7. bölüm / 29
Kozada'ki Kelebek "Rüya'nın Sonu"💫Siriusun Rüyası🦋
Bölümler 29Şu an: 💫Siriusun Rüyası🦋
- 1 Çarpışma1.871 kelime
- 2 İzler2.367 kelime
- 3 Karşılaşma1.414 kelime
- 4 Korku2.136 kelime
- 5 Büyük Gerçek2.799 kelime
- 6 💫Siriusun Rüyası🦋2.439 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Oyun Başlasın2.757 kelime
- 8 İsmini Öğrendiğim Duygular1.466 kelime
- 9 Hancıoğlu'nun Kızı925 kelime
- 10 Kolye1.641 kelime
- 11 Yabancı Numara1.263 kelime
- 12 Hastane Koridorları1.424 kelime
- 13 Ölmüş Bedenler1.857 kelime
- 14 Gölge Oyunu3.632 kelime
- 15 Namı Değer Gölge3.726 kelime
- 16 Yaralar Ve Sancılar2.406 kelime
- 17 Kan Payı3.946 kelime
- 18 Kelebeğin Siriusu6.947 kelime
- 19 🦋KELEBEK🦋4.552 kelime
- 20 Ankara4.605 kelime
- 21 İki Yabancı3.508 kelime
- 22 Kazananlar Ve Kaybedenler6.451 kelime
- 23 Ayrılan Yollar8.564 kelime
- 24 Ölmek mi? Yaşamak mı?7.250 kelime
- 25 Yavuz'un Gölgesi Öldü Mü?7.654 kelime
- 26 Gölge &Akarcalı3.954 kelime
- 27 27. Bölüm2.369 kelime
- 28 GÖLGENİN SESSİZLİĞİ4.546 kelime
- 29 GÖLGENİN YARATTIĞI CEHENNEM6.179 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geçmiş olduğum ve yürüdüğüm bu sokaklara daha önce hiç dikkatli bakmamıştım. Oysa baksaydım fark edebilirdim birbirine bu kadar yakın olan dükkanları ve insanları.
Yanından geçtiğim ayakkabı dükkanının sahibi bir sandalyede oturmuş ve bana "ne derdin var delikanlı?" diye sordu. Ona baktığımda sakalları beyaz ve uzundu. Yaşı da oldukça ilerlemişti. İhtiyarın sorusu benim adımlarımın durmasına neden olurken ona dönüp "bana mı söyledin ihtiyar" dedim.
İhtiyar gözlerini benden ayırmadan "senden başka birine bakıyomuyum delikanlı" dedi. İhtiyarı dinlemeden yoluma devam etmeye başladığımda bana tekrar "sigara seni yaşından büyük gösteriyo delikanlı, oysa ölmek için fazlaca gençsin" dedi.
Ona dönüp "beni büyük gösteren sigara değil" dedim.
İhtiyar karşısında duran sandalyeyi göstererek"ölmeyi isteyen delikanlı ile tanışmak isterim" dedi.
Teklifi düşünür gibi biraz öylece bekledim. Daha sonra yola ve etrafıma bakındım. Yorulduğumu hissediyordum. Ayaklarım beni oturmam için diretiyordu. İhtiyarın karşısına oturduğumda bana "çay ile aran iyi midir?" diye sordu.
"Çok değil, hatta hiç yok"
İhtiyar kendi elindeki bardaktan bir yudum alıp"seni büyük gösteren nedir delikanlı?" diye sordu.
İhtiyarın tok olan sesi beni kendine çekiyo ve içimdeki herşeyi söylememi istiyordu.
"Konuşmam bir şeyleri değiştirir mi ihtiyar?"
İhtiyar gözlerime bakıp" değiştirmez delikanlı sadece seni saklandığın yerden çıkarır"
"Saklanmak mı? Neyden saklanayım ihtiyar?"
"Senin neyden, kimden saklandığını bilemem"
Kaçmak mı? Saklanmak mı?
İnsan hiç birinden veya duygularından kaçmak istermiydi? İhtiyar ile aramızda uzun bir sessizlik yerini almıştı. Sessizliğin ardından ihtiyar "konuşmak insanın kaçtığı, saklandığı tüm herşeyle yüzleşmesini sağlar delikanlı, çekinme konuşmaktan"
Hakkımda hiçbir şey bilmeyen ihtiyara sert bir ses tonu ile "çok önceden konuşmak için haykırdığım dönemlerim olmuştu ve kimse duymak için kendini yormadı. Bugün bende onları duymuyorum. Konuşmak en büyük yüktür ihtiyar" dedim.
İhtiyar ile dükkanın önünde dört saat boyunca oturmuştuk. Aramızda bazen sessizlik bazen de kelimelerin edindiği saatler olmuştu. Hayatımda ilk kez bir yabancının konuşmasını dinlemiştim. Nedense bu durum bana iyi gelmişti. İhtiyarın yanından ayrılmak için ayağa kalktım,yollar gözümün önünde büyüyüp küçülüyordu. Bana tüm yorgunluğumu hatırlatıyordu. Bu duyguyu kafamdan silip ihtiyara dönüp "şaka gibi burda oturmuş ihtiyara dert anlatıyorum. Çok konuştun başımı ağrıttın ihtiyar" dedim.
İhtiyar gülerek "başını ağrıtan ben mi? Yoksa kafanda oluşan tilkiler mi?" diye kafamı karıştırdı.
"Sensin ihtiyar" arkamı dönüp yürümeye başladığımda "eyvallah yine beklerim delikanlı" diye arkamdan seslendi. Arabaya doğru yürürken telefon titreşimi durmama neden olmuştu. Ekranda Emre arıyor yazısını gördüğümde telefonu açtım.
Emre "kaptan nerdesin?" diye sordu.
"Dolanıyorum emre noldu?"
Emre"abi herşey hazır olduğunda ara dedin ya"
"Ha unuttum tamamen, hiç havamda değilim ben gelmicem siz takılın"
Uzay araya girip "ne demek gelmicem?" diye haykırdı.
"Bas baya gelmicem demek kıvırcık"
Uzay "kırk yıl boyunca susmam çık ve nerdeysen gel"
Emre" abi valla kırk yıl bu piçi çekmektense bı kaç saat bu tantanayı çekmek daha iyi"
Emre haklıydı orda olmam daha mantıklı gelmişti. Uzay tekrar "leş çoraplar, uykusuz geceler ve hiç susmayan çenem"diye tehditlere başladı. Uzayın sesine daha fazla katlanamayıp"senin ben geleceğini sikeyim uzay, kapat lan telefonu. Oraya geldiğimde son duanı etmiş ol" deyip telefonu yüzlerine kapattım. Arabaya binip kendi kendime "en fazla yarım saat Hancıoğlu, uzayın sesini kapatmak için yarım saat sabret"diyerek sakinleşmeye çalıştım. Arabayı eve doğru sürmeye başladım. Ev çok uzak değildi, ama her nedense eve yaklaştığımı düşündükçe yol daha da uzuyordu.
*Aklım yoldan çıkmıştı.*
*Aklım olcaklardaydı.*
*Aklım olamayacaklardaydı.*
Uzayan yol bendeki yerini tümüyle almıştı. Yaşatamadığım çocukluğum, sırtımdaki geçmeyen kemer izleri ve Aksel Hancıoğlu. Her biri yola serilmiş darmadağın olmuşlardı. Dağılanı toplamak kolay mıdır?
Toplananlar eskisi gibi olurlar mı?
Yoldaki uzunluğu unutmuş çoktan evin önüne gelmiştim. İçerdeki müzik ve insanların sesini açık olan kapıdan çok net duyabiliyordum. Yüzümde hissettiğim gerginliği unutarak içeri girdim. Koridorda yanından geçtiğim ve beni tanıyan insanlar selam veriyordu. Ben ise gelmek zorunda bırakıldığım Uzayı arıyordum. Biraz uzağımdan gelen ses "burdayız" diye sesleniyordu.
Sesin sahibine baktığımda Doruğun olduğunu gördüm. Kafamla selam verip yanlarına geçtim. Emre şaşkın bir şekilde "valla kırk yıl düşünsem senin burda olucağın aklıma gelmezdi" dedi.
Doruk "ben şaşırmadım valla, kıvırcık yine yapmış yapacağını"
Umay " beni de çenesi ve çorapları ile tehdit etseydi bende gelirdim"
Emre "haklısın yavrum"
Herkes benim varlığımı tartışırken aralarına girip "sikicem şimdi şaşırmış halinizi. Nerde o piç?"
Emre "o şimdi buraları falan hazırladı ya olmayan havası ile kız tavlıyodur"
"Gelince tavlıcam ben onu" biraz durup ayakta kalmış halimize bakıp "siz niye ayaktasınız hadi oturalım" dedim.
Salonda boşta kalan koltuklara geçip oturduk. Uzayda çok geçmeden yanımıza kahkahalar atarak geldi.
Uzay "kızlar bayıldı bu ortama. Hep yapmak lazım hep"
Uzay bir an durup beni fark ettiğinde "Parti'nin en yakışıklı, en hakiki kaptanı gelmiş" dedi.
"Bana bak kıvırcık zaten gerginim bir de sen germe beni" uzay korkarak Doruğun yanına otururken Emre bu duruma gülüp "abisi hayırdır bebeğini mi özledin?" diye sordu.
Doruk, Emre'ye sinirli bakışlar atmaya başladı. Uzay ise Emre'yi onaylayarak "evet abi özlemiş olamaz mıyım?"
Doruk daha da sinirlenip "sana oksijen veren havayı sikeyim" dedi.
Uzay "bebeğim niye bu kadar sinirlisin" uzay, Doruğun kulağına eğilip " idare et az beni ya" dedi.
Doruk "seni öyle bir idare ederim ki" derken Doruk, Emre'ye dönüp "oğlum naptınız lan okudunuz mu buna, emre sen haklısın bu kesin gay" derken herkes kahkaha attı.
Umay tiksinerek "ben kıvırcıktan hersey beklerim" dedi.
Doruk bana dönük"kaptan sigaran var mı? İçip şu sohbetten kendimi kurtarmam lazım" cebimdeki sigara paketini çıkartıp Doruğa fırlattım.
"Eyvallah kardeşim" deyip sigara paketini tekrar bana uzattı. Doruğa "kalk dışarda içelim" dedim.
Doruk" çok iyi fikir uzaydan ne kadar uzak o kadar iyi"
Uzay " oğlum alınmaya başlıyorum lan"
Umay "ne alınıyon pizza canavarı takılıyoruz" ikisi de gülerken Emre'ye dönüp "partiye geldim bari sen söyle şarkıları. Amına koyayım kafam şişti" dedim.
Emre gülerek"anlaşıldı kaptan" dedi.
Dorukla dışarı çıktığımızda ikimizde sigaralarımızı yakıp içmeye başladık. Aramızdaki sessizliği bozan Doruk "bu sene son senemiz lise bitiyo üniversitede hangi bölümü yazmayı düşünüyosun?" Doruk bı kaç saniye durup gülerek "ha pardon soru yanlış oldu. Şöyle olucaktı; üniversiteye gitmeyi düşünüyomusun?" dedi.
Sigaramı içime çekip alaycı bir gülümseme ile" gitmeyi düşünüyorum çünkü anneme sözüm var, bölüm olarak ise düşünmedim çünkü hukuk okuycam" dedim.
Doruk" ilerde sana Avukat Selim Hancıoğlu diye mi seslenicez?"
"Beni boşver sana ne diye seslencez bakalım "
Doruk gülerek "yolların üstadı diceksiniz oğlum " dedi.
"Yarışlara devam edicen yani?"
Doruk" başka düşündüğüm bir şey yok, abi yarışlar beni kendime getiriyo aksiyon seviyorum ben"
"Sen bela seviyosun oğlum"
Doruk" o da var tabi"
"Okul açıldığında hafta sonlarına devamını mı getirceksin?"
Doruk" kitapların içindeki saçma sapan konuları silmek için evet"
"Bir ara uğrarım bende"
Doruk gülerek" davetiye mi göndereyim amına koyayım. Bak gel, gör yetenek akıyor bu kardeşinden" dedi.
Doruğun sesi birden benden uzağa gitmeye başladı. Onu duyamıyordum. Kopmuştum tamamen ondan. Bizim olduğumuz yere doğru yürüyüdüğünü gördüğüm kıza odaklanmıştım.
*O burdaydı.*
*Kozadaki kelebek burdaydı.*
Ama yalnız değildi. O çocukla ve bir de kız vardı.
Tesadüf denilen şey böylemiydi?
Hiç ummadığın, beklemediğin anda çıka gelen bir şey miydi?
Tesadüf insanı yutar mıydı?
Hissettiklerim tümüyle karşımdaydı.
Uzaktan gelen Doruğun sesiyle odak noktamı ona doğru çevirdim.
"Alo! Kaptan nereye uçtun abi?"
Ben anlayamayarak sadece "hı" diyebildim.
Doruk "Battın mı selim ne bu halin?"
"Yok ben... ben daldım sadece."
Doruk" çok derine daldın sanırım"
"Sanırım"
Doruk" haydi abi içeri girelim"
Doruk önden yürürken bende arkadan ilerliyodum. O ise tam çaprazımdaydı. Ona baktığımda, çok güzel giyindiğini gördüm. Kendine baktığımı fark ettiğinde o da bana bakmaya başladı. Gözlerinde çok farklı bir şey vardı. Doruk önden seslenip" hadi Selim hadi" doruğu onaylar şeklinde başımı sallayıp içeri girdik.
Emre sahnede gitarını eline almış şarkı söylüyordu. Koltuğa geçip oturduğumda, kelebeğinde bir yerlere oturduğunu gördüm.
*Kelebek uçmuştu. Konmuştu yanıma ama bir o kadar da uzağıma*
Etrafını inceliyordu, bense onu. Bazen yanındaki kıza gülerek bir şeyler anlatıyordu. Ben ise yanımdakileri duyamıyordum. Oturmuş olduğu koltuktan kalkıp etrafına daha dikkatli bakmaya başladı. Bir şeyler arıyo gibiydi. Ona yardım etmek için ayağa kalktığımda doruk "hayırdır kaptan" dedi.
"Geliyorum şimdi" deyip kelebeğe doğru yürüdüm. Yanına yaklaştığımda "yardımcı olabiliceğim bir şey var mı?" diye sordum ama korkmuştu. Bana doğru döneceği sırada dengesini kaybetti. Düşmesine izin vermemek için kendime çektim. Bu durum onun afallamasına neden olmuştu. Durumumuzu bozmadan ona " kusura bakma korkutmak istememiştim" dedim. O da aynı durumda bazı anları hatırlamış gibi "sen o akşam ki çocuksun" dedi.
Ama ben anlamamış ifadeye büründüğümde tekrar "yani kolyemi kaybettiğim akşam yanıma gelen kişisin" dedi. Kelebek kendini benden kurtarıp uzaklaştığında ona "evet doğru. Buldun mu peki?" diye sordum.
Kelebek "hayır ama bulucam eminim"
Konuyu değştirip " yine bir şeyler arıyo gibi halin var" dedim.
Kelebek" ha evet mutfağı arıyordum"
Ben bir kaç saniye sadece öylece baktım ona. Kelebeğe o kadar yakındım ki. Yılların oluşturduğu küçük bir his büyüdü, olgunlaştı. Şimdi ise karşıma çıkmış gözlerime bakıyordu. *Bu nasıl büyümekti?*
Sorusunu yanıtlamak için "bu taraftan" diyerek elimle yolu gösterdim. Kelebek önümde ve bende arkasında mutfağa doğru yürüdük.
Karışık haldeydim. Şaşkındım şuan ki halime, ama bı o kadar da mutlu. Mutfağa geldiğimizde sırtı bana dönük "senin adın selimdi demi?" diye sordu. Sonra tekrar" kapıda arkadaşın seslendiğinde duydum" diye ekledi. Ne güzel yakışmıstı ismim onun dudaklarına. Gülümseyerek "evet doğru duymuşsun" dedim. Kolye aklıma geldi. Onu bulduğumda" ismin karşılığında veririm" demiştim kendi kendime. Kelebek mutfakta bardak bulup su içerken ona "peki senin adın ne" diye sordum. Söyler miydi ismini bilmem ama ben sadece bekledim. Elindeki bardağı dudaklarından ayırıp hiç ummadığım şekilde "Rüya ben" dedi. Rüya, yıllar önce öğrenemediğim ismi bugün kendi evimde öğrenmiştim. Evdeki kalabalık birden yok olmuştu. Tüm o cızırtı sesler gitmişti.
Sadece onun isminin yankısı vardı. Rüya, o ve ben vardık.
*Sirius ve Rüya vardı.*
*Gecelerin sahibiydi Rüya*
*Tüm güzel uykuların başrolüydü.*
Elini bana uzatarak "memnun oldum selim" dedi.
Bur süre baktım bana uzatılan ele, sonra elin sahibine. Elini tutarak " bende memnun oldum rüya" dedim.
Adımı ilk kez bu kadar çok yakıştırıyordum kendime. Tanışmayı ilk kez bu kadar çok sevmiştim. Bir süre sonra yanımıza gelen uzay "partinin sahibi nerelere kaçtın yine" dedikten sonra hala birbirinde olan ellerimize baktı " Aa pardon ya bir şey mi böldüm" dedi.
Rüya çekinerek elini ve kendini benden uzaklaştırdı. Uzaya bakıp sinirli bir ses tonuyla "boş konuşma kıvırcık" dedim.
Uzay " hiç boş olur mu ben yokmuşum gibi devam edin siz"
Uzayın bu cümlesiyle uyandığını gördüğüm rüya bakışlarını değiştirmişti. Uzayın kulağına doğru eğilip "seni o ışıklar saçan ve yutan adamın önüne atarım kıvırcık, belanı siktirme bana" dedim.
Uzay bu durumdan korkarak konuyu değistirdi. "Ben şey için gelmiştim ya şey. Emre şarkı söylüyo ya ondan şey ettim ben "
"Sen geç içeri kardeşim" sonra tekrar kulağına eğilip" geç ve vedalaş hayatınla" diye ekledim.
Uzay korkup yanımızdan ayrıldığında Rüya' ya dönüp"onun adına özür dilerim boş konuşur kendisi "
Rüya gülümseyerek" sorun değil" dedi. Bir kaç saniye sonra tekrar "Parti'nin sahibi dedi az önce sana mı ait parti" diye sordu.
"Dedemin evi Parti'nin sahibi aslında uzay yani az önceki kıvırcık"
Rüya " eğlenceli olan o zaman?"
"Yani evet"
Biz sohbet ederken biraz uzağımızdan gelen bir ses konuşmayı yarım bıraktı. "rüya! Canım haydi gel" demişti.
Rüya ona dönüp" geliyorum Berke" dedi.
Seslenen kişiyle göz göze geldiğimde Berke denilen çocuk bana sert bakıyordu. Rüya ile konuşmamızdan hoşlanmamış gibiydi. Bende ona aynı ifade ile baktım ve yönümü değiştirdim.
Bu kendinden bı hallice dünya ben, Rüyaya ulaşamayayım diye engeller çıkarıyordu. Duvarlar örüyordu sürekli. Her adımda dalgalar buluyordu beni. Büyümeyi hiç böyle hayal etmemiştim. Hiç tahmin edememiştim böyle seveceğimi. Kendi kendime" Selim Hancıoğlu her zorluğu tattın ama bunu gözden çıkardın sanırım" deyip arkadaşlarımın yanına geçtim. Uzay ve Umay kendi aralarında maç ile ilgili iddiaya girmişlerdi.
Uzay, inatla Umaya "görürsün senin çok sevdiğin Cimbom kaybedecek ve sen bana pizza alıcaksın, ya bu sarı civ civin neyini seviyonuz anlamıyorum" diyordu.
Umay " hayallerinde yersin pizzayı. Galatasaray bir aşktır ve o sizi her türlü ezer şiringiller takımı sizi"
Uzay alaycı bir gülümseme ile"he he siktiğimin sarı kırmızı turşu takımı" dedi.
Umay mızıkcılık yaparak Emre'ye dönüp" of emre bir şey söyle marola" dedi .
Emre, uzayın kafasına vurarak" düzgün konuş lan yengenle" dedi.
Uzay "hay amına koyayım kafama ne vuruyon lan"
Umay " beynine tomurcuk kaçsın diye"
Uzay " ulan diskocu ne hanımcı çıktın lan. Neyse Allah'tan Doruk bebeğimde fenerli" uzay, doruğa bakıp tekrardan" bebeğim sende korusana takımımızı" dedi.
Uzayın cümlesine Umay ve Emre gülerken Doruk sinirli bir şekilde" ulan kıvırcık yemin ederim senin doğumuna yardım eden ebeyi bulup sikicem" dedi.
Emre "abi diyorum bu çocukta sıkıntı var diye, gay bir de "
Umay" merak etme aşkım öyle olmasa bile diye diye senin sayende öyle olucak"
Uzay " diskocu abartma amına koyayım"
Doruk " emre sen neden sahneden indin lan"
Emre " açım oğlum"
Doruk " lan mal daha yeni çıktın sahneye bu neyin açlığı. Açlık travman mı var? Hayır yediklerinde bir boka yaramıyo"
Emre " sen anlamazsın kardeşim meslek sırrı. Lan zaten şu son lokmamı da yiyip çıkıcam"
Herkes sohbet içerisindeyken ben sadece dinliyordum. Bazen sesler uğultu gibi gelse de dinliyordum. Yönümü onlardan ayırıp Rüya' ya çevirdim. Siriusun Rüyası...
O yine bir şeyler anlatıyordu. Kelimeler sanki dudağından değil gözlerinden çıkıyordu. İnsanın gözleri bu denli anlamlı olabilir mi? Daldığım yerden Uzayın sesi ile uzaklaştım.
"Ufuklara yelken mi açtın kaptan"
Dediğini anlayamayarak " ne diyosun uzay" dedim.
"Abi diyorum ki mutfakta beni korkularımı kullanarak kovup, yalnız kaldığın kız kimdi?
Uzayın bu sorusunu içimden yanıtlamıştım.
"Evet tanıyorum, yıllardır hem de. Ama uzaktan tanıyorum" dedim.
Uzay tekrar " alo kime diyorum. Tanıyomusun kızı kaptan?" diye sordu.
Ben de ona hiç vermek istemediğim cevabı vererek " yok hayır" dedim.
Uzay alaycı bir gülümseme ile " tanımak ister miydin?"diye sordu.
Gözlerini benden ayırıp gruba çevirdi " benim güzel lahana turşusu arkadaşlarım" derken Doruk araya girip "lahana turşusu ne lan" dedi.
Uzay "diyeceğim şeye değil de lahanaya mı takıldın kardeşim"
Doruk " senin söyleyeceğin şeyden hayır gelmiceği için"
Uzay "hay belanı... tamam konuyu saptırma bana bir odaklanın"
Doruk, Sıla, Umay ve ben de dahil olmak üzere pür dikkat uzaya odaklandık. Uzay şarkı söyleyen Emre'ye yanımıza gel işareti yaptı. Emre de şarkısını bitirip "kısa bir ara arkadaşlar" diyerek yanımıza geldi.
Emre meraklı bir şekilde Uzaya " lan kıvırcık hayırdır niye çağırdın?"dedi.
Uzay " oğlum önce bir nefes al. Şimdi hazır güzel bir ortam içindeyken sizinle bir oyun oynıcaz"
Emre " siktir bir oyun için mi çağırdın"
Uzay " oyun deyip geçme"
Umay " bunu söyliceğim aklıma gelmezdi ama merak ettim ne oyunu?"
Uzay " doğruluk mu cesaretlik mi?"
Umay bu anı uzun zamandır bekliyor gibi "aferin kıvırcık oyun bahanesiyle herkes konuşucak en azından"dedi.
Uzay "ne sandın sosyete güzeli" uzay herkesten onay almak ister gibi "kızıl ötesi, Doruk aşkom, Diskocu ne dersiniz oynayalım mı?"diye sordu
Doruk "varım lan umarım bana sen çıkarsın ve cesaret dersin"
Uzay "he he ondan. Ee Kızıl ötesi ve Disko topu emre"
Emre "adım var lan benim disko topu ne. Varım bende"
Sıla " hiç keyfim yok kıvırcık. Bu seferlik pas geç beni"
Uzay " oyunbozanlık yok herkes oynıcak valla çenemle sikerim sizi"
Doruk " amına koyayım madem herkes oynamak zorunda neden soruyon oynar mısınız diye?
Uzay " kibarlık olsun diye, senin bilmediğin konular"
Doruk " sabır ver Allahım sabır"
*Herkes hazırdı cevabı bilinmeyen sorulara ve sonu görülmeyen cesaret söylemlerine.*
Sonunda ne olucaktı. Neydi bu oyunun kurnazlığı. *Keyiflenmemiz için mi? Yoksa günahsızları kendi günahlarımıza çekmek mi?*
Bölüm etkileşimi
