Ankara

Vaveyla Yazarı: Beyza Nur Deniz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: Ankara

Yazarın Anlatımıyla
Bazen herşeyi geride bırakmak gerekirmiş. Rüyanın da söylediği gibi *olduğumuz kişiden bazen vazgeçip kocaman bir taş koymalıydık üzerimize* olduğumuz kişiyi kusursuz bir şekilde hayatta tutmak yorabilirdi insanı.
*&*
Herşey bir tesadüfle başlamıştı selim için, sonra aşka dönüştü ve ipin ucunu iddialara bırakmıştı.
O küçük çocuk bir hevesle yürüdüğü yolda, ayağı küçük bir taşa takıldığı anda pes edivermişti.
Pes edişi kendisiydi, hevesle yürüdüğü yoldu.
Yorulmuştu o da bugüne kadar hep saklamıştı göz yaşını. Erkekti ya gururu incinmesin diye söylememişti kimseye canının yandığını. Sonrası... Teslim etmişti kendini yediremediği gururuna. Selim kimseye görünmeden odasına geçti ve yatağının kenarında oturdu öylesine sessizce. Rüya yanından ayrıldığında, aksele yola çıkıyoruz demesinin ardından dakikalar sonrasında oturduğu yerden ayağı kalkıp dolabında ne varsa rast gele alıp koydu valizine. Alt katta oturan uzay ve diğerleri kendi aralarında sohbetler ediyolardı.
Uzay : kaptanı görmeniz lazımdı elleriyle rüyanın yanaklarından tutup gözlerine bakarak *emin ol burda olmam daha riskli kelebek* dedi. Kızı kendisine nasıl inandırdı anlatamam abi size"
Umay "şuan ciddi ciddi birlikteler mi yani. Of uzay ya bu dedikoduları olay anından kaç gün sonra qnlatıyosun vallahi aşk olsun"
Uzay "o an anlatırdım ama yengeyle kaptan beni orda esir olarak kalmama izin verdikleri için ve söz verilip doruk efendiye haber verilmediği için anlatma hevesim kalmamıştı"
Doruk" ben ne alaka lan. Hayır konu dönüp dolaşıp nasıl yine bana geliyo anlamıyorum"
Emre "sanırım aşık oldu sana"
Doruk sinirlenerek "yav şöyle söyleyip durmayın sevesim varsa da sevemiyorum abi ya" diye isyan etti. Onlar sohbet ediyorken aralarında sadece selim ve sıla yoktu. Selim kendisiyle kalmıştı. Sıla ise haksız olduğu halde her zaman ki gibi kendisini haklı görmekle meşguldü.
Emre "ya onu bunu boşverinde bizim şu iki şahis arasında bir şey mi oldu ikiside gergin ve konuşmuyorlar"
Umay "evet ya buraya geldiğimizden beri hep bir tartışma noluyo"
Uzay sebebini bildiği için konuyu kapatmak istemişti. "Ya her zamanki sıla işte demistir yine bir şeyler düzelirler boşver, siz onları unutun da şu gelen artiste bakın".
Hepsi birden bahçede öylece dikilmiş eve bakan aksele bakmaya başladılar.
Doruk "ne işi var bunun burda, selim gelecek ortam daha kötü olucak"
Doruk ayağa kalkıp aksele doğru yürümeye başladı diğerleri de arkasından yürüdüler. "Ne işin var burda?"
Aksel eli cebinde "ya bu ev kaç metre kare"
Emre "dalga mı geçiyosun bilader"
Aksel "yoo dedemin evine şöyle bir göz atıyorum"
Doruk tam size girecekken selim ona izin vermeyip kendisi konuştu. "yıllardır arayıp merak etmediğin ve ölümüne sebep olduğun deden mi?"
Uzay "k'kaptan sen ne ara şey yaptın. Lan sen ışınlanmayı mı icat ettin?"
Doruk "boş yapma uzay. Farketmemişiz işte de abi yeliz abla sana çok sinirli bilgin olsun hastaneden kaçmalar riske girmeler falan"
Aksel "vay be hem hastaneden kaç hem o ara bir sevgili yap hemde iddiaya girip ertesi günü de kızı elden kaçır"
Doruk "ne diyon bebe sen? Düzgün konuşsana"
Aksel "bilmiyolar demi?"
Emre "neyi?"
Aksel "bu salak üzerine kumar oynadığı kızı elinden kaçırdı kız hoppp bastı tekmeyi buna"
Selim yarası yüzünden çok rahat haraket edicek durumda değildi ama yine de aksele doğru yürüyüp yakasından tutarak "bana bak lan yemin olsun anlaşmayı, hamdiyi gölgelik yaptığın babalığı gözüm görmez öldürürüm lan seni"
"Benim bir kaybım olmaz abisi hiçbir şeyim yok zaten dilediğini yapabilirsin ama sonuçlarına sen katlanırsın. Anlaşma yaptık kabul ettin adam gibi arkasında dur!"
Uzay "bak susayım susayım diyorum ama meraktan çatlamak içinde çok gencim noluyo ya hamdiyi anladık zaten kim olduğunu da anlaşmaya kafam basmadı"
Selim "içeri geçin anlatıcam" doruk, uzay ve emre içeri geçtiğinde akselde onlarla birlikte içeri geçmek istemisti ama selim onu durdurarak "anlaşma da benimle beraber adım atacağın yok geri bas"
Aksel "pekii abicim ne konuşacaksaniz konuşun da bir an önce başlayayım yeni hayatıma söyle annene hazırlansın"
Akselin bu davranışları ve rahatlığı grubu iyice sinirlendirmeye yetiyoken bir de selim gruba hiçbir şeyini anlatmamaya başlamıştı.
Herkes salondaki koltuklara yerleşince tüm merak edilen sorular birer birer ortama giriş yapmıştı.
Uzay "hiç sevmedim ben bu çocuğu bilesiniz. Vallahi kıymetimi bilin benden daha beterleri de varmış"
Emre "harbiden de öyle. Selim bu çocuk ne ayak şimdi bizimle Ankara'ya mi gelecek?"
Doruk "bu çocuğu bı gram olsun gözüm tutmadı kardeşim bilmiş ol. Bak sen" deyip durdu bir kaç saniye doruk, söylemek istediği şeyi nasıl söyleyeceğini bilmiyor gibiydi. Fakat artık herşey söylenmek istediği gibi değilde pat diye anlatıldığı için doruk da çekinmemeye karar verdi.
"Dedemle tartıştığınız gün bir kardesin olduğundan bahsetmiştin. O günde hastanede şaşırdığımız gibi şaşırmıştık. O tartışmada olaylar anlaşılmıyordu ama hastanede olduğunu bize haber vermeye geldiğinde ve sen yine kardeşin olduğunu söylediğinde her neyse işte kafamız Allah bullak. Tokat'a geliyoruz ortaya bir kardeşin çıkıyo sonra birde Hamdi efendi çıktı noluyo be abi?"
Çaresizliği çok iyi biliyordu Selim Hancıoğlu. Cevabı olmayan soruların ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Öğrenmişti ve hatta öğrenmek zorunda kalmıştı. Yetişkinlik gerçekten de zordu artık tamamen öğrenmişti. Öğrenmek istemese dahi....
Selim bir sağa bir sola döndükten sonra kendine bir sandalye alıp oturmaya karar verdi. Kendisini sorgu odasında suçlu bir kişi gibi hissediyordu. "Çocukken öğrendim bir kardeşim olduğunu, yani o an nasıl gelipte söyleyebilirdim bilmiyordum. Zaten kimsede onun varlığından bir haberdi o yüzden kimseye bahsetmek istememişti ailem. Ama ben ne pahasına olursa olsun onunla tanışmak istedim ve onu her yerde aradım bu yaşıma gelene kadar da aramaya devam ettim. Kendisini çok iyi saklamıştı."
Doruk "peki neden birden bire ortaya çıktı ne istiyo senden? Hamdi peki o ne ayak?"
"Onu bende tanımıyorum dışardaki salağın düşmanı işte ama sanırım artık benimde düşmanım"
Emre "sen ne alaka? Bırak abi kendi bokunu kendi temizlesin"
"Benimle alakası şu kardeşim o salağın hayatını kurtardığım için bende düşmanı oluyorum. Çünkü Hamdi akseli öldürmek istiyordu bende buna engel oldum"
Uzay "abi sen cenabet falan olabilir misin acaba?"
Ciddi bir konuşmanın ortasına yine bomba attığı için tüm hepsi ona ağzı açık bakakalmıştı.
Doruk "mal mısın uzay?"
Uzay "ne var oğlum adım attığımız yerde üzerimize düşman yağıyo bende... Sen mi cenabetsin lan yoksa?"
Doruk "Uzay ,Selim'in karnını diken doktorla konuşur seninde ağzını dikmesini isterim. Hem ben daha sevgili bile yapmadım moruk"
Emre "sen mi yapmadın? Güldürme beni"
Doruk "evet yapmadım oğlum yarışlarda arabaya attığım kızlarla yarış esnasında şey yapmıyoz herhalde"
Uzay "senin kanında az biraz piçlik olabilir kardeşim o yüzden kansız kalıp senden kan almak hiç istemezdim"
Herkes gülüşürken doruk birden "ee napıyoruz kardeşim artık gitmeliyiz yola çıkmalıyız. Bu arada bu dışardaki malı napıyoruz arabama bindirmem ona göre. Hm ya da binsin yolda belki çenesini kırarım veya bir yerlerini koparır köpeklerin önüne atarım"
Selim, dışarda durmuş onları seyreden aksele bakarak "bu namı değer gölge benimle geliyo" dediğimde doruk "abi şu benim yanımdaki salakta seninle gelsin hem konuşursa o malda bıkar bayılır belki"
Uzay "hı hı hı çok komik bebeğim hem bende sana meraklı değilim"
Doruk "aaa ne büyük şanssızlık tüh"
Uzay "ulan varya hayatınızda benim gibi biri olduğu için şükredeceğinize ben hâlâ ama hâlâ nankörlük görüyorum ayıp valla, neyse gideyimde hazırlanayım "
"Uzay anneme de seslenir misin hazırlansınlar artık, bı de sılaya da seslen"
Uzay "tamamdır kaptan"
Emre "ya abi sizin sıla ile aranız limoni mi geldiğimizden beri bı bok var sizde"
"Sıla işte her zaman ki boş konuşmaları takmayın"
Doruk "hadi lan kalk bizde gidip hazırlanak"
Emre ve Doruk odaya çıktıklarında Umay da peşlerinden gitmişti.
Aksel ise Selim'in yalnız olduğunu görünce hızlıca yanına geçip koltuklardan birine serildi. Selim ise sadece onu seyretmekle yetindi.
Aksel "dışarda ayakta damat gibi beklemekten sıkıldım bak bu ara senin için çok fazla fedakarlık yaptım"
"Ee napim ben mi istedim"
"Ee Hancıoğlu senin kız nolucak tüh kaldı buralarda ağlaz bir bebek gibi"
"Sabrımı sınama gerçekten anlaşma başlamadan biter. Ee Hamdi akça peşine düşerse ailemde tehlikede olucak"
Aksel "aile? Vay be? O korkak herifi bilmem ama annen.. ona zarar vermezler merak etme"
"Eğer sonları dedem gibi olursa seni bitiririm çocuk. Beni öldür diye yalvarmak zorunda kalırsın"
Aksel "ya bu sözler son sınıf öğrencisi için fazla kaba değil mi? Bazen senin beynin olmadığını düşünüyorum gerçi olanı da ya benimle ya da saçma salak bir aşkın peşine düşerek harcıyosun. Yazık sana"
Aksel ve selim artık susmayı tercih ettiklerinde sadece sessizlik konuşmuştu. Aslına bakarsanız ikisi de birbirlerine çok benziyorlardı. İkisi de aile ne demek hiç bilmiyordu. Selim ortada var olmayan bir aile ile büyümüştü ama şiddet yanlısı bir baba ile çocukluğun ne demek olduğunu bilmiyordu. Aksel ise, o hiç çocuk olamamıştı.
O çocukluğunu rafa kaldırmak zorundaydı.
Büyümek zorundaydı.
Aksel o hayata mecburdu. Aralarında konuşan sessizlik bozulmuştu ve selim, aksele "biz önden çıkalım arabada bekleyelim"
Aksel "sebep?"
"Canım öyle istiyo çünkü. Baba____ o adama vermem gereken bir hediye olarak düşün kendini"
Aksel "peder çok da sevinmeyecek benim gibi iri yarı bir hediyeye"
"Hadi uzatma"
İkiside evden çıkıp arabaya geçip oturdular. Aksel rahat durmayıp arabanın içini kurcalamaya başladı.
"Lan oğlum dokunma rahat dur!"
"Abicim sen bakıma muhtaç olabilir misin? Lan oğlum insan arabaya kolanya molanya bir şey koyar sen ne tür bir pisliksin arkadaş"
"Elini bı taraflarına sokmadan sen sessiz ol ve rahat dur"
"Kabul et sende sevdin beni?"
"Hı hı" selim evden valizini evden almadığı için uzayı aradı. "Alo kıvırcık biz arabada seni bekliyoruz gelirken benim çantayı de alsana" "tamam hadi oyalanma"
Aksel yüzünü ekşiterek "o aptal bizimle mi gelicek?"
"Neden beğenemedin mi?"
"Asla! Onun yerine doruk olsa daha iyiydi ama bu uzay... Uppsss içim ürperdi"
"Anlaşmayı bozmayalım"
"Anlaşmada bir salağın çok konuşması ile meşhur olduğu yoktu"
Çantalarla beraber hızlı adımlarla yürüyen uzayı gördüğünde gülmesine engel olamamıştı. Uzay uzaktan "lan ne bakıyonuz bir el atın hiç mi yardımsever yanınız yok lan" diye sesleniyordu. Selim, aksele göz ucuyla baktı.
"Ne? Ooo hiç bakma inmem"
"Az biraz daha fedakarlık yapman gerekicek sanırım"
"Asla!"
Bir kaç saniye sonra kendisini eline valizleri alırken bulduğunda kendisine saydırmaya başladı Aksel."Allah'ım ne günah işlemiş olabilirim böyle bir insanlarla karşılaşmak için? Hayır yani piçlikte yapmadım. Haa ben anladım ortaya çıktım ya böyle kimseye haber vermeden ondan demi tüm belalar"
Uzay "sen ne saydırıyon iki saattir deli misin sen? Hayır öyleysen yol üstünde bı hastaneye kapattıralım seni"
Aksel "kes sesini ve çantaları yerleştir"
Uzay "kaptan bak bu sabrımı sınamaya başladı çok terbiyesiz, bak zaten sana gıcığız hepimiz bence sus"
Aksel "bende sana aşırı ayar oluyorum o yüzden sana daha fazla ayar olup yol kenarına cesedini fırlatmadan önce bir düşün ve bana bulaşma"
Uzay korkup arka koltuğa geçip oturdu, Aksel ise birbirlerini çok seviyomuş gibi öne geçmişti. Doruk ve diğerleri de artık hazırlardı ve yola çıkma zamanı gelmişti. Selim buraya bir umutla gelmişti ama içinde tomurcuklanan küçük bir umudu da yitirmişti artık. Sanki son kez gelmis olucaktı tokat'a. Sanki son kez bakıyor gibiydi. Oysa kalmak istiyordu. Kalıp tadmak istiyordu acıyı, tatlıyı. Ömrü kısa olan kelebeğe risk alarak yaklaşmıştı. Bu risk kelebeği öldürmemişti ama güvenip konduğu omzuna bir daha konar mıydı hiç bilmiyordu. Uzay dayanamayıp "gidip vedalaşmıcak mısın yenge ile kaptan?" diye sordu.
Fakat yanıt selimden değil akselden gelmişti. "Sanırım çevrende bulunan kimse de beyin yok abisi? Lan beyni küçük marol sen inandırıcı olsun diye kıza birde yenge mi diyosun? Harbi beyin yok"
Uzay "ulan varya Ankara'ya gittiğimizde kafanı klozete sokmak için can atıyorum"
Aksel "hah hah ha bi de espiri yapıyor Ankara bebesine bak sen"
Selim elini direksiyona vurup "kesin lan sesinizi! İkinizi de yolun kenarına fırlatmadan kesin sesinizi"
Aksel "arkadaşları mı karıştırdın yaralı ceylan ben senin o sus pus arkadaşlarına benzemem"
Selim "niye lan yavuzun oğlu sende hamdinin sus pus oyuncağı değil misin?"
Aksel ' kafanı direksiyonla bütünleştirmeden önüne dön"
Selim "noldu lan yarana tuz mu bastım"
Aksel "benim yaramdan sanane lan! Yaralarımın sebebi sizsiniz lan zaten sen ne tuzundan bahsediyosun abisi hı"
Selim "ulan ben mi açtım yaraları neyin artistliği bu"
Aksel "sür arabayı sür! Daha bana verecek emanetlerin var"
Uzay "benden daha beter çıktınız lan susun yemin ederim başınıza bela olurum, kaptan sinirlenmeye değecek bir tipi var mı bak bı kaza yaptırcak salak"
Aksel "ulan marol ordan bakınca sakin bir tipe benziyo muyum peki?"
Uzay "bir daha bana marol veya başka şeylerle hitap etme Aksel misin akrep misin?"
Aksel "kafam atarsa akrepte olurum sel de olurum ankara bebesi"
*Yedi saat sonra*
İkisi için de işkence gibi geçen bir saat birimi.
Onlar görüp görmedikleri en saçma düşman kardeşlerdi. İkisi de inatçı, öfkeli, yaralı, ikisi de. Selim ezbere bildiği ama sevmediği o sokağın ve evin önünde durup arabanın anahtarını uzaya fırlattı" al bakalım kıvırcık bundan sonrası sende sabah alırım arabayı"
Uzay "tamamdır kaptan eyvallah" deyip aksele bakarak "düşmanın bol olsun bakalım akrep" deyip yanlarından ayrılmıştı. Selimde önde çantasıyla, Aksel ise arkada eli boş bir şekilde ilerliyolardı. Aksel buraya daha önce geldiği için öylece etrafına bakındı bir kaç saniye sonrasında o kör noktaya bakıp takıldı orda. Yine istemsizce yüzündeki çiziğe gitmişti eli. Sonrasında ise gözünün önünde sağlayan küçük bir çocuk ve zalim bir adam belirmişti. *"Annem gitti baba*"
*"Napim lan gittiyse banane lan. Seni uyarmadım mı lan ben bana baba demiceksin demedim mi?*"
*"Keşke ölsen şerefsizsin sen*"
"*Ne dedin lan sen*"
Ve o çiziğe neden olan darbe. Sanki şuan oluyomuş gibi canı acımıştı akselin. Gözleri dolmuştu istemsizce.
Selim "vaz mi geçtin lan? Korktun mu yoksa?"
Aksel "ordan bakınca Yavuz'a benzer bir halim mi var abisi?"
Selim" var. Sana boşuna yavuzun oğlu, yavuzun gölgesi, gayrimeşru gölgesi demiyoruz heralde"
Aksel "saat gecenin bilmem kaçı olmuş sen hâlâ dır dır edip duruyon mahalle teyzesi mi kesildin başıma?"
İkisi de geleneği bozmayıp kavgalarını ettikten sonra salona geçip karanlıkta oturup yavuz ve yeliz'i bekliyorlardı. İkisi de karanlıkta kalanlardı. Fakat Aksel tam bir karanlığın çocuğuydu. Karanlık onun yuvasıydı. Çok yakışmıştı karanlık ona ve bu yüzden hiç yabancılamamıştı.
Çok sürmemişti gelmeleri.
Bı araba sesi sonrasında kapı sesi "yorgunum ben duş alcam kıyafet hazırla" diyen yavuz salonun ışığını açtığında gördükleri karşısında öylece kalmıştı.
Yeliz, Selim'i görünce hem kızmış hem sevinmişti ama gözleri akselde takılıydı.
Yeliz "oğlum arkadaşınla geleceğini söyleseydin hazır____"
İzin vermemişti selim annesine oturduğu yerden kalkıp yavuzun gözünün içine baka baka "yabancı değil aslında tanıştırayım".."Aksel Hancıoğlu kendisi yani bizden sakladığın oğlun"
Yeliz ve Yavuz şaşırarak aksele baktığında Aksel dalga geçer gibi el sallayarak "selamın aleykümm" dedi.
Yavuz olduğu yerde korkuyla sendelemeye başlamıştı. Akselin ortaya çıktığından haberi vardı ama inanmamıştı.
Yeliz "sen...sen hastanedeki çocuksun"
Aksel de oturduğu yerden kalkıp" evet oğlunuza kan veren çocuk." deyip Yavuz'a bakarak "neden şaşırdın oysa dedemin evinde karşılaşmıştık demi...babacım"
Yavuz ürkek bir çocuk gibi konuşmaya başlamıştı. "S..senin burada o...ollmaman lazım sen ... Sen öldün bu mümkün değil, vurmuşlardı seni"
Aksel "aa demek haberin var o yaralanmadan gerçi kim bilir hangisinden bahsediyosun ama maalesef sana güzel bir haber veremiceğim peder"
Selim "ikinizde birbirinize o kadar benziyosunuz ki. Ee beğendin mi hediyemi yavuz efendi tabi gurur da duy piçinle malum kendileri dedemin sonu oldu"
Aksel "bak sabrımı iyice sınıyosun piç falan hayırdır. Seni daha önce uyardım abisi kendi hatanın bedelini benim önüme koyup da ödememi bekleme."
Selim "kes sesini"
Yeliz "hepinizde kesin susun artık! Bu senin hatan yavuz. Bu çocuğu saklarayak hataların en büyüğünü yaptın şimdi ne halin varsa gör"
Yavuz adeta ölmüş gibiydi. Buz kesilmişti.
Aksel hersey normalmiş gibi "ee yok mu şöyle deniz manzaralı odanız ya? Bı oda gösterin de uyuyalım"
Yavuz şaşırarak"defol git lan evimden. Seni o akşamda uyardım lan ben! Çöplüğüne dön lan şerefsiz herif"
Aksel "he aynen uyardın hatta bana neyim lan ben gayrimeşru koruma vakfı gibi bir şey demiştin"
Selim "piçin burada kalıyor artık Hancıoğlu unut evden göndermeyi hediyemle beraber yaşıyacağız bundan sonra"
Yavuz "ne diyosun lan sen it herif gidicek lan bu çocuk burdan"
Aksel "uykum var benim uykum oğlunun bana borcu var benimde ona hadi bakim oda verin bana"
Yavuz, çok seviyomuş gibi karısının gözlerine bakıp burdan gitmesini ister gibiydi "bakma öyle sen yaptın tüm bunları. Bu hale senin yüzünden geldik. Anlıyo musun?"
Yavuz "ne saçmalıyosunuz lan gebertirim lan sizi. Bu çocuk buradan defolup gidicek lan"
Aksel "öyle kolay mı ya Hancıoğlu öyle kolay mı? Biraz dur bı sindir beni."
Selim "sana gayrimeşru gölgenle iyi uykular yavuz efendi"
Aksel "lan şöyle söyleyip durma. Adama su falan getir" deyip gülerek "baksana şaşkınlıktan titremeye başladı."
Yavuz "senin burada kalmana izin vermiyorum lan ev benim siktir git şerefsiz"
Yeliz "bizi bu duruma sen düşürdün ve o yüzden de bu çocuk burada kalacak"
Yavuz " sende hiç gurur yok mu lan. Başka bir fahişenin çocuğunun evinde kalması hoşuna mı gidiyo"
Aksel " fahişe mi? Beni siz yaptınız peder bey. Beni dünyaya siz getirdiniz ve bedelini siz ödeyeceksiniz"
Selim "nasıl olur da öz oğlunu evden kovarsın çok ayıp" deyip tekrar "hadi lan sende daha sabah okula gidicez" deyip ikisi de odaya gitti. Yeliz ise yavuza hayal kırıklığı ile bakıp odasına geçti. Yavuz ise yıllardır sakladığı günahıyla baş başa kalmıştı. İnsan günahlarından daha ne kadar kaçabilirdi ki? Sonsuza dek saklanabilir miydi? Hayır. Sonsuzluğun mümkün olmadığı gibi kaçmakta mümkün değildi.
Selim tişörtünü çıkarıp rast gele bir yere fırlattıktan sonra hiç özlemediği yatağına uzandı. Sonunda yüzleşmişti Aksel Hancıoğlu babasıyla. Belki farklı bir hayat yaşamış olsaydı belki sevinirdi babasıyla yaşamaya başladığı için fakat onun için sevinilecek bir hayat yoktu. Mendil satan çocuk katile dönüştü sonrası hep kaçmak oldu. Aksel dalgın dalgın saçıyla oynamaya başladığında selim alaycı bir gülümseme ile "ne o lan babanı çok mu özlemişsin?" diye sordu.
"Siktir salak!"
"Evimdesin sabrımı sınama"
"Başlıcam lan evine de sabrına da" durup tekrar "şit lan bı şey sorucam" dedi.
"Yat zıbar sabah sorarsın"
"Bu peder bana neden sen ölmedin mi? Sen öldün gibi cümleler kullandı?"
"Ne bilim lan ben oradan bakınca polise mi benziyorum?"
"Bu yavuz beni görünce bu kadar korkması normal değil. Şaşırmış olabilir evet ama korkmak hayır. O gece yani buluşma gecesini Hamdiye uçuran yavuz olma ihtimali yüzde kaç sence?"
Selim gülerek"yavuz mu bildiğimiz yavuz Hancıoğlu? Birincisi adamı tanımıyo. İkincisi tanısa bile böyle bir korkak adamdan beklenen haraket mi sence?"
"Neyse çıkar kokusu zaten da ee ben nerde yatıyorum müstakbel abicim?"
"Kucağımda. Banane lan nerde yatarsan yat bana bulaşma yeter"
"Hoppala olmuyo böyle abisi"
Selim yattığı yerden zorda olsa kalkarak akselin yakasını tutup "bana bak lan Aksel şerefsizi zaten kendi evimde senin gibi birine katlanmak zorundayım ve bu beni deli ediyo o yüzden daha da deli olmadan kes sesini yemin olsun seni Hamdiye kendi ellerimle veririm!"
Aksel alaycı bir ifadeyle yakasını tutan ellerden kurtulup "git ver amına koyayım git yiyosa ver. Lan sanki anlaşmayı sana zorla kabul ettirdik. Merak etmeseydin bu düşman kim diye. Piçe bak tehdit ediyo"
"Yat zıbar lan"
Aksel odada bulunan koltukta uzanmaya karar vermişti. Öyle yorgundu ki gözünü kapar kapamaz dalmıştı uykuya. Yorgunluğu uykusuz kalmak değildi. Yorgunluğu bu yaşına rağmen sürekli kendisini korumak zorunda kalmasıydı. Kimsesizdi. Artık bir evi vardı belki ama o kimsesizdi. Öz babasıyla beraber aynı çatı altındaydı ama onun için bir çöplükten farkı yoktu. Onun için günahtan başka bir şey ve gençlik hatasından başka hiçbir şey değildi.
*&*
*Rüyanın ağzından*
Sabah hepimiz erken saatlerde uyanmıştık. Çünkü hem annem tokat'a geri dönücekti hem de okula gidip sınıfımı ayarlamam gerekiyordu. Bugün kendim için kötü bir gün gibi sanki. Tuhaf bir his vardı içimde. Onunla tekrar karşılaşma düşüncesi beni deli ediyordu. Kendi kendime "lütfen bugün güzel geçsin ve bu yıl onu hiç mi hiç görmeyeyim lütfen. Onun gibi şımarık bir zübbe ile karşılaşma ayyy çok berbat" dedim. Aşağıda kahvaltı masasında beni bekleyen cemaatlerden biri "rüya! Tatlım haydi kahvaltı yapıyoruz. Kız rüya bu neyin uykusu anlamadım ki" seslenen kesinlikle teyzemdi. Annemin kimden eğitim aldığı çok açık belliydi. "Geliyorum teyze!" Sabah erken saatlerde kahvaltı yapmaktan gerçekten nefret ediyordum. Kim icat etti ki bu erken kahvaltı şeysini. Hayır yani kahvaltı saati saat 12 de olsa nolurdu?
Uykusuz, gergin bir rüya kahvaltı yapınca doymuyo ve günü kötü geçiyo bunu hâlâ kimse öğrenememiş.
Odadan çıkıp merdivenlerden indiğimde gözlerim uykusuzluktan çift görmeye başlamıştı ve kendi kendime olmayan bir basamak yaratmıştım. Sonrası çok fena "ahh! Off! Dakika bir gol bir anlaşılan günün kesinlikle kötü geçicek"
"Yerleri neden yalıyosun rüya abla? Anne! Bak yeğenin nerelerde sürünüyo!"
Bu da kesinlikle ergen tayfasından fırlamış erkek hormonları taşıyan Buğra çakırdı. Ona salyalarım akmış ve sinirli bir şekilde bakarak "ah! Lanet olsun bu dünyadan kesinlikle ergen tayfası kaybolup silinmeli"
"Haha hah sen önce salyandan kurtul"
Ben hâlâ yerde ve zebellak gibi tepemde dikilen buğranın yanına teyzem de dikilince karışan hormonlardan kaynaklı espiriler dönmeye başlamıştı. "Kız teyzem niye salyanla birlikte yerlerde sürünüyosun."
"Teyze bari sen yapma ya"
"İyi tamam hadi salyanı da al kahvaltıya geç"
"Teyzeee!"
Düştüğüm yerden hızla kalkıp buğranın karşısina geçerek işaret parmağımla beraber "seni lanet küçük ergen sen kesinlikle bittin dört göz" deyip kahvaltı masasına geçtim. Eniştem de dair herkes tam kadro masadaydı. Annem ve ben hariç herkesin keyfi yerindeydi. Teyzem birden bire "ha buldum yedi harfli paçaroz" anlaşılan ben gelmeden önce eski kelime olduğu sanılan döneme gidilmişti. Çok bilmiş ergen Buğra konuşmaya başlamıştı. "Anne paçaroz diye bir kelime yok ki?"
"Vardı bizim zamanımızda. Kız sedef yok muydu? Hani ** başı ayrı" teyzem cümlesini bitirmeden eniştem araya girerek "öhö öhö tamam hanım anladık biz" dedi.
"Ay bunlarda ana kız komadalar. Neyiniz var kız sizin?"
Annem "ilk kez ayrı kalıyoruz aklım burda kalıcak"
Eniştem "sen merak etme baldız gözün arkada kalmasın güven bize"
"Sizlik sıkıntı yok ki bu bacaksız sizi kandırıp sokaklarda gezicek diye korkuyorum"
"Anne ya! Ben sokaklarda gezmiyorum"
Teyzem yine pat diye "al beş harfli paçoz!"
"Ayy teyze korktumm!"
İlayda alışkın bir sesle "Alış kuzi. Annemin aklına normal şeyler gelmiyo ki" dedi. Ergen Buğra ise "anne şistik lütfen"
"Öf tamam. Sustuk"
Dakikalar sonra veda saati gelmişti. Annemin gitme vaktiydi. Onu çok özlicektim ama kendime çok güzel bir teselli bulmuştum. *Çok uzak değilsin sadece 6 ya da 7 saatçik uzaksın* tesellim buydu.
Eniştem "hadi canım benim iyi yolculuklar dikkatli kullan arabayı. Bir şeye ihtiyacın olursa da çekinme"
"Çok saol enişte rüya size emanet"
Teyzem" merak etme kuzum benim. Sen kendine iyi bak. Arada çık gel hem bahanen de var artık"
"Saol ablacım gelirim merak etme"
İlayda "iyi yolculuklar teyzoş"
Buğra" iyi yolculuklar teyzecim"
"Teşekkürler canlarım benim"
Sıra bana geldiğinde"lütfen kendine dikkat et ve teyzeni de enişteni de üzme. Aradığımda telefon açılsın ve benden sonra hemen okula git sınıfını ayarla"
"Emredersiniz sedef sultan. Aklın hiç mi hiç kalmasın iyi yolculuklar"
Annem artık gitmeye hazırdı. Arabaya binip çalıştırarak uzaklaşmıştı bizden. Herkes içeri girdiğinde İlayda , Buğra ve ben arkadaydık. Buğra hiç beklemediğim bir şekilde "aa selim abi!" dediğinde seslendiği yöne çevirdim bakışlarımı. Bu oydu gerçekten. Ama sabah dualar etmiştim karşılaşma olmasın diye. Buraya geldiğimden haberi yoktu ama artık oldu. Bakışları şaşkındı. O da beklemiyordu. Benim beklemediğim şeylerden biri de evleri teyzemlerle yan yana olmasıydı. Kendi kendime "yok artık" deyip İlaydaya bakış attım. O ise gözlerini kaçırarak ve herşey normalmiş gibi "şey aa söylemeyi unutmuşum selim ve uzayın evi bizimle yan yana"
"Daha önce neden söylemedin"
"Kızım napim vazgeçer gibi halin vardı"
Buğra, Selim'in yanina yürüdüğünde diğer evden uzay da çıkmıştı tam "kaptan önce bir kahval__tı mı şey etsek" beni görmüştü. Sonra tekrar "aaa yenge" dediğinde selim ona sinirle baktı. Uzay ise düzelterek"aa rüya ne büyük tesadüf" dedi.
Selimlerin evi olduğunu düşündüğüm evden Aksel çıktığında tam kadro karşımdaydı. Tesadüf böyle saçma bir hâle bürünemezdi. Hem nefret ettiğim bir *sokak çocuğu* hem de *şımarık bir zübbe* karşımdaydı. Arkamı dönüp eve geçecekken selim arkamdan "kelebek!" diye seslenip durmama neden olmuştu. Ona nefretle bakıp "sakın bana bir daha öyle seslenme."diye uyardım. O ise uyarımı aldırış etmeyip arkamdan gelip kolumdan tutarak " ne bu şimdi trip mi atıyosun sen şuan ne bu ya. Konuşalım istiyorum iki dakika seninle konuşmak istiyorum. Bu kadar mı cesaretin yok senin" yok artık ya hem ayrılma sebebimiz olan kendisiydi hemde cesaretsiz olan ben oldum. Kolumu kendinden kurtararak "asıl cesaretsiz olan sensin. Sen korkağın tekisin. Aşık oldum seviyorum diyosun ama söylemeye cesaretin olmadığı için oyunlara sığınıyosun"
"Tamam haklısın gerçekten haklısın ama konuşalım lütfen"
"Duyuyosunuz demi şımarık çocuk bana lütfen dedi. Ya sonra bir yerleriniz incinmesin selim hazretleri yapmayın"
Benim kurduğum cümle seyirci gibi izleyen tayfaya komik geldiği için gülmeye başlamışlardı. Selim ise sinirlenip onlara "bunun nesi komik. Ne gülüyosunuz?" dedi.
"İşte sen busun selim Hancıoğlu sen sadece daha büyümemiş şımarık bir çocuksun. Şimdi uzak dur benden" hızlıca içeri geçip öylece dikilmistim ayakta. Kalbim güm güm atıyordu. Neden atıyordu sanki deli divane aşıktım çok komik. Çok da saçma bir şey. Ondan nefret ettiğim için ve sinirlerim bozulduğu için bu şekilde hızlı atıyor olmalıydı. Bunun başka bir açıklaması olamazdı.

Üzerimi değiştirdikten sonra teyzem,eniştem ve İlayda sıraya girmiş beni izliyolardı. Eniştem yüzü asık bir sekilde "kızım bizde gelseydik yanında olurduk bak hem emanetsin" dedi
"Çok saol eniştecim ama hiç gerek yok zaten çok işim yok gecikmem merak etmeyin."
İlayda "kuzi bari ben geleyim yolda dedikodu yapardık"
"Hiç mi hiç gerek yok gerçekten hadi ben çıktım"
Onların gelmesini istemiyordum çünkü yalnız başıma yürümek istiyordum. Bilmediğim sokaklarla tanışmak istiyordum. Yeni yeni yüzler görmek istiyordum. Kendimce yapmak istiyordum dedikodumu.
Evin olduğu sokaktan iyice uzaklaştığımda çantamdan Bluetooth kulaklığımı çıkarıp kulağıma taktım ve Spotify dan rast gele bir şarkı açarak yürümeye başladım. Yürürken de etrafımdaki tüm herşeyi ezberleyip kafama kazıdım çünkü çok da bilmiyordum aslında hiç bilmiyordum Ankara'yı. Konumdan bakıpta gidiyordum okula.
Okula daha çok vardı ama kulağımdaki kulaklıktan şarkıdan başka bir ses gelince durup kendi kendime "daha neler ! Şuan burda beni yalnız bırakamazsın kulaklık. Şuan tek dostum sensin"
Şarkı on saniye çalıyor ardından şarj bildirimi geliyodu. Sonrasında daha da çok gelmeye başlamıştı bildirim. Evett şimdi de tamamen bitmişti. "Of ama artık ya. Resmen şarjın bitti demi? Neden ama ya neden. Bu yapılır mı Rüya Arsal'a. Hayır kesinlikle. " Durup gökyüzüne bakıp "bu Bluetooth kulaklığı neden icat ederler ki? Hayır ediyorsunuz bari uzun ömürlü bir şey icat edin! Resmen beni şuan yarı yolda bıraktı. Acaba bende mıknatıs falan mı var? Olumsuz tüm herşey üzerime üzerime pat diye yapışıyo" deyip kendi kendime sızlandıktan sonra yoluma devam ettim.
Okula gelebilmek neredeyse iki saatimi almıştı. Bu iki saati Ankara'yı keşfetmekle geçirmek yerine şuan sadece benim için özel açılmış gibi bulunan okuldaydım. Okula girip güvenliğe müdürün odasını sorduktan sonra bedenimi müdürün odasına doğru sürükledim. Kendimi zorla okutturuluyo gibi hissediyordum. Müdürün odasının yanına geldiğimde kapıyı çaldım. İçeriden"gir!" diye ses duyduğumda içeri girerek "merhaba hocam şey ben k'kayit için" dediğimde gözlerim müdürün karşısında bacak bacak üstüne atmış oturan Aksele kaydı. Bu bir şaka olmalıydı. Etrafıma bakınmaya başladım. Kendimce kamera arıyordum. Kesin bir kamera şakasıydı bu. Sanırım ben çok temiz kalpliyim çünkü günümün kötü geçeceğini çok içten hissetmiştim. Önce sabah merdivenden düştüm. Şımarık zübbe ile karşılaştım. Kulaklığım bana ihanet etti ve şuan da karşılaşmak istediğim en son kişi bile olamayacak bir sokak çocuğu ile bakışıyordum. Gökten sabır ve güzel olaylar yağacak yerine tüm belalar üzerime yağmur damlası gibi düşüyordu. Bu çok adaletsizceydi. Müdür "kızım kapıda ne dikiliyosun kayıt için geldim demedin mi?" diye sorduğunda ona "kusura bakmayın hocam evet kayıt için geldim"
"Geç otur bakalım"
İçeri geçip sokak çocuğunun karşısına geçip oturdum. Bana dik dik bakıp "beni gördüğüne sevindin sanıyordum" dedi.
Ona sessizce "*hı aynen hasretine dayanamadım çıktım geldim buralara*"dedim
Müdür "adın ne bakalım senin?"
"Benim mi?"
"Başka kim olucak kızım"
"Rüya. Rüya arsal"
"Hatırladım evet annen sedefti demi?"
"Evet hocam?"
"Kayıt yapılmıştı senin diye hatırlıyorum"
"Kayıt yapıldı hocam sadece sınıf için geldim"
Aksel araya girerek "aman müdür beni bu asi ile aynı sınıfa yerleştireyim deme aman" dedi.
"Çok meraklıydım seninle beraber aynı oksijeni almaya. Soluduğum havaya yazık"
Müdür sinirlenip "burası dingonun ahırı mı evladım. Kavgaya geldiyseniz çıkın dışarı" diyerek kızmıştı.
Çok güzel ilk günden bir serseri yüzünden azarımı da yemiştim süper valla.
Müdür bana tekrar "hangi sınıfı istiyosun?" diye sordu ben ise hiç düşünmeden "B sınıfı hocam" dedim.
"Neden A değil kuzenin orda değil mi senin?"
"Evet ama ben B sınıfında olmak istiyorum. Hem kuzenimle aynı sınıfta olursam derslere odaklanmam zor olabilir"
Hı aynen tek sorunum ilaydaydı sanki. Kendi kurduğum yalana kendim bile inanmak istiyordum resmen. Benim daha büyük bir sorunum vardı. Ultra yakışıklı, sesi güzel, gözleri güzel bir insancıktan başka hiçbir problemim yoktu. Müdür "tamam bitti hayırli olsun B sınıfındasın"
"Sağolun hocam, artık gidebilir miyim?"
"Git bitti senin işin"
Oturduğum yerden kalkıp hızlı adımlarla okuldan çıkmaya başladım. Yavaş yürürsem günümün diğer saatleri de kötü geçecek gibiydi. Okuldan olabildiğince hızlıca çıkıp geldiğim yoldan geri dönüp yürüdüm.
Sonra da kendimi kutladım.
"Tebrikler Rüya Arsal yeni bir şehirde farklı sınıf arkadaşlarınla beraber yeni yılında sana başarılar diliyorum. Umarım herşey çok güzel olur" deyip boynumdaki kolyeyi parmaklarımın arasına alarak "murat arsalın kızı rüya arsal yeni bir hayata adım atmak üzere. Sanırım artık büyümeye başladım babacım. Sanırım tırtılın gerçekten olgunlaşmaya başladı." deyip tekrar yoluma devam ettim.
Yeni bir şehir bana iyi gelebilir miydi?
Artık gerçekten yoluma bakabilir miydim?
Ya önünde engeller varsa? Buna rağmen devam edebilir miyim?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 20beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18