13. bölüm · KIRIK PUSULA
13.BÖLÜM
CAN İÇİM…
Hani insan uyanmak istemez ama zorlada olacağını bilse uyanmak zorunda kalır. Öyle bir gündü benim için. Zordu. Zorlanıyordum. Sevdiklerimi bir bir kaybederken mutlu olamadım. Olmamalıydım. Savaş. Duru. Belki de yakında Mert. Duru’yu özlemiştim. Canımdı o benim. Sırdaşımdı. Yoldaşımdı. Kısaca herşeyimdi.
Böyle düşüncelere dalmışken asistanım Yaren gelmişti.
“Hocam bir hastanın kalbi durmuş!”
“Geliyorum!”
Yaklaşık bir saat sonra kalbini yeniden attırmayı başarmıştım. Mutluydum. Benim yüzümden bir can daha kurtulmuştu.
Tabii ki hayır. Ben başarmamıştım.Buydu işte benim motivasyonum. Efsun olmak değil Doktor Efsun olmak. İnsanların yaralarını sarmak. Yoğun bir gündü ve nöbetimin bitmesine az kalmıştı. Bir saat daha dayanabilirdim.Kendime bunu söylerken önümdeki dosyayı kapattım. Tam ayağa kalkacakken telefonum titredi.Ekranda gördüğüm isimle istemsizce gülümsedim.
Savaş.
Dün saatlerce konuşmuş ve aramızdaki buzların bir kısmını eritmeyi başarmıştık.Mesajı açtım.
“Çıkmana ne kadar kaldı, can içim?”Dudaklarımın kenarı biraz daha kıvrıldı.Nöbetin en yoğun anında bile insanın yüzünü değiştiren birinin olması garipti. Birkaç kelimeyle bütün yorgunluğumu unutturabiliyordu. Ama anında yüzümü eski haline getirip ciddi baktım. Onu yumuşamamılydım. En azından bu kadar çabuk.
“Bir saate yakın.sen?”Cevabı fazla bekletmeden geldi.
“Ben buradayım.”Kaşlarımı çattım.
“Burada derken?”
“Çıkınca görürsün.”Başımı iki yana salladım.Tam ona cevap yazacakken Yaren seslendi.
“Hocam!”Telefonu cebime koyup hızla döndüm.
“Geliyorum.”Bir hastanın yanına gittim. Yeniden doktor Efsun olmuştum.İçimde ne kadar yorgunluk, ne kadar özlem, ne kadar başka düşünce olursa olsun… Hastaların karşısında bunların hiçbirinin önemi yoktu.Çünkü onlar benim için sadece birer hasta değildi.Birinin annesi, birinin babası, birinin kardeşi, birinin çocuğuydu.Ve ben onların hayatına birkaç dakikalığına bile olsa dokunabiliyorsam, bütün yorgunluğuma değerdi.
Saat nihayet nöbetimin bittiğini gösterdiğinde derin bir nefes aldım.Beyaz önlüğümü çıkarırken aynadaki yansımama baktım.
Gözlerim yorgundu.Saçlarım dağılmıştı.Ama yüzümde garip bir huzur vardı.Çünkü dışarıda beni bekleyen biri vardı.
Ama kendimi suçluyordum. Aptaldım. Beni bırakan adama hâlâ kör kütük aşıktım. Ve bu benim sinirimi bozuyordu.Önlüğümü düzgünce katlayıp dolabıma koydum. Çantamı aldım ve hastanenin koridorunda yürümeye başladım.Kapıya yaklaştıkça kalbim hızlandı.
Nedenini biliyordum.Ve kapıdan çıktığım an onu gördüm.Savaş.Arabaya yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmişti. Beni gördüğünde yüzündeki o sert ifade kayboldu.Gözlerimiz buluştu.O an bütün günün ağırlığı omuzlarımdan indi sanki.Yanıma geldi.
“Bitti mi, doktor hanım?”Gülümsedim.“Bitti.”Bir an sustu. Sonra gözlerime bakarak sakin bir sesle konuştu.
“Yorgun görünüyorsun.” Gülümsedim.
“Normal değil mi sencede.” Elimdeki çantayı hızla almıştı.
“Onu bana ver, sabahtan beri ayaktayım diye kendi başıma yürüyemeyecek ya da çantamı taşıyamayacak hâlde olduğumu düşünmen gerçekten gereksiz, zaten yeterince yoruldum ve şimdi bir de seninle uğraşmak istemiyorum.”
Savaş dudaklarının kenarında beliren gülümsemeyi saklamaya bile çalışmadı.
“Sen böyle söylenmeye başladığında ne kadar yorgun olduğunu daha iyi anlıyorum, o yüzden çantayı vermeyeceğim ve sen de bana kızarken arabaya kadar gelip sonra hiçbir şey olmamış gibi yanıma oturacaksın.”
“Beni tanıyormuş gibi konuşmayı bırak çünkü şu an sana kızmamın tek sebebi beni dinlememen değil, ne zaman sinirlensem bunu komik bulup yüzünde o sinir bozucu gülümsemeyi görmem ve bunun beni daha da sinirlendirmesi.”
Savaş kısa bir kahkaha attı.“İşte tam olarak bundan bahsediyorum; kızıyorsun, söyleniyorsun, sonra da söylediklerinin farkında olmadan benim bütün günümü güzelleştiriyorsun.” Bir dk ben ne demiştim!
Lanet olsun! Efsun dedikoducu koca karılar gibi vır vır vır bir sus be kızım be! Gözlerime içi gider gibi baktı. Sonra beklemediğim bir şey yapıp beni belimden tutarak arabaya doğru yürüttü. Kapımı açıp dikkatlice oturmamı sağladıktan sonra şöför koltuğuna oturdu. Salaktım ben. Karşı çıkmıyordum. Yapma demiyordum. Yapamazsın dokunma demiyordum. Körkütük salaktım.Yolculuk ikimiz içinde sessiz geçmişti. Eve vardığımızda arabadan inmiştik. Zaten nöbetim gece on ikide bitmişti. Normalde uyumazlardı ama şuan ev çok sessizdi.
“Savaş?”
“Hmm”
“Ev…niye bu kadar sessiz?”
“Bilmiyorum güzelim annemler sanırım bizim evde yattı. karan ve Mert’de iki günlüğüne babamların yanında.” Sanırım annem korkar diye Jale teyzeyle kalmıştı. Mert ve abim babamların yanına italya’ya gitmişlerdi. E savaş. o niye gitmemişti.
“Savaş. Sen niye gitmedin?”
“Benim daha önemli işlerim var.”
“Hmm. Ne işi mesela”
“Mesela can içimin gönlünü almak gibi.” Yüzümdeki şaşkınlık bir anlığına tebessüme dönüştü. Anında ciddi halime döndüm. Acıkmıştım nöbetteyken doğru düzgün bir şey yememiştim. Eve gitmekten tek başıma korkuyordum. Koskoca evde tek olma düşüncesi korkutuyordu.
“Savaş…”sesim her zamankinden daha masum ve yumuşak çıkmıştı.
“Efendim”
“Şeyy ben yani şey yapar mısın?”
“Ne yapar mıyım?” Dedi sırıtıyordu pislik. Anlamıştı ama benden duymak için yapıyordu.
“Bizde kalır mısın? Yani şeyden ben biraz korkuyorum da o yüzden yoksa zaten niye kalasın ki değil mi? Ama yani istemezsen-“
Kısa tok bir kahkha attı. Şerefsiz. Boşuna demiyorum.Eve geçmiştik. Kısa bir duş alıp mutfağa indim. Savaş mutfaktaydı. Ne alaka. Koskoca iş adamı olan Savaş Karasoy. Şaşırmıştım. Savaş beni fark edince arkasını döndü.
“Hadi geç masaya soğumasın.”kaşlarımı çattım. Geçtim.
“Savaş….” Yemek mi yapmıştı o. Önüme en sevdiğim sandiviç yapıp koymuştu. Ağlamamam gerekiyordu. Karşıma oturdu.
“Sen yemeden yemiyeceğimi biliyorsun.” Hızla dudaklarının kenarı kıvrıldı.
Bir dilip alıp yemeye başladım. Beraber yedikten sonra bahçedeydik. Havuzun kenarında dolaşıyorduk. Gözümün önünden uçan bir şey geçmişti böcek olduğunu anladığımda hızla saçlarımı savurup çırpınıyordum. Ayağımın kaymasıyla Savaş’a tutundum. Ve havuzu boylamamız bir oldu.Savaş ellerini belime koyup bedenimi kendi bedenine yasladı. Savaş kahkaha atarken ben sinirle ona bakıyordum.
“Ne gülüyorsun be eşek herif!” Sesli bir kahkaha daha attı.
“Savaşş..” bu sefer daha mızmız çıkmıştı sesim.
“Güzelimm” söyle der gibi çıkmıştı sesi.
“Sus.” Gülüp kollarını bana iyice sardı.
“Savaş çıkalım.” Demiştim. Elinden kurtulmaya çalışırken beni daha sıkı kavradı.
“Savaş!” Biraz kollarından kurtulmak için çırpındıktan sonra bende pes etmiştim.
“Kollarını boynuma sar.” Şaşkınlıkla ona bakıyordum. Bacaklarımdan tutup beline doladı.
Kollarımı boynuna sarıp konuşmuştu.
“Hazır mısın?” Yüzündeki pis sırıtışla anlamıştım. İtiraz edecekken burnumdan tutup suya dalması bir olmuştu. Sevmiyordum suyu. Daha doğrusu yüzüme gelmesini.ağzıma burnuma gelmesinden hoşlnmıyordum.Çıktığımızda kahkaha atıyordu.
“Sen görürsün şimdi!” Bende onun kafasını suya sokmuştum. Hatta neredeyse kafasının üzerine oturmuştum. Kafasını çıkarıp hızla uzaklaşmaya çalışıyordum ki ayak bileğimi kavrayıp beni tekrar kendisine çekmişti.
“Savaş yeter ya!” Güldü. Ve belimden tutarak havuzun kenarına otutturdu. Çıkıp üzerimizi değiştirmiştik. Yatağımda yatarken o anın güzelliğini düşünerek uyudum.
♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️
