çekmişti. Resmen burnundan soluyordu. Ne olmuştu ki şimdi? Neden sinirlenmişti? Selim'den bu kadar mı nefret ediyordu? Hem ne yapmıştı yavuz hancıoğlu, onun babasına? Kolumu edizden kurtarmaya çalışırken "canımı acıtıyosun ediz bırak kolumu" dedim. Ama onun bırakıcağı yoktu.
"Bana bak kızım benim seninle işim yok. Seni tanımam etmem ama bir işe başladık ve sonunu getirmeden benden gidemezsin"
"Ne saçmalıyosun sen bırak kolumu! Gerek kalmadı dedim oyuna anlamıyo musun?"
"Ben ne zaman istersem o zaman bırakırım kolunu. Filmin sonu gelene kadar benden gitmek yok."
Ediz öfkeden kolumu o kadar sıkıyordu ki korkumu bile unutmuştum. Edizin arabasına binmekle büyük bir hata yapmıştım ve ona evet diyerek ölüme doğru adımlar atıyordum. Selim haklıydı kelebek kozasından hiçbir zaman çıkamayacak çıksam da başka bir kafeste bulucaktım kendimi ve uçmayı asla öğrenemeyecektim. Acı içinde kafamı başka bir yöne çevirdiğimde bize doğru yürüyen selim ve sılayı görmüştüm. Kolumdaki acı yetmezmiş gibi kalbimde sızlamaya başlamıştı. Kendi elimle teslim etmiştim onu, sılaya. Sıla beni gördüğünde şımarık bir çocuk gibi beni kıskandırmak için Selim'in elini tutmuştu. Onun elini tutmayı o kadar çok isterken şimdi sadece izlemekle yetiniyordum. Gözlerim dolmuştu aniden, oysa huyum değildir ağlamak. Yalnızken ağlardım ben hep ama şimdi kalabalık içinde ağlamayı da öğrenmiştim. Selim ve sıla bizim yanımıza geldiğinde selim kin ve kırgınlık dolu gözlerle "bırak onun kolunu" diye uyardı. Ediz küçük bir kahkaha atarak "kızını mı karıştırdın veliaht unuttuysan büyük bir onurla hatırlatayım. Rüya benim sevgilim ve ona dokunup dokunmamak sadece bana kalmış bir şey"
Selim bir şey söyleyecekken sıla önce davrandı "ediz ilk kez haklı selim çiftlerin arasına girmemek lazım değil mi? "
Sıla bana bakıp şeytani bir gülüş sergileyip "hadi derse girelim artık" dedi.
Ediz "sevgilin çok haklı dersten geri kalma hadi git yoluna"
Selim, edize iyice yaklaşıp öfkeyle "ne bok yerseniz yiyin umrumda değilsiniz" deyip uzaklaşmıştı bizden uzaklaşmıştı benden... Canımın yanacağını bile bile gitmişti benden.
*12 𝙨𝙚𝙣𝙚 𝙤̈𝙣𝙘𝙚*
𝘽𝙖𝙗𝙖𝙢 𝙤̈𝙡𝙢𝙚𝙙𝙚𝙣 𝙞𝙠𝙞 𝙜𝙪̈𝙣 𝙤̈𝙣𝙘𝙚𝙮𝙙𝙞. 𝙃𝙖𝙛𝙩𝙖𝙨𝙤𝙣𝙪 𝙞𝙘̧𝙞𝙣 𝙗𝙖𝙗𝙖𝙢 𝙗𝙞𝙯𝙞𝙢𝙡𝙚 𝙜𝙪̈𝙯𝙚𝙡 𝙗𝙞𝙧 𝙠𝙖𝙝𝙫𝙖𝙡𝙩ı 𝙮𝙖𝙥𝙢𝙖𝙠 𝙞𝙨𝙩𝙚𝙢𝙞𝙨̧𝙩𝙞. 𝙎𝙤𝙣 𝙠𝙖𝙝𝙫𝙖𝙡𝙩ı𝙢ı𝙯 𝙤𝙡𝙙𝙪𝙜̆𝙪𝙣𝙪 𝙗𝙞𝙡𝙢𝙞𝙮𝙤𝙧𝙙𝙪𝙢 𝙩𝙖𝙗𝙞. 𝘽𝙖𝙗𝙖𝙢 𝙘̧𝙖𝙮ı𝙣𝙙𝙖𝙣 𝙮𝙪𝙙𝙪𝙢𝙡𝙖𝙧𝙠𝙚𝙣 𝙤𝙣𝙖 "𝙗𝙖𝙗𝙖𝙘ı𝙢 𝙠𝙖𝙝𝙫𝙖𝙡𝙩ı𝙙𝙖𝙣 𝙨𝙤𝙣𝙧𝙖 𝙗𝙚𝙧𝙖𝙗𝙚𝙧 𝙗𝙞𝙨𝙞𝙠𝙡𝙚𝙩 𝙨𝙪̈𝙧𝙚𝙡𝙞𝙢 𝙢𝙞? 𝘿𝙞𝙮𝙚 𝙨𝙤𝙧𝙢𝙪𝙨̧𝙩𝙪𝙢 𝙗𝙖𝙗𝙖𝙢𝙖 𝙤 𝙙𝙖 𝙜𝙪̈𝙡𝙪̈𝙢𝙨𝙚𝙮𝙞𝙥 𝙚𝙡𝙞𝙣𝙞 𝙗𝙖𝙨̧ı𝙢𝙖 𝙠𝙤𝙮𝙖𝙧𝙖𝙠 " 𝙊𝙡𝙪𝙧 𝙩ı𝙧𝙩ı𝙡ı𝙢 𝙖𝙢𝙖 𝙤̈𝙣𝙘𝙚 𝙗𝙖𝙧𝙨𝙖𝙜̆ı𝙣𝙙𝙖𝙠𝙞 𝙢𝙚𝙮𝙫𝙚 𝙨𝙪𝙮𝙪 𝙗𝙞𝙩𝙨𝙞𝙣.
𝘿𝙖𝙠𝙞𝙠𝙖𝙡𝙖𝙧 𝙨𝙤𝙣𝙧𝙖 𝙚𝙣 𝙨𝙚𝙫𝙙𝙞𝙜̆𝙞𝙢 𝙩𝙪𝙡𝙪𝙢𝙪𝙢𝙪 𝙜𝙞𝙮𝙞𝙣𝙞𝙥 𝙗𝙖𝙗𝙖𝙢𝙡𝙖 𝙗𝙞𝙨𝙞𝙠𝙡𝙚𝙩 𝙨𝙪̈𝙧𝙢𝙚𝙮𝙚 𝙘̧ı𝙠𝙢ı𝙨̧𝙩ı𝙠. 𝘽𝙖𝙗𝙖𝙢 𝙗𝙚𝙣 𝙢𝙪𝙩𝙡𝙪 𝙤𝙡𝙖𝙮ı𝙢 𝙙𝙞𝙮𝙚 𝙝𝙚𝙥 𝙜𝙚𝙧𝙞𝙙𝙚𝙣 𝙜𝙚𝙡𝙞𝙧𝙙𝙞 𝙗𝙚𝙣 𝙙𝙚 𝙤𝙣𝙖 𝙙𝙖 "𝙝𝙖𝙙𝙞 𝙗𝙖𝙗𝙖 𝙘̧𝙤𝙠 𝙮𝙖𝙫𝙖𝙨̧𝙨ı𝙣 𝙝𝙖𝙙𝙞. 𝙂𝙚𝙡𝙞𝙮𝙤𝙧𝙪𝙢 𝙩ı𝙧𝙩ı𝙡ı𝙢 𝙮𝙚𝙩𝙞𝙨̧𝙞𝙘𝙚𝙢 𝙨𝙖𝙣𝙖. 𝘽𝙖𝙗𝙖𝙢 𝙗𝙖𝙣𝙖 𝙮𝙚𝙩𝙞𝙨̧𝙚𝙢𝙚𝙨𝙞𝙣 𝙙𝙞𝙮𝙚 𝙥𝙚𝙙𝙖𝙡𝙡𝙖𝙧ı 𝙙𝙖𝙝𝙖 𝙝ı𝙯𝙡ı 𝙘̧𝙚𝙫𝙞𝙧𝙢𝙚𝙮𝙚 𝙗𝙖𝙨̧𝙡𝙖𝙙ı𝙢 𝙖𝙢𝙖 𝙘̧𝙤𝙠 𝙜𝙚𝙘̧𝙢𝙚𝙙𝙚𝙣 𝙙𝙚𝙣𝙜𝙚𝙢𝙞 𝙠𝙖𝙮𝙗𝙚𝙙𝙞𝙥 𝙮𝙚𝙧𝙚 𝙙𝙪̈𝙨̧𝙢𝙪̈𝙨̧𝙩𝙪̈𝙢. 𝘽𝙖𝙗𝙖𝙢 𝙝ı𝙯𝙡𝙖 𝙠𝙤𝙨̧𝙪𝙥 𝙮𝙖𝙣ı𝙢𝙖 𝙜𝙚𝙡𝙙𝙞. "𝙏ı𝙧𝙩ı𝙡ı𝙢 𝙞𝙮𝙞 𝙢𝙞𝙨𝙞𝙣? 𝘾𝙖𝙣ı𝙣 𝙖𝙘ı𝙮𝙤𝙧 𝙢𝙪?
𝘽𝙞𝙧𝙖𝙯 𝙖𝙘ı𝙮𝙤 𝙗𝙖𝙗𝙖𝙘ı𝙢 𝙙𝙚𝙙𝙞𝙜̆𝙞𝙢𝙙𝙚 𝙗𝙖𝙗𝙖𝙢 𝙚𝙜̆𝙞𝙡𝙞𝙥 𝙗𝙞𝙧 𝙗𝙪𝙨𝙚 𝙠𝙤𝙣𝙙𝙪𝙧𝙢𝙪𝙨̧𝙩𝙪 𝙖𝙘ı𝙮𝙖𝙣 𝙮𝙚𝙧𝙞𝙢𝙚 𝙫𝙚 𝙩𝙚𝙠𝙧𝙖𝙧 𝙨𝙤𝙧𝙙𝙪 𝙥𝙚𝙠𝙞 𝙨̧𝙞𝙢𝙙𝙞 𝙖𝙘ı𝙮𝙤 𝙢𝙪? 𝙂𝙪̈𝙡𝙪̈𝙢𝙨𝙚𝙮𝙞𝙥 *𝙜𝙚𝙘̧𝙩𝙞 𝙜𝙞𝙩𝙩𝙞 𝙗𝙖𝙗𝙘ı𝙢" 𝙙𝙚𝙙𝙞𝙢.
𝘽𝙚𝙣𝙞𝙢 𝙠𝙪̈𝙘̧𝙪̈𝙠 𝙩ı𝙧𝙩ı𝙡ı𝙢 𝙗𝙪̈𝙮𝙪̈𝙙𝙪̈𝙜̆𝙪̈𝙣 𝙯𝙖𝙢𝙖𝙣 𝙙𝙖𝙝𝙖 𝙘̧𝙤𝙠 𝙙𝙪̈𝙨̧𝙪̈𝙘𝙚𝙠𝙨𝙞𝙣 𝙖𝙢𝙖 𝙤 𝙯𝙖𝙢𝙖𝙣 𝙮𝙖𝙣ı𝙣𝙙𝙖 𝙗𝙚𝙣 𝙤𝙡𝙢𝙖𝙮𝙖𝙗𝙞𝙡𝙞𝙧𝙞𝙢 𝙤 𝙮𝙪̈𝙯𝙙𝙚𝙣 𝙠𝙞𝙢𝙨𝙚𝙣𝙞𝙣 𝙘𝙖𝙣ı𝙣ı 𝙖𝙘ı𝙩𝙢𝙖𝙨ı𝙣𝙖 𝙞𝙯𝙞𝙣 𝙫𝙚𝙧𝙢𝙚 𝙤𝙡𝙪𝙧 𝙢𝙪? 𝘿𝙪̈𝙨̧𝙚𝙧𝙨𝙚𝙣 𝙠𝙖𝙡𝙠𝙢𝙖𝙮ı 𝙤̈𝙜̆𝙧𝙚𝙣 𝙫𝙚 𝙘𝙖𝙣ı𝙣 𝙮𝙖𝙣𝙙ı𝙜̆ı𝙣𝙙𝙖 𝙠𝙚𝙣𝙙𝙞 𝙮𝙖𝙧𝙖𝙣ı 𝙠𝙚𝙣𝙙𝙞𝙣 𝙨𝙖𝙧𝙢𝙖𝙮ı 𝙙𝙖 𝙤̈𝙜̆𝙧𝙚𝙣"
"𝙆𝙞𝙢𝙨𝙚 𝙗𝙚𝙣𝙞𝙢 𝙘𝙖𝙣ı𝙢ı 𝙮𝙖𝙠𝙖𝙢𝙖𝙯 𝙠𝙞 𝙗𝙖𝙗𝙖𝙘ı𝙢. 𝙃𝙚𝙢 𝙖𝙘ı𝙧𝙨𝙖 𝙮𝙖𝙧𝙖 𝙗𝙖𝙣𝙙ı 𝙮𝙖𝙥ı𝙨̧𝙩ı𝙧ı𝙧ı𝙢 𝙜𝙚𝙘̧𝙚𝙧"
𝙆𝙪̈𝙘̧𝙪̈𝙠 𝙩ı𝙧𝙩ı𝙡ı𝙢 𝙗𝙚𝙣𝙞𝙢.
𝙂𝙪̈𝙣𝙪̈𝙢𝙪̈𝙯
Gerçekten de küçük bir tırtıldım oradan oraya savruluyordum. Büyüdüm ama daha kozamdan çıkmayı bile öğrenememiştim. Canım öyle çok yanıyo ki yara bandı bile çare değildi artık.
Ediz kulağıma eğilip "ne oldu çok mu üzüldün? Seni ilk ve son kez uyarıyorum tokatlı bundan sonra oyun bıtane kadar benim kurallarım olucak ve sen o kurallara uymak zorundasın. Ha eğer istemiyosan az önce veliahtı son kez gördüğünü farzet. Eğer beni dinlemez isen onun hayatını karartırım. Selim'in hayatı benim ellerimde" Bu sözlerden sonra kendi intikamımı unutmuştum. Selim'e zarar vermek istemiyordum ona bir şey olsun istemiyorum. Artık ipler benim elimde değildi, tamamen edizin elindeydim artık. Oyun bitene kadar ona boyun eğmeliydim. Kendimi hatırlamak uğruna yürüdüğüm bu yolu artık tamamen selimi korumak için yürümeliydim. Edizi tanımıyordum, onun ne kadar ileriye gidebileceğini bilmiyordum ama Selim'e zarar verebilme düşüncesi bile benim korkmama neden olmuştu.
𝙎𝙚𝙡𝙞𝙢'𝙞𝙣 𝙖𝙣𝙡𝙖𝙩ı𝙢ı𝙮𝙡𝙖
Dakikalar önce anlam veremediğim bir biçimde sılayı öpmüştüm. Uzak durmak için uğraştığım kıza tekrar yakınlaşmıştım. Rüyanın, edizle birlikte olduğunu düşündükçe kafayı yiyordum. Mantıklı düşünemiyordum, sıkça hatalar yapıyordum. Kendimi tanıyamıyordum artık. Ben kimdim? Aşık selim kimdi? Dudaklarım sadece rüyanın dudaklarına değmeliydi, sadece onun dudaklarını sahiplenmeliydi. Yürüdüğüm koridorda adımlarımı sıla ile değil rüya ile atmalıydım. Elimi tutan rüya olmalıydı,avuçlarımın içinde onun eli olmalıydı. Fakat aksi olmuştu adımlarım yabancılaşmıştı, ellerim yabancılaşmıştı. Koridorda Rüyanın kolunu öyle sıkı tutan edizi gördüğümde çok öfkelenmiştim. Gidip onu öldüresiye dövmek istemiştim ama yapamadım. Bakmakla yetinmiştim. *Gitmiştik bizden gitmişti benden....*
𝙔𝙖𝙯𝙖𝙧ı𝙣 𝙖𝙣𝙡𝙖𝙩ı𝙢ı𝙮𝙡𝙖
Selim her zaman ki oturduğu arka sıraya geçip camdan dışarıyı seyrederken sınıftan içeriye aynı anda hem zafer hoca hemde aksel girmişti. Zafer hoca yumuşak bir ses tonu ile aksele "hangi dağdan geldin evladım sen. Öğretmediler mi sana sınıfa hocandan önce girmen gerektiğini"
Aksel alayla "geldiğim yer dağa benzemiyordu valla hoca" deyip gözlerini sınıfın içinde gezdirdi. Zafer hoca hiddetle "sanırım tüm akıl yoksunu öğrencileri bana gönderiyorlar" dedi.
Aksel gülüp zafer hocaya baktı. "Alemsin be hoca"
Zafer hoca kafasını yana çevirip sabır diler gibi gözlerini kapatmıştı. Aksel elini saçlarından geçirip hocaya "ee hoca ben nerede oturuyorum."
Zafer hoca önce duvar tarafına sonra da benim olduğum cam kenarına bakıp eliyle "ha bak orda boş yer var Selim'in önündeki boş sıraya geçebilirsin" dediğinde Akselin ağzından küfür çıkmıştı "ha siktir"
Zafer hoca sinirlenerek "terbiyeli ol çocuğum dingonun ahırı mı burası"
Aksel gibi Selim' sinirlenmişti ve hocaya "bence de ha siktir hoca. O piçi bana göndermeyin" dedi ve normalde hocaların yanında küfür etmek gibi alışkanlığı yoktu.
Zafer hoca "siz niye tanışıyomuş gibi tepkiler veriyosunuz"
Akselle farklı koşullarda tanışmış olsaydılar belki de bu sorunun cevabını gururla verebilirdi ama hikâyeleri şahit olduğunuz güzel kardeşler gibi değildi. Onların ki kanlı bıçaklıydı, düşmanlardı. Az önceki soruya yanıt veren kişi selim olucakken uzay önce davranıp cevap vermişti. "Benim aşk dostu hocam ben hemen cevap vereyim"
Uzayın arka sırasında oturan doruk, kafasına vurarak "kıvırcık seni kağıt diye kullanır çizikler atarım sus bak" dedi.
Uzay "niye lan devlet sırrı mı bu"
Doruk "he aynen hatta şimdi kapı açılacak ve seni idam masasına yatıracaklar"
Bi yan sıradan emre Selim'e bakarak "devlet adamlarını bilmem ama şu cam prensi seni idam edicek kıvırcık"
Uzay, Selim'e bakıp göz ucuyla süzerek "yok kıyamaz o bana"
Zafer hoca elini masaya vurarak "uzay, emre ve doruk eğer kendi aranızda konuşacaksanız dışarıya çıkın" onların susmasını sağladı ve tekrar "uzay anlat ne oluyo? " diye sordu.
Uzay omuzlarını dikleştirip gerçekten devlet sırrı verecek gibi havaya girmişti.
"Sevgili zafer hocam ve Han Koleji'nin kıymetli öğrencileri hepiniz de görmek üzeresiniz ki sınıfımıza yabancı bir cisim girdi. Kendisi malum kişi kendisi gölge efendi"
Doruk tekrar uzayın kafasına vurup "lan ne kriz yaratıyon söyle gitsin işte sanki çok önemli biri"dedi.
Uzay " Tamam tamam. Arkadaşlar biliyorum herkes Selim'i tek çocuk olarak tanıyo fakat bildiğiniz gibi değil. Yani acı gerçek şu ki"
Bu sefer uzayın cümlesini kesen doruk ve emre değil Aksel olmuştu "ne zırvalıyon marol kafa" Deyip devam etti. "Ben o cam prensinin kardeşiyim baba bir ana ayrı. *Ben Aksel Hancıoğluyum*"
Sınıftaki herkes o kadar şaşkındı ki. Ön sıra bana bakıp "nasıl yani Selim'in kardeşi mi var?! " diye şaşırken başka bir grup "yavuz hancıoğlunun bir oğlu daha mı varmış" diyorlardı. Artık gizli saklı yoktu herşey ortadaydı. Zafer hoca dahi herkes şaşkındı öyle ki zafer hoca bir bana bir aksele bakıyordu. Sonra sessizliğini bozarak "nasıl yani siz kardeşmisiniz? İyi de selim sen tek çocuksun. Nasıl olur bu? " diye sorular sormaya başladı.
Aksel elini çenesinde gezdirerek "niye bu kadar şaşırdın hoca" dedi. Zafer hoca şaşkınlığını bitirse dahi sınıftakiler hala konuşuyordu. Bu durum Selim'i iyice germişti. Sonunda dayanamayıp ayağa kalktı hafif eğilerek ellerini masaya yerleştirip masadan destek alarak sınıfta gözlerini gezdirerek konuşmaya başladı. "Duydunuz Aksel Hancıoğlu benim babamın oğlu ve kardeşiz evet. Bakın sizi ilk ve son kez uyarıcam sonra bu konu tamamen kapanıcak. Eğer sağda solda saçma sapan dedikodular, cümleler duyarsam geleceğinizi yakarım. Yemin olsun ki bu okula asla adım atamazsınız" deyip zafer hocaya baktı ve devam etti "bu uyarı senin içinde geçerli hoca yemin olsun ki bir daha hiçbir okulda ders veremezsin. Şimdi herkes dönsün önüne ve konu kapansın"
Zafer hoca , sınıftakiler benden çekindiği için konuyu anında kapatmışlardı.
Konu kapanmasa dahi onlara kızamazdım, kızsam da bu gerçeği değiştiremezdim. Aksel vardı artık, Ankara'da, evimde, okulumda bundan sonra heryerde var olucaktı. Çünkü o bir hancıoğluydu. Aramızda biz istemesek bile bir bağ vardı. Gerçeklerle yüzleşmek zordu, hep kaçmak ve saklanmak istersin ama o gerçek bir gün elbet karşına çıkacaktır. Zafer hoca, aksele bakıp "yerine geçebilirsin" dedi.
Aksel "ciddi mi? Onun yanına mı? Peki oturalım bakalım abimizin yanına"
Akselin cümlesi uzayın "valla bu yılı üçüncü dünya Savaşı'ndan büyük ikinci hancıoğlu savaşı çıkmadan bitirirsek pizzacı açıcam kendime" demesine neden olmuştu. Doruk ise rahat bir tavırla "çıksın kıvırcık kendi kendinin sonunu yazar anca"
Aksel etrafına bakmayıp sadece önüne bakıyordu. Gözü kimseyi görmüyordu. Boyu Selim'den uzun değildi hemen hemen aynıydı boyları ve o yüzden sandalyeye otururken öyle sert oturmuştu ki masayı geriye doğru itmişti. "Yavaş lan"
Aksel kafasını yana doğru çevirip "hiç kibar değilsin abisi hiç valla"dedi
Selim ona doğru eğilip " Hayatını böyle mi alacaksın gölge. Evime gelerek, okuluma gelerek mi alacaksın hayatını ulan seni harbiden akıllı sanmıştım" deyip alayla güldü.
Aynı şekilde Aksel de gülerek "bende senin bu kadar aptal olacağına şaşırdım. Ben hayatımı böyle almayacağım ama bedelini ödeyeceksiniz. Beni evine aldın ama benim kim olduğumu bilmeden aldın"
"Tanıyorum seni merak etme"
Bu cümleye Aksel cidden gülmüştü. "Hadi canım nereden peki şey yoksa adımı Google'da mı arattın"
"Yok daha o kadar ünlü değilsin ama hamdinin köpeğisin bu yeterli değil mi? "
Söylediği cümleler akseli sinirlendirdiğine emindi çünkü elini saçından geçirmişti, çenesi kasılmıştı.
Tek kaşını kaldırarak "vay be beni ne kadar çok iyi tanıyosun sen. Gözlerim yaşardı abisi. Ama beni hâlâ tanımıyosun. Beni, sınırlarıma kadar tanıyabilirsin ve hayır hamdinin köpeği değilim aksine en güvendiği tek adamıyım"
"O yüzden mi buradasın? "
Selim biraz bekleyip tekrar " Hamdiden korktuğun için mi buradasın? " diye sordu. Gerçek soru buydu ve Aksel bu soruyu hiç sevmemişti. Kaşlarını çatarak selimin gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı. "Hamdi akçadan korksam ortaya çıkmazdım hancıoğlu aksine saklanırdım. Gördüğün üzerine karşındayım ve korku yok intikam var. Buraya benim yaşamam gereken hayatı yaşamaya geldim. Buraya Yavuz'un sonunu getirmeye geldim. Buraya yüzümdeki izin hesabını sormaya geldim. Korkmaya değil" Aksel cümlesini bitirdiğinde sınıfın duvarında asılı olan hopörlerden edizin sesi yankılanmıştı. *Han koleji öğretmenleri ve öğrencileri okulumuzun ilk gününde ders dinlemeyi düşünmüyorsunuzdur umarım."
Ufak kahkalar.
"Bende öyle düşündüm ve siz sıkılmayın diye size sürpriz hazırladım. Sürprizimi merak edenleri konferans salonunda bekliyor olacağım"
Sessizlik.
Ve o davet.
*ah sevgili veliaht seni unuturmuyum hiç sen benim özel davetlimsin. Hem gel de sende sürprizi gör eminim çok seveceksin*Bir kaç saniye sessizlik oldu sonrasında yine sınıfta edizin sesi yankılandı. "Ee hadi neredesiniz" deyip ses tamamen gitmişti.
Selim camdan dışarıya bakıp kendi kendine "gene neyin peşindesin akarcalı" dediğinde yan sıradan uzay eğilip "kaptan bu kafa dengesi yerinde olmayan lavuk ne planlıyor sence? " diye sordu.
Selim gözlerini camdan ayırmadan uzaya yanıt verdi. "Bilmiyorum kıvırcık gidince görücez bakalım"
Selim ayağı kalkıp arkadaşlarına bakarak "hadi gidip bakalım bizimki neyin peşinde" deyip biraz durdu ve aksele "sen gelmiyo musun gölge efendi. Gelde gör düşmanımı"
Aksel alayla "şuan sana senin düşmanın benim düşmanım dememi beklemiyosundur umarım. Malum bende fena düşman değilim"
"Seni düşmandan saymıyorum gölge, senin kendi düşmanların kendine yeter"
"Öyle mi"
"Öyle"
"İyi bakalım görelim düşmanını hancıoğlu"
Koridora çıktıklarında Selim'in gözleri kalabalığı görünce merakı iyice artmıştı.
Hızlı adımlarla konferans salonuna doğru yürüdü. Salona yaklaştıkça ismini bilmediği şarkının sesi yükselmeye başlamıştı. Salonun kapısının önünde durduklarında sahnede edizi elleri cebinde öylece durduğunu görmüşlerdi. Doruk meraklı bir halde Selim'e eğilip "kaptan bu salak niye böyle bir şekilde çağırdı ki bizi. Götü mü kaşınıyo bu gereksiz neyin peşinde" Diye sordu hiddetle. Selim gözlerini sahnedeki edizden çekmeden "elbette kaşınıyordur ama sebebini öğrenmeden kaşıyamayız" dedi
Yanlarında emanet gibi duran Aksel ise bi önündeki gruba bakıyordu birde sahnedeki edize bakıyordu. Onların tartışmaları, kavgları çocukca geliyordu Aksel için. Onun dünyasında büyüklere göre meseleler vardı, abisinin dünyası ise bom boş sebepsiz kavgalardı. Aksel duvara yaslanmış kollarını birbirine dolamış bir şekilde duruyordu sonrasında dayanamayıp Selim'e "ee abisi hani senin düşmanı mı beklicez. Sahneye çıkmış duruyo sana şiir mi okuyacak? Dans mı edicek? Hamdi olsa sıkardı kafasına bu veledin"
Selim kafasını aksele çevirip "gördüğün gibi bizde silah yok. Kafaya sıkmak yok."dediğinde sahnedeki ediz " Veliaht! Ne duruyosun orada korktun mu yoksa? " deyip kahkaha atmaya başladı.
"Yok korkmadım, korkmadım da ne bok yemeye sahnedesin ona bakıyorum"
Ediz "birazdan anlarsın ve anladığın zaman belki öfkelenmene neden olabilirim"
En arkada umayın omzuna kolunu atmış gülen emre "sen ne komik şeysin öyle ya bu hallerinle tiyatro kursunda birinci olurdun"
Selim önden diğerleri de onu takip ederek salondaki koltuklara geçecekleri zaman ediz "en ön koltukları sizin için ayırdım veliaht arkada net göremezsin diye sana en önü seçtim" dedi.
Selim itiraz etmeden ön koltuğa oturdu. Selim'in sağ tarafına sıla, sol tarafına ise uzay, doruk, emre ve umay oturmuştu. Aksel ise rüyanın kuzeni olan ilaydanın yanına oturmayı tercih etmişti. İlayda, aksele bakmadan "oturacak başka yer mi yoktu? " diye sordu soğuk bir sesle.
Aksek "niye sevgilin mi kızar? "
İlayda "hayır sevgilim olduğu için değil" deyip işaret parmağı ile selimi gösterip "onunla kan bağı olan kişi olduğun için"
Aksel "yalnız biz kardeş değiliz düşman kardeşiz"
İlayda "fark eder mi? "
Aksel "etmez mi?" Aksel ciddi bir hale bürünerek "oraya oturmamı bekleme benden yani etrafa baksana sadece senin yanındaki koltuklar boş. Sınıfta da gördün zaten."
İlayda "evet gördüm seni ve şımarık tavırlarını"
Aksel " Şımarık mı? Tamam neyse bu salağın derdi ne ve asi nerde? "
İlayda "asi mi o kim? "
Aksel "Rüya, o nerde? "
İlayda, Akselin tavırlarına karşı ona bi kaç dakikalığına da olsa güvenip tedirgin olduğunda ona "bilmiyorum ama edizin korkunç şeyler yapacağından eminim"dedi
Aksel olaya anlamaya çalışarak sakin ses tonuyla konuşmaya başladı " Bu çocuk rüyayı sevmiyo belli onun amacı bizimkini delirtmek ama rüyaya ne yapabilir? "
"Onu tanımıyosunuz o çok tehlikeli biri"
Aksel kendi kendine "hamdiyi kimse geçemez herhalde" dediğinde ilayda "anlamadım" dedi
"Yok bir şey devam et sen kim bu ediz? "
"O bu okulun en psikopat öğrencisi. Aslında selimle o çok yakınlardı bir zaman ama aralarında o kadar saçma olaylar oldu ki şuan böyleler"
"Ne oldu? "
"Çok bilmiyorum edizin babası okulun müdürü"
"Babadan zengin o zaman"
"Yani evet.
Aksel" Kuzum çok yavaşsın ama"
İlayda "neden bu kadar çok merak ediyosun"
Aksel "düşmanının düşmanını her daim tanımalısın"
İlayda "anladım. Neyse ediz geçen seneye kadar çok normal kendi halinde biriydi tabi yine psikopattı. selimle bile iyilerdi işte. Edizin sevgilisi bile vardı yani ama kız edizi değil selimi seviyordu. Selim onu defalarca uyardı ikisini de uyardı ama ne ediz inandı duyduklarına ne de kız Selim'den uzak durdu. Selim ve edizin yalnız gittikleri bir bar vardı adını bilmiyorum " Aksel alayla gülerek "belalı bardır orası" deyip tekrar ilayda devam etti. "Selim o bardaymış, kızda onun yanına gitmiş aslında edize değil kendisine aşık olduğundan bahsetmiş,"
Aksel tekrar araya girerek "bu şerefsiz çocukta ne buluyolar bilmiyorum anasını satayım" dedi.
İlayda "kız selimi öperken ediz görmüş bunları ve olanlar olmuş kavga küfür falan." İlayda sessizliğe bürünmüştü. Gözleri edizi bulmuştu. Korkusu artmıştı. "Ee sonra ne oldu? Kız nerde? "
Ama cevap yoktu.
Aksel tekrar "asinin kuzeni cevap versene kızım ulan yoksa o kız sen misin? "
İlayda konuşmaya devam ettiğinde sesindeki gerginlik artmıştı. "O kız öldü. Ediz. Ediz onu, ediz onu kendi elleriyle hepimizin gözü önünde öldürdü"
Aksel gülmeye başlamıştı. Duyduklarına inanması mümkün değildi. "He aynen bende şimdi selimi kesip çöpe atıcam zaten. Gerçeklerle devam edelim istersen ha. Ne dersin? "
"Gerçekler bunlar Aksel. Bundan başka bir gerçek yok Ediz Akarcalı çok sevdiği saçına bile dokunamadığı sevgilisini herkesin önünde öldürdü. O çok tehlikeli senin baban ve edizin babası arasında da bir tuhaflık var zaten."
Aksel gözlerini edize çevirip kendi kendine "nasıl lan? Ulan bunu herkes biliyor ve sessiz mi kaldınız? İçeri niye attırmadınız anasını s*keyim"
"Tehditlerle. Okuldaki tüm öğrencilerin aileleri ve hocalar korktuğu için sessiz kaldılar. Sıla bile sustu"
"O ne alaka?"
"Sılanın babası emniyet müdürü. Korkuyoruz. Korkuyorum Aksel aynı hikayeyi şuan kendi kuzenimden rüyadan izliyorum"
Aksel elini yumruk haline getirmiş, kaşlarını çatmış, burnundan soluyordu. Bi insan hayatı bu kadar ucuz olmamalıydı. İnsanlar kolayca ölmemeliydi, öldürülmemeliydi. Doğuyoruz, emekliyoruz çocuk oluyoruz hatta Aksel gibi çocuklar ben çocuğum diyemeden büyüyordu ve sonrası acınası bir durumdu insanlık için. Her sofra başında akşam haberlerinde izlerdik aynılarını. *boşanmak isteyen eşine şiddet uygulayıp acımayarak öldürdü. Sevgilisi tarafından tacize uğradı ve bir çöpte tanınmayacak bir şekilde cesedi bulundu* Buydu bizim hayatımız. İntiharlar, cinayetler, tacizler ve aldatmalar... Aksel bir erkekti belki evet ama çocuk yaşlarında çokca şiddete ve tacize maruz kalmış bir çocukluk bırakmıştı geriye ve bu duydukları tekrar tekrar katil olmasını engelleyemezdi.
Herkes susuyor ve sadece sahnedeki edizi izliyordu.
Dakikalar sonra beklenen saçma konuşmalar gelmişti.
Ediz eline önünde duran mikrofonu alıp konuşmaya başladı.
"Kıymetli arkadaşlarım ve sevgili düşmanım selim hancıoğlu hepinizin merak içinde beklediğini biliyorum.
İçinizde en çok meraklı olan kişi veliaht arkadaşlar. Sence seni ne beklıyor veliaht? "
Selim bacak bacak üstüne atmış kollarını koltukların üzerine yerleştirmiş edize bakıp gülümseyerek "aynen çok merak ediyorum. Senin gibi kansızdan ne gibi sürpriz olabilir."
Doruk, Selim'e yanıt vererek "kaptan sanırım özür konuşması yapacak" dediğinde hemen yanındaki emre "yok kardeşim adı üstünde kanı bozuk insan özrü ne bilsin? Lan psikopat şarkı mı söylicen yoksa? "
Uzay "yok bence şaklabanlık yapıcak keşke mısır veya pizza olsaydı keyifli olurdu"
Selim de dahil olmak üzere herkes kahkaha atarken arkada oturan aksel kimsenin hatta edizin bile beklemediği bir şekilde yanıt verdi. "İkinci rehinesini gösterecek"
Selim kafasını yana çevirip göz ucuyla aksele baktığında ediz "doğru cevap aferin gayrimeşru çocuk.
Ama eksik.. Neyse sizi fazla bekletmek istemem" Ediz kapının önünde bekleyen arkadaşına işaret yaptığında tüm gözler kapıdan içeriye giren rüyaya çevrilmişti. Rüya gözleri kızarık bir halde salona girdiğinde selim bacağını yere indirip ellerini yumruk yapmıştı. İlayda ayağa kalkıp "rüya" diye seslendi. Ediz sahneden inip rüyanın yanına geçtiğinde elini tutarak sahneye yürümesi için işaret verdi. İkisi birden sahneye yürürken tüm gözler hâlâ ikisindeydi. Ediz gülümseyerek "evet arkadaşlar okulun ilk günü ve size güzel haber vererek dönemi başlatıyorum. Elini tuttuğum kızı bundan sonra hep yanımda göreceksiniz. Çünkü rüya benim sevgilim ve uyarıyorum özellikle seni, veliaht rüyanın yanına yaklaşan herkesin sonu olurum"
Rüya ne yapacağını bilmiyordu. Sadece edizin elinde sıkışıp kalan elini kurtarmaya çalışıyordu. "Ediz bırak elimi" Ama ediz duymuyordu. Rüya tekrar "ne yapmaya çalışıyosun sen bu ne şimdi" Yine duymuyordu ediz.
Selim sinirle ayağa kalktığında yanında duran sıla elini tutup "selim lütfen bu işe karışma hem bizene" deyip duruyordu. Selim tekrar oturduğunda emre "kardeşim kızma ama şuan dejavu yaşıyor gibiyim. Geçen senelerde aynı yer ve aynı sahne" dedi.
Selim donup kaldı ve bi anda kendini geçmişte bulmuştu. ceyda ,onu öperken ediz görmüştü. Ediz hızla Selim'e yaklaşıp kafa atmıştı. " Bu mu lan senin kardeşliğin dostluğun bu mu? "
"Ediz sandığın gibi değil. Ben öpmedim ceyda. Ceyda öptü"
"Sikerim lan ben böyle işi. Bunun için mi beni ceyda dan uzak tuttun lan"
"Lan oğlum dinle beni düşündüğün gibi değil diyorum"
"Aşağılık pisliksin lan sen ulan kardeş sandım lan seni. Bundan sonra kardeşlik yok veliaht bittiniz lan siz"
Ediz, ceydayı da alıp çıkıp gitmişti ve iki ay boyunca ikisi de ortalıklarda görünmemişlerdi. Göründüklerinde ise Han koleji kana bürünmüştü. Ediz tüm okulun gözü önünde ceydayı öldürmüştü. Hiçbir şey eskisi gibi değildi artık. Edizin ceydası ölmüştü. Edizin üzerinde ceydanın kanı vardı. O günden sonra ediz hastaneye yatırılmıştı. Selim defalarca onun yanına gitmişti ama tek duyduğu sözler *dün benim yaptığımı yarın sen yapacaksın veliaht. Benim üzerimde ceydanın kanı olduğu gibi senin üzerinde de itler gibi sevdiğin kadının kanı olucak. Acıların acısını yaşayacaksın veliaht* bu sözler aylar boyunca Selim'in aklından çıkmamıştı ve bugün aynı sahneyi yaşıyordu selim.
Geçmişinden sıyrılan selim, Emre'ye dönerek "ne ben ediz olacağım ne de rüya, Ceyda olucak. Bu yolu rüya seçti ama sonu Ceyda gibi olmayacak"
dedi.
Bu sefer uzay soru sormak ister gibi Selim'e yaklaşıp "mantıklı bir soru sormak istiyorum. Kaptan bu rüyanın ceyda dan haberi var mıdır sence? "
Doruk "öyle olsa rüya değil edizin elini tutmak bu okula gelir miydi kıvırcık? "
Uzay "haklısın ama ulan ne bilim"
Selim soğukkanlılıkla "doruk haklı. Rüya, edizi tanımıyor ceydayı bilmiyor ve öğrendiği gün seçtiği yoldan vazgeçecek"
Selim ve diğerleri gibi arkada oturan ilayda da korkuyordu. Dayanamayıp ayağa kalkarak "rüya senin kuklan değil ediz ve senin sevgilin de değil. Eğer öyle olsaydı gözlerine bakardı" İlaydanın bu cümlesi edizin gülmesine neden olmuştu. "Kuzenini fazla tanıyamamışsın ilaydacım. Aksine rüya heyecandan bakamıyor gözlerime"
İlayda, rüyaya bakıp "rüya in o sahneden bitsin artık bu saçmalık. Ya sen onu tanımıyorsun bile"
Rüyanın büyük sessizliğinin ardından hiç beklenmeyen bir yanıt çıkmıştı susmaya alışık sesinden "Evet. Evet tanımıyorum onu ama inan tanıdıklarımdan aldığım yarayı almayacağım"
İlayda şaşırarak "bu... bu sen değilsin rüya. Kafayı yemişsin sen" dedi.
Aksel oturduğu yerden Selim'e "haklısın abisi düşmanını tanımak büyük zevkmiş" deyip bakışlarını rüyaya çevirerek "insanlara çok çabuk güvenmiyor musun sence? Oysa tanıdığını sandığın adamı dahi tanımıyorken güvenmiştin. Buna şaşırmamak gerek"
Rüya omuzlarını dikleştirerek " buraya gelmemi sen söylemedin mi? Hatta gelip intikam almamı? İntikam için güvenmek şart değil demi? "
Selim duydukları karşısında öylece kalmıştı. Arkasına dönüp aksele baktı. Akselin yaptıklarını umursamıyordu ama Rüyanın söyledikleri ve yapmış oldukları onu çok fazla şaşırtmıştı. Aslında inanmak istemiyordu rüyanın söylediklerine. Çünkü onun tanıdığı rüya değildi. Hem korku vardı gözlerinde.
& &
*Birkaç dakika önce*
Ediz rüyanın kolunu tutmuş ve tehdit ediyordu. "Bana bak kızım eğer benim arabama bindiysem yolun sonunun bitmesini bekleyeceksin ve araba durana kadar da inmeyi düşünmeyeceksin"
"Ne istiyorsun benden!? Ya seni tanımıyorum bu okulu bilmiyorum. O an öfkeyle kabul ettim sevgili olmayı"
"Sonuçta kabul ettin. Bundan sonra geri dönüş yok. "
"Ne yapmamı istiyosun? "
"Selim'in canını yakmayı"
"Bunun benimle ne alakası var ediz kendi intikamını kendin al lütfen benden uzak durun"
"Eğer istediklerimi yapmazsan selimi bugün son kez görmüş olursun tokatlı. Sana yemin ederim hiç acımam öldürürüm onu"
"T-tamam ne istiyosan yapıcam. Ama o-ondan uzak dur ediz. "
"Sana bağlı onun nefes alması"
__ &__
Ediz, rüyanın kulağına eğilip "gülümse ve onlara kanıtla beni sevdiğini artık nasıl yapacaksan"dedi.
Rüya bitkaç saniye nefesini tuttu ve sadece Selim'e odaklandı. Selimi seviyordu rüya şuan belki onun elini tutabilirdi ama selim tüm herşeyi yok etmişti. Canını yakmıştı, onu görmezden gelmişti.
Selim onu bir oyunun içine hapsetmişti ve şuan oyunun kaptanı rüya olmuştu. Oyunu artık rüya sürdürüyordu. Ama bu sefer durum farklıydı. Selim sırf rüyaya yakın olabilmek için oyuna dahil olmuştu ama rüya Selim'den uzak durmak için, onu korumak için kurallarla dolu bir oyuna dahil olmuştu. Rüya bu sefer sadece kendi canını yakmıştı, belki selim de yanmıştı ama rüya o yangının tam ortasındaydı. Sonunun ne olacağını bilmiyordu. Ceydayı bilmiyordu ve bilirse ediz, onun kanını Selim'e bulaştırıcaktı.
Acılar içinde gülmek; acın varken kahkalar atmak, mutlu olmak insanın omuzlarını ağrıtabilir miydi?
Şuanki durum gibi. Rüyanın dik kalmaya çalışan omuzları artık çok ağırdı. Acı vardı, keder vardı, keşkeler vardı rüyanın omzunda. O haldeyken bile gülmeliydi ve güldü de. Rüya gülümseyerek edizin elini sıkıca tutup ilayda ve tüm herkese en çok da Selim'e "evet ben onu tanımıyorum, yeni şehir yeni okul ve yeni biri.. Her neyse edizi de duydunuz gördüğünüz gibi sevgiliyiz ve ben, edizi seviyorum"
Edizi seviyorum cümlesi salonda yankılanmış ve sert bir şekilde Selim'e çarpmıştı. Tehditlerin insan üzerinde etkisi bu kadar sertti. Korku, dolu tehditler düşmene neden olabilirdi. Tüm okul şaşırmıştı bu duruma. Şaşırdıkları sevgili olmaları değildi. Şaşırdıkları durum ediz gibi psikopat bir katilin sevgilisi olmasıydı. Herkes söyleyemediği şeyi aklından geçiriyor gibiydi. *ne yani bunlar sevgili mi?*
*okulun ikinci cinayeti işlenecek gibi*
Akıllardaki cümleler bunlardan ibaretti. Herkes içinden konuşmuştu, selim ise ayağa kalkarak ediz ve rüyaya yaklaşıp "ikinize de mutluluklar" diledikten sonra edize "bu hikaye önceki gibi sonlanmayacak akarcalı. Bu hikayenin sonunu ben yazacağım" dedi.
Ediz tehdit eden gülüşüyle "hayır hayır aynısı olmayacak veliaht daha eğlenceli olucak çünkü bu sefer kanlı kıyafetle dolanan sen olacaksın" dedi.
"Kanlı kıyafet sana yakışır ama kendini öldürdüğünde. Bu hikaye senin sonun olacak akarcalı. Bunlar son mutlu günlerin keyfini çıkar"
Selim, rüyaya baktı son kez kızamıyordu ona çünkü olayların bu raddeye gelmesi kendisinin suçuydu. Eğer ona yalanlarla yaklaşmasaydı şuan ediz bir tehdit olmayacaktı rüya ise ikinci rehine olmayacaktı. Selim sadece kendisine kızıyordu, ama rüya ya sadece şaşırıyordu.
Son kez baktı kelebeğe ve son sözler söylendi "bugün tamamen bitti rüya arsal. Ben uyuduğum rüyadan uyandım. Senden uzaktayım ama merak etme seni kabusun içinden çıkarmadan gitmicem"
Selim kapıya yöneldiğinde sıla alayla "aferin köy faresi kendine yakışanı yaptın." dediğinde selim "Sıla!" diye seslendi sinirle.
Umay "bugün bari yapma. Ne alıp veremediğin var anlamıyorum. Seni artık tanıyamıyorum. Ya resmen kızı katille birlikte diye kutluyorsun"
Sıla "çok mu sevdiniz siz bu rüyayı ya. Siz bulaştırdınız bu kızı bize. Bir köy faresi için fazla korkuyosunuz"
Emre "kızıl ötesi sen iyice kafayı yemişsin. Lan Anasını satayım kız resmen katilin elini tutuyor bunun neyine seviniyosun"
Doruk "hadi gidelim burdan yoksa deliricem ben"
Uzay "bu çocuğun götü fazla kaşındı anladık ama kaptan neden bu kadar sakindi neden bir şey yapmadı"
Doruk "napıcaktı ulan kız kiminle olduğundan bile bir habersiz. Hem vardır Selim'in bildiği"
Emre "aynen neyse hadi kaptanı yalnız bırakmayalım"
Salondakiler birer birer dışarı çıktıklarında içerde sadece Rüya, ilayda, ediz ve Aksel kalmıştı.
İlayda, yürümeye başladığında Aksel "sakın bana anlattıklarını asiye anlatma"
"Ne. Ne demek anlatma. Kuzenimi tehlikeye atamam"
"Kızım eğer anlatırsan tehlikeye atarsın. Anlatma diyosak anlatma al git eve"
İlayda hiç tanımadığı aksele çokca tanıdığı edizden daha çok güveniyordu. Hiç ikiletmeyip rüyanın koluna girip dışarı çıktılar. Okulun bahçesine çıktılarında ilayda sinirli bir halde "rüya az önce yaşadıklarımız gerçek değildi de. Canım kuzenim sen ne ara sevdin bu çocuğu aklım almıyor. Neyin peşindesin. Amacın Selim'i delirtmekse merak etme hastaneye bile yatırırlar şuan"
"Seviyorum işte öyle pat diye oldu herşey"
"Sana bir şey mi yaptı neden kabul ettin. O yarışta bir şey mi yaptı bir şey mi söyledi? "
Rüya sessiz kaldığında "biliyordum işte ne dedi sana o pislik" dedi
"Bir şey söylediği falan yok duydun işte ediz benim sevgilim buna alış ve konuyu kapatalım"
"Of t-tamam şimdi eve gidelim uyuyup dinlenelim. Hem uyursan belki kendine gelirsin de bu durumdan kurtulursun"
Rüya göz ucuyla ilayda bakıp "alış ilayda artık edizi yanımda görüceksin hem kim bilir bana iyi gelir"
"Şaka gibisin deliricem şaka gibisin."
İlayda ve rüya eve doğru yürümeye başlamışlardı.
Konferans salonunda baş başa kalan Aksel ve ediz birbirlerine bakıp duruyolardı.
Ediz planlarıyla mutlu olmaya çalışırken Aksel mutluluğu bozup konuşmaya başladı.
"Hikayenin sonunu ben anlatayım istersen müdürün oğlu? "
Ediz anlamayarak aksele bakıp "ne zırvalıyon gayrimeşru çocuk"dedi.
Aksel gülmeye başladı. " Yorulmuyo musun o kelimeyi söylerken. Harbi soruyorum lan beynin mi daraldı senin başka söyleceyek şeyler bulamıyomusun? "
"Yok yorulmuyorum aksine hoşuma gidiyor. Düşünsene düşmanının kardeşi gayrimeşru bir çocuk"
"Sende haklısın tabi. Kim senin gibi bir katil lakabını taşımak isterdi ki? "
Ediz tek kaşını kaldırıp aksele baktığında "ne o şaşırdın bakıyorum. Hem korkma aramızda sır. Gerçi herkes görmüş ama olsun rüya bilmiyor sonuçta"
"Kes sesini"
"Neden? Rahatsız mı oluyosun sana katil dediğim için"
"Sus diyorum sana. "
"Söylesene nasıl bir histi. Yani sevgilini acımadan öldürmek nasıl bir histi"
Ediz eliyle kulağını kapatıp bir ileri bir geri adımlar atmaya başlamıştı.
"Senin için çok zor olmalı yani sonuçta sevdiğin kızın nefesini kesmişsin hem de herkesin içinde"
Ediz ellerini kulaklarından çekip "çok mu ölmek istiyosun? Merak etme sıra sana da gelecek. "
Aksel, edize iyice yaklaşıp "emin ol beni öldürmek isteyen ilk kişi sen değilsin. Yani sıkıntı yok öldürmek isteyebilirsin."
"Namlunun ucu beynini deldiğinde yine böyle cesaretli olabilecek misin karşımda"
"Namlu sana denk gelmeden işimi bitirdiğinde konuş"
"Selim'den sonra sıra sana da gelecek o güne kadar güzel yaşa"
"Çok sevgili veliahtının da dediği gibi *"Kanlı kıyafet sana yakışır ama kendini öldürdüğünde. Bu hikaye senin sonun olacak akarcalı*.
Kanlı kıyafet...
Söylemesi basit yaşaması berbattı. Bir insan neden kanlı kıyafet giyerdi üzerine. Yakışır mıydı insanın, çok kolay bir şekilde katil olması...
Aksel de katildi, hemde çocuk katil. Ama o kimsesiz çocukların katillerini öldürürdü hep. Hamdi akçay'ı da o yüzden vurmuştu defalarca. Ölmemişti hamdi ama sonu belliydi.
Aksel salondan çıkıp eve doğru yürümeye başlamıştı. Yürürkende kendiyle konuşmayı ihmal etmemişti.
"Vay be zenginlerin okulunun ilk günü böyleydi demek? İki aşk ilanı, birkaç tehdit ve birkaç satır şarkıdan ibaretti. Ulan biz ne öğrenmeye geliyoruz adamlar ne öğretiyo a*ına koyayım. Neyse Aksel efendi sen okulu boşverde hamdiyi düşün adamdan ne ses var ne de başka bir şey. Niye hâlâ karşıma çıkmadı. Kim bilir hangi bok deliğinde. Unut hamdiyi bakalım yavuz evin önüne arabayı getirdi mi?"
Aksel yine olacaklardan habersiz, intikamlardan habersiz eve yürüyordu. Yüzündeki çizik Yavuzdan kendisine hediye olsa da yeni hediyesi onun yaşamını değiştirecekti.
Bölüm etkileşimi
