18. bölüm · Kozada'ki Kelebek "Rüya'nın Sonu"

Kan Payı

Beyza Nur Deniz

Acıyı hissetmemek nasıl bir şeydi?
Bir insan acıyı hissedemiyorsa ölmüş sayılır mıydı?
Baygınken peki?
Bayıldığım da neler olmuştu bilmiyorum.
Ne kadar süredir baygındım hatırlamıyorum.
Tek hatırladığım bayılmadan önce rüyanın ağlıyo olmasıydı.
Sonrası ise tamamen yoktu.
Gözlerimi açtığımda kokusundan tanıdığım bir odada olduğumu gördüm. Üzerimde beyaz bir örtü. Kolumda bir serum.
Ne zaman getirmişlerdi beni buraya.
Ölmediğim açıkça ortadaydı.

Akselden...

İhtiyar ile biz hastane konusunu tartışırken, Rüya'nın birden "selim!" diye seslenmesiyle odağımı tamamen selime çevirmiştik.
Gözleri kapalıydı Veliahtın. Dikişleri patlamıştı üstüne üstlük kanaması çoktu.
Rüya da dahil olmak üzere endişe etmiştik bu duruma. Rüya' nın ve ihtiyarın ısrarı üzerine hastaneye götürmeye karar verdik.
Selim'i, ihtiyar yardımıyla arabaya kadar taşımayı becermiştik. Bu gidişle gençliğimden tamamen olucaktım, ama bunu veliahta borçluydum.
Şuan arabaya taşınan o değil ben olabilirdim belki de. O buna izin vermemişti.
Lanet olası düşmanım olan veliahta borçluydum. Rüya arkaya selimin yanına otururken bey amca ise yan koltuğuma oturdu. Arabayı hızlı bir şekilde çalıştırıp, gaza iyice yüklenmiştim. Şu işe bak ortaya çıkma sebebim tamamen intikamdı. Buraya gelme amacım Yavuz Hancıoğlu'nun canını yakmaktı. Fakat buraya geldiğim gün dedem vefat etti, onu hiç tanıyamadım. Kim bilir belki iyi insandı veya tamamen yavuzun kopyasıydı. Şimdi ise abim olduğunu düşündüğüm veliaht ölmek üzereydi. Hem de onunla tamamen yüzleşemeden...
Ondan intikam alıcaktım.
Güya onun yaşadığı hayatı ondan çalıp, benim olucaktı.
İşlerin böyle olucağı aklıma gelmemişti.
Rüya arka koltukta selime "uyan lütfen aç gözlerini. İyi de ben sana kızgınım, ben sana, seni tanımadığımı söyledim ama tanımak istemediğimi söylemedim ki" diyordu.
Bekir amca ise ona "merak etme kızım yetişicez hastaneye az kaldı" diyordu.
Onu ne kadar tanıyorlardı. Rüya onu ne kadar biliyordu.

Hastanenin önüne geldiğimizde, hızlı bir şekilde arabayı durdurarak, kapıyı açıp görevlilere "yardım edin! Yaralı var yardım edin! Sedye...sedye getirin!"
Bağırmamın üzerinden çok geçmeden bı kaç kişi sedye ile yanımıza geldiklerinde arka kapıyı açıp Selim'i sedyeye yatırdık.
Rüya sedyenin başındakilere "yavaş lütfen canı acıyacak" diyordu.
Yanımıza dün Selime dikiş atan doktor geldiğinde ihtiyara "ah be Bekir abi ben sizi uyarmadım mı" diye kızmaya başladı.
"haklısın evlat haklısın. Nolucak şimdi?"
"Siz merak etmeyin onunla ben ilgilenicem"
Doktor da dahil olmak üzere hemşireler Selim'i alıp acile muayene için yanımızdan ayrıldılar.
Rüya kapanan kapının ardında beklemeyi tercih ederken Ben ve Bekir amca ise yan yana oturmayı tercih ettik.
Kendisi beni çok sevmemişti ama buna rağmen bana "ailesine haber vermek gerek, sen ulaşabilir misin evlat?"
diye sordu. Düşünür gibi bir kaç saniye bekleyip ona "ulaşırım yani denerim" dedim.
"Git o halde ulaş ailesine"
"Ne? Şimdi mi?"
"Evet şimdi"
"Bak bey amca bu yaralanma işiydi falan iyice hesabı kitliyosun bana anlamadım sanma"
Bekir amca elini omzuma koyduğunda, gözlerim önce omuzumdaki ele, daha sonra elin sahibine bakmaya başladım, aynı şekilde o da bana bakıyordu. Çok geçmeden elini omzumdan çekerek "içerde yatan senin ağabeyin değil mi?" diye sordu.
Bende çabucak kabullenerek" evet nolmuş yani" dedim.
"Bu çocuk senin yüzünden bu halde değil mi?"
Bekir amcanın dediğini tam anlamadığım için dudaklarımın arasından patavatsız bir sekilde önce "evet" çıktı daha sonra kurulan cümleyi anladığımda "hopppp bey amca orda dur. O aptal çocuk benim yüzümden o halde değil kendisi istedi benim hiç bir ilgim alakam yok" diyerek kendimi haklı çıkarmaya çalıştım. Bekir amca söylediklerimi aldırış etmeyerek "oraları ben bilmem ama senin hatan o yüzden git şimdi ailesine haber ver ve git al getir onları" diyerek son noktayı koymuştu. Ben ise bir suçlu edasıyla ellerimi havaya kaldırarak "tamam bey amca teslim oldum"deyip ayağa kalkarak tekrar "kalktım ve gidiyorum tamam mı" dedim.
Bekir amca ve Rüyayı hastanede yalnız başlarına bırakarak arabaya doğru yürümeye başladım. Yürürken kendime kızıyordum, küfürler ediyordum.
"Ulan gerizekalı veliaht ne diye önüme atlıyosun pezevenk, yav hadi atlıyon piç herif ne diye başıma bela oluyosun. Amına koyayım resmen özel bakıcısı olduk herifin. Yok onun hiç bir suçu yokk. Tüm suç bende. Suç onu kurtarmak isteyen salak vicdanımda. Şimdi gitcem evine ne olucak o şerefsize oğlun ölüm döşeğinde mi diyeyim? Haa Aksel bey boy boy arkadaşlarını da unutmamak gerek. Adamlar lingten fırlamış gibi saldırırlar bana" kendi kendime konuşmayı bırakarak arabaya binip çalıştırarak Selim'in evine doğru sürmeye başladım.
Yol boyunca sadece ama sadece küfürler saydırdım. Kendimi küfürlere o kadar kaptırmıştım ki veliahtın evine geldiğimi bile çok geç farketmiştim. Afallamış bir şekilde "siktir ulan ne ara geldim ben. Tabi gelirim garibim kendi kendime küfür edersem tabi geldiğimi farkedemem" kendime bir kez daha kızmış oldum bu şekilde.
Gözlerimi veliahtın evine odaklayıp bahçeye birilerinin çıkmasını beklemeye başladım.
Beklerken de cebimden telefonu çıkartıp Selim'in arkadaşlarının isimlerinin kimlere ait olduğunu öğrenmek için Instagram hesaplarına bakmaya başladım. Aslında hepsini tanıyodum hatta kim ne sever çok da iyi biliyodum ama bazen unutabiliyorum, insanım neticesinde...İsmine ilk baktığım kişi uzay olmuştu. Uzay Abacıoğlu, kendisine kıvırcık diye seslenirlerdi. Namı değer pizza canavarı. İsmine diğer baktığım kişi Doruk Yıldırım oldu. Ona yolların üstadı diye seslenirdi herkes.
Emre Özdoğan, şarkıcı, besteci artık ne haltımsa.
Umay Aksoy, Emre'nin sevgilisi. Ve o malum kişi Sıla Özdemir. Bizim veliahta abayı yakan kız. Amına koyayım ne buluyolar bu veliahta anlamadım. Hayır yakışıklı olsa benim gibi bende abayı yakardım. Yok abi çocukta vurulacak bir tip yok.
Instagramda ismine baktığım son kişi Rüya olmuştu. Asi, Selim'in abayı yaktığı kız... Instagram hesabına attığı resimlere bakmaya başladım. Bir insan bu kadar masum olmazdı, haksızlıktı bu diğer masum insanlara...
Asi' nin hesabında gezinirken evden çıkan uzay ve diğerlerini incelemeye başladım. Yüzleri asık çıkıyolardı evden ama birazdan duyacakları onları ne hale getirirdi bilmiyorum. Yanlarına gitmek için arabanın kapısını açtığımda gözlerim evden çıkan son kişide takılı kalmıştı. Elinde sigarası, etrafa bakınan yavuz belirmişti bahçede. Onu gördüğümde gözlerim kısılmış, kaşlarım çatılmıştı ve elim istemsizce yüzümde izi kalmış çizikte gezindi. Çizgiyi baştan sona kadar takibi bitirerek kendi kendime "kör şeytan diyo in arabadan çık karşısına sık kalbine, sık beynine. Ama işte dedim ya kör şeytan dedirtiyo. O bile bilmiyordu yavuzun kalbi olmadığını" diye öfkelenirken bahçedeki rüzgar gözlerini bana dikmiş yanındakilere beni gösteriyodu. Çok geçmeden hızla yanıma gelip "hayırdır birader birine mi baktın?" diye sordu. Ben ise umursamaz bir tavırla"upps yakalandım" dedim.
Uzay anlayamayarak tekrar " sana bir soru sordum adam gibi cevap ver, birine mi baktın?" Sordu.
Ben ise bey amcayı göz önüne getirerek durumu ciddiye alarak " Tamam sakin, sinirlenme uzaycım buraya Selim'in annesine bir şey söylemek için geldim" dedim. Uzay adını biliyo olmama epeyce bir şaşırmıştı kafasını sağa sola sallayarak tekrar bana bakıp"adımı nerden biliyorsun kardeşim? Kimsin sen ?" diye sordu. Bende, uzayı çok dikkate almayarak "şuan sana kim olduğumu çok güzel bir şekilde anlatırdım ama vaktim yok. O yüzden sen şimdi hızlı bir şekilde Selim'in annesini alıp yanıma getir" dedim.
"Sen neden istiyosun yeliz ablayı yanına? Sen kimsin oğlum?" Gözlerim Doruğa yönelirken ona "ooo yolların üstadıydı demi hmmm evet ta kendisi" dedim. Doruk kendilerini tanımamı rüzgar kadar sakin karşılayamayıp bana doğru adımlarını hızlandırarak "kimsin lan sen nerden biliyorsun bizi? Ne ayaksın lan?" diyerek kızmaya başladı.
Bende daha fazla dayanamayıp "tamamm teslim oldum. Bak yolların üstadı ben size bilmeniz gereken tüm herşeyi anlatıcam ve ben anlatırken sizde Selim'in annesini getirin anlaştık mı?" diyerek ortamı sakinleştirmeye çalıştım. Çok da becerememiş olmalıydım ki Doruk aniden boğazıma yapışmıştı. Beklemediğim bir durum olduğu için öylece sendelemiştim. Arkadan Emre ve Uzay, doruğu benden uzaklaştırmaya çalışırken diğer bir yandan da o malum kişi yüksek bir seslenmeyle doruğu benden uzaklaştırmıştı. "Noluyo lan orda? Doruk bı sıkıntı mı var?"
Doruk elini benden çekerek malum kişiye dönüp" bu arkadaş yeliz ablayı sorup duruyo yavuz abi ama sıkıntı yok gidiyodu kendisi" dedi.
Yavuz bize yaklaşarak "sen kimsinde benim karımı soruyosun lan pezevenk?" dedi.
Ben ise sadece kendim duyabiliceğim bir şekilde *çok lazımmış gibi adamlık taslaman beni benden alıyo Hancıoğlu*
dedim
Sonrasında ise herkesin duyabiliceği bir şekilde " karınızı ben napim oğlunun karına ihtiyacı var. Ayrıca pezevenk falan ayıp oluyo" dedim
Emre, çok sevgili yavuz amcalarına veya abilerine her ne haltımsa saygısızlık yaptığımı düşünerek bana iyice yaklaştı ve "sen bu aileyi nerden tanıyosun lan düzgün konuşucaksın oğlum" dedi
Doruk ise "bana bak lan sen kimsin necisin bilmiyorum ama yemin olsun beni çok delirtiyosun kimsin çocuk sen Selim'i nerden biliyosun" diye bağırdığında arkadan hiç tanımadığım fakat ismini tahmin edebildiğim bir kız sesi "selim mi? Selime noldu? Sen kimsin yaa?" dediğinde bende "hay sikeyim böyle işi" deyip daha sonra "tamam sakin olun ve beni de siz delirtmeden herşeyi anlatcam" dedim.
Uzay, sakin ve sessiz bir şekilde "Selime bir şey mi oldu? Sen niye geldin? Ve en önemlisi bizleri nerden tanıyosun?" diye art arda sorular sormaya başladı.
"En baştan başlamayı inan bende isterdim kıvırcık fakat önce yeliz ablanızı buraya çağırın ve o gelene kadar tüm herşeyi anlatayım" dediğimde uzay tanımadığım fakat ismini tahmin edebildiğim kıza "sıla içeri git ve Yeliz ablayı buraya getir ama korkutmadan" dedi.
Yavuz Hancıoğlu sinirlenerek "ne diyosun lan sen ne demek yeliz ablayı buraya getir uzay" dediğinde sıla da aynı ses tonuyla "sen cidden delirmiş olmalısın. Ne yani adını bile bilmediğimiz yabancıya mı güveniceksin?"
Gözlerimi yavuza sabitleyerek, sılaya " beni tanıdığında aslında o kadar da yabancı olmadığımı anlayacaksın kızıl kız" dedim.
Uzay ise tekrar" sıla sana dediğimi yap hemen" dedi
Sıla içinden saydırarak içeri geçtiğinde tüm gözler tamamen benim üzerimdeydi. Bende onlar hiç konuşmadan kısa bir özet geçerek "selim, beni korumak için bana saldıran kişilerin saldırısına uğradı" dediğimde doruk ve tüm hepsi hep bir ağızdan" ne diyosun lan sen ne saldırısı"
Emre "siktirme lan kendini bize ne saçmalıyosun"
yavuz Hancıoğlu"amına koyduğumun pezevengi ne zırvalıyosun lan sen " onların tüm küfürlerinin önüne geçerek
" Devam edeyim mi yoksa yeliz hanımı alıp gideyim mi?" Herkesi susmuş olarak gördüğümde" bende öyle tahmin etmiştim" deyip anlatmaya devam ettim.
" Neyse işte saldırganlardan birinde bıçak vardı asıl amaçları beni şişlemekti fakat selim önüme atladı ve kendisi şuan hastanede"
Yavuz Hancıoğlu birden üzerime gelip yakamdan tutarak "ne diyosun lan sen ne demek selim hastanede bitiririm lan seni oğluma bir şey olursa"
Oğlum mu? Onu bu kadar çok mu seviyodu harbiden? Gözümün önüne Selim'in sırtındaki yaralar gelmişti ve gözlerimi yavuzdan ayırmadan çok sevseydi kıyar mıydı evladına? Gerçi bana kıymıştı. Katil olarak büyümüştüm onun yüzünden. Ve şimdi de babamın katili olabilecek kadar gözü karaydım...
Ellerimi yakamı tutan ellerin üzerine yerleştirip, o kirli elleri üzerimden bir hızla çekip uzaklaştırarak" yerinizde olsam bana küfürler saydırmadan önce biraz daha düşünürdüm çünkü size ben haber vermeseydim bı boktan haberiniz olmayacaktı. Kim bilir ölse ruhunuz dahi duymazdı"dedim.
Gözlerimi yavuzdan çekip kapıya odakladığımda "ha çok şükür bizim gitme vaktimiz geldi" dediğimde herkes kapıya bakmıştı. Yeliz Hancıoğlu, bence bu hikâyede en masum kişilerden biri belki de en günahkârı...
"Neler oluyo burada neden toplandınız ve neden çağırdınız beni buraya?" dediğinde bende "bir de sen başlama, sende boğma beni sorularla vallahi çekil gitcem" dedim
Yeliz, önce Yavuz'a sonra ise diğerlerine bakarak "Selime bir şey mi oldu? Oğlum nerde?" diye sorduğunda kimseye izin vermeden tüm sinirlerinin ve nefretimin hıncını almak istercesine "şuan kendisi hastanede ölüm ile yaşam arasındaki çizgide yürüyüp duruyo ama biz böyle beklersek sanırım o çizgi tümüyle bitmiş olucak" dedim
Yeliz Hancıoğlu hem şaşkındı hem de afallamış bir hale bürünmüştü. O çok malum kişiye dönerek "ne demek oluyo bu yavuz kim bu çocuk ne söylüyo?" Yavuz ise yelizin gözlerinin içine bile bakamıyordu çünkü kendisi sadece bana bakmakla meşguldü.
Sıla bana doğru koşarak o da herkes gibi yakamdan tutup "ne diyosun ya sen Selime noldu naptın ona" dediğinde yakamı ellerinden kurtararak "ne buluyosun kızıl kız benim yakamda. Selim'i oraya sakladım diye mi bakıyosun. Her neyse çok uzattınız ben size tüm herşeyi anlattım şimdi gelmek isteyen arabasına binsin gelmek istemeyen ise yeliz hanımla aramıza girmesin" dediğimde yavuz "napıcaksın lan karıma! Nereye götürceksin onu?"
Sinirlenerek "başlıcam senin karına da sana da kendine bu kadar mı güvenmiyosun be adam? deyip yeliz hanımla yaklaşarak "bana güvenin farkındayım yabancıyım birden geldim saçma sapan konuşmuş gibi oldum ama şuan ciddi söylüyorum gitmemiz lazım yeliz hanım çünkü oğlunuzun size ihtiyacı var" dediğimde yeliz Hancıoğlu sakin bir şekilde benimle birlikte arabaya doğru yürümeye başladı. Yavuz Hancıoğlu ise "nereye gittiğini sanıyosun lan sen?" diye sinirlenmeye başladı ancak yeliz Hancıoğlu ona "daha önce başını okşamadığın oğlumun yanına" deyip arabaya bindi. Bende şoför koltuğuna geçip arabanın camından onlara "çok pardon da siz öyle aptal gibi bekleyecek misiniz? Her neyse gelmek isteyen takip etsin beni" deyip arabayı sürmeye başladım. Dışarda bir gram göz yaşı dökmeyen Yeliz Hancıoğlu arabada ağlamaya başlamıştı. Konuşmaya gücü bile yetmiyodu sanki fakat o titreyen o sesiyle "oğlum iyi mi? O neden hastanede?" diye sordu.
Ben ise sadece o titrek sese odaklanmıştım. Benim annem daha doğrusu beni bırakıp giden kadın hiç böyle merak etmezdi beni. Aksine her akşam eve geldiğimde sadece kazandığım parayı küçümser dururdu. Odağımı yeliz hanıma çevirerek "beni kurtarmak için önüme atladı. Yani ben... Ben öyle bir şey yapacağını hiç düşünmezdim..." Hayatımda ilk kez konuşurken zorlandığımı gördüm. Hiç düşünmeden konuşan ben bugün, şuan düşünmeyi bırak konuşmakta zorluk çekiyodum.
Yeliz hanım aynı ses tonuyla" durumu çok mu ciddi peki?" diye sordu ben ise "şey... Kendisi saldırının ilk günü has..hastaneye gitmeyi kabul etmedi. Doktoru onun yanına getirdik. Bı dükkanda dikiş attı...Fakat bu sabah kanaması oldu yani şey dikişleri açılmıştı... Bizde apar topa...." Ben cümlemi tamamlayamadan yeliz hanım "dedesi daha çok yeni vefat etti... Evden çıkıp gitmiş görmedim ben kendini kötü hissettiğini tahmin edemedim... Ben.. ben onun canının acıdığını nasıl hissedemedim. O benim oğlum, arkadaşım..."
Gözlerimi yoldan ayırmadan "inanın bana selim çok güçlü biri. Yani şuan belkide oturmuş sizi bekliyodur" diyerek teselli etmeye çalıştım. Hiç bilmediğim konulardı teselli etmek. Hastaneye kadar artık ikimizde konuşmamayı tercih etmiştik. Ve ben de yol boyunca bir annenin nasıl bu kadar merhametli oluşuna kaçıncı kez şaşırmıştım bilmiyorum ama son şaşırmamda hastanenin önünde olduğumuzu farkettim. Bu aralar tüm herşeyi geç fark ediyordum. Yol boyunca ağlayan yeliz hanım gözlerinin yaşını silip güçlü bir anne rolüne girmişti. İkimizde arabadan indiğimizde arkamızdan gelen doruk ve diğer kişileri görmüştük. Onlara aldırış etmeden içeri girdik. Selim'in olduğu kata doğru çıkacağımız esnada bekir amca yani namı değer bey amca karşımıza çıkmıştı. Yüzü asıktı, kötü bir şey olmuş gibiydi. "Selim hangi odada bey amca?" diye sorduğumda bizim olduğumuz tarafa baktığında önce yeliz hanıma daha sonrasında bana bakarak " Selim'i ameliyata aldılar" yeliz hanım daha fazla güçlü rolünde kalamayarak yere düşeceği esnada onu tutarak "yeliz hanım sakin olun, bakın güçlü olmanız lazım" diye sakinleştirmeye çalıştım. Fakat ayakta durabilicek hali yoktu. Onu kucağıma alıp, bey amcaya dönerek "bakma öyle bey amca Selim'in annesi oluyo kadın hemşire bul bakma öyle bakma" demeye başladım. Bekir amca ise etrafına bakınıp hemşire buldu. Hemşire" neyi var" diye sorduğunda ona "baygın görmüyo musun hemşire serum takın sakinleştirici verin bir şey yapın" dedim. Hemşire önünüze geçip bize" takip edin beni" komutu verdi. Bizde onu takip ettik. Bize boş bir odayı ayarladığında yeliz hanımı yatağa yatırdım. Hemşire önce tansiyonunu ölçüp bize "tansiyonu düşmüş" dediğinde " ona sakinleştirici verin lütfen az önce kötü bir haber aldı yani iyi değil kendisi" dedim. Hemşire "merak etmeyin gerekeni yapıcaz biraz dinlensin toparlanır" deyip sakinleştirici iğne yaptı. Dinlenmesi odadan çıktığımızda Selim'in arkadaşlarına "yeliz hanım şuan uyuyo az önce baygınlık geçirdi. Birinizin başında durması gerekiyo" dedim. Bekir amca da olmak üzere şuan ki sakin halime ikimizde şaşkınlıkla bakınıyoduk. Sanırım yeliz hanımın anneleği beni biraz olsun üzmüştü. Öyle ki karşımda bulunan yavuz Hancıoğlunun varlığı bile rahatsız edemiyordu beni. Uzay kızgın ve meraklı bir halde "kardeşim nerde hangi odada durumu nasıl?" diye soru yağmuruna tutmuştu. Bekir amca ise sakince " kanaması çok olduğu için ameliyata aldılar evlat merak etme iyi olucak arkadaşınız"
Bekir amca ve ben önde diğerleri arkamızda ameliyathanenin önüne geçmiştik. Rüya kapının önüne diz çökmüş oturur haldeydi. Bizi gördüğünde ayağa kalkarak yanımıza gelmişti. Çok yorgun gibiydi. Ve de çok korkmuş... Sıla ani bir şekilde rüya yı itekleyerek " senin burada ne işin var? Ne yüzle geliyosun buraya. Selim senin yüzünden bu halde. Seni mahvetmeden git burdan? Hemde hemen!"
Doruk, Sılayı ne kadar tutmaya çalışsa bile o inatla rüyayı itekliyordu.
Rüya ise üzgün ve korkmuş olduğu için kendini bile savunamıyordu.
Rüyanın önüne geçerek Sıla'nın gözlerine bakıp" bana bak kızıl kız bu hastaneye bir asi yetiyorda artıyor o yüzden sakın sende asi olmaya çalışma" deyip doruğa bakarak" çek kızıl patilerini lan oğlum durumu anlattım size demi bu kızın ne suçu var. Amına koyayım adam benden dolayı içerde yatıyor. Şuan sizin yaptığınız arkadaşınıza destek olmak mı sanıyosunuz. Siktirin" deyip tekrar sılaya bakıp"bana bak kızım bu kıza bir daha elini bile değdirirsen karşında beni bulursun"
Biz kendi aramızda tartışırken ameliyathanenin kapısı açılmış ve dışarıya bir hemşire çıkmıştı. Hepimiz hemşireye yaklaştık ve ona Selim'i sorucaktık fakat asi yani rüya bizden önce davranmıştı.
"O nasıl, durumu iyi mi?" diye sorduğunda hemşire gözlerini hepimizde gezdirip " çok fazla kan kaybettiği için acil A Rh negatif kana ihtiyaç var yakınlarınıza haber verseniz iyi olur" dedi.
Tüm herkes telefonlara yönelirken ben bir kaç saniye düşündükten sonra "kimseye haber vermenize gerek yok" dediğimde Uzay "neden seni kurtardığı için onu ölüme mi iticeksin?" diyerek ön yargı ile yaklaşımını sürdürmeye devam etti.
Ben ise alaycı bir gülümse ile "inan bana onu bu şekilde öldürmek hiç hayallerimin arasında yok kıvırcık çocuk aksine farklı planlarım var veliahtla ilgili"
Doruk "bana bak pislik hayatımıza birden dahil oldun kimsin hangi boktan çıkmasın bilmiyoruz seni uyarıyorum damarıma basma"
Doruğuna gözlerinin içine bakarak" sikicem sizin damarınızı" deyip hemşireye dönerek" benim kanım uyuşuyo yani ben veririm kanı" dedim.
Hemşire" bu çok iyi zaman kaybı olmadan lütfen benimle gelin kan için"
Bende hemşire ile birlikte yürümeye başladığımda kolumu tutan el durmama neden olmuştu. Kolumu tutan kişiye baktığımda rüyanın olduğunu gördüm. Beni durdurmasına anlam veremeyerek "napiyosun asi" diye sordum.
Rüya ise Selim'in arkadaşlarına bakıp "bende seninle gelsem olur mu?" diye sorup tekrar bana dönerek " bı küçük tartışma daha çıkmasın diye" dediğinde gülerek "ne o seni korumam hoşuna mı gitti asi"
"Ne saçmalıyosun be sen. Sana hâlâ gıcığım ve hala hoşlanmıyorum senden"
Rüyanın kulağına eğilerek "unutma asi en büyük aşklar nefretle başlar. Bence bu cümlemi kulağına küpe olarak takmalısın" diyerek hemşirenin arkasından yürümeye devam ettim. Rüyada benimle birlikte yürümeyi tercih etmişti. Kan alma odasına geldiğimizde hemşire "uzanın ve kolunuzu açın lütfen" deyip eline iğne ve kan tiplerini aldı.
Bu çok saçma gelebilir ama ben, Aksel Hancıoğlu iğneden korkuyodum. Çocukluk travmam gibi bir şeydi iğne ve kan... İğne Hamdi Akçadan kalma bir travmaydı. Onun yanında olduğum yıllarda onun istediği şeyi yapmadığım zaman ve beni başka şeyler adına kullanmak için yaptırdığı iğneden dolayı travma olarak kalmıştı bende. Kan... Kan ise katili olduğum ilk kişinin kanından kalmaydı.
Kolumu açıp uzandığımda hemşire elimde bir iğne ile bana doğru yaklaşınca istemsizce o anki tedirginlikle rüyanın elini sıkmaya başlamıştım. Gözlerim kapalı olduğu için rüyanın elini kaç saniye veya dakika tuttuğumu bilmiyordum ama sanırım onun canını acıtmıştım ki bana "gölge misin nesin bırak artık elimi. Aa ne o yoksa seni korumam hoşuna mı gitti gölge çocuk" diye alay edip kahkaha atmaya başlamıştı. Ben ise tuttuğum eli bırakıp gözlerine bakarak "hahaha çok mu eğlendin bakalım asi?" diye sorduğumda rüya gülerek "hemde çok eğlendim seni böyle korkak olarak görmek hoşuma gitti" dedi
"Bana bak asi canımı sıkma benim yürü git sevgilinin yanına" dediğimde rüya afallayarak "ne...ne sevgilisi..nerden uyduruyosun"
"Off çocuk musun kızım sen veliahta aşık olduğun ortada haydi uzak dur benden"
"Sen.. sen çok şeysin sen çok pisliksin"
"İltifatın için teşekkürler asi biliyorum çok pislik olduğumu"
Rüya ile birlikte tekrar ameliyathanenin önüne gittiğimizde Bekir amca yanıma gelip "aferin sana olması gerekeni yaptın ve gözüme girdin" dedi.
Ben ise her zaman ki tavrımla "ne büyük şeref bugün çok fazla iltifat alıyorum" dedim ve tekrar "az önce de söylediğim gibi bey amca içerdeki veliahtla ilgili çok başka hayallerim var benim o yüzden iyilik yapıp yaşamasına yardım ettim, yani evet bı nevi olması gerekeni" dedim
Söylediğim tüm herşeyde haklıydım çünkü onun bu şekilde ölmesi hem bana haksızlıktı hem de tüm almak istediklerim ondaydı. O yüzden ölemezdi. Yaşamalıydı, yavuzdan intikamımı alabilmemin tek yolu o veliahttı.

*Beş saat sonra*..
Veliahtın ameliyatından geçen saat dilimi. Tam beş saattir içerdeydi ve onun yüzünden o çok malum kişiyle aynı zaman diliminin bitmesini bekliyorduk. Veliaht ameliyattan çıkıp odaya alındığında ve odadan doktor çıkıp gerekli konuşmayı yaptıktan sonra tekrar bize "bu arada hanginiz Aksel acaba, selim bey akselle konuşmak istiyo" dediğinde gözlerim aniden bey amcaya yönelmişti. Ona ben ne alaka bakışı atıp daha sonra doktora " Aksel benim ama" bir kaç saniye durup yeliz hanıma bakarak "önce annesinin görmesi gerekiyo" deyip tekrar doktora döndüm.
Doktor "bende öyle düşünüyorum fakat selim bey sizi görmek istiyo"
Yeliz hanım "onun iyi olduğundan eminim o yüzden sen git yanına önce"
"Ama siz"
Yeliz hanım" sorun yok hem beni böyle üzgün görmemeli, "
"Peki"
Selim'in yanına girdiğimde kapıyı kapatarak dışardaki sakin ve efendi tavrimdan kurutularak Selime "çok mu özledin veliaht beni öyle ki annenden önce beni görmek istemişsin" dedim
Selim " seni mutlu etmek isterdim ama hayır seni bir gram özlemedim seni çağırma sebebim beni bu hale getiren kişileri öğrenmek"
"Hiç boşuna nefesini tüketme"
"Bana borcun var gölge"
"Başlatma lan borcuna, benim sana borcum yok bitti. Nasıl mı bitti? Sayayım hemen. Amına koyayım çok sevdiğin babana zarar vermedim.
Seni sırtımda taşıdım.
Sabahın köründe uyanıp kahvaltı bile etmeden ilaç aldım sana hemde kendi paramla. Seni hastaneye getirdim.
Yetmedi gittim anneni ve sevgili arkadaşlarını buraya getirdim. Gerçi hep o bey amca yüzünden gittim evine"
Selim sinirlenerek "bitti mi. Saydın mi yaptığın iyilikleri?"
"Bitti"
"Güzel şimdi otur anlat kimdi bana saldıranlar"
"Sana değil bana saldıranlar"
"Şuan burda yatan kim?"
"Sen"
"O zaman anlat kimdi onlar?"
"Senin burda yatman kendi aptallığın veliaht kim dedi sana önüme atlamanı?"
"Siktirme lan belanı. Kimdi oğlum onlar"
"Anlaşma yapalım o halde yoksa anlatmam"
"Burdan çıktığımda seni ben kendi ellerimle teslim edicem"
"Veliaht şansını zorlama"
"Ne anlaşması"
"Ben sana saldırganları söylicem sende burdan çıktığımızda bana benim olan hayatımı vereceksin. Yani sizinle birlikte yaşamamı hatta seninle aynı okula gitmemi sağlıcaksın"
"Peki o halde anlaştık "
Selim'in bu kadar çabuk uyum sağlaması şaşırmama neden olmuştu
"Bu kadar çabuk mu veriyosun hayatımı"
"Aynen öyle"
"Peki neden"
"Düşmanımız ortak"
İkimizde aynı anda
"*Yavuz Hancıoğlu*"
diye söylemiştik.
"Tamam anlatıyorum yeni düşmanını o halde "
Selim pür dikkat beni dinlemeye başlamıştı.
Bende çocukluğumu kısa bir özet geçip hamdinin bana neden kızgın olduğunu anlattım.
Selim"ne yani sen küçük bir veletken o hamdiyi mi vurdun"
"Evet hemde defalarca ama adam bana çok güvendiği ve bana çok düşkün olduğu için zarar vermedi ama bu son yaptığım onu delirtmiş olmalı ki beni öldürmek istiyo"
Selim gülerek"ne tesadüf bende aynı şeyi istiyorum"dediğinde ona "ne tesadüftür ki aynı şeyi bende istiyorum ama ben öldürmeyi değil hayatını sikmeyi" dedim.
Biz konuşurken odaya aniden Yeliz hanım ve Yavuz Hancıoğlu girmişti. Selim annesini görene kadar mutluydu fakat babasını gördüğünde yüzü düşmüştü. Sanırım ortak düşman konusunda haklıydı. Yeliz hanım hızlı adımlarla Selime yaklaşıp ona sarıldığında selim canı acıyarak "güzellik sarılmasan da sadece öpsen olmaz mı? " dediğinde annesi gülerek "sen iyisin iyi annenle dalga geçtiğine göre" deyip tekrar "çok korkuttun bizi çok kan kaybetmişsin durumun çok kötüye gidiyodu ama" deyip bana baktı ve daha sonra tekrar Selime dönerek "Aksel olmasaydı belki de.."
Selim" ne demek Aksel olmasaydı"
Yeliz hanım "sana kanı Aksel verdi kendine çok iyi bir arkadaş seçmişsin selim"
Selim duyduklarına şaşırarak bana baktı ve "şaka demi senin kanının bende olması" dedi
"Tüh az önce bu kötü haberi sana bildirmeyi unutmuşum" diyerek odadan çıktım. Kendimi hızla hastaneden atmak istiyordum. Çünkü yorgundum. Çünkü tüm gece uykusuz kalmıştım. Çünkü düşmanım olan veliahta kanımdan vermiştim. Hastaneden çıkıp arabaya yöneldiğimde arkadan gelen rüyanın sesi arabaya binmemi engellemişti.
"Onlara neden söylemedin?"
Arkamı dönüp rüyaya"asi bugün hiç peşimden ayrılmadın korkutmaya başlıyosun beni" dedim
Rüya ise aynı şeyleri tekrar ama daha sert bir şekilde"sana bir soru sordum. Neden söylemedin onlara "
"Neyi söylememişim ben onlara"
"Selim'in kardeşi olduğunu neden söylemedin?"
"Asi bak çok yorgunum açım ve uykusuzum ben olsam bana bulaşmazdım"
"Soruma cevap ver"
"Sana ailevi işlere bulaşmaman gerektiğini öğreten olmamış anlaşılan"
"Sen söylemezsen gidip ben anlatıcam herşeyi"
Sinirlenerek rüyaya daha çok yaklaşıp"bana bak asi bugün canım iyice sıkıldı ve cidden sende damarıma damarıma basıp duruyosun uzak dur benden"
"Gerçeği söyle o zaman"
"Sanane lan gerçekten. Sen gitsene kızım aşık olduğun adamın yanına. Aşıklar mı karıştı yoksa asi"
Deyip arabaya binip hızla çalıştırarak hastaneden uzaklaşmıştım.
Hastaneden uzaklaştığımda direksiyona vurmaya başladım.
Daha bir kaç saat öncesine kadar sadece gerçek benliğime dönmeyi istiyodum, fakat şuan onun hayalini bile uzak tutmayı başarıyordu tüm herkes.
"Tüm hayatımı siktiniz lan buna rağmen bile ben hiç bir şey yapamıyorum. Şerefsiz Hancıoğlu annemi aldın benden. Hayatımı çaldın benden. Şimdi de veliahtın için kanımdan kan aldınız damlalarca."