20. bölüm / 29
Kozada'ki Kelebek "Rüya'nın Sonu"🦋KELEBEK🦋
Bölümler 29Şu an: 🦋KELEBEK🦋
- 1 Çarpışma1.871 kelime
- 2 İzler2.367 kelime
- 3 Karşılaşma1.414 kelime
- 4 Korku2.136 kelime
- 5 Büyük Gerçek2.799 kelime
- 6 💫Siriusun Rüyası🦋2.439 kelime
- 7 Oyun Başlasın2.757 kelime
- 8 İsmini Öğrendiğim Duygular1.466 kelime
- 9 Hancıoğlu'nun Kızı925 kelime
- 10 Kolye1.641 kelime
- 11 Yabancı Numara1.263 kelime
- 12 Hastane Koridorları1.424 kelime
- 13 Ölmüş Bedenler1.857 kelime
- 14 Gölge Oyunu3.632 kelime
- 15 Namı Değer Gölge3.726 kelime
- 16 Yaralar Ve Sancılar2.406 kelime
- 17 Kan Payı3.946 kelime
- 18 Kelebeğin Siriusu6.947 kelime
- 19 🦋KELEBEK🦋4.552 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Ankara4.605 kelime
- 21 İki Yabancı3.508 kelime
- 22 Kazananlar Ve Kaybedenler6.451 kelime
- 23 Ayrılan Yollar8.564 kelime
- 24 Ölmek mi? Yaşamak mı?7.250 kelime
- 25 Yavuz'un Gölgesi Öldü Mü?7.654 kelime
- 26 Gölge &Akarcalı3.954 kelime
- 27 27. Bölüm2.369 kelime
- 28 GÖLGENİN SESSİZLİĞİ4.546 kelime
- 29 GÖLGENİN YARATTIĞI CEHENNEM6.179 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben Rüya Arsal.
19 yaşında annesi ile minik bir hikâyenin içinde mutlu olabilmeyi bilen ailenin tek kızı.
Babam ben daha çok küçükken kış ayında trafik kazası sonucu vefat etmişti. Küçükken çok anlayamıyordum, farkında değildim ölümün ama şuan fazlasıyla farkındaydım.
Haberlere bile çıkmıştı.
*Kendisi tokatlı olan, Murat Arsal iş için gitmiş olduğu Ankara yolundan tekrar tokat'a dönerken bir trafik kazası sonucu ağır yaralandı. Kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Murat Arsalın sevenlerine baş sağlığı diliyoruz*.
Evet duydunuz ben o haberlere bile çıkan Avukat Murat Arsal ve Sedef Arsalın biricik kızları Rüya arsaldım...
Babamı kaybederek hayata bir sıfır geride başlamıştım.
İlk aşkımı kaybetmiştim. Beni hep küçük tırtılım diye severdi ve bana hep *zaman geçtikçe artık kozasından çıkmaya hazır genç bir kız olucaksın bitanem* derdi. Kim bilir belki de şu zamanların en iyi sır arkadaşını kaybetmiştim. Ben dünyanın en güzel hazinesini kaybederken sanırım annemin inadı yüzünden bir hazine daha kaybedebilirdim. Annem ben daha iyi yerde çalışıp daha güzel bir üniversiteye gidebilmem için beni İstanbul'a göndermek istiyordu. Oysa ben istemiyordum. Tokat'ta okumak istiyordum ama ta ki seviyo olduğum ve kıskanmam gereken taş gibi biri vardı hayatımda. O yüzden kesinlikle Ankara'da okumam gerekiyordu.
Ah! Kendime acımaya başlıyorum artık. Sanırım dünyaya bir koza olarak gelmiştim. Babam çıkıcaksın diyordu fakat sanırım ben cesaret edip çıkamayacaktım. Çıktığımda neyle karşı karşıya geliceğimi bilmiyordum. Kimlerle savaşacağımı hiç bilmiyordum. Ya kaybolurda uçmak istediğim yönü bulamazsam?. Selim bana hep kelebek diye sesleniyordu. Sahi kozamdan çıktığım için mi öyle sesleniyordu? Yoksa çıkabilmem için mi? Hiç bilmiyordum. Fizik sınavlarından bile zor bir hayatım vardı.
Annem, babamın yokluğunu ne kadar hissettirmemeye çalışsa da bi kız çocuğu olarak yokluğunu çok fazla hissediyordum. Ona ihtiyacım olduğu günler cidden kalakalıyordum.
*&*
Selim beni eve bırakıp gittiğinde hızla çıkmış olduğum merdivenlerde nefes nefese kaldığım için evin kapısını açmadan önce nefesimi düzenlemek istedim. Eğilip elimi dizlerime koyup nefes alıp vermeye başladım. Tam kendimi toparladım sanıp kapıyı açmak için anahtarımı çıkardığımda, geldiğim eve vahiy inmiş gibi kapı açılmıştı. Açan kişi tabi ki sedef sultandı. Hatunların hatunu her zamanki gibi elinde en sevdigi ayağının en sevdiği terliği vardı. Ve evet o üçüncü dünya savaşı artık çıkmak üzereydi. Annem şuan bir ejdarha gibi ateşler püskürte bilirdi.
Benden bir açıklama bekleyen annem, gözlerini dikmiş bana bakıyordu.
"Evet Rüya hanım anlat bakalım? Nerelerdeydin bu saate kadar?"
"Sedef sultan içeri geçeyim sonra şu ıslak olan kıyafetlerden kurtulayım yanına gelcem söz" deyip içeriye geçmeye çalıştığımda annem koluyla bana engel olup "hiç öyle kaçmaya çalışma hanımefendi sen bu saate kadar nerdeydin ve o arabasından indiğin çocuk kimdi?" Eyvahlar olsun sanırım yürüyen karizmadan bahsediyordu annem. Ah rüya asral ah! Kaçışın hiç yok.
Ben kendimi artık teslim etmeye hazırken kuzenlerimin en güzeli, gelip benim hayatımı kurtardı. İlaydam da ilaydam. "Teyzoş ben bu ıslak olan sincabı alayım bı insana benzeteyim olur mu?"
"Sen ilaydaya dua et kurtuldum sanma Rüya hanım."
"Yoook hiç sanarmıyım Sultanım"
İlayda beni kolumdan tutup odaya sokup kapıyı kapattı. Ben kraliçe arıdan kurtuldum sanarken bu kurdun eline düşmüştüm hiç haberim yoktu.
"Anlat hemen! Selim'in burda ne işi var"
Selim'i nerden tanıyodu?
"Selim'i sen nerden tanıyosun?"
"Kızım Ankara'da yaşıyorum farkında mısın ve onunla aynı sınıfı paylaşıyoruz"
Ah evet doğruydu. Ankara'daki tüm dedikodudan İlayda sayesinde haberim oluyodu. Yani kim kaçmış, kim evlenmiş, kim zengin ve kim fakir kalmış hep haberim olurdu.
"Bu büyük tesadüfe inan hiç şaşırmadım çünkü geçirmiş olduğum günlerde öyle çok şeye şaşırır oldum ki"
Evet öyle şeylere şaşırmıştım ki yani *Selim'in beni her çok konuşmamda susmam için öpmesi. Onun yaralanması ve Aksel*
"Ya anlatsana siz ikiniz ne alaka"
Dudağımı ısırıp etrafa baktım. "Hiç takılıyoruz öyle"
İlayda gıcık olmuş gibi "he aynen sen ve selim Hancıoğlu aynen. Çocuk muyum ben canım kuzenim istersen şimdi de bana şeker al sustur beni. Anlat kız hemen yoksa berkeden öğrenirim o kesin biliyordur"
Kesinlikle öğrenmeden benim peşimi bırakmazdı.
Oflayıp somurtarak kendimi sandalyenin üzerine attım. "Şey.. of bak bu anlatıcaklarım aramızda kalıcak"
"Yok rüya ben alıcam megafonu elime, bağırıp duyurucam herkese ses tellerime yazık. Hadi anlat"
Ben bütün herşeyi eksiksiz bir şekilde baştan aşağı İlaydaya anlattım. İlaydanın şaşırmaktan artık dudaklarının kenarları kırışmıştı.
"Öyle yani çok karışık ve çok ani gelişen şeyler oldu ve bu olaylar beni selime bı tık yakınlaştırdı. Tekrar söylüyorum Selim'i seviyorum*
Ağzı açık kalan ilaydanın ağzını kapayarak"sinek kaçıcak bodrum girişi ağzına" diyerek onu kendisine getirdim. İlayda kendine geldiğinde tüm sorduğu soruları tekrar ve tekrar sormaya başladı.
"Ciddi misin? Ne zamandır? Niye bana söylemedin?"
"Yahu ilaydam da ilaydam başa mı sardık. Dedim ya ani oldu işte hiç fırsatım olmadı anlatmaya. Berke de dediğim gibi yeni öğrendi zaten" İlayda elini kalbinin üzerine koyup inlemeye başladı. "Ah! Bu ihanete dayanamacağım" diyerek kendini yere atmıştı. Bir kaç saniye haraketsiz kaldığında ona "ölmediğini biliyorum" dedim.
Doğrularak oturdu ve gözlerini kısarak bana baktı. "Selim'in kulağını çekmeden ve herşeyi bir de ondan dinlemeden ölmeyeceğim merak etme"
"Tamam tamam. Bak geçenlerde dergi almıştım. İçinde Dylan o'brien' ın ve Domen ın fotoğrafları var beraber bakıp cehennemdeki yerimizi sabitleyelim"
İlayda gülerek "posterlerden bir tane bende istiyorum" dedi.
Beğenmediklerimi veririm eskilerden falan"
"Kuzenlerin en haini"
*&*
Tabaktaki son patatesi ağzıma atıp hunharca güldüm. İlayda gözlerini devirdi. "aç köpek!"
Annem de kafama vurdu "misafire öncelik ver bacaksız"
"Misafir mi be o?" diye itiraz ettim. "Bu evde senden çok o kalıyor sedef sultan"
"Ha ha doğru vallahi teyzoş" dedi İlayda gülerek.
"Tabi kalacak burası onun da evi"
Elimi ters çevirip başıma koyarak "ah sultanım bir tek bana bu şekilde nazik davranmıyosunuz? Benim ne günahım vardı? Oysa ben fakirlerin en gururlusu bir köleyim" diyerek gülmeye başlamıştık.
O gülücükler boşuna olur muydu hiç sedef sultanda yapıştırdı hemen cevabı
"Senin günahlarını deftere geçirmek istesem, yazarlar utanır yazmaktan vazgeçerdi fakir köle"
"Ooo teyzoş sultan vurdu gol oldu"
"Siz ikiniz varya iyice beni sevgisiz bırakmaya başladınız"
"Ne kuzi kıskandın mı teyzoşumla ben"
"Yoo hiçte bilem kıskanmadım" deyip ayağa kalktım ve annemin arkasına geçerek boynuna sarılıp öpmeye başladım "anniş sultan en çok beni, beni bihterini seviyo"
"Teyzoşum beni de sever misin?"
"Gel buraya deli kız"
Deyip kahkahalar atmıştık. Evimizde ne kadar eksiklikte olsa babam daha da mutlu olsun diye gülümsemelerimizi asla rafa kaldıramazdık.
Sanırım ben bu minik ailenin aşığıydım.
Tabakları mutfağa götürürken İlayda ve ben aynı tabağı beraber tutuyor ve adım adım ilerliyoduk. Bu kendi aramızda istediğimiz bir şeyi veya hata yaptığımızda yapmış olduğumuz kaçış yoluydu.
İ : *teyzeme ankara'da benimle beraber okumak istediğini söyle, hem yurt parası vermeyeceğinizi falan söyle ikna et işte*
R : *hı hı aynen kolaydı sanki böyle bir sultanı ikna etmek*
İ : *ya kızım o zaman anlat herşeyi, ben İstanbul'da yapamam Ankara ya gitmem lazım hem sana da yakın oluyorum. Hiç olmazsa aşık olduğunu söyle*
R :*ne diyim sedef sultana. Anne kadın ben çocukken Sirius diye seslendiğim şuanki dev karizmatik haline aşık oldum ve aşkımın peşinden Ankaralara gitmek istiyorum' mu diyeyim ilayda*
İ :*yok öyle de değil....* İlayda tam cümlesini tamamlayamadan anne kadın önümüzde birden fren yaparak bizim de sendelememizi sağlamıştı.
"Aklınızdan neler geçiyor hemen anlatın yoksa ikinizi de terlik manyağı yaparım ona göre"
"Sedef sultan bak sende çok iyi gelişmeler var şu son bir kaç yıldır"
"Kaç yıldır... Hmm... Sanırım 19 yıldır demi fakir köle"
İlayda tabağı elime tamamen bırakıp" aa sanırım telefonum çalıyor ben bı bakayım" deyip odaya koşmuştu.
Arkasından baka kalan ben "ah cidden mi? Yazıklar olsun sana" diye söylendim
Anne kadın önüme doğru iyice yaklaşıp benim ona bakmamı sağladığında "seninle konuşmam gereken önemli bir konu var anne" dedim
Annem kendini geri çekerek "anniş demedin, sedef sultan veya anne kadın hiç demedin. Kız bak biri seni rahatsız etti. Annem hırsızlar paramı çaldılar senden?" Bir sürü kurgu yazmıştı kafasından.
"Hayır anne konu başka"
"Ne peki, meraklandırmasana kızım beni"
"Ben İstanbul'da okumak istemiyorum, Ankara'da okumak istiyorum"
Annem hiç duymamış gibi yapıp tezgahtaki işini bitirdi ve kendisine kahve yapmaya başladı. "Anne geleceğimden bahsediyoruz yani buna benim karar vermem gerekmez mi?"
Annem hiç cevap verecek gibi değildi. Kahvesini eline alıp salondaki yerini aldı ve kendisine sabah programlarından birini açarak kahvesinden yudumladı. "Anne lütfen beni dinler misin artık ben İstanbul'a gitmek istemiyorummmm ya hangi anne kızını çok çok uzaklara gönderir ki?"
Bir kez daha kahvesinden yudumlayan annem bana bakmadan "İstanbul'da okuyacaksın rüya bu konu burda kapansın" dedi.
Televizyondan gözlerini ayırmıyodu. Sanırım konu gerçekten ciddiydi. Eğitimim ve geleceğim hakkında bugüne dek hiç söz hakkım olmadı. Sıkılmıştım bu durumdan. Sürekli bir şeyler başarmaktan da yorulmuştum ya da başaramamaktan....
Sehpada bulunan kumandayı alıp kırmızıya basarak televizyonu kapattım. Amacım annemin televizyon izlemesini engellemek değil, amacım beni dinlemesini sağlamaktı. Beni görsün istiyordum. "Beni dinlemeni istiyorum anne"
"Bu konu burda kapandı dedim rüya"
"Ya neden bana da sormuyosun veya beni de dinlemiyosun?"
"Ne istiyosun rüya saçma sapan bir okula gidip saçma sapan bir meslek sahibi olmayı mı istiyosun?"
Saçma sapan meslek dediği meslek avukatlıktı, yani babamın gururla yaptığı meslek. Kazadan sonra evde hukukla ilgili tüm herşeyi yok etmişti. Babamın ölüm sebebinin meslek aşkı olduğunu sanıyordu. O yüzden benim de avukat olmamdan çok korkuyordu.
Annem konuyu kapattığını düşünüp kalkıp yürümeye başladığında arkasından tüm içimde kalan çocukluğumu, babamın acısını herşeyi haykırmaya başladım.
"Ne istiyorum biliyo musun anne! Avukat olmak istiyorum. Bende babam gibi başarılı bir avukat olmak istiyorum! Neden buna izin vermiyosun? İstanbul'a gittiğimde aynı mesleği okuyamayacağımı nasıl düşünürsün? Hangi şehre gidersem gideyim avukat olarak mezun olucam! Duydun mu beni anne?!"
Annem ardına dönüp bana bakarak "buna asla izin vermicem rüya. Senin de saçma sapan bir mesleğin peşinden gitmene izin vermicem. Baban gibi olmana izin vermicem!"
"Yapma bunu anne neden bana da kendine de acı çektiriyosun?"
"Rüya kalbini daha fazla kırmadan lütfen kapat konuyu ve bir daha da açma"
"Kapatmıcam anne ve ben Ankara'ya gidicem"
"Bunu aklından çıkarma rüya"
Annem tekrar arkasına dönüp yürüdüğünde "bana babamın yokluğunu hissettirmemeye çalışıyosun ama sen böyle davrandıkça benim canım daha çok yanıyor anlamıyo musun? İnan bana babam olsa senin yokluğunda bana acı çektirmezdi ve emin ol o hayatta olsaydı beni desteklerdi"
Annemin gözleri dolmuş gibiydi ama belli etmemeye çalışıyordu. Bana doğru gelerek "iyi o zaman ne halin varsa gör sonunun baban gibi olmasını istiyorsan git saçma bir mesleğin peşinden"diyip tekrar arkasını dönüp yürüdü ama bu sefer bir daha dönmeyecek gibi yürümüştü. Canım çok acımıştı. Anneme kurduğum sözler hem benim hem de annemin canını çok yakmıştı. İlk kez birbirimizi bu kadar çok kırmıştık. Salonda öyle kalakalmıştım. Nefes alamıyo gibiydim. Ağlamak istiyodum ama sanki ağlamamam için zor tutuyordum kendimi. Elimle yavaşça kalbime vurmaya başladığımda İlayda "özür dilerim. Seni bu konuda yalnız bıraktığım için özür dilerim. Lütfen yapma böyle, ikinizde biraz yalnız kalın akşam yine eski halinize dönüceksiniz söz veriyorum" diyerek beni teselli ediyordu ama hiç fayda etmiyordu. Hâlâ nefes alamıyordum. Annemi ilk kez bu kadar çok üzmüştüm. O bunu haketmemişti ama bende haketmemiştim. Karşımda beni teselli eden İlaydayı duymamazlıktan gelerek hızla evden çıktım. Merdivenleri hızla inip apartmandan çıktığımda olabildiğince hızlı koşmaya başladım. Hızlı bir şekilde koşup ihtiyacım olan kişiye gitmek istiyordum. Bana "sen haklısın" ya da "hatalısın" demesini istiyordum. Ya da bana sarılıp "geçti küçüğüm iyi olucaksınız" demesini istiyordum. Selim'in dedesinin evine geldiğimde adımlarım yavaşlamaya başlamıştı. Kendi kendime *bahçeden gir ve koşup ona sıkı sıkı sarıl ve...ve tüm herşeyi unut Rüya Arsal* diyip sakinleşmek istedim. Bahçeye doğru yöneldiğimde adımlarım tamamen durmuştu. Selim'i bahçede hastanede bana saldıran kızla görmüştüm. Arkadaşlarından biriydi ve ikisi de ayakta sohbet ediyordu. Onlara görünmek istemediğim için konuşmaları bitinceye dek saklanmak istedim. Bahçe duvarının arkasında yere çöküp oturmayı tercih ettim. Yorulduğumu farketmiştim ama oturursam yoldan geçenler bana deli diyebilirdi. *hataların kendinden büyük rezilliğini söylemiyorum bile aptal kız* diyerek ayağa kalktım. Gözlerimi selim ve yanındaki kıza çevirdiğimde ikisinin de gergin olduğunu farkettim. Merak etmiştim ve merakıma yenilip onları dinlemeye başladım. Sesleri çok net gelmese de anlaşılıyodu. Bir kaç saniye sonrasında adımın geçtiğini duydum. Aldırış etmeyip kendimce *sanırım bu kızıl baş bana görümcelik yapıcak adımı söylediğine göre* dediğimde sohbetin diğer kısmı benim olduğum yerde sendelememe neden oldu.
Selim'in yanındaki kız sinirle "sen kafayı yemişsin selim. Sırf bana inat olsun diye bir iddiaya girdin ve şuan aklıma geldikçe deliriyorum" diyordu
Selim "seni uyardım sıla bu konunun seninle alakası yok. Ben sana daha öncede söyledim bir daha söylemek istemiyorum"
İsminin sıla olduğunu öğrendiğim kız "ya ne ile alakası var peki? Benimle konuşmamak ve bana inat olsun diye uzayın ortaya attığı bir iddiaya girdin ve şuan köylü bir kız ile vakit harcıyosun sen!"
Duyduklarım kafamda yankılanmaya başlamıştı.
*İddiaya girdin ve köylü bir kız ile vakit harcıyosun*
Sıla " bı de grup açmıştı demi uzay sırf bu iş için. Hmmm Hancıoğlunun kızı 1. geleneksel kız tavlama operasyonu gruba bak sen"
Selim " kes sesini sıla hiç bir bok bildiğin yok ve bilmediğin konular hakkında konuşmayı kes artık"
Gözlerim sıla ile buluşmuştu ve benim orda olduğumu öğrenmişti.
Yine de selime hiç bir şeye demeden "artık köylü kızı değil de oyun parçası desem daha iyi olucak" dediğimde selim arkasına dönüp beni gördüğünde" rüya!" diye seslendi.
Onları duymamazlıktan gelerek koşmaya başladım. Nereye koşacağımı bilmiyordum ama sadece koşmaya başladım.
Bir iddia uğruna mıydı? Herşey bir oyun muydu?
Sirius hikayesi de mi?
Koşmaya devam ederken önümde taş olduğu için ayağım takıldı ve yere düşmüştüm. Elim ve dizim acımıştı ama bu taş selim kadar acıtmamıştı canımı.
Ayağa kalkmak istediğimde bir el uzanmıştı ayağa kalkabilmem için, elin sahibine baktığımda akselin olduğunu gördüm. Bana acıyan gözlerle bakıyordu sanki. Bir süre sonra selimin sesini duymuştum. " Rüya!" Deyip tekrar "çek o elini rüyadan gölge" dediğinde Aksel hiç cevap vermedi ve elini uzatmaya devam etti. Kafamı selime çevirip ona baktığımda kocaman bir hayal kırıklığı görüyordum. Ben ona gelmiştim başımı omzuna koyabilmem için ama o bir iddia uğruna beni oyununa alet etmişti. Gözlerimi akselin eline çevirip hiç düşünmeden tuttup ve ayağa kalktım. Yürümekte zorlandığım için Aksel kolumdan tutup yardım etmeye çalıştı. Selim sinirlenmis olmalıydı ki hızlı adımlarla yanımıza yaklaşıp beni kendine çekip akselden uzaklaştırmıştı.
"Seni uyarmıştım gölge sana rüyaya yaklaşamaman gerektiği konusunda seni uyarmıştım"
Aksel alaycı bir gülümseme ile "gölge mi? Ben o konuyu atlattık sanıyordum ve benim adım gölge değil veliaht benim adım Aksel"
"Kes lan sesini" dediğinde kendimi selimden kurtardım. Ona küfürler saydırmak istiyordum. Onu defalarca tokatlamak istiyordum. Selim gözlerimin içine bakarak "rüya düşündüğün gibi bir şey değil ben sana aşığım lütfen dinle beni"
Konuşmakta zorluk çekiyodum ama yine de haykırmaya başladım. "Düşündüğüm gibi olmayan ne? Bir iddia uğruna beni harcaman mı? Sıkıldığın için beni gözüne kestirip benimle dalga geçmek mi?"
Aksel söylediklerime inanamayarak elleriyle ağzını kapayarak "oha lan sen kütük müsün amına koyayım" diye yorum yaptı
"Siktirme belanı çocuk defol git"
Araya girerek "asıl sen defol selim Hancıoğlu sen git burdan. Ya sen burda benim üzerime iddialara girerken ben ise evde sırf Ankara'ya gelebilmek için annemle tartıştım ve anneme söylenmeyecek şeyler söyledim. Ama sen... Ne istedin ya benden?"
"Rüya lütfen açıklamama izin ver. Evet iddia var ortada ama sadece sana yakın olabilmek içindi. Lan çocukluğumdan beri hep uzak kaldım senden sevdim ama hep uzaktan"
"Neydi grubun adı.... Ha şey 1.geleneksel kız avlama operasyonu... Ha bı de neydi" deyip Selim'in gözlerinin içine bakarak "Hancıoğlunun kızıydı demi?". Aksel tekrar araya girerek" siz ne ara sevdiniz birbirinizi? Hem o ne lan öyle Hancıoğlunun kızıymış mal mısın oğlum sen o Yavuz'a mı özeniyosun sen?" Dediğinde selim dayanamayıp aksele kafa atmıştı. "Sana siktir git dedim. Sana bizden uzak dur dedim" deyip yumruk atmaya başladı. Aksel de sabrını kenara koyup karşılık vermeye başladı.
A ; neden gidiyomuşum lan yıllarca benim olan hayatı yaşadın sen siktir git
S ; al hayatını başına çal lan amına koyayım
İkisi de hem küfürler saydırdı hem de vurmaya devam ediyodu. Onları durmaları için uyardım ama duymadıkları için daha yüksek sesle "yeter! İkinizde defolun hayatımdan! Uzak durun benden! Sen selim Hancıoğlu herşey yalandı madem ve sende iyi eğlendiğine göre bir daha sakın karşıma çıkma. Kendine yeni bir oyun arkadaşı bul bir daha çıkma karşıma!"
Onları geride bırakıp yürüme başladım. Düştüğümde canım acıdığı için yürümekte zorlandım. Bu yüzden selim kendince destek olmaya çalışıp kolumdan tuttuğunda onu kendimden ittim ve ona vurmaya başladım.
"Ne istedin ya benden? Ya ben seninle Ankara'ya gelebilmek için annemin canını acıttım. Ben sana kendimi tamamen teslim etmiştim oysa herşey yalanmış... Söylesene anlattığın hikâyede mi yalandı... Hani sana Sirius diye seslendiğim hikaye ve bana kelebek demen... Herşey yalan mıydı?"
Selim ellerimden tutup " hayır... Hayır yalan değildi ben sana o günden beri hep kelebek diyorum ve ben senin Sirius diye seslendiğin o çocuğum" ellerime kelepçelenen ellerden kurtararak "yazık olmuş o çocuğa" deyip tekrar "bir daha karşıma çıkma selim Hancıoğlu" dedim ve yanlarından ayrıldım.
Nereye gideceğimi biliyo gibi yürümeye devam ettim. Ağlamaya çalışıyordum ama onu bile beceremiyordum. Canım çok acıyodu ama ben sadece yürümek ve bana iyi gelen yere gitmek istiyordum. Ben babama gitmek istiyorum...
Uzun yürümelerim sona erdiğinde kendimi yine küçük bir çocuk gibi babamın yanında bulmuştum. Etrafıma bakındım önce, sonra da babamın mezarına bakıp "yine sana geldim baba. Gidecek hiç bir yerim yokmuş gibi hissettiğimde hep sana gelirdim. Bugün yine öyle hissettim baba." Dedim ve mezarının yanı başına uzandım. Sanki sahiden babama sarılıyor gibi sarıldım sıkı sıkı.
"Hani sen beni hep tırtılım diye seviyodun ya. Bugünlerde bana kelebek diye seslenen biri girdi hayatıma... Aşık etti beni kendine. Ve beni onunla gelebilmen için ikna etti. Ben sırf onun için..." Dedim ve bir kaç saniye utanır gibi sustum. Gerçekten de utanıyordum. Annemi üzmüştüm çünkü ve beni nasıl affederdi bilmiyorum. "Sırf onun annemin kalbini kırdım baba... Ama o beni kandırmış, bir iddia uğruna canımı yakmış. Kelebeğinin kanadını bile isteye kırdı baba"
Sonrasını hıçkırıklarıma bırakmıştım . Konuşmayı bıraktım ve artık ağlıyordum. Sanki ağlasam herşey geçecek gibi, sanki tüm hiçbir şey yaşanmamış onu tanımamış gibi.
Mezarın başında ne kadar uzanmıştım bilmiyordum ama tanıdık bir kişinin sesi olduğum yerden kalkmamı sağlamıştı.
"Yanında yatınca yaşadığını mı hissediyosun?" Soran kişi akseldi. Ne yani buraya kadar beni mi takip etmişti?
Yoksa o çok sevdiği yalancı pisliğin teki olan abisi mi gönderdi?
"Ne istiyosun benden?"
"Ne isticem kızım?"
"O mu gönderdi seni? Bı bak bakayım iyi kandırmışmıyım diye mi yolladı peşimden?"
"Ne zırvalıyosun asi? Çok mu dram izliyosun anlamıyorum ki?"
"Neden burdasın o zaman? O bitti sıra sende mi? Abi kardeş oyun mu oynayacaksınız?"
"Birincisi ben ve o şahıs abi kardeş değiliz sadece o benim hayatımı çaldı ve ben benim olanı almadan gitmem."
Sustu sonra başka bir şey demesini de bekledim bir süre sonra ona "ikincisi peki?" diye sordum.
"Ne?"
"Birincisini söyledin peki diğeri ne?"
"Hmm.. ikincisi asi ben o piçle oyun oynamam hem de senin için asla."
"Niye Selim'in oyunu eğlenceli değil miydi? Sende eğlenirsin benimle demi?"
"Salak mısın kızım sen? Oyun yaşını çoktan geçtim hem ayrıca güzel değilsin çirkinsin ne diye seninle vaktimi harcıyayım?"
"Offf... Niye burdasın o zaman? Git başımdan!"
"Kükreme hemen gidiyorum zaten sen yanımızdan ayrıldıktan sonra sevgili veliahtımız dellendi ve her zamanki gibi senden af dileyeceğine çekip gitmeyi tercih etti yani o gidiyorsa bende gidiyorum demek"
"Gidiyo mu?" Bu muydu yani? Herşey böyle mi olucaktı? "Ee napim giderse gitsin defolsun bundan banane"
"Bende gidiyorum yani benim olanı almaya"
"Buraya kadar bunları söylemek için mi geldin gerçekten?"
Kurduğum cümle hiç komik değildi ama Aksel yine de dalga geçer gibi gülmeye başladı. Sonrasında gözlerini üzerime dikerek "kızım sen harbiden salaksın"
"Bana bak pislik bir daha bana salak deme"
"Ee öylesin napim. Neyse kızım sana diyorum ki burda böyle durup sürgüne gönderilmek yerine Ankara'ya gel ve ona istediğini verme diyorum"
"Anlayamadım"
Aksel elini saçlarında gezdirip kendi kendine "abi siz kızlar hep böyle misiniz cidden" deyip bana döndü.
"Asi o şerefsiz seninle eğlendi ve gidiyo farkında mısın ve sende ona istediği şeyi veriyosun. Yani burda böyle oturmuş ağlıyosun Ankara'ya gel ve dik bir şekilde yürümeye bak"
Haklıydı. Pes edemezdim. Evet beni kandırmıştı ve evet öyle büyük bir aşk değildi belki de ama bana yalan söylemişti. Beni kandırmıştı ve beni kumar masasında harcar gibi iddialarla adımı lekelemişti.
"Bunu söylemek hiç istemiyorum ama haklısın sanırım."
"Ha şöyle aferin"
"Haklısın ama neden bana bu konuda yol gösteriyosun yani neden bana yardım ediyosun?"
"Bı sebebi yok. Yani sadece borcumu ödüyorum"
"Borç mu? İyi de ne borcu?"
"Hastanede kan verirken... Yahu neyse ne iyilik yapıyoruz şımarma hemen"
"Şımarmam mı gerekiyodu ki zaten? Saol yine de ama *unutma senden hâlâ nefret ediyorum?"*
*"Ne güzel duygularımız karşılıklı. Bende senden nefret ediyorum asi* neyse git ve hazırlan Ankara için beraber gidiyoruz"
Bu emir karşısında şaşkınlığımı gizleyemeyip
"Aptal mısın sen ne demek beraber gidiyoruz? Yahu az önce duygularımızı söyledik"
"Çirkin mısın kızım baş başa gitmicez heralde annen sen ben ve adı neydi senden daha çirkin olan kız.... Hmm... Ha İlayda"
"Ne diyosun annem ne alaka kuzenim ne alaka. Hem annemle konuşmuyoruz"
"Tüh ne üzüldüm bilemezsin. Sence annen benim gibi karşı koyulmaz birine hayır diyebilir mi? Düşün bir istersen?"
"Gayette diyebilir"
"Sen cidden körsün"
"Benimle uğraşıp durma. Çevremde dolanma. Tamam anladık Ankara'ya gitcem ama seninle asla sokak çocuğu" o bana sürekli asi dediği için ve bir evi bile olmadığı için ona böyle hitap etmiştim. Yanlış bir hitap şekliydi biliyorum ama nefret ediyorum bu çocuktan. Aksel ona sokak çocuğu dediğimi aldırış etmeden "iyi. Sende karşıma çıkma. Ve evet kesinlikle bende senden nefret ediyorum" deyip yanımdan çekip gitti. Ben ise yine yalnız kalmıştım.
Sanki babam karşımdaymış gibi ona "bu sokak çocuğu beni kandıran selim Hancıoğlunun kardeşiymiş baba. O... Yaralı olduğu gün öğrenmiştim. Sence o haklı mı? Gitmeli miyim Ankara'ya? Neyse.. benim gitmem lazım eve gidip annemle konuşmam lazım"
Elimi üzerinde yazılar yazan mezar taşında gezdirip evin yolunu tuttum. Yol boyunca tüm ilanları düşünmüştüm. Evet kocaman bir aşkın içinde değildim ama ondan hoşlanıyordum. Hatta onu seviyordum ve onunda aynı şekilde hissettiğini düşünmüştüm. Oysa herşey yalanmış.
Apartmanın önüne geldiğimde başımı kaldırıp oturduğumuz kata bakındım. "Tüm herşeyime tek tanıklık eden sensin sanırım" deyip apartmanın içine girdim. Asansörün önünde durdum bir kaç saniye "selim çıkar beni buradan" "kelebek ben özür dilerim derin nefes al lütfen" zihnimde gezinen bay zorbayı silerek alaycı bir gülümseme ile "herşey bir oyun muydu?" diye sordum kendime ama cevabı hiç bilmiyordum.
Bulunduğum yerden uzaklaşıp merdivenlere yöneldim. Hızlı çıkmak istiyodum ve aslında hızlıydım da ama neden bitmiyordu bu merdivenler. Şaka mıydı bu?
Koşmayı denedim bu sefer. Hızlıca çıkıp bitirdim tüm merdivenleri. Evin kapısını açıp içeri girdiğimde gözüm salonda gezindi annemin oturduğu koltuğa baktım "keşke bugün hiç yaşanmamış olsaydı ve şuan burda program izliyo olsaydın"
İlayda benim odadan çıktığında beni görünce bana doğru gelip boynuma atladı.
"Aptal kız seni nasıl merak ettim biliyo musun? Ya bu telefonlar süs olarak mı icat edildi sanıyosun sen? İyi misin?"
Sessiz kaldım ve sadece etrafa baktım. Gözlerim sadece annemi arıyordu. İlayda benden uzaklaşıp tekrar "rüya sana söylüyorum iyi misin?"
"Annem...annem evde mi?"
"Odasında sen gittiğinden beri hiç çıkmadı merak ediyorum ama terlik aticak diye bakamıyorum ona"
Kendimi ilaydadan kurtarıp annemin odasına yürümeye başladığımda İlayda "şuan değil sakinleşince konuş" dedi
Onu duymak istemedim ve sadece annemin yanına geçmek istedim. Adımlarımı annemin odasından çekmeden yürümeye devam ettim. Bir kaç kez kapıyı tıklattım ama cevap vermemişti. Kapıyı izin almadan açmak istedim ama kilitliydi. Kapıya tekrar vurmaya başladım.
"Anne! Anne lütfen açar mısın kapıyı! Beni duyduğunu beliyorum. Aç lutfen kapıyı! Seninle konuşmam lazım. Kendimi sana nasıl affettirebilirim bilmiyorum ama yine de seninle konuşmak istiyorum. Anne isteyerek söylemedim onları yemin ederim!" Kapının arkasından ses duyduğumda kapının kilit sesi olduğunu farkettim. Annem kapıyı aralık bırakmıştı ve tekrar oturduğu yere dönmüştü. Başımı İlaydaya çevirerek ondan onay almak istedim. O da başını" git kocaman sarıl ona" diye hafifçe salladı. Derin bir nefes alıp odaya girip ardından da kapıyı kapadım. Yavaş adımlarla annemin yanına geçip önünde dizlerimin üzerine oturdum. Önce gözlerine baktım ağlamaktan helak olmuştu. Elimle yanağını okşayıp başımı dizine koydum. "Çok özür dilerim anne. Ben gerçekten öyle söylemek istemedim. Ben sadece yapmak istediklerimi ve olmak istediğim kişiyi söylemek istedim. Ama dengesiz konuşarak seni üzdüm ve bu benim için çok kötü bir şey." Tekrar derin bir nefes aldım ve devam ettim. "Hani sana dedim ya babamın yokluğunu hissettirmemeye çalışsan da ben yine de hissediyorum diye doğru değildi anne. Evet onu çok özlüyorum ama sen bana onun yokluğunu hissettirmiyosun yemin ederim" gözyaşlarıma engel olamayıp tekrar ağlamaya başladım. Annem elleriyle başımı dizinden kaldırıp ona bakmamı sağladı. O da ağlıyordu benim gibi. Canını yakmistim onun ve o bunu en son benden bile beklemezken. Annem gözyaşlarımı silip "asıl ben özür dilerim bitanem. Babanı o kadar özlüyorum ki kendimce bir suçlu bulup isyanımı onda göstermek istedim. Sen ne olmak istersen ol, nasıl olmak istersen ve nereye gitmek istersen git ben hep senin yanında olacağım. Eğer Ankara'da okumak istiyorsan orda oku. Hem haklısın İstanbul çok uzak"
Annemi sanki yıllardır görmemiş gibi boynuna atlayarak"sedef sultanım, annem seni çok seviyorum"
"Dur deli kız boğacaksın beni"
"Napim seviyorum hatun seni"
"Bende seni seviyorum ama şu okul işini halletmemiz lazım haydi"
"Aa tamam"
Annemle birlikte Ankara'daki okulu arayıp müdürle konuştuk gerçi biraz zor oldu ama annem babamın ismini söylediğinde herşey kolay olmuştu. Cidden babam o kadar da tanınıyor muydu?
İçimden "teşekkür ederim baba" derken anneme de "teşekkür ederim sultanım iyi ki benim annemsin"
"Hemen şımarma öyle bak zor hallettik zaten. Bir an önce hazırlanın İlayda ile yola çıkalım bir de yüz yüze konuşalım"
"Erken değil mi?"
"Kızım deli misin okulların açılmasına sadece ve sadece iki küçük gün kaldı"
Hay aksi! Doğru zamanımın yarısını neredeyse şımarık bir zübbe için harcadığım için günleri bile unutmuştum.
İlayda ile odama çıkıp hazırlanmaya başladık.
Alabileceğim kadar herşeyi almıştım. Valizi ayarlamakta zorlanmıştım ama yine de halletmiştim.
İlayda kendi de hazırlanırken akıl almaz soruları da unutmamıştı
"Ne yani teyzem seni itiraz etmeden ankaraya mı gönderiyo?"
"Evet kuzi niye şaşırdın odanı paylaşmaktan mı korkuyosun?"
"Aşk olsun sende, ama bana da poster verirsen severek paylaşırım" dalga geçtiğini bildiğim için ikimizde gülmüştük.
"Ee napicaksın Selim'le beraber aynı sınıfta olucaksınız kızım çok romantik!"
Doğru ya bu kız hiçbir şey bilmiyordu. Kafam o kadar doluydu ki içinden havai fişekler bile patlayabilirdi.
Ne dicektim ki *kuzi ben aptal aşığın tekiyim ve bana oynanan oyunu bile görmemiştim* mi dicektim.
Ama herşeyi bilmek onunda hakkiydı. O da bilmeliydi sınıf arkadaşının şımarık bir zübbe olduğunu. "Ay her gün yan yana, dip dibe"
"Biz ayrıldık"
"Tüm gözler sizin üzerinizde, ünlü ol____ ne? Ayrıldık mı? Daha sabah sevgiliydiniz daha dün gece beraberdiniz ne zaman ayrıldınız?"
"Başlamamışız ki zaten neyse boşver ayrıldık işte"
"İyi ama noldu iki dakikada"
"Bay zorba efendiler şımarık bir zübbeymiş kuzicim"
"Ağzına kelepçe mi vurdular kızım senin, taksit taktis anlatıp durmasana"
"Bu sefer gerçekten anlatacak hiçbir şey yok. Sizin sınıfınız A mı B mi? "
"Şey A sınıfı"
"İyi güzel şu müdür beye diyelim de beni b ye alsın"
İkimizde konuyu kapatıp valizlerle beraber aşığaya indik. Annem dışarda bizi bekliyordu. Şaşkındım. Herşeyin bu kadar hızlı olacağını hiç düşünmemiştim. Büyümek bu kadar hızlı mı bitiriyo zamanı. Tıpkı telefonun şarjı gibi...
Arkamı dönüp büyüdüğüm eve baktım kimseye veda etmeden gidiyordum sanırım. Neyse ki vedalardan hiç hoşlanmazdım.
Öylece bırakıp gitmeyi de sevmezdim. İçimde bir burukluk vardı çocukluk arkadaşım olan berkenin de burda bana el sallamasını isterdim.
Babamın yokluğundan bu güne dek bana hep sahip çıkmıştı. Beni hep bir abi gibi korumuştu. Ama o kavgadan sonra hiç konuşmadık. Annem ve İlayda ön koltukta ben ise arkaya bineceğim esnada arkamdan bir ses "bir hoşçakal demeden mi gidicektin deli!" Arkamı döndüğümde berkenin olduğunu görmüştüm. Onu burda beklemiyordum ama hiç düşünmeden koşup ona sarıldım. "Bana kızgınsın sanıyordum."
"Evet kızgınım ama herkese sırtımı dönerim sana asla"
"Bitanesin sen"
"Annen bu konuya tepkili sanıyordum nasıl oldu da ikna ettin"
"Ee Berke efendi beni kim sandın sen?"
"Sevindim senin adına ama yapabilicek misin? İlk kez böyle uzakta yeni bir hayata başlıcaksın"
"Herkes ilk kez başlıyor bu hayata hem endişe etme iyi olucam"
"Etmiyorum zaten tanıyorum seni. İyi o zaman sana yeni hayatında başarılar diliyorum. Umarım üzülmezsin ve umarım burda bir Berke olduğunu unutamazsın. Telefon mesafesi var aramızda unutma"
"Anlaştık herşey için teşekkür ederim. Sende hep mutlu ol. Ve bensizliğe fazla alışma"
Berke ile vedalaştıktan sonra arabaya binmiştim.
Arabayla bıraktığımız ize baktığımda artık tamamen yeni bir hayat çizgisi olduğuna inanarak önüme bakmıştım.
*Yeni hayat, yeni bir rüya arsal ve yeni bir karakterler*
İnsan olduğu kişiden bazen vazgeçip üzerine kocaman bir taş koymak istiyo. Sanırım bende öyle yapıp yoluma devam etmek istiyordum.
Kendine orda iyi bak Rüya Arsal. O dünya buradaki dünya kadar küçük değil bunu asla unutma.
Oraya eski ben için değil hayallerim için gidiyordum.
Bölüm etkileşimi
