11. bölüm · KIRIK PUSULA
11.BÖLÜM
HESAPLAŞMA
Mert bahçeye annemlerin yanına koşmuştu. Babamlar ise şirket için yurtdışındaydı.Abimde Mert’in peşinden gittiğinde,bende hızla arabadan indim. Direkt odama gidip yatmıştım.
Sabah zar zor uyanmıştım Ve şuan zorla merdivenlerden indiriliyordum. Mert tarafından.Masaya oturduğumuzda annemler her zamanki gibi dedikodu yapıyorlardı. Karan ve Savaş’ta sessizdi. Kahvaltı falslı bitmiş kahveye geçmişlerdi bugün hastaydım. Ve işe gitmemiştim. Dün soğukta çok aklınca üşütmüştüm. Rapor yazdırmıştım. Masadan kalkıp bizim evin bahçesine gidip salıncağa oturmuştum. Düşüncelere dalmıştım. Üstüme düşen gölgeyle kafamı kaldırdım. Savaş’tı.
“Oturabilir miyim?” Afallamıştım bir anda sorunca.
“Tabii” yana kaymıştım. Oturmuştu. İlk on dakika ikimizde sessizdik. Sessizliği Savaş bozdu.
Savaş kolumdan tuttu. Göz göze gelince konuştu.
“Biraz konuşabilir miyiz?”
“Benim konuşacak bir şeyim yok Savaş”
“Benim var ama” o an sesi o kadar yorgun ve çaresiz geliyordu ki yutkundum. Başımı salladım usulca.
“Burada olmaz rahat konuşamayız sakin bir yere gidelim mi?”
“Olur” Kimseye fark ettirmeden arabaya binmiştik. Yol boyu sessizdik ikimizde. Savaş arabayı park edince kafamı kaldırıp baktım. Burası her zaman geldiğimiz sahildi.
Di.
Yine kimse yoktu.
Arabadan inip bir banka oturduk.
“Efsun…nereden başlayacağımı bilmiyorum.”
“Başla Savaş en baştan her şeyi anlat. Neden gittin? Hemde hiç bir şey söylemedin bana. Açıklama yapmadın bir anda gittin. Niye yaptın? yine bitirdin bizi?.!” Sonlara doğru sesim yükselmişti. Ağlamıyordum ama gözlerim dolmuştu. Göğsüne vurmuştum.Durdurmuyordu beni.
“Yapamadım Savaş…”Sesim titriyordu. Söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki, hangisinden başlayacağımı bilmiyordum.
“Sen gittikten sonra ben de gitmedim sanıyorsun. Her sabah uyandım ama sanki hayatımın bir parçası orada, senin yanında kalmıştı. Her gün seni bekledim. Belki dönersin diye kapıya baktım, telefonuma gelen her bildirimde kalbim hızlandı. Sonra yine sen olmadın.”
Gözlerimden yaşlar süzülürken başımı çevirdim.“Sana kızdım. Çok kızdım. Beni bırakıp gittiğin için, tek bir açıklama bile yapmadığın için, beni kendi başıma bıraktığın için… Ama sana kızdığım kadar seni özledim de. İşte en çok buna kızıyorum.”Derin bir nefes aldım.
“Biliyor musun, senden nefret etmeye çalıştım. Belki böyle daha kolay olur sandım. Adını duyduğumda hiçbir şey hissetmemeye çalıştım. Seninle ilgili konuşulduğunda konuyu değiştirdim. Ama insan sevdiği birini sırf canı yanıyor diye kalbinden silemiyormuş.”Savaş’a baktım.
“Ben seni özledim. Hem de sana anlatamayacağım kadar çok. Sesini, bakışını, yanımda oluşunu… Hatta tartışmalarımızı bile. Çünkü seninle kavga etmek bile sensiz kalmaktan daha güzeldi.”Gözlerimi sildim ama yaşlar durmadı.
“Bazen keşke hiç karşılaşmasaydık diyorum. Sonra seni tanımadan önceki halimi hatırlıyorum ve bunun yalan olduğunu anlıyorum. Çünkü sen hayatımın en güzel yerlerinden biriydin. Belki hâlâ öylesin.”
Sesim iyice kısıldı.
“Ben senden kusursuz olmanı istemedim Savaş. Sadece kalmanı istedim. Bana gerçeği anlatmanı, yanımda durmanı, ne olursa olsun beni yalnız bırakmamanı istedim.”
Bir süre sustum.
“Sen gittin… Ben ise seni sevmeye devam ettim. İşte benim acım tam olarak bu. Sen yokken bile kalbim senden vazgeçmedi.”Başımı eğdim.
“Şimdi karşımda duruyorsun ya… Sana sarılmak istiyorum. Sana kızmak istiyorum. Sana neden yaptığını sormak istiyorum. Ama en çok da bütün bu geçen zamanı geri istiyorum.”Gözlerinin içine baktım.
“Çünkü ben seni unutmadım Savaş. Sadece sensiz yaşamaya alışmaya çalıştım. Ama galiba insan bazı insanlara alışamıyor… Sadece onların yokluğuna alışmış gibi yapıyor.”
Savaş bir süre hiçbir şey söylemedi.Başını öne eğmişti. Çenesinin gerildiğini, ellerini yumruk yaptığını görebiliyordum. Sanki bana değil, kendisine öfkeliydi.Sonunda başını kaldırdı.
“Biliyorum.”Sesi sakindi ama gözlerindeki öfke hiç sakin değildi.
“Biliyorum Efsun. Hepsini biliyorum.”Bir adım geri çekildi.
“Ve en çok da kendime kızıyorum. Çünkü senin ne yaşayacağını düşünmedim mi sanıyorsun? Her şeyi düşündüm. Her gece düşündüm. Ama yine de sustum.”Başını iki yana salladı.“Ne kadar aptalmışım…”
“Ben—”
“Hayır.”İlk kez sözümü kesti.
“Bu sefer ben konuşacağım.”Derin bir nefes aldı.
“Seni koruduğumu sanıyordum. Aslında sadece korkaktım. Sana gerçeği anlatırsam seni kaybetmekten korktum. Sana anlatmazsam seni kaybetmeyeceğimi sandım. Ama ne yaptım?”Acı bir şekilde güldü.
“Seni zaten kaybettim.”Gözlerimi kaçırdım.
“Bana kızdığında haklısın. Bana bağırdığında haklısın. Benden nefret ettiğinde bile haklısın. Çünkü sen benden hiçbir zaman imkânsız bir şey istemedin.”Sesi çatallaştı.
“Benden sadece yanında olmamı istedin.”Savaş ellerini saçlarının arasından geçirdi.
“Ve ben onu bile beceremedim.”Bir süre sessizlik oldu.Sonra bana baktı.
“Ama bir şeyi bilmeni istiyorum Efsun. Ben senden giderken sevgimden vazgeçmedim. Her şeyi geride bırakmaya çalıştım ama seni bırakamadım. Nereye gittiysem sen vardın. Ne yaptığımın, ne söylediğinin, hatta bana kızarak söylediğin şeylerin bile hepsi kafamın içindeydi.”Gözleri dolmuştu.
“Sen beni özledin ya…”Sesi iyice kısıldı.
“Ben de seni özledim. Her gün.”Bir an sustu.
“Ve şimdi karşımda duruyorsun. Bana kızıyorsun. Bana bağırıyorsun. Ve ben ilk kez kendime şunu soruyorum…”Kaşlarını çattı.
“Ben seni korumaya çalışırken neden seni en çok inciten kişi oldum?”Cevap veremedim.Çünkü o an Savaş’ın öfkesinin bana değil, kendisine olduğunu anlamıştım.Ve belki de ilk kez, onun da benim kadar canının yandığını gördüm.
“Savaş, yeter!”Sesim bu kez titremiyordu. Aksine, içimde biriktirdiğim bütün öfke kelimelerime dönüşüyordu.
“Bana beni korumak için gittiğini anlatma. Bunu duydukça daha çok sinirleniyorum. Çünkü sen benim yerime karar verdin. Bana ne olduğunu anlatmadın. Ne yaşadığını söylemedin. Sadece çekip gittin!”Ayağa kalkıp birkaç adım uzaklaştım.
.“Ben o gün ne yaptım biliyor musun? Kendimi suçladım. Sürekli düşündüm. ‘Neyi yanlış yaptım?’ dedim. ‘Neden artık beni istemiyor?’ dedim. Geceleri uyuyamadım. Sabahları hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştım.”Ona döndüm.
“Sen ise bütün bunları biliyordun ve sustun!”Savaş’ın yüzüne baktım. İçimdeki öfke daha da büyüdü.
“Beni korumakmış…”Acıyla güldüm.
“Sen beni korumadın Savaş. Beni yalnız bıraktın.”Sesim yükseldi.
“Ben senin yanında durmaya hazırdım! Ne olursa olsun. Korksaydım bile yanında kalırdım. Ama sen bana bir şans bile vermedin. Benim ne isteyeceğime, neyi kaldırabileceğime kendin karar verdin!”Bir an sustum. Gözlerim dolmuştu ama bu kez ağlamak istemiyordum.
“Ve en kötüsü ne biliyor musun? Sana hâlâ kızgınken bile seni özledim.”Başımı iki yana salladım.
.“Bundan nefret ediyorum. Sana kızıyorum, senden nefret etmek istiyorum ama kalbim hâlâ seni görünce eskisi gibi atıyor. Senin yüzünden aylarca kendimle savaştım.”Savaş’a doğru baktım.
“Bir daha benim için karar verme. Beni seviyorsan, benimle konuş. Beni korumak istiyorsan yanımda dur. Ama bir daha beni sevdiğini söyleyip arkanı dönme.”Sesim kısıldı.
“Çünkü sen giderken sadece beni bırakmadın Savaş…”Gözlerimi ondan ayırmadım.“Bana seni kaybetmenin acısını da bıraktın.”
Titriyordum. Dakikalar sonra Savaş’ın kollarında ağlarken, ilk kez hiçbir şey söylemek istemedim.Ne kendimi açıklamak… Ne haklı çıkmak… Ne de güçlü görünmek.Sadece ağlamak istedim.Başımı göğsüne yasladım. Kalp atışlarını duyuyordum. Kolları beni sıkıca sarıyordu ama bu kez üzerimde hiçbir baskı hissetmiyordum. Aksine, sanki bütün yorgunluğumu onun kollarına bırakabilirmişim gibi geliyordu.
“Bırak!” Dedim daha sıkı sarıldı.
“Savaş bırak!” Bırakmamıştı aksine beni kucağına çekmişti. Özür diliyordu. Durmadan sadece özür diledi.Dakikalar sonra konuşmak için ağzımı açmıştım.
“Çok yoruldum, Savaş…” diye fısıldadım.Cevap vermedi hemen.Sadece sırtımı yavaşça okşadı.
“Biliyorum,” dedi sonunda.O iki kelime bile gözyaşlarımı daha çok artırdı.
“Her şey çok ağır geliyor.”
“Biliyorum Efsun, biliyorum can içim.”Gözlerimi kapattım.
Can içim.
Parmaklarım gömleğine tutundu.
“Beni bırakma…”Savaş’ın kolları biraz daha sıkılaştı.
“Bırakmayacağım.”İçimde bir şey ilk kez gevşedi.Savaş’ın yanında güçlü olmak zorunda değildim.Başımı biraz kaldırıp ona baktım. Gözlerim doluydu.
“Sen de kalacak mısın?”Bana baktı. O sert bakışlarının yerinde bu kez sakin, yumuşak bir ifade vardı.
“Seni yıllarca bekledim gider miyim sence Savaş?”Yeniden göğsüne yaslandım. Burnundan güldü.O an hiçbir şeyin çözülmesine ihtiyacım yoktu.Sadece onun orada olmasına ihtiyacım vardı.Ve Savaş, ilk kez hiçbir şey sormadan beni tuttu.
♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️
