4. bölüm · KIRIK PUSULA
4.BÖLÜM
UZAKTA KALANLAR
Bazı insanlardan kaçmak kolaydı.Telefonunu açmazdın.Mesajlarına cevap vermezdin.Aynı ortama girmemeye çalışırdın.Ama bazı insanlardan kaçamazdın.Çünkü onlar sadece hayatında değil…
Hatıralarında da yaşardı.Savaş da benim için öyleydi.Onu görmemek için elimden geleni yapıyordum.Kahvaltı saatimi değiştiriyor, eve geç geliyor, bahçeye çıkmamaya dikkat ediyordum.
Komik olan şuydu ki…
Eskiden onunla daha fazla vakit geçirmek için bahaneler arardım.Şimdi ise karşılaşmamak için.İnsan gerçekten değişiyordu.Ya da yaşadıkları onu değiştiriyordu.
Telefonumun alarmı çaldığında gözlerimi açtım.Yeni bir gün başlamıştı.Ama içimde hâlâ dün gece vardı.
Üzerime beyaz önlüğümü giydim.Aynaya baktım.Karşımda herkesin güçlü gördüğü Efsun vardı.
Doktor Efsun.
Sakin.
Kontrollü.
Başarılı.
Ama kimsenin görmediği yerde…Hâlâ bazı yaraları olan Efsun.Aşağı indiğimde ev her zamanki gibi hareketliydi.Annem mutfakta, babam salonda, Mert ise her zamanki gibi fazla enerjik bir şekilde kapının önündeydi.
“Bayan doktor, sonunda insan içine çıkmaya karar verdiniz.”Gözlerimi devirdim.
“Sabah sabah başlama.”
“Ben sadece mutluluğumu ifade ediyorum.”
“Senin mutluluğun çok gürültülü.”
Gülümsedi.Ve ben fark etmeden ona karşılık verdim.Küçük bir anlığına…Her şey normale dönmüş gibiydi.Ta ki bahçeden gelen sesi duyana kadar.
Savaş.
Sadece adımı söylemişti.Başımı çevirdiğimde onu gördüm.Ve yine aynı şeyi hissettim.Sanki yıllardır kapattığım bir kapı, tek bir bakışla aralanıyordu.Ama bu kez kaçmadım.Sadece baktım.
Bahçede birkaç saniye daha öylece kaldım.Savaş’a bakıyordum.Daha doğrusu bakmamaya çalışıyordum.Çünkü onu gördüğüm her an, geçmişin kapısı biraz daha açılıyordu.
Mert yanımda durduğunu fark ettirmeden sessizce nefes verdi.Beni tanıyordu.Ne düşündüğümü söylememe gerek yoktu.
“Kaçmayı bırakmayacak mısın?”Sesi sakindi.Ona baktım.
“Ne?”
“Yanlış anlama.”Omuzlarını silkti.
“Savaş’tan bahsetmiyorum.”Bir an sustu.
“Kendinden bahsediyorum.”Bu cümle beklemediğim bir yerden gelmişti.Bakışlarımı kaçırdım.
“Ben iyiyim.”Mert hafifçe güldü
.“Efsun.”Bazen adımı söyleyişi bile bana çocukluğumu hatırlatırdı.
“Sen küçükken de böyleydin.”
“Nasıl?”
“Canın acıdığında daha çok susardın.”
Cevap vermedim.Çünkü yine haklıydı.Ama bunu yüzüne söylemek imkânsızdı.
“Ben sadece işe gidiyorum, eve geliyorum.”
“Hayır.”Kaşlarımı çattım.
“Hayır mı?”
“Sen yaşamıyorsun.”Bu kez ona baktım.Sözleri ağırdı.Ama kızamıyordum.Çünkü doğruydu.Son zamanlarda kendimi sadece devam ettiriyordum.Yaşamıyordum.Tam cevap verecekken annemin sesi duyuldu.”kızım kahvaltı-
“Gitmem lazım geç kalacağım.”
Hastane…
Benim sığınağım.Burası garip bir şekilde bana huzur veriyordu.Çünkü burada geçmiş yoktu.Burada kimse bana eski Efsun’u hatırlatmıyordu.Burada sadece işim vardı.Beyaz önlüğümü giydiğim anda bütün duygularımı bir kenara bırakmayı öğrenmiştim.
Koridorda yürürken hemşireler selam verdi.Doktor arkadaşlarım kısa kısa konuşmalar yaptı.Herkes beni güçlü biri olarak görüyordu.Belki de en büyük sırrım buydu.Kimse güçlü insanların da yorulabileceğini düşünmüyordu.
Öğle arasında telefonum çaldı.Ekranda Mert’in adı yazıyordu.Açmak istemedim.Ama birkaç saniye sonra dayanamadım.
“Alo?”“Doktor hanım.”Sesindeki neşeden gülümsediğini anladım.
“Ne oldu?”
“Bugün akşam yemeği var.”
“Gelemem.”Daha ne olduğunu bile sormadan cevap vermiştim.Mert kısa bir sessizlik yaşadı.
“Yine mi?”
“İşim var.”
“Efsun.”
“Gerçekten işim var.”Birkaç saniye sustu.Sonra daha yumuşak konuştu.
“Tamam.” Demişti Ama sesindeki hayal kırıklığını duymuştum.Telefon kapandıktan sonra uzun süre ekrana baktım.Çünkü Mert’in kırılmasını istemiyordum.Ama kendimi de zorlayamıyordum.
Akşam eve döndüğümde her şey yine aynıydı.Aynı sokak.Aynı iki villa.Aynı bahçeler.Ama benim içimde hiçbir şey aynı değildi.Arabadan inerken karşı villanın bahçesine baktım.Işıklar yanıyordu.Savaşların evinde de hayat devam ediyordu.Ben ise kendi hayatımda durmuş gibiydim.
Tam içeri girecekken kapının önünde abimi gördüm.Elinde iki kahve vardı.Beni beklediğini anlamıştım.
“Yine mi buradasın?”Gülümsedi.
“Sen de yine kaçıyorsun.”Bu cümleyle sustum.Çünkü ikimiz de ne demek istediğini biliyorduk.Abim yanıma geldi ve kahvelerden birini bana uzattı.
“Al.”İstemeden aldım.
“Ben iyiyim.”Başını hafifçe salladı.
“Bu cümleyi senden çok duydum.”Gözlerimi kaçırdım.Çocukluğumdan beri beni herkesten iyi tanırdı.Daha ben bir şey söylemeden ne hissettiğimi anlardı.
“Onu görünce zorlandın.”Sesindeki sakinlik beni daha çok etkiledi.Çünkü bana kızmıyordu.Sadece anlıyordu.
“Abi…”
“Hayır, bir şey söylemek zorunda değilsin.”Kısa bir sessizlik oldu.
“Ben de oradaydım Efsun.”Başımı kaldırdım.
“Seni nasıl beklediğini biliyorum.”Şaşırdım.
“Ne?”abim derin bir nefes aldı.
“Savaş’ın da kolay zamanları olmadı.”Kalbim istemsizce hızlandı.Ama hemen kendimi toparladım.
“Abi, lütfen.”Çünkü onun Savaş’ı savunmasını istemiyordum. Ve Abim anlamıştı.
“Ben onu savunmuyorum.”Bana baktı.
.“Sadece ikinizin de yaralandığını söylüyorum.”Sessiz kaldım.Çünkü belki de en çok korktuğum şey buydu.Savaş’ın da acı çekmiş olması.Çünkü o zaman ona kızmak daha zor olacaktı.
MERT VE SAVAŞTAN…
O sırada bahçenin diğer tarafında Mert ve Savaş konuşuyordu.Mert ellerini cebine koymuş, abisine bakıyordu.
“Onu gördün.”Savaş sessiz kaldı.
“Abi.”
“Ne diyeceğimi bilmiyorum Mert.”Mert’in yüzündeki gülümseme kayboldu.Çünkü Savaş’ı yıllardır ilk kez böyle görüyordu.
“Değişmiş.”Savaş gözlerini bizim villaya çevirdi.
“Evet.”Kısa bir sessizlik oldu.
“Eskiden bana kızardı.”Mert hafifçe gülümsedi.
“Şimdi?”Savaş’ın cevabı çok sessizdi.
“Şimdi benden kaçıyor.”Mert bir şey söylemedi.İkiside biliyordu.Efsun’u geri kazanmak, sadece onun karşısına çıkmakla olmayacaktı.Önce yıllardır taşıdığı kırgınlığı anlamaları gerekiyordu.
♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️
