25. bölüm / 29
Kozada'ki Kelebek "Rüya'nın Sonu"Ölmek mi? Yaşamak mı?
Bölümler 29Şu an: Ölmek mi? Yaşamak mı?
- 1 Çarpışma1.871 kelime
- 2 İzler2.367 kelime
- 3 Karşılaşma1.414 kelime
- 4 Korku2.136 kelime
- 5 Büyük Gerçek2.799 kelime
- 6 💫Siriusun Rüyası🦋2.439 kelime
- 7 Oyun Başlasın2.757 kelime
- 8 İsmini Öğrendiğim Duygular1.466 kelime
- 9 Hancıoğlu'nun Kızı925 kelime
- 10 Kolye1.641 kelime
- 11 Yabancı Numara1.263 kelime
- 12 Hastane Koridorları1.424 kelime
- 13 Ölmüş Bedenler1.857 kelime
- 14 Gölge Oyunu3.632 kelime
- 15 Namı Değer Gölge3.726 kelime
- 16 Yaralar Ve Sancılar2.406 kelime
- 17 Kan Payı3.946 kelime
- 18 Kelebeğin Siriusu6.947 kelime
- 19 🦋KELEBEK🦋4.552 kelime
- 20 Ankara4.605 kelime
- 21 İki Yabancı3.508 kelime
- 22 Kazananlar Ve Kaybedenler6.451 kelime
- 23 Ayrılan Yollar8.564 kelime
- 24 Ölmek mi? Yaşamak mı?7.250 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 Yavuz'un Gölgesi Öldü Mü?7.654 kelime
- 26 Gölge &Akarcalı3.954 kelime
- 27 27. Bölüm2.369 kelime
- 28 GÖLGENİN SESSİZLİĞİ4.546 kelime
- 29 GÖLGENİN YARATTIĞI CEHENNEM6.179 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Akselin anlatımıyla
"Hayat iki seçenekten ibaretti.
Ya adam gibi ölüceksin ya da adamlığınla yaşayacaksın. Bundan ötesi yoktu.
Ben hep öğretilmeyen yollarda adam gibi mücadele vermiştim. Yanlış yola girip katilde olmuştum doğru yola girip çakalda olmuştum. Hamdinin çakalı olmuştum, en güvendiği ama öldürmek istediği adamı olmuştum. Annemin doğurduğu ama kabullenemediği gerçeği olmuştum. Yavuz'un korktuğu olmuştum, ona tehdit olmuştum. Kendime ise, kendime bir bok olamamıştım. Kendim için ya ölecektim ya da gerçekleri öğrenip yaşamaya devam edecektim..
Şimdi ise çekmiş olduğum acıların kat kat acılarını yaşamaya gidiyordum. Geçmişte yaşadıklarım bugünümün fragmanıymış. Bugün fragmanların tam bölümlerini yaşayacaktım. Peki Aksel Hancıoğlu buna hazır mıydı?
Fazlasıyla hazırdım, benim fragmanlarımın bölümleri anne ve babam olacaktı.
Evin önüne geldiğimde kapıda çok istediğim arabalardan bir tanesi duruyordu ve benim olduğundan çok emin olduğum için yanına yaklaştım.
Tek elim cebimde diğer elimle dokunmaya başladım. Herşey tam istediğim gibiydi. Kendi kendime "babalığa bak sen çekti altıma seni. Uff seninle ne sokaklar turlarım hazır ol bakalım" Dediğimde parmakları arasında anahtarı sallayarak yanıma gelen yavuz iti "evet çektim altına bu arabayı." deyip bana yaklaştı. O kadar tuhaf konuşuyordu ki sabahki halinden eser yoktu. Sanki geçmişi sıfırlayıp hiçbir şey olmamış gibi dibime kadar gelip bana duymayı arzuladığım ama kendisinden duymak istemediğim hitap şekliyle cümleyi sonlandırmıştı. "Al bakalım kendine ait araba ve anahtarı. Git gez biraz ankaraya kendini göster oğlum"
Şaşkınlığımı, hasretimi belli etmemeye çalışarak sadece gözlerine baktım. Belki saniyelerce, belki de dakikalarca onu izlemiştim. Oğlum demişti bana. Sanki hiç beni annemden ayırmamış gibi oğlum demişti. Sanki yıllar önce yardım çığlıklarımı duymayıp kapı dışı etmemiş gibi oğlum demişti. Sanki yüzümde, kalbimde hiç çizikler bırakmamış gibi oğlum demişti. Sahi oğlun muydum ben senin. Yavuz Hancıoğlu muydu bu karşımda ki. Aklımdan kendi kendime "neyin peşindesin babalık oğlum falan" diye geçirdim. Yavuz hancıoğlu ise "ne bakıyosun alsana oğlum anahtarını" dedi.
Kafamı yana çevirip gülmeye başladım ve sonra yavuza döndüm.
"Hayırdır aylığın mı yattı? Yoksa günler önce ölen ismail hancıoğlunu mu özledin? "
Yavuz anlık olarak kaşlarını çatmıştı ama tekrar yüzüne maske takarak "özledim tabi o benim babam sonuçta" dedi
"Ee niye oğlum diyosun arabaya kıydığın paranın acısını çıkarmak için ön çalışmalara mı başladın? "
Gülüyordu. Daha dün beni evden kovan beni reddeden yavuz bugün karşıma geçmiş gülüyordu. Kamera şakası mı lan bu? Parmaklarında asılı olan anahtarı bir hışımla elinden alıp arabanın kilidini açtığımda ona dönüp "sen bi git tedavi ol hancıoğlu halin hal değil. Baksana gayrimeşru oğluna oğlum demeye başladın" deyip güldüğümde yavuz iti de gülmeye başladı ve anlamadığım bir biçimde kendini ele vermişti. "Ben tedavi olurum merak etme. Ama sen o ameliyattan çıkar mısın bilemem"
"Bak cidden iyi değilsin. Neyse eve geldiğimde sen ve oğlun benim yapacaklarıma hazır olsanız iyi olur"
Ve bindim arabaya. Aslında bindiğim araba değildi bile bile azraile teslim olmaya gidiyordum. Aynadan arkama baktığımda yavuz hâlâ gülüyor ve el sallıyordu. "Ulan sen bir dümenler çeviriyosun ama merak etme şu Ankara'yı tanıyayım o dümeni elinden alırım elbet" Evden, mahalleden iyice uzaklaşmıştım. Bilmediğim caddelerde, trafiğini bilmediğim yollarda arabayı keyifle sürüyor ve bir yandan da telefonumu arabaya takıp kendi kafama uygun şarkılar açıp dinlemeye başladım.
Dakikalar sonra trafiği olmayan çift şeritli yolda olduğumu fark edince telefonu elime alıp şarkı listemden cem adrianın seslendirdiği ağlasam mı gülsem mi şarkısını açıp şarkıya eşlik ettim.
Şarkının girişindeki çalan melodi bana o kadar huzur veriyo ki kendimden geçiyordum. Hatta çoğu zaman gözümden yaş akıyordu. Ben bile fark edemiyordum ağladığımı. Çok fazla söylediğim şarkılardan bir tanesiydi.
Ve Cem melodinin sahibi olan sözlere başlamıştı.
--mevlam gül diyerek iki göz vermiş
İki göz vermiş
Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı?
Dura dura bir sel oldum erenler
Bilmem çağlasam mı? Çağlamasam mı?--
Şarkının ilk nakaratı bitmiş ve yerini tekrar melodiye bırakmıştı. Gözüm yoldaydı etrafımda farklı türden arabalar geçiyordu. Benim gözümden ise bazen mazi geçiyordu. Annem geliyordu bazen aklıma adını unuttuğum annem. Sahi adın neydi senin, beni bırakıp it uğruna giden kadın?
Melodi bitti ve tekrar sözler yerini aldı.
--yoksulun sırtından doyan doyana
Doyan doyana.
Bunu gören yürek nasıl dayana
Nasıl dayana
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi? Söylemesem mi?--
İkinci nakaratta bitmiş tekrar yüreği dağlayan saz yerini almıştı.
Oğlum demişti itin biri bana...
Önce git demişti, yüzümde bir emanet bırakmıştı.
Şimdi gel diyor emanetini almaya çalışıp sahte gülüşleriyle bana oğlum diyordu.
Sahi silebilir miydi bendeki çiziği?
Ya kalbimdeki lekesi sildiğinde temizlenir miydi?
Ve ben sustum cevabı cem vermeye devam etmişti.
--mahzuni şerifim dindir acını dindir acını
Bazı acılardan al ilacını al ilacını
Pir sultanlar gibi dar ağacını bilmem boylasam mı? boylamasam mı?
Şarkı bitmişti ve tekrar başa sarmıştı. Amacı bana aradığım cevapları verebilmek içindi.
Sözler başladığında bende bağıra bağıra eşlik ettim
"mevlam gül diyerek iki göz vermiş
İki göz vermiş
Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı?
Dura dura bir sel oldum erenler
Bilmem çağlasam mı? Çağlamasam mı?--
Sesim güzeldi aslında gideri vardı qma ben ağlamaya başladığım için acı içindeydi.
Ben cevabımı aldım cem, bu mahkeme de bana ekmek çıkmaz, kendi adaletim olacaktım.
Yolun sonu ışıkları gösteriyordu.
Önümde birden bire resmi bir araç belirivermişti. Resmi araç kırmızı ışıkta durduğunda bende önceden frene basıp durmaya çalışmıştım fakat işler istediğim gibi gitmemişti. Arabaya yaklaştıkça hızım artmış ve frenler tutmamaya başlamıştı. Hızlı şekilde tekrar frene bastım yine aynıydı. Önümdeki araca baktım sonra kendi kendime bana oğlum diyen adama küfürler savurdum.
"Lan it geberticem lan seni. Ulan beni nasıl bir şeyin içine düşürdün lan. Beni nasıl sırtımdan bıçaklarsın lan şerefsiz köpek. Soluğunu kesicem lan senin.
Dur artık dur lan çalış fren çöpe attırma kendini.
Ulan aksel anlamalıydım lan bu arabanın ne bok olduğunu anlamalıydım. "
Ben konuşurken şarkı bitip bitip başa sarıyordu. Ben ise bile bile ölüme gidiyordum. Ellerimi direksiyondan çekmiştim. Ayaklarım artık frene değmiyordu bile.
Tekrar kendi kendimle vedalaşır gibi"iyi insansın lan merak etme cennete alınırsın sen. Yavuz itini öldürüp gelseydin be azrail"
Ve artık susuyordum.
Önümdeki araçla dakikalar sonra çarpmış gibi görünsem de aksine saniyelerle yarışmıştım ölmemek için ama çok geçti. Resmi araca çarpıp kapıdan dışarıya yuvarlanmam çok sürmemişti.
Kaç kez takla atmıştım kim bilir?
Selimle dalga geçiyordum ya hani ölümle yaşam arasındaki çizgidesin diye aksine ben bugün o ince çizginin tamda ölüme yaklaşan yerindeydim. Hamdi akçanın beceremediği işi yavuz iti tek vuruşla halletmişti.
*Sessizlik*.
Ölümün hemen ardından gelen en güzel şeydi benim için sessizlik.
Ölüm belki benim için olağanüstü bir huzur olsa dahi ölmemeliydim. Şimdi olamazdı, önce kendi adaletimi sağlamalaydım. Ebeveynlerime hesap sormalıydım. Neden?
Neden beni hem yetim hem öksüz bıraktınız? diye sormalıydım onlara.
Neden benim katil olarak büyümeme izin verdiniz?
Elime silahı ilk tutuşturan hamdi değildi aslında annemdi. Sen neden gittin anne, benim ne suçum vardı? Benmiydim bizi olumsuzlara iten...
*Sesler*
Ya yine öldüğünün kanıtıdır ya da sesini duyan insanların seni yaşatma çabalarıydı.
Çokca duyamadığım, algılayamadığım bir ses "uyan. Genç uyanman lazım. Beni duyuyor musun seni hastaneye yetiştirecem merak etme"
Evet bu cümleler ölüme giden birinin yaşaması için tek çare olan cümlelerdi.
Öksürmeye başlamıştım, sanki duman altında saatlerce kalmış gibiydim ve nefes alamıyordum sanki. Sonrasında gözlerimi araladım yavaşça, bulanık görüyordum etrafı. Karşımda bir adam vardı çok net değildi ama takım vardı üzerinde ve elini yanağıma koyup "duyuyor musun beni. Oh çok şükür. bak ambulans gelicek birazdan" diye teselli ediyordu.
Gözümü kapayıp tekrar açtığımda artık herşey netti. İlk olarak etrafıma bakındım, arabalar çok büyük hasar almıştı. Havaya dumanlar süzülüyordu. Kullandığım araba yağ sızdırmaya başlamıştı ve şoför kapısı tamamen gitmişti. Oysa sadece ön tarafın gitmesi gerekirdi. Gözlerimi çarptığım arabaya çevirdim. Bagaj kapağı içine çökmüştü, diğer kısımlarını çok iyi göremiyordum.
Gözlerimi dizinde yattığım adama yönelttiğimde ona tek sorduğum. "O iyi mi? Çarptığım arabadaki iyi mi? "Olmuştu.
Adını bilmediğim takım elbiseli adamın yüzüne baktığımda hafif yaralar gördüm. Bana " O benim. Çarptığın aracın sahibi benim ve ben iyiyim"
Gözlerimi kapatıp kendi kendime "şükürler olsun" dedim ve olduğum yerden ayağa kalkmaya çalıştım. İlk denemem hem başarısız olmuştu hem de adını bilmediğim takım elbiseliden azar işitmiştim. "Hop napıyosun aslan parçası. Ambulans çağırdım gelir birazdan"
Acı içinde elimi karnıma götürerek "a-ambulans mı? İyi- iyiyim ben"
"Lan oğlum elin yüzün kan içinde ne masalı anlatıyosun iyiyim diye"
"A-bicim ey-vallah ilgilendin ama iyiyim sıkıntı y-yok"
"Ulan doktor musun sen? Bak ambulans gelmek üzere o hastaneye gidilecek ve sonrasında emniyete gidilip ifaden alınacak"
Kendi kendime "ha siktir! Şimdi ayvayı yedin çakal"dedim. Bugüne kadar bırak polisle denk gelmeyi, emniyetin önünden bile yakayı kurtaran ben bugün takım elbiseli adam yüzünden idam edilecektim. Ulan yavuz iti senin ben mayanı sikeyim yavuz ah ulan. Andım olsun o evi de o okulu da mezarın yapıcam lan. Aklımdaki planları rafa kaldırıp takım elbiseli herife yattığım yerden bakıp ona "yahu ne emniyeti ne ifadesi? Devlet adamı olduğun belli ama bak suçum yok neyse öderiz günahımızı"
Yattığım yerden kıvrana kıvrana kalkarak adamdan uzaklaşmaya başladım.
Ayağa kalktığımda karnımdaki, başımdaki ve kolumdaki sancı artmıştı. Kaşlarım acıdan iyice çatılmış gözlerim kısılmıştı. Gözlerim ya gülerken kısılırdı ya da acı çekerken gerçi ağlarkende kısılırdı gözlerim bilirdim.
Karşımdaki adama tekrar baktım onu baştan aşağı süzdüm. Ayağında fiyakalı ayakkabılar, sıfır kırışık pantolon ve ceket. Tertemiz ama yakasına kan bulaşmış açık mavi bir gömlek vardı. Sol kol bileğinde bir devlet adamına yakışır gümüş saat vardı. Onu süzmeye devam ederken konuşmaya başladı. "Lan oğlum dokuz canlı mısın lan sen? Hastaneye gidilecek ve emniyette ifaden alınacak"
Hala karnımda olan elimi yerinde sabit kalarak boşta kalan elim havaya kalktı.
"Bak abicim gördüğüm en karizmatik ama bir o kadar da kalas adamın teki olduğun belli. Bak günahımı ödicem diyorum ya valla bak. Ama ifade nedir ya sivil polis misin savcı mısın "
Adam omuzlarını dikleştirerek ellerini cebine geçirip tek kaşını kaldırarak ciddi bir ses tonuyla "*Ankara emniyet müdürü Güven Özdemirim ben* yani o yüzden sabrımı sınama çocuk. Genç falan dinlemem alırım paçanı aşağıya"
Gözlerimi kapayıp "hay ben böyle işi" dedikten sonra bende dik durmaya çalışarak "yani koskoca ankara da vura vura sana yani si- sizemi?" Kekelemeye başlamıştım, karşımda koskoca Emniyet müdürü vardı.
Ellerimi karnımda üst üste yerleştirip "mü- müdürüm sa- sayın müdürüm yani hastaneye hiç gerek yok ben özür dilerim iyisinizdir umarım"
İsmi güven olan müdür bana yaklaştı, artık kurtuluşum yoktu ve o an içimden "ulan sen ne gün doğdun da böyle boktan şeylerle karşılaşıyorsun göbek bağımı emniyetin önüne mi gömdünüz ulan. Ölmeliydin Aksel vallahi ölmeliydin"
Güven müdür bana iyice yaklaştığında nefesimi tutmuş ona bakıyordum. "Senin tercihin ya önce hastaneye gideriz ya da ifadeni alırız. Sen seç"
Hiç şansım yoktu, kaçış yolum yoktu ve aklımda bir plan yoktu. Çünkü hiç aklımdan geçmemişti emniyet müdürüne çarpacak olacağım.
Zaman kazanmalıydım ve o hastaneye gitmeliydim. Biraz düşündükten sonra ellerimi saçlarımdan geçirip kafamı yana çevirdiğimde gözüme değen arabalara bakındım birkaç saniye sonrasında tekrar müdüre dönüp zaman kazanmanın yollarını düşündüm.
"Yani müdürüm şey biz önce sanayiye mi gitseydik" Bakışları keskinleşmişti ve renkli gözleri ortaya çıkınca çekinmiştim ama yine de saçmalamaya devam ettim. "Bakma öyle keskin keskin sonuçta araba mühim yani hele de emniyet müdürünün arabası gel önce sanayiye gidelim bak sonra söz hastaneye de gideriz ifadeye de. Hem sen yaralanmadın mı? "
Sanırım zaman kazanamamıştım ve kesinlikle ilk olarak beni nezarete atıcaktı.
Tam da sırasıydı zaten. Müdür ellerini hafif çıkmış sakallarına götürüp sakinleşmeye çalıştı.
Sonrasında o keskin gözlerini yine bana dikti.
"Lan oğlum kes sesini. Sus lan azıcık, oğlum daha saniyeler önce ölü gibi yatıyodun kurtardığıma pişman ettin lan"
Ellerimi önümde birleştirip kafamı yere eğerek alayla " Bende az eğitim almadım müdürüm" diye cümle kurduğumda güven müdür anlayamamıştı sonrasında ciddi ses tonu ile konuşmaya başladı. "hadi düş önüme hastaneye gidiyoruz önce" Güven müdür çarptığım arabasına doğru yürürken arkasında kalmıştım. O ise kendi kendine yanında olmayan bana sorular soruyordu. "Kimsin sen? Yaşın kaç?" Sorularına yanıt çok uzaktan geldiğinde durup arkasına baktı. "Aksel ben. Yaşım 19
"Lan geriden geriden yürüme "
"Kızma ama sayın müdürüm saniyeler önce ölümden döndüm. Yani o beyaz ışığı gördüm"
Kendi arabasının kapısını açıp beni bekleyen müdüre "ya müdürüm ambulans diyodun hani ambulansla gitmicez mi? "
"Ulan senin gibi bir tipe güvenir miyim ben. Benim arabayla gidiyoruz ben arar haber veririm"
Güven müdür koltuğuna oturup arabayı çalıştırdığında baştan aşağı beni süzmeye başlamıştı. Bende olsam bende süzerdim kendimi. Sonuçta yakışıklıyım, tatlıyım, gizli sabıkası olan herifin tekiyim a*mına koyayım tabi bakacak. Kendime teselli vermeyi çok isterdim ama yolun sonuna geldin Aksel. Yolun sonu ya ölüm ya da böyleli bir müdür ile hastane yolu.
Ben ağrılarımla birlikte ağır ağır yürürken güven müdür "lan oğlum şu çalan şarkıyı kapat sabahtan beri başa sarıp sarıp duruyo kapat şu şarkıyı" diye hatırlatma yaptı.
Ben ise masum bir çocuk gibi "emrin olur müdürüm" deyip kendi arabama döndüm.
Arabanın altından yağ damlıyordu. Açık olan şoför kapısından eğilerek telefonuma uzandığımda, gözüm frene odaklanmıştı. Sinirlenip "ulan resmen diğer dünyayı görüyordun neyse ki selam verip geri döndüm. Yavuz iti senin ben mayanı sikeyim lan bu burada bitmedi. Müdürden kurtulduğum an sıra sana gelecek lan" Söylendiğimde önümdeki aracın içindeki güven müdür "Aksel misin nesin radyo kanalını kurmaya mı gittin lan. Seri ol seri" diye seslenmişti.
"*Yaktın beni müdür ulan resmen borçlu oldum sana"*
" Geldim müdürüm geldim. "
Son kez arabayı kontrol edip içinden telefonumu alıp müdürün arabasına geçmiştim. Koltuğuma karın ağrısı ile oturduğumda müdür bana bakıp kendisine taktığı kemeri göstererek "tak" dedi
"Af buyur müdürüm"
"Lan kemeri diyorum kemerini tak"
"Ha evet kemer" Yavaşça yana dönüp kemeri takarken "kemer önemli, yaşamak daha önemli" deyip gereksiz bir bilgi vermiştim.
"Ya müdürüm beyaz ışığı gördüm resmen öldüm ben vallahi. Sen olmasan tahtalı köye yerleşiyordum eyvallah"
Gözlerini yoldan ayırmadan " Çok konuşma hatta hastaneye kadar mümkünse konuşma" dediğinde ben tekrar "ölüyordum. Ya ben ne dicem şimdi ben koskoca ankara emniyet müdürünün arabasına çarptım ya. Gerçi çarpmadım frenler yağlanmadan bana geldi. Şimdi ben hüküm yer miyim yani bir ifade ile biter mi? "
diye soru sordum.
Güven müdür bu sefer yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya başladı. "Yok hüküm yemezsin korkma ama doğru söylüyorsan tabi. Eğer gerçekten frende sıkıntı varsa ifade ile yırtarsın"
"Eyvallah müdürüm"
Hastane yolu bitene kadar ikimizde konuşmuyorduk. Müdür yoldan gözünü ayırmazken ben kafamı cama yaslayarak dalıp gitmiştim. Arabaya bindiğimde resmen hayatım yavuz'a bağlıydı. Baba olarak bildiğim adam beni bile bile ölümün kucağına bırakmıştı. Soruyorum size bir baba bu kadar nefret edebilir miydi evladından? Bu kadar mı istemiyordu beni?
Dünya gün geçtikçe böyle insanlar yüzünden kirlenmeye devam ederken çocuklar ise ebeveynlerini seçemediği için dünyaya günah olarak geliyolardı. Kimisi çocuğunun nefesini kesip ondan kurtulurdu, kimileri ise şiddetle büyütürdü. Bir it uğruna giden annem ve şerefsiz babam elime silahı vererek büyütüp yitirmişlerdi gençliğimi. Çocuk işçi olmuştum anneme bakmak için. Oysa annemin bana bakması gerekmez miydi? Ben aç kalmıştım ama sırf o kadın saçımı okşasın, bana gülümsesin diye aç kalmıştım. Onun beni giydirmesi gerekmez miydi!? Hayır ben kazanıp giydirmiştim onu. Hasta olmuştum ama yüzüme bile bakmamıştı, ben ise ona kıyamazdım aksine gider ilaç bulur ona şifa olurdum. Yetimdim, öksüzdüm sonra ise çocuk katil olmuştum. Ben miydim bu hikayede suçlu olan? Babamdan yardım istemek mi suçtu?
Düşüncelerimden sıyrılıp anlık olarak müdüre dönüp "senden küçük bir şey istesem? " dedim
"İste"
"Ağlasam mı şarkısını çar mısın? "
Kırmamıştı beni ve açmıştı şarkıyı.
Ben yine cama yaslanmıştım. Şarkı açıldığında düşündüklerim ve kanayan yaralım duyulmayacak, görülmeyecek gibiydi.
Zaten kimse de duyamazdı. Kimse beni ağlarken görmemişti ama ilk kez birinin yanında gözlerimden damlalar dökülmüştü elime. Müdür görmesin diye elimle silmiştim ama her silmemde bana inat gibi daha çoğalmaya başlamıştı gözyaşlarım. Sanki yıllardır göstermediğim kanayan yaramın yaşlarıydı bunlar. Elimle yüzümü saklamaya çalıştım ama anlardı.
Müdür saniyeler sonra "iyi misin? Çok mu ağrın var?" diye sorduğunda ona cevabım çok acı olmuştu. "Çok. Çok acım var müdürüm öyle böyle değil. Bilmem hangisine ağlasam."
" Sabret az kaldı hastaneye "
"Geçecek mi sanıyosun? İki serumla acım mı dinecek sanıyosun? "
Dinmezdi, serum hiçbir acının ilacı olamazdı.
Hastaneye geldiğimizde, şarkı da aynı anda bitmişti. Güven müdür arabayı park ettiğinde bana dönüp "haydi " dedi.
Duymuyordum onu, "lan oğlum işim gücüm var benim oturup seni mi beklicem lan ben"
Kendime geldiğimde gözyaşlarımı silip "ya müdürüm bak sen de diyosun işim gücüm var diye bak vallahi ilacımı alıp kendi ayaklarımla emniyete gelip ifademi vericem yahu"
"Bak delikanlı Allah yarattı demem hiç acımam hapse attırırım seni. Şimdi in lan arabadan"
Çok fazla sinirlenmesine sebep olmadan indim arabadan. Ankara Etlik şehir Hastanesine gelmiştik. Bu aralar hastanelere fazla uğrar olmuştum.
Tokattayken çok sevgili abimi hastaneye götürmüştüm. Hatta çoğu zaman doktoru ben olmuştum. Şimdi ise ben hasta, tanımadığım adamın biri ise bakıcım olmuştu ama acımasız, ve bana göre öfke problemi olan biriydi. Hastaneye girerken yine ön sahalarda olan güven müdür saydırmaya başlamıştı. "İşimiz gücümüz yok bana çarpan adamı şikayet etmek yerine hastaneye getiriyoruz."
Ellerimi havaya kaldırıp "ya müdürüm senin ki de iş değil valla salıver gideyim bak okulum var benim. Ya söz öderiz borcunu" Son kurtulma çabalarımı denemiştim ama güven müdür öyle inat çıkmıştı ki sanki Karadeniz çayını ben değil o içmişti.
Müdür, hemşirelerin birinden yardım istemişti, hemşire ise benim boş yataklardan birine yatmamı istemişti.
Hemşire eldivenlerini takarken o sırada bize sorular sormaya başladı. "Nasıl oldu bu? Düştünüz mü yoksa araba kazası mı? "
Kaçış yolu bulamayan ben acınası gibi "araba ne mümkün hanımefendi tırdı çarptığım tır" diye cevap verdim. Yaptığım saçma espri hemşirenin hoşuna gitmişti ve hafif bir tebessüm etmişti.
Müdür "lan doğru düzgün cevap ver. Trafik kazası kendisi maganda gibi bana çarptı"
"Ya müdürüm oldu mu şimdi valla yakacaksın beni fren tutmadı dedim kontrol bende değildi dedim"
Müdür " Kes kes. Emniyette kontrol bende olucak sen merak etme"
"Üzerime üzerime geliyosun müdür yaralıyım gördüğün gibi"
Hemşire hem gülümsemesine devam ediyordu hemde yüzümdeki kanayan yeri temizliyordu.
Saniyeler sonrasında güven müdürün telefonu çalmıştı. Cebinden telefonu çıkartıp bir bana bir de telefonun ekranına bakıyordu. Ellerimi saçımdan geçirip "açmıcak mısın? "diye sordum.
O da bana sakin bir sesle " Yok" dedi.
Ben ısrarla telefonu açmasını sağladım. "" Yahu koskoca emniyet müdürüsün aç bak önemlidir belki. Halkın güvenliğidir belki"
"Kes kes. Bak hemen dönücem sakın bir yere kaybolmayı aklından geçirme"
"Tövbe haşa yapmam müdürüm."
"Eritirim çocuk seni" deyip telefona "alo tufan" diye yanıt verip yanımdan uzaklaşmıştı. Müdür iyice görüş alanından kaybolduğunda hemşireye dönüp "gözleriniz lens mi yoksa bu dünyanın en güzel gözler sizde mi mevcut? " diye bir yaklaşımda bulundum. Amacım ona bulaşmak değildi, onun sayesinde bir yolunu bulunup müdürden kurtulma isteğimdi. Hemşire cevap vermemişti. Ben tekrar şansımı denemek istedim. "İsminizi öğrenmem mümkün mü gözleri cennet kadın? "
Sanırım bu sefer başarmıştım çünkü hemşire eldivenleri çıkartıp bana iyice yaklaşarak yanağıma dokunduğunda "ceren benim adım peki sen kimsin? "
Gözlerine bakıp "Aksel ben ama sen istediğini söyleyebilirsin"
"Aksel iyi bence"
"Bence de"
Evet Aksel efendi bence güvenini kazandın. Şimdi hallet işini ve müdürden yakanı kurtar.
Elimle hemşirenin saçlarıyla oynadım. Kumral saç rengine sahipti. Gözlerimi yüzüne sabitleyip "cennet gözlü kadın demek istiyorum ben" dedim ve devam ettim. "Senden küçük bir iyilik istesem çok mu arsız dersin? "
Merak eder gibi bakmıştı ama bu sefer arsız olan kendisi olucaktı sanırım. Şeytani bir gülümse belirmişti yüzünde. "İşin ucunda dudaklarına sahip olucaksam eğer isteyebilirsin"
Arsızlığına uzak olduğum konulardı ama kendi özgürlüğüm için tadını bilmediğim hatta bilmekte istemediğim konuya dahil olmalıydım.
"Eğer kurtulursam dudaklarım feda olsun kadın sana"
Bu cümleyi ben kurmuş olamazdım. Eğer bu bensem sanırım harbiden romantik bir erkekmişim. Fakat uzak kalmalıydım aşktan ne kadar uzak o kadar sağlıklı kalp, o kadar sağlıklı beden demekti. Bir yandan cerene gülüyordum bir yandan da kendi kendime söyleniyordum *ulan çakal sen salak mısın lan. Dudaklarım feda olsun ne lan. Bile bile namusum gidiyo elden. Müdürün suçu, yok ne müdürü o yavuz itinin suçu.*
Özüme dönüp cerene "ee yapacak mısın dediğimi? " diye sordum. Ceren benden hafif uzaklaşarak "ne istiyosun? " diye sordu.
"Zor değil çok basit. Şimdi benim acil bir şekilde birine ulaşmam lazım sende o sırada müdürü izleyeceksin yani yanımıza doğru geldiğinde haber vericeksin yani bak çok basit" deyip kendimin bile beklemediği bir şekilde cereni kendime çekerek "sonrasında alt dudağım senindir" dedim. *Ah ulan Aksel farklı koşullarda büyüyüp aşık olsaydın çok fena olurdun yeminle.*
Ceren gülümseyip "tamam o halde ben izlemedeyim lütfen sende hızlı ol" deyip güven müdürü izlemeye başladı.
Bende ilk aşamadan geçtiğim planın ikinci aşamasını düşünmeye başladım. Telefonumu elime alıp rehbere girdim. "Ulan tek bir dostum var o da taa Karadeniz'de şansıma tüküreyim. Oy nenem oy. Ee napıcam lan ben şimdi. Düşün Aksel, düşün çakal. Lan oğlum hamdiyi nasıl alt ettiysen müdürü de geç"
Bir kaç saniye durdum sonra yine tek başıma konuşmaya devam ettim. "Senin gibi hatta senden daha psikopat biri olması lazım. Yavuz ile olmasada selim ile düşman olan. Maalesef o kişi Ediz Akarcalı ah ulan şansa bak tek kurtuluşum olan kişiyi bugün kendime düşman ettim. Ne bok yicem lan şimdi. Başka çaren yok Aksel efendi ya paşa paşa ifade verirsin ya da edizi dostun edersin"
Okulun hesabına girip tüm öğrencilerin iletişim bilgilerine hızlı bir şekilde baktım.
Arada kapıya bakıyordum arada da telefondaki listeye bakıyordum. Sonunda bulmuştum edizi.
"Aferin aksel efendi aferin sıra onu buraya getirmekte. Şimdi numarasını kaydedip arayayım. Umarım sabahki olayın intikamını almak istemez. "
Edizin numarasını kaydedip aradım. Telefon birkaç kez çaldı ama açan olmamıştı. Pes etmeyip defalarca aradığımda, edizde pes etmiş olmalı ki telefonu güzel bir selamla açmıştı.
"Kimsin lan cibiliyetini yaktığım. Ne arıyon üst üste"
"Benim lan sakin ol"
Sen kimsin birader? "
"Yavuz'un oğlu"
Ediz şaşırmıştı ama bi o kadar da pislik tavrıyla beni deli etmeyi ihmal etmemişti. "Yok Yavuz'un oğlu değilsin gayrimeşru oğlusun"
"Hay ben senin. Neyse yardımına ihtiyacım var. Yanıma gelmen lazım"
"Ben ordan bakınca veliahta mı benziyorum. Ulan git abini ara"
"Düşmanımı aramak istesem arardım. Ama ben düşmanımın düşmanını aramayı tercih ettim."
"Sebep,"
"Bak belalı tip sabah ki olayı unut ve hastaneye gel"
"Ee ben niye geliyorum ne kazancım olucak benim"
"Kazancın selim hancıoğlu olucak. Yardımın karşılığında her konuda senin yanında olurum Ediz Akarcalı"
"Hadi canım, ben düşmanımın zibidi kardeşine yardım edicem o da önüme abisini atıcak. Lan sen kime masal anlatıyosun"
Telefonu saniyelik olarak kulağımdan çekip kendi kendime *hay ben böyle hayatı* sonrasında kapıdaki cerene baktım o da bana bakıp "hadi artık bitmedi mi" diye sorduğunda ona "5 dakika bana sadece 5 dakika var güzelim" dedim ve tekrar edize döndüm.
"Beni iyi dinle iyi bir başlangıç yapmamış olabiliriz evet, bana inan senin gibi bende intikam istiyorum sırf bu günler için yıllarca ortaya çıkmadım ben. Neyse kısaca ben bir yemin ediyosam o yemin asla son bulmaz ta ki yanımda ki arkama geçene kadar. Sen bana bir kerelik yardım et ben hep yanında sana destek veririm"
Umarım bu kurduğum cümlelerle güvenini kazanabilirim. Ediz cevap vermemişti ve sessizliği artık rahatsız edici olmuştu.
"Bana net insan lazım düşünen değil Akarcalı. Bak sana şuan günümü feda ederdim ama başımda ki bela bir dakikayı bile çok görür bana"
"Tamam ulan geliyorum yanına ama sonrasında işler boka sararsa abinle aynı mezarı paylaşırsınız"
"Haha yok almayayım evi bile paylaşamadığım bir adamla mezar paylaşmak cehennemdir benim için"
"Anladık tamam geliyorum konum at sen. Bu arada belalın kim? Geldiğimle ne ile karşılaşıcağım? "
"Sen geldiğinde bana yazman yeterli sonrası kolay"
"İyi tamam"
Telefon kapandığında, cerene "bitti gelebilirsin" dedim.
Ceren hızlı adımlarla yanıma gelip "alt dudak senin demiştin" deyip dudağıma yapışmıştı. Donup kalmıştım, beklediğim bir şeydi ama şuan hazır değildim sanırım. Öylece kalmıştım. Hayatımdaki en büyük ve en riskli anlardan biriydi benim için. Anlam vermeli miydim bilmiyorum ama tuhaf bir his olduğu aşikardı. Dudağımın farklı bir dudağa değmiş olması tuhaftı Aksel hancıoğlu için. Saniyeler sonra ceren dudağını uzaklaştırıp gözlerime bakarak gülümsediğinde beklemediğim bir şekilde bende ona karşılık verip onu kendime çektim ve tekrar dudaklarımı dudaklarıyla buluşmasını sağladım. Bugüne kadar hiç sevgilim olmadı, bir kızın gözüne bakmadım, elini tutmadım ve onu öpmemiştim. Nasıl bir histi tüm bunlar bilmiyordum ama öpülmek bence güzeldi. Hapsolmanın daha güzel bir yanıydı bence öpülmek. Biz öpüşürken kapıdan gelen "napıyosun lan sen" müdürün sesi hızlı bir şekilde ayaklanıp dengesiz kalmama ve utanmama neden olmuştu. "Lan sen napıyosun, hastane oğlum burası şerefsiz misin lan sen? "
Ceren araya girip beni kurtarmak ister gibi "Aksel beyin röntgeni çekilecek sonuçlar en fazla yarım saat içinde elimizde olur" demişti.
"Siz hiç merak etmeyin ceren hanım ben şimdi gidip çekerim röntgenimi"
Güven müdür daha çok sinirlenip sağa sola gitmeye başlamıştı. "Ben onun röntgenini çok pis çekicem siz hiç merak etmeyin."
Ceren yanımızdan ayrıldığında müdürle yine yalnız kalmıştık.
"Hastane lan burası arsız mısın? Pezevenk misin lan sen? "
"Müdürüm o olay öyle değil aslında. Ya bu kız çok yalnızmış oturdu dert anlattı falan bir gör nasıl ağladı nasıl sarıldı bana"
"Anlatma oğlum kes kes. Düş önüme şu beynine baktıralım bakalım sonra emniyette sorun çıkmasın"
"Yahu müdürüm çok abarttık biz bu işi gel hesabımı kes gideyim ben"
"Seni salar mıyım lan ben? Ha? Bundan sonra iki elim yakanda çocuk"
"Yahu müdürü-"
Konuşmama izin vermeyerek peşinde sürüklenmiştim. Koridorda ben önde müdür ise önlem için arkamda yürüyorduk. Alışık olmadığım koku tenime sinecek kadar çok yoğundu ve tüm kapı önlerinde bir sıra vardı. Röntgen çekilen koridora geldiğimizde arkamda duran müdüre baktım o da bana bakıyordu. "Üzerindeki eşyalarını ver içeri geç"
"Olur mu hiç koskoca emniyet müdürüne eşya taşıttırmak yakışmaz bana"
"Ulan müdüre çarpmak hastane köşelerinde kızlarla öpüşmek yakışıyo bu mu yakışmıyo"
"Kaza adı üstünde kaza müdürüm. Yalnız o konuya girme müdürüm o farklı bir durum"
"Lan oğlum sana şurda kelepçeyi takar sokaklarda gezdiririm kes lan sesini"
Parmaklarımla dudaklarımın üzerinde çizgiler çizerek "tamam sustum bak konuş dersen konuşmam" dedim.
"Yalvarırım konuş ya hadi ver eşyalarını da gir içeri"
Etrafıma bakındım bir süre, gözlerim edizi arıyordu. Hâlâ gelmemişti ya hiç gelmezse ve ben kurtulamazsam, emniyete gitmek zorunda kalırsam? Ya herşeyin sonuna geldiysem? Benim sonum bu olmayacaktı. Benim sonum hapishane veya emniyet köşelerinde son bulamazdı. En azından Yavuz'un işini bitirmeden, onun neler karıştırdığını öğrenmeden olmazdı.
"Lan oğlum savcılıktan eline belge mi getireyim röntgene girmen için? Oyalama beni haydi."
Kafamı sallayıp cebimdeki telefonu çıkardım, zaten telefon ve kimliğimden başka hiçbir şeyim yoktu.
Bugüne kadar hep oradan oraya yer değişimi yaptığım için az ve öz eşyam vardı. Yani birkaç parça kıyafet kimliğim ve tekefonumdan ibarettim. Elimde duran kimlik ve telefonu müdüre vereceğim esnada bir ses yükseldi ve hemen ardından koridor tavanlarından su akmaya başladığında edizin burada olduğunu anladım.
Kendi kendime "helal lan sana" deyip müdüre dönüp " Müdürüm noluyo bak su akıyo, yangın alarmı falan, itfaiye aramamız lazım müdür "dedim ve güven müdür hemen birilerini aramaya başladı " Alo! Tufan hemen bulunduğum noktaya İtfaiye ve bir ekip gönder"
Karşıdaki tufan denilen kişi ne söylemişti bilmiyorum ama güven müdürün sesi yükselmişti.
"Lan hepinizi silerim tufan delirtmeyin lan beni hemen söylediklerimi yap haydi! "
Müdürün yanına yaklaşıp "ya müdürüm bir sorun mu var bak kızarmışsın. Su vereyim mi ben sana gerçi iyice ıslandık ama"
"Lan oğlum canına mı susadın sen. Neyse ben şimdi sorun neymiş ona bakıp hemen gelicem buradan bir yere kıpırdamaya çalışırsan delik deşik olursun bilgin olsun"
Ellerimi teslim olur şeklinde havaya kaldırarak "ölmek için çok gencim be müdürüm. Ama ayakta mı bekleyeyim yani sonuçta kazayı yeni atlattım. Yani beni sen değil ayakta kalmak öldürebilir müdürüm"
"Geç otur ulan andım olsun yakarım sakın kaybolma"
"Emredersiniz müdürüm"
Güven müdür koşar adımlarla duruma bakmaya gittiğinde etrafımı kontrol edip edizin telefonunu çaldırdım. Birkaç çalmasının ardından telefon açıldığında söze ilk ediz girdi.
"Beğendin mi kurtarma şeklimi? "
"Sorma hayran kaldım hatta sırılsıklam hayranım."
"Kurtuldun sonuçta"
"Başka şekilde de yapabilirdin bunu neden ıslatmayı seçtin çok merak ediyorum. Ulan zatüre olursam varya"
Telefondan gülme sesleri geldiğinde " "Komik mi ediz beycim çok eğlendiniz mi? "diye sordum.
" Çok hemde. Konferans salonunda ki tavrın hoşuma gitmemişti ıslan ve kendine gel istedim. Ediz Akarcalı kolay olmuyo"
"Tabi tabi ee neredesin? Benim ki gelmeden çıkmam lazım buradan"
Ediz oldukça rahat bir sesle " Şuan kaçmanın tam zamanı korkudan herkes koşuşturmaya başlamış sende aralarına karış"dedi.
"Sen nerde beklıyo olucaksın? Bak birazdan bir ekip ve itfaiye gelecek yani o yüzden hızlı davranmalıyız"
"Ben hastanenin karşı yolunda siyah bir BMW nin içindeyim"
"Lan oğlum bir sürü BMW var hangisi"
"Ben seni gördüğümde dışarı çıkıcam ama bana bak lan sana güvenip buraya kadar gelip kendimi riske attım eğer olay bende patlarsa ve sen selim konusunda bana yardım etmezsen şuan karşımdaki polis ekipleriyle çok güzel bir konuşma yaparım"
Ediz ciddiydi okuldaki çocuksu tavırları ve sesi gitmiş onun yerine daha olgun ve daha ciddi bir kişiye bürünmüş gibiydi.
Onu nasıl ikna ederim bilmiyorum ama buradan çıkmam lazım. Biraz sessiz kaldım ve devam ettim.
"Olay elinde patlamıcak ve Selim' konusunda ciddiyim yanındayım. Bak şuan çıkıyorum ve yanına geliyorum tamam mı? "
"Tamam hadi"
Telefon kapandığında etrafımdaki kalabalığa baktım. Herkes korkmuştu ve telaş içerisindeydi. Oysa ki korkulacak hiçbir şey yoktu. Değil yangın ateş bile yoktu ama kimse bunun farkında değildi. Farkında oldukları yangın alarmı ve tavandan akan sular. Ötesi yoktu onlar için yangın alarmı kesinlikle doğruydu onlar için.
Kalabalığın içinden kendimi sıyırarak dışarı çıktığımda gözlerim siyah BMW arıyordu. Sağıma ve soluma baktım kimse yoktu karşı yola baktığımda siyah BMW nin camından bana el sallayan edizi gördüm. Tekrar etrafıma bakınıp hızlı bir şekilde edize doğru koşturmaya başladım. Kendimi yola attığımda tüm şoförler kornalarına basıp uyarıda bulundular ama ben hiç aldırış etmemiştim. Çünkü o korna sesine alışkındım, arabaların yol vermeden hızlı hızlı yanımdan geçmelerine alışkındım. Edizin arabasına binip kafamı arkaya yaslayarak derin bir nefes aldım. İtfaiye ve polis ekipleri ise içeriye geçmişlerdi. Edizin yüzüne bakmadan "bas lan bas" dedim.
Hastaneden iyice uzaklaştığımızda kendimi arkaya doğru yaslayıp derin bir oh çekmiştim. Şuanlık ifade vermekten yakayı kurtarmıştım ama güven müdür çok inatçı adamın tekiydi peşimi bu saatten sonra asla bırakmazdı. Direksiyon başındaki ediz kafasını bana çevirerek "hangi pisliğe bulaştın da emniyeti peşine taktın lan? " diye sordu.
Ona cevap vermek için önce "sigaran var mı? " diye sordum.
"Ciddi misin? Üstünün ıslaklığı zaten arabamı mahvetti şimdi de sigara mı istiyosun?"
"Lan var mı yok mu? "
"Var küçük bey. Ulan adamı tanımıyoruz gidip yakasını kurtarıyoruz adamın rahatlığa bak." Ediz parmaklarıyla direksiyona vurarak tekrar bana dönüp saydırmaya başladı. " Lan seni tanımıyorum hatta güvenmiyorum beni neyin içine soktun bi haberim naptın oğlum bak başım belaya girerse seni sikerim lan"
Ediz sustuktan sonra ona bakıp sakin bir sesle "bitti mi başka küfür etcen mi? " diye sordum. Ediz cevap vermeyince ondan tekrar sigara istedim.
Bir dal sigara verip "yakmamı da ister misin küçük bey? " diye sordu.
"Yok istemez"
Sigarayı dudaklarımın arasına alıp çakmaktaki kıvılcımla beraber sigaranın dumanını içimin derinliklerine kadar çekmiştim. Ediz meraklı gözlerle hâlâ bana bakıyordu.
Ben ise bir kez daha sigara dumanını içime çekmekle meşguldüm.
"Anlatıcan mı beni neyin içine çektiğini *gayrimeşru veliaht* "
"Sana bende güvenmiyorum ne anlatayım? "
Ediz gülmeye başlamıştı ve sanırım polisler onu korkutmuştu. Arabayı yolun kenarına çekip durdurup hiç beklenmedik şekilde formasının cebinden silah çıkartıp anlıma doğrultmuştu.
Elindeki silaha güvenerek tekrar sormuştu aynı soruyu.
"Son kez soruyorum istediğim cevabı vermezsen acımam ona göre"
Ellerimi teslim olmuş şeklinde havaya kaldırarak gülmeye başladım. Gülmem edizi daha da sinirlendirmişti.
"Birini delirtmekte üzerime yol doğrusu"
"Şakam yok Aksel"
"Kurşunların içinde büyümüş bir insan silahtan ne kadar korkabilir ki? Şuan beni tehdit etmen umrumda mı sence?"
"Diri diri yakarım lan seni anlatsana oğlum"
"Can için yalvarmam ben akarcalı. İndir silahını"
Ediz silahı indirmemişti. "Lan indir anlatıcam tamam" Bu sefer inmişti bana doğrulan namlu. Ediz silahı yere indirip bana bakmaya başlamıştı. Ona bir sözüm vardı ve bana güvenmiyordu.
"O çok sevdiğin veliahtın babası yani yavuz itinden araba istemiştim. Altıma freni tutmayan bir araç verdi hemde sıfır. Ben bu araçla gittim emniyet müdürüne çarptım yani belalı tipler başımı bırakmıyo"
"Senin tipin o yüzden mi kayık lan"
Aldığım yoruma karşılık aynadan kendime baktığımda "alt tarafı kaşımda bir çizik olmuş azıcıkta ıslak saçlar. Eee nerem kaymış lan benim hâlâ yakışıklıyım" Saçlarımı düzeltip tekrar koltuğa yaslandım.
"Selim konusunda ciddi miydin? Sana hâlâ güvenmiyorum. "
"Bende olsam bende güvenmezdim ama söz verdiysem güvenmelisin. Çünkü bu saatten sonra onlar artık yaşamak için yalvaracak hale gelicek çünkü"
"Ne yapmayı düşünüyosun? "
"Yanlış soru oldu. Ne yapıyoruz ya da plan ne diye sormalıydın. "
"E hadi tekrar sorayım. Plan ne? "
"O beni freni tutmayan araca bindirerek benden kurtulmaya çalıştı yani şuan kesin benim cenaze törenimi hazırlıyodur."
"Kendini ölü mü göstericen? "
"Hayır onun inşa ettiklerini yakmayı düşünüyorum"
"Nasıl yani? Okulu mu yakıcan lan?"
"Sadece okul mu sence? Salak saçma açtığı işçilerin emeklerinin harcandığı fabrikalar, okulunu ve evini yakmayı düşünüyorum nasıl iyi plan demi"
Ediz gülmeye başladı ve bana "Lucifer misin lan sen? " dedi.
"O kim lan? "
"Yok artık kendini nasıl tanımazsın. Lan dizi var bir tane şeytan çocuk işte herkese arzu ettiğin ne diye sorup duruyor hani"
"Türk mü bari"
"Ulan sen dizi izlediğine emin misin?"
"Dizi izlediğimi kim söyledi? Kurşunların içinde büyüdüm diyorum akarcalı yani demekki diziyi oynayan ben mişim"
Edizin benzetmiş olduğu şeytandan dakikalar sonra edize "var mısın akarcalı? Yavuz'un pisliğine benzin döküp yakmaya varmısın? "
Ediz birkaç saniye öyle durmuştu emin olmak ister gibi. Sonrasında elimi sıkarak "varım o Selim'i yakmaya, selim yanarken yavuzada el atarız" İkimizde ufak bir kahkaha attıktan sonra ediz, direksiyonu kendine güvenerek farklı bir yöne kırıp yola devam etti. Ediz, direksiyon ile ilgilenirken ben ise Yavuz'u haber konusu yapıcak planlar düşünüyordum. Ediz var mısın yakmaya demiştim ya hani o konuda ciddiydim. Yavuzun kendisini yakmayacaktım evet ama maddi zararlar açabilecek kadar yakmaya kararlıydım. Önceliğim yıllar önce beni kapıdan kovduğu, dışardan yuva gibi görünen fakat içi cehennem olan o evi yakmak olucaktı. Sonrasında herkesi parmağında oynattığı okulunu kül edicektim.
Bunların hepsi gerçek olucaktı.
Dakikalar sonra ediz şehirden uzakta, etrafı ağaçlarla çevrili, yukardan aşağı ful camla kaplı iki katlı bir evin önünde durmuştu. Hava kararmaya başlamıştı, o yüzden ev daha da karanlık görünüyordu. Oturduğum yerden öne doğru eğilip eve bakarken edize "şehre uzak, ıssız kimsenin farkedemiyeceği bir ev. Öldürmek için baya kaliteli yermiş. Beni öldürmek için burayı mı tercih ettin" dediğimde ediz kahkaha atıp bana "düşünmemiştim ama aklıma koydun bi kere kendini kolla o halde" dedi.
İkimizde arabadan indiğimizde eve doğru yaklaştık. Gökyüzü ışığını bizden sakladığı için aynadaki yansımadan kendimi daha net ama bir o kadar da daha kimsesiz görmeye başlamıştım. Ediz cebinden evin anahtarını çıkartıp kapıyı açtı. Kapı açıldığında gökyüzü bu sefer gizlediği ışığını kapıdan içeri geçirmişti, ev loş ışıkla daha görünür hale gelmişti. Ediz elindeki anahtarı salondaki sehpaya fırlatıp kendisini de koltuğa bırakarak "bu saatten sonra Yavuz'un yanında kalıcağını sanmıyorum çünkü bugün kazayı planlayan adam yarın farklı bir planla karşına çıkar" Bu cümleyi kuran ediz miydi harbiden? Karşımda sanki farklı biri var gibiydi. Daha olgun, daha net ve daha gerçekçi. Uzun zaman sonra görmek istediğim kişilik buydu sanırım. Fakat sanırım bu önsezilerim sadece saniyelik bir göz boyamasıydı. Ben de kendimi koltuğa bırakıcakken ediz birden eski haline dönmüştü. "Napıyosun lan? Islak ıslak koltuğu kirletmek mi amacın? "
"Ulan tam adama döndü iyi çocuk, kibar çocuk oldu diyorum yine zorba bir herife dönüyosun anasını satayım"
"Bak gayrimeşru çocuk iş başka ev arkadaşlığı başka. Ulan zaten temizlikçi ayda bir geliyo o yüzden temiz ol"
"Napim lan dışarda mı yatayım? Yere mi serileyim. Kıyafet ayarla o zaman bana"
"Senin ben sıfatını.. "
"Sıfatıma küfür etmek yok"
Ediz söverek yerinden kalkıp üst kata çıkarken ben ise camın önüne geçip öylece evin önündeki ağaçları seyretmeye başladım. Kendime kızmaya başladım *"ah be aksel gizli kalsaydın çıkmasaydın nolurdu sanki. Ulan resmen bir ay içinde tüm hayatım yeniden değişti. Titizlikle takip ettiğim planlarını kurduğum adam bugün beni karokala düşürecekti resmen." Kendime kızmaya devam ederken kafama atılan kıyafetler küfür etmeme neden olmuştu. "Ha siktir! "
"Terbiyeli ol biraz teşekkür edeceğine şu muameleye bak"
"Çok beklersin"
"Kendi kendine ne konuşuyosun? Yoksa plan hazır mı? "
Ben cevap vermeyince ediz devam etti. "Bir süre burda kalıcaksın ya da keyfin bilir ev bana ait zaten yani gelen giden olmaz temizlikçi hariç. Bende kafam atarsa geliyorum yani burayı benden başka bilen yok"
"Peki ailen? "
"Ailem... Onlarda bilmiyo. Evet bir evimin varlığından haberleri var ama konumdan bihaberler"
"Gizli sığınan ha iyiymiş. Yoksa kızlarla parti düzenlemek için mi bu kadar gizli lan? "
İkimizde kurduğum cümleye gülerken edizden bir cevap gelmişti. "Kızlarla takılmak için gizlenmeye ihtiyaç duymam ben yaparsam herşeyim açıkta zaten sadece bırası bana ait bir ev o kadar. Çok soru soracağına napıyoruz biraz plandan bahset"
Haklıydı bana yapılan ihanet asla karşılıksız kalmamalıydı.
Ben tişörtü üzerime geçirirken edize "sence hediye'ye karşılık vermemek ayıp olmaz mı akarcalı? " diye sordum
"Olmamalı tabi de sen arabada okul falan yakma işinden bahsettin ciddi miydin? "
Bir kaç saniye bekleyip elime sigara alarak "hiç olmadığım kadar hem de. Bunca yıl ben yandım birazda yavuz bey yanmalı. Plan belli sabah herkes gibi sakince okula gidicez biraz zaman geçicek yavuz da kesin okuluna gelecektir eminim. Tam o an" Deyip sigarayı yakarak içime çektim ve nefes verdiğimde "işte böyle sadece nefes vericez"
Ediz anlamamış gibi baksa da bahsettiğim konuya dahil olmaktan emindi.
"Peki dediğin gibi olsun bakalım. Diyelim ki okulu yaktın Yavuzdan ufak çaplı intikam aldın peki babama yaptıkları? Ya da veliaht yani çok sevgili abine sıra gelicek değil mi. Çünkü bu anlaşmanın ilk kuralı buydu."
"Ben bir söz verdim akarcalı ve birini asla yarı yolda bırakmam"
"Eyvallah"
"Babama yaptıkları derken neyden bahsediyorsun sen? Yavuz senin babana ne yaptı da Yavuz'un suçunu Selim'e yükledin? "
Ediz sessizliğini korumaya devam etti bir sigara da o yaktı bir kaç nefesin ardından bana dönerek herşeyi anlatmak ister gibi bakmıştı.
"Benim bir ailem yok gayri meşru çocuk"
"Müdür baban ne güne duruyo müdür diye seni çok mu ihmal ediyo" Dediğimde gülmeye başlamıştım ki edizin cümlesi duraksamama neden olmuştu. "O benim gerçek babam değil, annem de öyle. Yıllar önce adını bilmediğim adamın biri yavuz ile bir olup beni şuanki anne babama satmışlar. Yavuz'a beni veren gerçek ailem mi bilmiyorum her kimse beni iyi paraya satmıştı. Şuanki ailemden bir şikayetim yok doğrusu ama o yavuz olacak şerefsiz sürekli olarak babamı çocuk kaçakçılığı ile suçlayıp ve onu tehdit edip köle gibi kullandı hem de yıllarca. Amacı kendini medyaya temiz göstermek"
Edizin anlattıkları yüzünden yavuz daha çok dikkatimi çekmişti. Kiminle anlaşmıştı yavuz?
"Peki okuldaki kimse senin evlatlık olduğunu biliyo mu? "
Sustu bir süre sonra da cevabını verdi. "Yavuz'un veliahtından başka kimse. Rüya da sormuştu selim ile bağımı ama ona farklı bir şey anlattım yani şuan tek bilen sen ve veliaht"
"Sen o yüzden selimle bağlarını kopardın demi? "
"Evet neyse onlara düşman olma sebebim belli
babamı temize çıkarmam lazım"
Kafam iyice karışmıştı "peki senin kimin sattığını görmedin mi yani tamam adını bilmediğini söyledin ama yüzünü de mi görmedin? "
Ediz bir kaç saniye düşünüp hatırlamaya çalıştı. "İsim yok evet ama adamın yüzünü nerde görsem hatırlarım yani çok küçük değildim şuanki aileme verildiğimde"
"Yavuz çocuk kaçakçılığı yapıyo ve onu buna yaptıran biri var. Yani Yavuz'un tasmasını tutan kişi.. " Anlık olarak Yavuz'un karşısına çıktığım güne döndüm. Selimle beraber Yavuz'un eve dönmesini beklediğimiz gece yavuz bana *sen ölmedin mi* diye bir cümle kullanmıştı. O halde Yavuz'un beni ilk öldürmeye çalışması değildi. Belli ki son da olmayacaktı. Ediz sigarasını söndürüp bana dönerek "neyse bugünlük beni tanıma saati bu kadar yarın da ben senş tanırım. Uyuycam ben sen bugünlük koltukta idare et dediğim sürekli gelmiyorum buraya."
"Eyvallah. Hem yarın büyük gün iyice dinlenelim"
Ediz tam yukarı çıkarken ona " bana bir daha gayri meşru deyip durma hoşlanmıyorum" dediğimde ediz de bana dönüp "emredersiniz küçük bey ne söylememi istersiniz acaba? "
Düşünür günü yapıp "hmmm. Gölge. Sen bana bundan sonra sadece ve sadece gölge diye hitap et anlaşmamızın diğer bir kuralı bu olsun bence"
"Olur ama anlattıklarımı bana karşı kullanmadığın müddetçe"
"Yarın bu cümleyi bende sana kurucam"
Ediz arkasını dönüp basamakları çıkmaya başladığında aklıma ilaydanın konferans salonunda anlattığı korkunç hikaye gelmişti. Merakıma yenik düşüp edize beklemediği sorular sormaya başladım.
"Selim ile düşman olma nedenin sadece Yavuzdan kaynaklı değil de mi? " Ediz öylece yerinde durmuştu. Ben ise devam ettim. "Aldatıldığını sandığın için sevdiğin kızı öldürdün . Tüm bu düşmanlık bu yüzden değil mi? Ve sende rüyayi bu yüzden kullanıyosun? " Ediz bu sefer yumruklarını sıkmış ve bana bakıyordu. Tüm bunları bildiğime şaşırmış gibiydi. Keyifle çıktığı merdivenlerden öfkeyle inerken bana "nerden öğrendin bunları? " diye sordu cevap olarak ona tekrar soru sordum. "Rüya bir katil olduğundan habersiz değil mi? Selim'i delirtip onunda rüyayı öldürmesini istiyosun değil mi? "
Ediz bu sefer tam karşımdaydı. Öfkesini hissediyordum, yakamdan tutarak
"Bunları nerden biliyosun? Kim anlattı sana bunları? Selim mi? Sana soruyorum kim anlattı tüm bunları? "
Yakamdaki elleri kendimden çekerek "sence kimin anlattığı bu saatten sonra önemli mi? " diye sordum ve devam ettim. "Neden öldürdün sevdiğin kızı? "
Edizin gözleri dolmuştu ve öfkesi hala yerindeydi. Ellerini saçlarında gezdirirken bir sağa bir sola yürümeye başladı. Sanırım onun en büyük travmasıydı. Hem parayla satılmıştı hemde sevdiğini öldürmüştü.
"Selim ile birlikteler miydi? "
Ediz yerinde durup koltuğa oturmaya karar verirken gözlerinden bir damla düşerek cevap verdi. "Deli gibi seviyodum lan ben onu. Saçının teline zarar gelse çıldırıyodum"
"Ama ona sen zarar verdin neden? "
Ediz gözlerini bana dikerek "o şerefsiz veliaht yüzünden oldu herşey. Neymiş ceyda öpmüş onu o hiçbir şey yapmamış. Neymiş ceyda beni değil selim efendiyi seviyomuş. O benim sevdiğimdi ve benden başkasının olamazdı."
Sende çözüm olarak öldürdün mü? Hemde herkesin içinde? Hapse bile girmemişsin. Doğrusu şaşkınım. "
"O gün... Onları öpüşürken gördüğüm gece aklımı yitirdim. N-ne yapacağımı bi-bilmiyodum. Sabaha kadar sokaklarda gezindim. Olmaz ceyda yapmaz dedim selim yapmaz dedim. Sabah eve döndüm.. Babamın çalışma odasına gittim onun silahı vardı hiç düşünmeden aldım... Çok kalabalıktı o gün. Silah tutan elim titriyordu. Okulun bahçesinde yine yan yana gördüm onları-. Bu beni daha da delirtti o abin olacak şerefsiz beni sırtımdan vurdu. Asıl amacım onu vurmaktı. Ama.. Ama o önüne geçti. Kahretsin ölürken bile onu düşünerek öldü"
Edizin anlattıkları kan dondurucuydu ama sanırım ediz tamamen kafasındaki senaryo yüzünden katil olmuştu. Anlatırken bile elleri titriyordu.
"Sen aslında okula Selim'i vurmaya mı gittin doğru mu anladım"
Ediz birden ayağa kalkıp tekrar yakamdan tutarak "evet kahretsin evet ama ceyda önüne atladı cidden onu seviyodu selim uğruna kendini mahvetti. Senin abin hayatımı aldı ellerimden"
Edizi üzerimden iterek "yeter lan abin diyip durma ve ayrıca yalnızca senin mı hayatın alındı sanıyosun aptal çocuk. Sen silahı eline bir kere alırken ben hala elimde taşıyorum o yüzden kapa çeneni"
İkimizde sustuk, ve artık sessizlik konuştu .
Ediz ile tamamen bağ kurulmuştu kendi aramızda. Ve artık ikimizde intikam almak için ne gerekiyorsa yapıcaktı.
Edize dönüp "bu işte artık tamamen beraberiz ve bu işin sonu gelmeden anlaşmayı bozmak yok" birkaç saniye durup tekrar "bu arada rüyanın peşini bırak o kız senin hikayeni bile bilmiyor"dedim
" İntikamımı o kız sayesinde alıcam sen neyden bahsediyorsun"
"Artık gerek kalmadı o kızı bırak ha eğer ihtiyacımız olursa tekrar yanımızda olur zaten"
Ediz hiç sorgulamadan kabul etmişti. Sanırım iyi anlaşıcaktık artık Ankara'da yalnız değildim. Ankara yalnızdı ben ise artık özgürdüm.
Ediz tedirgin bir şekilde bana bakıp "bu senin müdür ayak bağı olmaz demi? Bi de onunla uğraşmayalım"diye sordu.
" O müdür bende merak etme. Yarın okula ben gelmicem"
"Sebep? "
"Planda biraz oynama yapmalıyız"
"Nasıl yani"
"Yavuz beni öldü bilmeli yani yine tamamen gölge olmalıyım."
"Öldüğüne inanıcağına emin misin? "
"Eminim çünkü haberlere çıkıcağım"
"Yani tüm türkiye Yavuz'un diğer oğlundan haberdar olucak öyle mi? "
"Kesinlikle ama herkes öldü olarak bilicek. Kaza yaptığım yerde kamera vardır eminim yani ordaki kaza anının birazını gösterip ölmüş olıcağım"
"Aptal mısın bilmiyorum ama müdürü unuttun sanırım. Seni kurtaran, hastaneye götüren ve hatta ben olmasan emniyette misafir edicek kişi müdür değil miydi? "
"Ta kendisi ama dedim ya müdür bende o bile ınanıcak öldüğüme."
"Okul yakma planı peki? İptal mi? "
"Hayır iptal değil sadece okulu yakan ben değil gölge olucak"
"Anlattıklarından bir bok anlamadım ama umarım işe yarar"
"Yıllardır yaradı. Sen yarın gidersin okula ama dönüşte bir kaç kıyafet lazım bir de farklı tarzda kıyafet yani bildiğin siyah ninja kıyafet maskeli falan, telefonda lazım şuan bunu kullanamam yalnızca seni arayabilirim "
Ediz gülmeye başlamıştı "emrin olur gölge başka bir isteğin var mı? "
"Var"
"Piçe bak sen neymiş"
"Araba. Bana bir araba lazım siyah bir araba"
"Delisin sen bunların hepsini sana ben mi getiricem hadi ordan"
"Ben ölüyüm yani mağazaya giremem biliyosun? "
"Hay ben seni tamam ulan tamam baş belasısın tam"
"Bana cenaze töreni de yapılması lazım yani gerçekten gömülmek lazım"
"Yok sen kafayı yemişsin neyiz biz MİT mi ajan mı? "
"Ciddiyim gerçek bir cenaze töreni yapılması lazım"
"Ona da tamam illa ki ölmüş biri vardır ve gömülmek isteyende vardır"
"Kesinlikle neyse okul hayatıma ara verdiğime göre artık tamamen kendime vakit ayırabilirim.
Zaten özlemiştim göle olmayı, bilinmemeyi"
"İyi bakalım gölge uyu artık gece gece iyice baş ağrısı yaptın"
"Ben tam bir ilacım baş ağrısı değil"
Ediz tekrar yukarıya çıktığında yalnız kalmıştım. Düşünmeye başladım, gerçek değildi ama ölücektim.tüm türkiye görecekti. Yavuz kurtuldum sanıcaktı.
Hamdi bile peşimi bırakıcaktı artık. Bir süre ölü gibi yaşamak benim için ödüldü.
Çünkü Yavuz'un kim olduğunu öğrenebilirdim. İpini tutan kim bulabilirdim.
Kim bilir belki hiç hayatımda var olmayan annem bilr ortaya çıkmak isteyebilirdi. Kim bilir belki cenazeme katılırdı gizlice.
Ölmek sanırım güzel bir şeydi. Çünkü artık tüm sırlar gün ortasına çıkıcaktı.
Bölüm etkileşimi
