3. bölüm · Kozada'ki Kelebek "Rüya'nın Sonu"

İzler

Beyza Nur Deniz

13.Vagon: gitmiyor gözümden şarkısını dinleyerek okuyabilirsiniz

Avaz avaz bağırıp kaybettiğim, yaşatamadığım çocukluğumu arıyordum. Büyümüştüm, ama aklım hâlâ bir arayıştaydı. Benim üzerime atılan kocaman dertler, yalnızlıklar, duygusallığı bırakıp sert olmalar eklenmişti. Ne acıydı çocukluğuma oyunlarını, gülüşlerini ve çocukluğunu verememek.
Boşa geçen bilmem kaçıncı yıldı güçlü durmaya çalıştığımın.
Günler geçiyor, aylar geçiyor hatta yıllar geçiyordu ama babam hâlâ sırtımda izler bırakmaktan vazgeçmiyordu. Yavuz Hancıoğlu hep aynıydı. Büyüdükçe birbirimizden daha uzaklaşır olduk. Onun bende bıraktığı izler ile büyümüştüm. Garip olan şu ki; bedenim büyüse dahi aklım hâlâ yıllar önce çarpışan iki bisikletli çocuklarda kalmıştı. Aklım kelebek kızda kalmıştı. Küçüktüm, ben büyüdükçe hislerimde büyüyordu. Küçük bir heves sanmıştım. Heves dediğin gelir, geçer ve unutulurdu. Ama bu farklıydı, geçmiyordu. Aksine içimdeki yerini daha bir sahipleniyordu.
*********
Daha önce ayarlanmış olan Tokat'a gitme planını bugün yapacaktık. Dedemin yıllar önce söylediği gibi "buraya bir gün kendi araban ile geleceksin" demişti. Her zaman ki gibi haklı çıkmıştı. Kendi arabam ile yolculuk yapacaktım. Gitmek için tüm arkadaşlarımla hazırlandık iki araba ile gidicektik. Doruğun arabası ve benim arabam ile. Uzay ve Doruk her gün ki gibi formlarındaydı. Uzay, Doruğun arabasına doğru yöneldiğinde doruk şaşkın şaşkın "ne yani bu piç benimle 6 saat boyunca yolculuk mu yapacak?" deyip tekrar "yok abi vallahi çekemem sen al bunu yanına" diye ekledi.
Uzay" hay senin ebeni sikeyim, tamam lan gelmiyorum Selim'le gelcem ben"
"Yalvarırım benimle gel ya"
Doruk ile Uzayın arasına girip" sen Sılayı ve valizleri al. Bende diğerlerini"
Doruk " anlaştık" deyip konuyu kapattığında herkes arabalara bindi. Benim yanıma Uzay, arkaya da Emre ve Umay oturmuştu. Sıla ile Dorukta beraber geleceklerdi. Umay sıkılmış bir tavırla "sohbetinize de doyum olmuyo gençler" sonra durup Emre'ye dönerek " emre hadi onlar sıkıcı, ya sen benim sevgilimsin sıkıcı olamazsın" diye ekledi. Uzay alaycı bir tavırla " aşk olsun yenge ben mi sıkıcıyım" dedi.
Umay "sen sıkıcı değilsin kıvırcık" derken Uzay tam sevinecekken Umay sevinci yarım bırakmıştı. "Sen çok konuşuyorsun"
Emre, Umayı onaylayarak "ulan kıvırcık seni bu hale getiren eben miydi?"
"Espiri anlayışını sikeyim Emre"
"Lan espiri değil harbi merak ettim" diyerek kahkaha atmaya başladı. Kahkahalarını yarıda bırakan telefonun sesiyle herkes sustu. Telefonu uzay alıp açtı. Doruk yorgun ses tonuyla " alo kaptan" dedi.
Uzay yine aynı şımarıklığıyla "bebeğim şuan selim bey araba kullanıyo lütfen daha sonra arayın" deyip doruğu sinirlendirmeyi başarmıştı.
"Ulan kıvırcığını siktiğim selime ver lan telefonu"
"Sakin ol bebeğim"
"Uzay bak soluk borunu becertme ver şu telefonu"
"Tamam, tamam"
Uzay telefonu bana verdiğinde "söyle doruk" dedim.
"Kaptan Sıla açım diyo biz bir yerde durucaz siz devam edin"
"Tamam kardeşim haberleşiriz dikkat edin" deyip telefonu kapattım. Radyoda "gitmiyor gözümden" adlı şarkı çalmaya başladı. Bir kaç saniyenin ardından şarkının belli bir cümlesi zihnimde sürekli tekrar edip duruyordu "gitmiyor gözümden o çocuk halin"
Bu cümle sürekli başa sarıyordu. "O çocuk halin" Tokat'ın içine girdikçe daha hızlanıyordu tekrar edilen bir cümle ve beni kendine çekiyordu. Bir umut beslememe neden oluyordu. Uzayın sesi tekrar eden cümleyi durdurmuştu sanki. "Burda bana göre yerler, ağzıma layık pizza birde şu besteciye göre mekan varsa" Umay, uzayın cümlesini tamamlamasına izin vermeden araya girip "ne demek Emre'ye göre mekan ya, kıvırcık senin o gözlerine çizikler atarım'"
Emre "gülüm ne aldırış ediyorsun sen onu, lan uzay dağıtma ortamı"
Uzay "anasını satayım ne bu şiddet celal,çocuk şarkı söylüyor ya hani yenge, söyleyeceği ortam anlamında dedik"
Ortamı sakinleştirmek amacıyla aralarına girip "merak etmeyin hem pizzası güzel hem de şarkı söyleyebilicek mekana gidicez akşam" dedim
Uzay mutlu bir çocuk gibi "harbi mi kaptan" uzaya evet anlamında kafa sallayıp göz kırptım.
"Adamın dibisin kaptan sen"
"Ama önce evde dinlenelim. Dedeme bakalım akşam da çıkarız" Emre'ye dönerek "erken çıkalım ki akşam uzunca bir canlı müzik yap emre bey" dedim. Emre anlayamamış bir yüz ifadesi ile bakmaya başladı. Beklemediği bir şeydi burda söylemek. Uzay ve Umay bu habere sevinirken Uzay, Emre'ye " oğlum malmısın sevinsene" dedi.
Emre "lan dur hâlâ şoktayım. Selim ciddi mi lan?"
"Evet kardeşim ciddi"
Evin önüne geldiğimizde Hasan abi bizi kapıda karşılamıştı. Dedemin en sadık dostu, en yakını, kardeş gibilerdi. Arabadan indiğimizde Hasan abi yanımıza gelip "hoş geldiniz selim bey" dedi.
"Hoşbulduk abi" diye karşılık verdiğimde dedem yanımızda belirmişti. "Hoşgeldiniz evlat" dedeme sarılıp "hoşbulduk dedem, özledim seni" dedem kafasını yukarı kaldırıp"gökyüzüne bakman yeterliydi evlat" dedi. Emre ve diğerleri de dedeme sarılıp içeri geçtik.
Dedem "yolculuk nasıl geçti çocuklar" Uzay tam ben konuşucakken araya girip " vallahi çok yorulduk İsmail dede, bir de bugün hiç pizza yiyemedim çok tuhafım"
Emre "altı saat direksiyon sallayan selim değil de senmişsin gibi konuştun kıvırcık"
Umay " o şimdi pizza yiyemedi ya bizden acısını çıkartmaya çalışıyo"
Dedem aralarına girip "kızdırmayın evladımı uzay sen bir de kebap ye pizza da neymiş"
Uzay bize bakıp alaycı bir sesle "aslan İsmail dedem be, bunlar varya beni hiç anlamıyo" dedi. Tokat' a gelmemizin ardından tam bir saat geçmişti. Kapı zili çaldı, uzay kimin geleceğini tahmin etmiş gibi Hasan abiye " sen hiç zahmet etme ben açarım" dedi.
Uzay "oo arabaların üstadı ve kızıl ötesi gelmiş efendim buyurun" doruk ve sıla yanımıza gelip oturdular. Doruk hem sinirli hem de fazlasıyla yorgun görünüyordu. Uzay ortamı yumuşatmak adına "doruk ve kızıl ötesi hazır olun akşam gitara fısıldayan adamı dinlicez" dedi.
Doruk anlamamış bir tavırla "ne saçmalıyosun kıvırcık, zaten yorgunum"
Sıla " harbi ne diyon uzay kim kime fısıldıyo"
Uzay " oğlum noldu lan size, diyorum ki Emre akşam canlı müzik yapıcak, şarkı söylicek diyorum" dedi.
Sıla 'nın tüm yorgunluğu gitmiş gibi "Emre bey esicen yine demek" dedi.
Emre mutlu bir ses tonuyla" tabi kanka ruhunuz aydınlansın" dedi.
Doruk kahkaha atarak yorgun halde " hadi lan ordan sen mi aydınlatıcan" onlar konuşurken ayağa kalkıp dedeme bakarak " dede benim az bir işim var çok geç kalmam"
Dedem " gelir gelmez ne işi evlat"
"Önemli değil dede geç kalmam" diyerek kapıya doğru yöneldim. Tam kapıyı açtığımda kolumu bir el kavradı. Kolumdaki elin sahibine baktığımda Sıla' nın olduğunu gördüm. Ona bakmadan " noldu sıla?" Sıla kolumu bırakıp"bende seninle geleyim mi?"
"Gelme sıla, gelmeni isteseydim içerde söylerdim zaten"
Sıla tavırlı bir saflıkta"peki selim uzak durmaya devam et"
"Laf mı soktun sıla"
"Hayır söylemek istediğimi söyledim sadece"
"Güzel"
Ben arkamı dönüp yoluma devam ederken tek bir yere gitmek istiyodum. Kelebeği bulduğum sokak. Hislerimin oluştuğu sokak. Çıkar mıydı karşıma? Yıllardır her buraya gelmemde o sokağa bir umutla giderdim. Bir saat boyunca gezdim, bekledim, belki geçer dedim. Gelse de hatırlar mıydı beni? Anımsar mıydı sirius' u? Saatler geçiyordu, saniyeler yerinden kayıyordu, ama o yoktu. Yine geçmiyordu. Eve gitmeye karar verdim. Aklıma uzay geldi ve kendi kendime " uzay pezevengi dedemi sorularla boğmadan eve gideyim" dedim. Yürümeye başladığımda aklıma lise üçüncü sınıftayken felsefe hocasıyla yaşadığımız konuşma gelmişti. Dersteydik, zafer hoca sınıftakilere sorular soruyordu. Ben ise cam kenarının en arka sırasında camdan dışarıyı izliyodum. Zafer hoca Uzaya dönüp " uzay aşk nedir sence senin için?" diye sordu. Uzay ise keyifli bir şekilde"istediğim şeyi söyleyebilirim demi?"
"Tabi alıştık zaten sana"
"Aşk benim için pizzadır. Serseriliktir. Aşk bence bir de sextir"
Doruk, Uzaya doğru eğilip kafasına vurarak "oğlum mal mısın hoca lan karşındaki "
"Hoca serbestsin dedi mal"
Zafer hoca gülerek "doruk alıştık uzayın herşeyine . Ama bir şey dicem güzel yorum yaptın Uzay"
Uzay gururlanarak "tabi hocam"
Hoca daha sonra beklemediğim bir şekilde "selim" diye senlenmişti. Hocaya dönerek gözlerimi üzerine sabitledim. Zafer hoca derin bir nefes alarak "tecrübe nedir sence Hancıoğlu?" diye sordu.
Bekledim bir kaç saniye, etrafımdakilerin ne söylememi merak ettiklerini hissedebiliyordum. Aldırış etmedim onları. Gözlerimi boşluğa sabitleyerek "insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi, kronik şüpheci olmayı öğrenir" diyerek cümleme başladım. "Bu gerçekleştiğinde, artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların tecrübe dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli denir" konuşmayı bitirdiğimde zafer hoca "Sigmund Freud" eklemesini yaparak konuyu kapatmıştı.
Eve geldiğimde herşey normaldi. Salona geçip oturduğumda sıla "geciktin işin uzun sürdü sanırım" dedi.
"Hı hı evet. Uzay saçmalamadı demi?" diye sorduğumda Emre araya girerek "yok kaptan biz hallettik onu. Biliyosun bu pezevengin sessizliği bir pizzaya bakar"
"Haklısın kardeşim"
Dedem ağır adımlarla salona geldiğinde "yeni mi geldin evlat?"
"Evet dede yeni bitti işim"
"Ee Ankara nasıl bakalım? Annen iyi mi?"
"İyi dedem çok selamı var sana"
"Sağolsun güzel kızım"
Dedem bizim dinlenmemiz için "odalarınız hazır çocuklar Hasan size göstersin, dinlenin"
Dedeme dönerek "akşam dışarda olucaz dede, Emre şarkı söylicek kafede çok geç gelmeyiz"
"Tamam evlat keyfinize bakın"
Dinlenmemiz için Hasan abi ben hariç herkese odalarını göstermek için önümüzde yürümeye başladı. Üst kata çıktığımızda benim odanın çaprazında bulunan odaya yöneldik. Annemin odasıydı. Hasan abi Umay ve Sılaya dönerek "bu odada siz olucaksınız" dedi. Doruk, Emre ve Uzaya ise benim odanın karşısındaki, dedemin eski odası olan yer kalmıştı. "Burası da sizin gençler" diyen Hasan abiye Emre "eyvallah abi" diyerek karşılık vermişti. Hasan abi yanımızdan ayrılıp aşağıya indiğinde Doruk "ulan ben bu piçle mi uyuycam" diyerek uzayı göstermişti. "Ne o bebeğim beğenemedin mi?"
"Uzay sikerim lan seni"
"Bebeğim ben çok mu meraklıyım size"
Emre gülerek "lan pezeveng ben senden şüphelenmeye başlıyorum artık"
"Ne konuda abi?"
"Gay olduğuna dair süpheler" uzay ciddileşip özüne dönerek "hay sikeyim ne alaka lan mal"
Herkes kahkaha atmaya başlamıştı. Onlar sohbete dalmışken ben de odama çekildim. Yukarıdan aşağıya inen pencerem. Siyah rengine sarmalanmış yatağım.
Bedenimi yatağıma uzatıp bir kolumu kafamın altına, diğer kolumu ise karın bölgeme yerleştirip tavanı izlemeye başladım. Gözlerimi kapattım daha sonra uyumak üzere hazırladım düşüncelerimi.
Uyumak bir kaçış mıydı sizce?
Uyku sizi uzaklaştırır mıydı hayatın gerçekliğinden?
Uyandığımda iki saat geçmiş ve akşam olmak üzereydi. Odadan çıkıp doruk ve diğerlerinin kaldığı odaya girip "hızlı bir şekilde hazırlanın akşama geç kalmayalım" dedim. Emre yanıma doğru gelip "abi ben çok heyecan yaptım lan" dedi.
Kolumu Emre'nin omzuna yerleştirip "neyin heyecanı oğlum bu, sahneye çıkıp keyfini çıkar. Neyse haydi hızlı olun" deyip yanlarından ayrıldım. Tekrar odama geldiğimde hazırlanmak için tişörtümü çıkaracağım esnada kapı ani bir şekilde açılmıştı. Kapıyı açan kişiye baktığımda Sıla'nın olduğunu gördüm.
Heyecanlı halde" çok pardon selim. Akşam ne giysem diye sana sormak istedim"
Ona kızgın bakış atarak " üzerine beni mi giyiceksin sıla gidip Umaya sorsana" dedim.
Sıla söylediklerimi aldırış etmeyerek "aslında buraya seninle konuşmak için gelmiştim"
"Yine aynı konu ise lütfen girme bile odaya"
Sıla arkasına dönüp kapıya yöneldiğinde gideceğini umuyordum ama o kapıyı kilitlemişti.
Bana doğru döndüğünde ortam olduğundan fazla sessiz hale bürünmüştü. Sıla'nın eli vücudumda gezinmeye başladığını farkettiğimde onu kendimden uzaklaştırmak için itmiştim.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen, kendine gel"
"Yapma bunu selim"
"Kaç kez konuştuk sıla asıl sen yapma"
"Olmuyo anlamıyomusun, görmüyomusun!"
"Anlayamıyorum sıla, göz göre göre arkadaşlığımızı bitirmeye çalışmanı anlayamıyorum"
Sıla istediği şeyi almadan asla durmayan bir kızdı. Beni sadece sevdiğini sanıyordu. Benim gücüm onun hoşuna gidiyordu ve o sadece gücümü istiyordu.
Sıla bana iyice yaklaşmıştı. Eli tekrar vücuduma yerleşmişti. Gözlerinin değdiği tek yer vardı, dudaklarım. Sıla ise onlara daha fazla yaklaşıyordu. Onu bileklerinden tutup benden uzağa itip "kendini küçük düşürüyosun sıla"
"Bana başka çare bırakmıyosun. Ben seni seviyorum"
"Sevme kızım beni, sevme şu sikik kalbimi, rahat bırak beni şimdi haydi"
Sıla'nın gözleri dolmuştu. Çenesi kas katı kesilmişti. Kilitli olan kapıyı açtı. Odadan çıkacağı esnada uzay belirmişti karşısında.
"Aa kanka daha hazır değilmisin sen? Neyse nasıl olmuşum bak bakalım"
"Siktir git Uzay"
"Noluyo abi ne dedim ben şimdi?"
Odanın kapısını sert bir şekilde kapatan sıla, sinirli adımlarla yürüyordu koridorda. Duyabiliyordum ayaklarındaki öfkeyi.
"Konu ne aynı mevzu mu?
"Bitmeyen ama benim sabrımı tüketen konu"
"Oğlum kim bilir belki de harbiden seviyo seni"
"Sevmesin amına koyayım"
Sevmesin beni, ben ona ait değildim. Ben onun isteklerine yetemezdim. Bir bardağın hızla yere çarpması gibi ördüğüm duvarıma çarpar. Bardağın parçalarının tuzla buz oluşu gibi olurdu sıla da.
Sıla konusunu kapatıp Uzaya " herkes hazır mı?"
"Sıla ve sen hariç herkes hazır"
"Hazırım ben değiştirmicem kıyafetlerimi inelim hadi"
İkimizde odadan çıkıp salona inmek üzere merdivenlere yönelmiştik. Herkes hazırdı. Emre'nin heyecanını görebiliyordum. İlk kez farklı bir mekanda söylicekti. Ankara'dayken sadece bir mekanda çıkıyordu. O da zaten kendi mekanlarıydı. Ankara'nın en lüks en ihtişamlı yeriydi Petro bar.
Çıkmak için sılayı bekliyoduk. Uzay "sıla! Nerdesin kızım ya makyajında mı boğuldun?" diye söylenmeye başlamıştı ki sıla merdivenlerden inmeye başlamıştı.
Yukarıda dolu gözlerle bakan ve kas katı kesilmiş çenesinden eser yoktu artık. Sanki tüm herşeyi elbiseye giydirmişti.
"Vay hanımefendi ne şık olmuşsunuz böyle"diyen uzayın ağzının suları akıyordu. Sıla ona teşekkür edip bana bakmaya başlamıştı. Göz ucuyla görmüştüm. Ona aldırış etmeden kapıya yöneldim. Hasan abi bizi uğurlamak için bekliyordu. "Biz çıkıyoruz abi çok geç kalmayız söylersin dedeme"
"Tabi selim bey" herkes dışarı çıktığında bende tam çıkacakken Hasan abi "geceler sessizdir selim bey konuşamazlar. Aslında en çok gece konuşur bizler sadece onların dilinden anlayamayız" dedi. Hasan abi neden birden bire böyle birşeyler söylemişti bilmiyorum. Ama haklı olduğunu çok iyi biliyordum. Evden çıkıp arabalara yöneldiğimizde Doruğa "sıla ve Uzay sende" dedim ama doruk bu durumdan hiç hoşlanmamıştı. İçinden bana karşı sövdüğüne bile emindim. Doruk başı ile "yaktın beni" işareti yaptı. Arabanın kapısını açtım. Koltuğuma oturup derin bir nefes aldım. Bir kapı daha açıldı sonra Emre oturdu yanıma. Daha sonra bir kapı yine açıldı umaydı bu seferde. Ayağımı gaza yerleştirip tekerler ardından iz bırakacak şekilde sürmeye başladım. Kendi kendime "mucizeye ihtiyacım var. Küçük bir çarpışmanın bu denli büyüyeceğini hiç tahmin etmemiştim" kendimle konuşurken Emre "gideceğimiz yer boktan değildir umarım kaptan"
"Ben sizi ne zaman sikik yerlere götürdüm lan şerefsiz"
"Şaka yapıyorum lan sakin ol"
Umay "selim gitceğimiz yerin ismi ne peki?"
"Geldik zaten bilindik bir yer. Genellikle canlı müzikler burada daha fazla oluyo. Mekanın sahibi tanıdık"
Emre "vay be sanırsın biz seni ziyarete geldik kaptan"
"Karşına bak aslan parçası"
"356 mı?"
"Sana göre mekan, tanıdık kişiler olduğu için sıkıntı çıkmaz"
Arabalardan indiğimizde Doruk sinirli bir halde yanımıza gelip "ulan bu piçi bir daha yanıma salmayın oğlum" herkes gülmesini saklamak istercesine etrafı izlemeye başlamıştı.
"Bebeğim niye öyle diyosun ya. Ne dedim ki ben sadece aşko şarkıları açmanı istedim"
Bu cümleye dayanamayan herkes kahkaha patlamıştı. Doruk " gülmeyin oğlum, sikerim lan seni o zaman görürsün aşkoyu"
İkisinin arasına girip "haydi girelim ayıp oluyo" kapıda bizi kafenin sahibi karşılamıştı.
"Hoşgeldiniz Selim bey"
"Hoşbulduk Cihan abi, naptınız hazır mı herşey?"
"Hazır selim bey, siz böyle buyurun"
"Eyvallah abi"
Cam kenarında Emre'ye yakın bir masa ayarlamıştı. Böylelikle geceye daha yakındım artık. Sahip çıkabilirdim, izleyebilirdim müzik eşliğinde.
Kafe artık dolmaya başlamıştı. Sevgilisi ile gelenler, arkadaşları ile gelenler, acısıyla gelenler vardı. Herkes daha önce rezervasyon ettikleri masalara doğru ilerliyolardı. Kiminde tebessüm, kiminde ise boş bakışlar vardı. Mutlu olanlar ne için kim için mutluydu. Boş bakışlar ne için vardı. Her birinin birer amacı vardı müziği dinlemek için.
Her biri kaçış yolu arıyordu hayattan.
İnsan hayattan neden kaçmak isterdi?
Yorgunluktan mı?
Yoksa günahlarından mı kaçmak isterlerdi?
Kim bilir belki de hiçlikten kaçıyolardı.