5. bölüm · KIRIK PUSULA

5.BÖLÜM

Sırmavii 🦋🫐

KABUK BAĞLAYAN YARALAR

“İnsan bazen geçmişi unutmazdı. Sadece her sabah yeniden taşımayı öğrenirdi.”

Sabahın ilk ışıkları odamın perdelerinden içeri süzülürken gözlerimi araladım.
Yine…
Alarm çalmadan uyanmıştım.Son zamanlarda uyanmakla hiç uyumamak arasında pek bir fark kalmamıştı.
Gece boyunca defalarca aynı rüyadan sıçrayarak kalkmıştım.Rüyamda hep aynı yerdeydim.

Çocukluğumuzun bahçesinde…Savaş bana gülümsüyordu.Ben de ona doğru koşuyordum.
Tam elini tutacakken…Bir anda yok oluyordu.Tıpkı yıllar önce yaptığı gibi.Derin bir nefes alıp yüzümü ellerimin arasına aldım.

“Kendine gel Efsun…”Fısıltım odamın sessizliğinde kayboldu.Yataktan kalkıp banyoya girdim.Soğuk suyu yüzüme çarptığım an aynadaki yansımama baktım.Gözlerimin altındaki morluklar iyice belirginleşmişti.

Eskiden uzun saçlarımı özenle şekillendirirdim.Şimdi ise toplamak bile bana zor geliyordu.Beyaz gömleğimi ve siyah pantolonumu giyip saçlarımı sıkıca topladım.Bugün hastanede yoğun bir gündü.

Belki de iyi olurdu.İnsanları iyileştirmek…Kendi yaralarımı birkaç saatliğine unutturuyordu.Odamın kapısını açıp merdivenlerden aşağı indim.Mutfaktan kahve kokusu geliyordu.Annem yine erkenden kalkmıştı.

“Günaydın kızım.”Başımı hafifçe salladım.
“Günaydın anne.”Masaya oturdum.Annem tabağıma kahvaltılıkları koyarken beni dikkatle süzüyordu.
.“Efsun…”
“Hı?”
“Biraz daha iyi görünüyorsun.”Zoraki gülümsedim.
“Öyle mi?”
“Evet.”
Yalandı.
İkimiz de biliyorduk.Ama annem bana umut vermeye çalışıyordu.Tam o sırada arkamdan tanıdık bir ses geldi.
Karan.
Abim.
“Doktor hanım yine kahvaltıyı kaçırıyormuş.”
Arkamı döndüğümde Karan kapıya yaslanmıştı.Elinde kahvesi, yüzünde o bildik gülümsemesi vardı.
“Sabah sabah bana mı sardın?”
“Yok.”Masaya oturdu.
“Sadece seni sinir etmeyi özlemişim.”İstemeden güldüm.Çok küçük…Belki bir saniyelikti.Ama Karan hemen fark etti.
Kaşlarımı çattım.
“Ne?”
“Gülümsedin.”Gözlerimi kaçırdım.
“Abartma.”
“Hayır.”Kahvesinden bir yudum daha aldı.
Cevap vermedim.Çünkü haklıydı.Son zamanlarda hissettiğim tek şey yorgunluktu.Tam o sırada dış kapı sertçe açıldı.
“SELAM MİLLET!”
Mert…
Annem başını iki yana sallayıp güldü.
“Evladım, zile basmayı hiç düşündün mü?”
“Düşündüm.”Ayakkabılarını çıkarırken omuz silkti.
“Sonra vazgeçtim.”Karan kahkaha attı.
“Bir gün seni gerçekten kapının dışında bırakacağız.”
“Bırakmazsınız.”
“Emin misin?”
“Evet çünkü Efsun bensiz yapamaz.”Annem gülerek Mert’in koluna hafifçe vurdu.
“Gel bakalım.”Ev bir anda sesle dolmuştu.Çocukluğumuzdaki gibi…Mert her zamanki gibi konuşuyor, Karan onunla atışıyor, annem gülüyordu.Bir anlığına her şey normale dönmüş gibiydi.

Ta ki…Bahçeden gelen erkek sesi duyulana kadar.
O sesi tanımamak mümkün değildi.
Savaş…
Elimdeki fincanı biraz daha sıkı tuttum.Nefes alışım bile değişmişti.Mert bir an bana baktı.Sonra kapıya yöneldi.
“Abi, gelsene!”Dizlerimin bağı çözüldü.
Hayır…Hayır, bugün değil…Henüz hazır değildim.Sessizce sandalyemden kalktım.
“Efsun?”Annem arkamdan seslendi.
“Daha kahvaltını bitirmedin.”
“Canım istemiyor.”
“Biraz daha otur.”Başımı iki yana salladım.
“Geç kalıyorum.”Yalan…Bugün nöbetim öğleden sonraydı.Ama orada kalamazdım.Çünkü birkaç saniye sonra içeri girecek kişi…Bir zamanlar bütün dünyam olan adamdı.

Ve ben…Onun gözlerinin içine bakabilecek kadar güçlü değildim.Merdivenleri neredeyse koşarak çıktım.Odamın kapısını kapattığım anda aşağıdan Mert’in kahkahası duyuldu.

Ardından…Onun sesi.Yıllardır özlediğim…Ama artık duymaya korktuğum ses.Savaş…Kapıya sırtımı yasladım.Gözlerimi kapattım.İçimden sadece tek bir cümle geçti.
“Lütfen… Beni görme.”

Merdivenlerden inerken elim hâlâ kapı kolundaydı.Aşağıdan gelen sesler birbirine karışıyordu.
Mert’in kahkahası…Annemin mutfakta tabakları toplarken çıkan ses…Ve onun sesi.Hiçbirini ayırt etmek istemiyordum.Çantamı omzuma takıp sessizce salona geçtim.
“Ben çıkıyorum.”Annem arkamdan seslendi.
“Bir şey yemeden mi?”
“İştahım yok anne.”Her zamanki cevabım…Her zamanki yalanım…Kapıya yönelmiştim ki abim önümde durdu.
“Nöbetin kaçta bitiyor?”
“Akşam.”
“Ben bırakırım.”Başımı iki yana salladım.
“Gerek yok abi.”
“Nasıl gerek yok?”Anahtarını parmağında çevirdi.
“Tek başına gitmene izin vermem.”
“Sen yokken de yek gidiyordum”
“Arabaya..”
“Abi…”
“Efsun.”Ses tonu bir anda ciddileşti.
“Bir şey diyemedim.Çünkü haklıydı.Mert de yanıma geldi.
“Dinle şu adamı.”
“Sen karışma.”
“Karışırım.”Kollarını göğsünde birleştirdi.
“Yolda uyuyakalırsan ne olacak?”
“Uyumam.”
“Emin misin?”Derin bir nefes verdim.İkisi de üzerime geliyordu.Tam itiraz edecekken babam salondan seslendi.

“Bırak götürsünler kızım.”Artık kaçacak yerim kalmamıştı.İstemeden başımı salladım.

“Tamam.”Karan gülümsedi.
“İşte böyle.”Çantamı tekrar omzuma düzelttim.Hep birlikte dışarı çıktık.Sabah güneşi bahçeye vuruyordu.Karşı villanın kapısı açıktı.İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı.Karan cebinden anahtarı çıkardı.
“Ben arabayı getireyim.”Ben ve Mert bahçenin kenarında bekledik.Ayakkabımın ucuyla taşları iteliyordum.Hiç konuşmuyordum.Mert ara sıra bana bakıyor ama sessiz kalıyordu.

Birkaç saniye sonra motor sesi duyuldu.Başımı kaldırmadım.Arabaya doğru yürümeye başladım.
Arka kapıyı açacakken…Elim havada kaldı.Şoför koltuğundaki kişi…Karan değildi.Savaştı.Kalbim göğsüme öyle sert vurdu ki herkes duyacak sandım.Direksiyonun başında sessizce oturuyordu.Bakışları önümdeydi.

Ne bana baktı…Ne de tek kelime söyledi.Sadece elleri direksiyonu sıkıca kavrıyordu.Karan ön yolcu koltuğuna geçmişti.Camı indirip bana döndü.

“Ne oldu?”Sesim çıkmadı.Bakışlarımı Savaş’tan ayıramıyordum.Mert usulca omzuma dokundu.
“Hadi.”Başımı çevirdim.
“Ben… kendi arabamla giderim.”Karan hemen itiraz etti.
“Olmaz.”
“Abi…”
“Geç kalacaksın.”
“Ben …”
“Efsun.”Bu kez ilk defa Savaş konuştu.Sesi eskisi kadar sakindi.Ama bana yabancı geliyordu.
“Götüreceğim.”Tek bir cümle…Yıllardır duymadığım sesi yeniden işitmem için yetmişti.İçimdeki bütün duvarlar sarsıldı.Başımı eğdim.İtiraz edecek gücüm kalmamıştı.

Sessizce arka kapıyı açtım.Mert de yanıma oturdu.Kapı kapanırken gözlerim istemsizce dikiz aynasına kaydı.Tam o anda…Savaş’ın gözleri aynadan benimkilerle buluştu.Sadece bir saniye sürdü.İkimiz de aynı anda bakışlarımızı kaçırdık.Araba hareket etti.Ve ben, yıllar önce hayatımdan çıkan adamla…İlk kez aynı arabadaydım.

Mert telefonu Bluetooth’a bağladı.
“Yol uzun. Biraz müzik açayım.”Kimse itiraz etmedi.Parmakları ekranda dolaştı ve ilk şarkıya bastı.İlk notalar duyulduğu anda nefesim boğazımda düğümlendi.
‘Dilerim ki-Dktt….’Gözlerimi yavaşça kapattım.

Hayır…Bu şarkı olamazdı.Bu, yıllar önce her gece birlikte dinlediğimiz şarkıydı.Mert hiçbir şeyin farkında değildi.Karan camdan dışarı bakıyordu.Ama ben…Dikiz aynasında Savaş’ın parmaklarının direksiyonu biraz daha sıkı kavradığını gördüm.

Şarkının ilk notaları arabayı doldurunca Mert gülümseyerek arkasını döndü.
“Efsun,” dedi. “Senin sesin çok güzel. Söylesene biraz.” şaşkınca ona baktım.

“Ne? Yok artık Mert, saçmalama. Ben mi?”Mert gülerek omuz silkti.

“Evet, sen. Kaç yıldır sesini duymadım, unuttun mu?” itiraz etmek için ağzımı açacakken Karan da sakin bir şekilde konuştu.
“Bir kere söyle Efsun. Hem yol uzun.”
ikisine de bakıp başını iki yana salladım.

“Asla söylemeyeceğim unutun.”Mert gülerek,
derin bir nefes aldım. söylemek istemedim. Ama şarkının sözleri, gecenin sessizliği ve içinde biriken anılar onu durdurdu.

Evim ol
Kurtar beni
Sonum ol
Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan
Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan

Savaş’la göz göze geldik.Aldığı derin nefesi, gözlerindeki ne olduğu belli olmayan duygularla bakıştık.Yıllar önce küçükken dinlerdik bunu, şaka amçlı dans ederdik hareketler yapardık.Annemler çok gülerdi.”Bu yaşta ne derdiniz var şunlara bak” derlerdi.

Kaybolan bir ruh gibi
Kayıp gidersem de bul beni
Mahvolur da bitersem
Tut elimi
Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan
Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan

Ses arabayı doldururken Mert gülümseyerek sustu. Karan bile dikkatle dinliyordu.Ama Savaş…Savaş tek kelime etmedi.Sadece elleri direksiyonda, gözleri yoldaydı. Fakat yıllar önce duyduğu o sesi yeniden duymak, içinde sakladığı bütün anıları uyandırmıştı.
Efsun fark etmeden eski hâline dönmüştü bir anlığına.Ve Savaş, yıllar sonra ilk kez kendine itiraf etti:

“Efsunu unutamadım….”

Şarkının melodisi arabanın içinde yankılanırken Efsun gözlerini kapattı. Sözleri ona yıllar önce yarım kalan şeyleri hatırlatıyordu.Sesi yavaşça yükseldi. Sanki şarkıyı değil, içinde sakladığı bütün kırgınlıkları söylüyordu.

Mert sessizce dinledi. Karan hafifçe gülümsedi.Savaş ise hiçbir şey söylemedi. Ama aynadan ona baktığı o kısa anda, Efsun onun gözlerinde yıllardır sakladığı pişmanlığı gördü.Bazı insanlar giderdi… ama bıraktıkları hisler kalırdı.Ve o gün, arabada herkes aynı şeyi hissetti:
Bazı hikâyeler bitmiş gibi görünse de aslında hâlâ devam ediyordu.

♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️