Çarpışma

Vaveyla Yazarı: Beyza Nur Deniz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: Çarpışma

🦋🦋
kalemimi sever misiniz?
yazdığım cümleler hatırlatırmıydı size çocukluğunuzu , gençliğinizi, yaşanmışlıklarınızı...
sever miydiniz beni, sever miydiniz kitabımı bilmiyorum bundan emin değilim.
fakat kendimden eminim, yazmak istediklerimden eminim. yaşadıklarımdan veya anımsadıklarımdan eminim.
yazmam gerekiyodu, yazmalıydım.
anlatamadıklarımı içimde bastıramazdım. daha yürürken kendimi taşıyamayan omuzlarıma ağır şeyleri yükleyemezdim.
bu yüzden yazmalıydım. hafifletmeliydim .
yazarken kendime hep şunu söylüyordum; "kimse için değil kendin için yazmalısın. tek anlatabiliceğin yer burası olduğu için yazmalısın" derdim.

başladığım ve bitirmiş olduğum bu seriyi yazarken ilk kez kendimden emindim. istediklerimden emindim. kararlarımdan emindim. karakterlerimden emindim.
yıllar önce yarım bıraktığım cümlelerimi, noktalarımı tamamlam gerektiğini düşünerek yazdım.

yazarken beni destekleyen güzel kalplere çok teşekkür ederim.
umarım seversiniz, anımsarsınız.
kurduğunuz hayallerden, veya olmasını istediklerinizden vazgeçmeyin...
yol ne kadar uzun olursa olsun geriye dönüpte pes etmek yerine, yorulana kadar yürüyün o yolu.
yolun sonunda kelebekler sizi bekliyo olucak....

💫"ÇARPIŞMA"🦋
"Yetişkin olmak nasıl bir şeydir dede?"
Dedem derin bir nefes aldı elini omzuma koyarak "zordur evlat, yetişkinlik ağırdır. Korkunun kör noktasıdır yetişkinlik" dedi.
"Kör noktası ne demek peki dede?"
"Yetişememektir. Görememektir. Kaybolmaktır. Yetişkin olmak çok zor bir sınava girmek için, ona çok fazla çalışması demektir. Soruları dikkatli okumaktır. Cevapları iyi düşünüp, ikilemde kalmamaya özen göstermek demektir"

Bu soruları sorduğumda henüz sekiz yaşındaydım. Daha farklı soruları, konuları merak edip sormam gerekirken ben bunları merak ediyodum. Benim yaşımda ki çocuklar eğlenirken, hayat beni çok erken yaşlarda büyümeye ve bu soruları sormama zorlamıştı.
"Bu soruları neden sordun bakalım evlat?"
"Babamı düşündüm dede. Ben ve annem onun için çok mu zordum?" Dedeme sorularımı sorarken zihnimdeki korku beni ele geçiriyordu. "Ya bende onun gibi taştan olursam, duvar örersem sevdiklerine karşı" korkularımdan sıyrılmaya çalıştığımda dedem gökyüzüne bakıyordu. İçimizdeki sessizliği dedem bozmuştu. "Çocuklar babaları için ağır değildir evlat. Onlar sadece sevmeyi bilmezler. Bilseler dahi nasıl sevildiğini, nasıl yaklaşılması gerektiğini bilmezler. Korkarlar. Çekinirler yanlış sevmekten"
"Yani babam beni sevmekten mi korkuyo?"
"Öyle evlat korkuyo"
"Peki annemi sevmekten de mi korkuyo? O yüzden mi kızıyo?"
Dedem sorduğum soruya karşı sessiz kalmıştı. Evinin bahçesindeki havuzun kenarına doğru yürümeye başlamıştık. İkimizde konuşmuyo öylece gökyüzünün havuza yansımış halini izliyorduk. Sanki tüm merak ettiklerim bu yansımada ve benim onları görmemi istiyo gibiydi. Görüyordum da, biliyordum artık. Küçüktüm bunları görmem, bilmem canımı çok yakıyordu. Yetişkin olmak bu muydu? Koca bir yansımadan mı ibaretti? Dalmış olduğum yansımadan beni annemin sesi çıkarmıştı. "Selim! Haydi saat çok geç oldu. Erken kalkıcaz sabah" diye seslenmişti. Dedeme bakarak" ama daha sorularım bitmemişti" dedim. Dedem "zamanımız bol evlat istediğin zaman ara, gel ve sor" dedi.
"Anlaştık o zaman. İyi geceler dede"
"İyi geceler evlat"
Dedem Tokat'ın en iyi insanıydı. Tokat'ta yaşıyordu. Burda doğmuş, yuvasını burda kurmuştu. Eşi yani babaannem ben daha iki aylıkken vefat etmiş. O yüzden dedem burdan ayrılmamaya yeminliydi. Ankara'ya gelemediği için annem ve ben sık sık gelir yanında kalırdık. Babam ise gelmezdi. Dedem ile araları pek iyi sayılmazdı. Dedemi sevmezdi babam. Bizi de göndermek istemezdi. Dedem elinden geldiğince yardım ederdi herkese. Kimseyi yarı yolda bırakmazdı. Bir gün bana " insanlar kitap sayfası gibidir. Her birinin içlerinde satır satır kişilikleri yazılıdır. Kiminde kötü, kiminde iyi tarafları yazılıdır. İnsanları hiçbir zaman anlamaya çalışma evlat, zorlanırsın. Onları okuyup ve yıpratmazsan anlayabilirsin" demişti. Dedemi okuyabiliyodum sanırım. Benimle güzel sohbetler eder, hikayeler anlatır, oyunlar oynardı. Bana babamın veremediği şevkati dedem vermişti. Bisiklet sürmeyi onunla öğrenmiştim.

Gece artık tümüyle üzerimi örterken ben ise ona tutunarak uykuya dalmıştım. Uykuya daldığım esnada babamın sesi zihnimi yokluyodu "sevgiye fazla alışma çocuk. Çok sevdiğinde, çok sevildiğini hisseder insan. Zamanla alışırsın sevginin varlığına. Ama sonra yok olur gider siktiğimin sevgisi, kimsen kalmaz. Yalnız kalırsın. Sevme o yüzden" demişti bana bir gün.
Bende ona "insan sevgisiz kalmamalı" demiştim.
Sabah perde aralığından içeri süzülen ve tüm odayı aydınlatan güneşin ışığıyla uyandım. Bugün son gündü Tokat'ta. Burdan ayrılmak istemiyordum. Çünkü Ankara annem ve benim sonumuz oluyordu. Hazırlanıp sessiz bir şekilde bisikletime binip pedallarını çevirmeye başladım. Sokakları dedem sayesinde iyi bildiğim için rahat bir şekilde sürüyodum bisikletimi. Ankara bizim son durağımızken, burası sonsuzluktu. Ben düşüncelerle gezinirken, önüme bir bisiklet çıkmıştı. Ne olduğunu anlayamaz bir şekilde kendimi yerde bulmuştum. Canım acımıştı ve birazda kolum kanıyordu. Ayağa kalkıp çarptığım kişiye yardım etmek için ona yaklaştım. Ona doğru eğildiğimde kelebek figürlü kolye dikkatimi çekmişti. Ona doğru biraz daha yaklaştığımda, elimi uzatıp kalkması için yardım ettim. "Kusura bakma dikkatsiz davrandım, iyi misin?"
diye sordum ona.
Başını yerden kaldırıp gözlerini bana sabitledi. Çok güzeldi gözleri. Hafifçe gülümseyerek" iyiyim, bende dikkatsizdim" dedi. Biraz durup tekrar " buralı mısın?" diye sordu.
"Hayır. Dedem buralı onu ziyarete geldik"
"Hoşgeldiniz öyleyse"
"Hoşbulduk"
İkimizde olduğumuz yerden ayrılmak üzere bisikletlere bindik. Saate bakıp" annemler uyanmıştır. Daha fazla merak etmeden gitmem lazım" diye kendi kendime söylenirken "hey sirius adın ne?" arkamdan seslenmişti kelebek. Ona döndüğümde bir kaç saniye sadece sirius ismine takılmıştım. Hoşuma gitmişti ama ben yine de ona "Sirius mu?" diye sordum.
"Evet Sirius. O bir takım yıldızı. Ama bana göre takım yıldızından daha fazlası" biraz durup tekrar "adın ne?' diye sordu. Gülümseyerek gökyüzüne baktım, sonra tekrar ona sabitledim gözlerimi. "Selim...selim benim adım. Ya senin adın ne?"
Bende ona adını sorduğum esnada koşar adımlarla nefes nefese kalan bir çocuk "oh be buldum sonunda seni küçük köstebek" çocuk bana baktı "nerelerdesin sen?"
"Sakin ol burdayım Berke. Sadece bisiklet sürmek istedim"
İsmi Berke olan çocuk bana bakmaya devam ederek"bu kim?" diye sordu.
"Selim onun adı, az önce onunla çarpıştık"
"Ne! İyi misin canın acıyo mu?"
"Evet iyiyim"
Berke bana "git burdan çocuk" dedi.
Ayrılmıştım yanlarından, kötü hissetmiştim kendimi. Pedallarıma yüklenmiştim. Hızlı bir şekilde sürüyodum. O kadar hızlı sürüyodum ki eve geldiğimi bile farkedememiştim. Dalgındım, kapının açıldığını bile görememiştim. Annemin sesi ile irkilmiştim.
"Ah be selim nerelerdesin oğlum sen, nasıl merak ettik seni biliyomusun?"
Annem bir an duraksadı ve "koluna ne oldu? Nereye gittin selim sen?"
Annem art arda sorularını sorarken dedeme bakıp beni kurtar bakışı yaptım. Dedem araya girip"dur kızım çocuğu sıkıştırma içeri girelim haydi"
Koluma baktım düştüğümde acısının bu kadar ağır olacağını düşünmüyordum. Beni dibe çeken onca şey varken bir de küçük köstebek lakaplı kız çıkmıştı. Ama bana göre o bir kelebekti. Kelebek uçmuştu, çok uzaklara gitmişti. Bir daha görürmüydüm? Görsem de bana adını söyler miydi? Annem kolumu pansuman etmişti ve hızlı bir şekilde hazırlanıp dedem bizi otogara bırakmıştı şoförü ile birlikte. Dedeme sarılırken "gitmesem olmaz mı dede?"
Dedem" burası senin evin evlat. Ne zaman gelmek istersen çık gel" kulağıma eğilip "ama şimdi senin gitmen gerek anneni koruman gerek. Bak büyüdüğün zaman kendi araban ile geleceksin buraya"
"Anlaştık dede ama seni özlediğimde ne yapıcam?"
"Gökyüzüne bakman yeterli evlat"
Dedem gökyüzü dediğinde aklıma kelebeğin bana "hey Sirius" diye seslenişi yerleşmişti. Yola doğru baktım acaba bir daha ne zaman görürdüm onu. Gitmişti kelebek. Gelmez miydi? Konmaz mıydı omzuma yanı başıma?
Otobüse binmiş ve artık Ankara'ya gidiyorduk. Ankara ve Tokat arası fazla değildi. O yüzden gidip gelmek çok zor değildi. Ankara'ya vardığımızda taksiye binip eve gelmiştik. Dışarıda bizi karşılayan bir grup vardı. Gülmüştüm çünkü onlar; Uzay, Umay, Doruk, Emre ve Sılaydı. Hepsi toplanmıştı. Sevinmiştim bu duruma ama sevincim yarıda kalmıştı. Babam birden arkadaşlarımın arkasında belirmişti. Korkuyordum. Bu sefer ki korkum başkaydı. Arkadaşlarımın arkasında duran babam "geç oldu çocuklar aileleriniz merak etmesin" sonra durdu. Gülüşlerin ardında gizlenmiş öfkesiyle bana bakarak devam etti "Selim bey zaten burada artık yarın konuşursunuz" dedi ve arkadaşlarım aynı anda anlaşmış gibi " iyi akşamlar yavuz amca" deyip hepsi de yanımızdan ayrılmışlardı. Annem ve ben olacaklardan habersiz bir şekilde eve girdik. Az önce gülüşlerin ardından bakan öfkesi ortaya çıkmıştı. Artık gülüşler yoktu. Gizlenmişti öfkenin arkasından daha derin yerlere. Çıkamazdı artık ortaya, çıksa dahi duvar örerdi korkunun celladı. Babam kapıyı sert bir şekilde kapattığında irkilmemize neden olmuştu. Karşımıza geçip " ben size o adamın yanına gitmiceksiniz demedim mi lan!? Ne bok var lan o şehirde. Bana bakın sizi son kez uyarıyorum, bir daha o siktiğimin şehrine gitmeyeceksiniz. Anladınız mı lan beni!" Dediğinde annem tüm cesaretini toplayarak gözlerinin içine bakıp " tokat senin büyüdüğün şehir ve orada senin baban var. Baban orda yalnız hasan bey var sadece, git ve konuş babanla özür dile ondan" dedi.
"Bana akıl vermek sana mı kaldı lan?"
"Maalesef bana kaldı Yavuz"
Annemin bu cesareti babamı delirtmeye yetmişti. Çok sinirlenmişti anneme dönüp "tokat diye ölüyosun demi lan" diyerek vurmaya başlamıştı. Babama vurmak yetmemiş gibi elini annemin boğazına yerleştirmişti. Ben ise küçük ve korkak bir çocuk gibi " baba dur yapma, yalvarırım baba yapma"
Ama o bırak yalvarmamı, beni görmüyordu bile. Annemin o hali bendeki korkuyu alıp yerini öfkeye ve nefrete devretmişti. "Dokunma anneme, Çek elini annemden! Git burdan, istemiyoruz, sevmiyoruz artık seni" kurmuş olduğum cümleler babamı daha da kızdırmış olucak ki annemi bırakıp bana doğru yöneldi. Annem olucakları tahmin etmiş olucak ki babamı durdurmaya çalıştı. Babam durmadı annemi yere itip, beni kolumdan tutarak çalışma odasına götürmüştü. Odanın kapısını kilitleyerek bana yaklaştı. Dışarıdan gelen annemin sesi, odanın içindeki öfke ile başbaşaydım. Babam ceketini çıkarttı. Gömleğinin düğmelerini çözmeye başlarken "demek artık sevmiyosunuz beni? Demek gitmemi istiyosunuz ha? Velete bak sen şimdi gösteririm sana istemediğini" elleri kemere yönelmişti. Ben daha konuşamadan, korkumu gizleyemeden babamın kemerini sırtımda hissetmiştim. Hazırlıksız yakalandığım için istemsizce çığlık atmıştım. Korku neydi bugün anlamıştım, hissetmiştim. Babalığı da görmüştüm. Yetişkinlik neymiş gördüm. Aklıma buraya gelirken dedemin "koruman gereken bir annen var" dediği gelmişti. Haklıydı. Korumam gereken bir annem vardı. Onu babamdan, onu kendi kocasından, onu Yavuz Hancıoğlundan korumam gerekiyordu. Hayat bana erken yaşta izleri de göstermişti. Dışarıdan gelen annemin sesi ile çığlıklarımı sakladım. "Yavuz! Aç kapıyı, yapma yalvarırım yapma, küçük o daha" diye feryad ediyordu annem. Ama o durmuyordu. Babam kemeri sırtıma her vurduğunda vücudumu hissedemez hale geliyordum. Parasının gücüne, arkasındaki adamlarına güvenen Yavuz Hancıoğlu bugün de kemerine güveniyordu. Hancıoğlu meslek kolejinin sahibi büyük adam. Bir an aklıma dedeme sorduğum soru geldi "ben babam için çok mu zorum dede?" Baygındım, dayanamamıştım sırtımdaki izlere. Babamın en son kapıya doğru ilerleyen ayaklarını ve annemin ağladığını görmüştüm. Gözlerim artık kapanmıştı. Sesler yoktu ama sadece o vardı. Kelebek figürlü kız ve sesi "hey Sirius" kelebek uçuyordu, gidiyordu benden uzaklara.
Sabaha kadar baygın bir şekilde uyumuştum. Gözlerim aralandığında yanı başımdaki sandalyede annemi gördüm. Hiç uyumamış olmamalıydı ki gözleri şişti. Annem benim uyandığımı gördüğünde "annecim, birtanem iyi misin? Canın acıyormu?" Diye sormaya başladı.
"Evet anne iyiyim merak etme sen"
" canım oğlum bitanem, seni koruyamadım"
Anneme yaklaşarak " ama ben seni korudum ve şuan çok mutluyum anne" dedim. Anneme söylediğim ilk yalanımdı iyi olduğumu söylemem. O üzülmesin diye iyiyim demiştim.
Dışarıdan gelen Uzay'ın sesi evde yankılanmaya başlamıştı. Bu durum annem ve benim kahkaha atmamıza neden olmuştu. Uzay bizim karşı komşumuz olan Tülay ablanın yeğeniydi. Ailesi çok sık şehir dışına gittikleri için halasının yanında kalırdı. Annem, Uzayı odama getirdiğinde yüksek bir sesle "günaydınnn!" derken ben ise küçük bir ses tonuyla "günaydın" dedim.
"Ne uykucusun selim" uzay çok yakınımdı ama ona bile kendimden çok bahsetmezdim. Ona sadece buraya gelmeden önce çarpıştığım kelebek kızı anlatmıştım. Uzay devam edip " kalk haydi pizza yemeye gidelim"
Şaşkın halde " iyi misin uzay sabah sabah ne bu iştah?"
"Ne var be, pizzayı seviyorum hem bana şu kelebek kızı anlat"
"Anlattım uzay"
Uzay çok ısrar etmeden"geliyomusun selim?"diye sordu. Bende "sen ye pizzanı, pizza Canavarı"
"Tamam o zaman uykucu kaptan sonra yine uğrarım"
"Tamam" uzay gittiğinde tüm gün boyunca yataktan çıkmamıştım. Sadece öylece yatmıştım. Saniyeler, dakikalar, saatler geçmişti akşam olmuştu. O eve gelmişti. Duygularımın içine nefreti ekleyen adam. Babamın bizden bu denli nefret ediyo olmasına bile alışmıştım artık. Ne garip demi; babam hayattayken bile babasızlığı gördüm ben. Sevgisine en ihtiyacım olduğunda hayatta ve aynı evde yaşadığım babamın sevgisini görememek ne tuhaf.
O içimde küçüldükçe küçüldü
Ben ise onun yokluğunda acılarla büyüyordum

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

220okunma 63beğeni 51yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18