1. bölüm · KIRIK PUSULA
1. BÖLÜM
KIRILAN SESSİZLİK
Bazı sabahlar insan uyanmak istemez.
Bugün de onlardan biriydi.
Telefonumun alarmı beşinci kez çalarken yorganı biraz daha başıma çektim.
Birkaç dakika daha uyuyabilseydim, belki gerçeklerden de birkaç dakika daha kaçabilirdim.
Olmadı.
İç çekerek alarmı kapattım ve tavana baktım.
Odam her zamanki gibiydi.
Beyaz duvarlar…Perde aralığından içeri süzülen gün ışığı…Komodinimin üzerinde duran yarısı içilmiş su bardağı…Ve yanında, aylardır dokunmaya cesaret edemediğim küçük ahşap kutu.
Gözlerimi ondan hemen kaçırdım.
Bazı şeylere bakmak, onları yeniden yaşamaktı.
Ben ise artık hiçbir şeyi yeniden yaşamak istemiyordum.
Yatağımdan kalkıp aynanın karşısına geçtim.
Bir süre kendime baktım.
Annem haklıydı.
Son zamanlarda gerçekten çok zayıflamıştım.
Elmacık kemiklerim daha belirginleşmiş, gözlerimin altındaki morluklar tenime yerleşmişti.
Hastanedeki arkadaşlarım bunun nöbetlerden olduğunu sanıyordu.
Keşke öyle olsaydı.
Yüzümü soğuk suyla yıkadım.
Su, gözlerimi açtı ama içimdeki ağırlığı hafifletemedi.
Dolabı açıp her zamanki kıyafetlerimi çıkardım.
Beyaz gömlek.Siyah kumaş pantolon.
Topuz yapmaya yetecek kadar topladığım saçlarım…Hayatım da kıyafetlerim gibi tek renge dönmüştü.
Eskiden renkleri severdim.Şimdi ise siyah bana daha tanıdık geliyordu.
Merdivenlerden inerken mutfaktan gelen çay kokusunu aldım.
Annem masayı hazırlamıştı.
Babam şirketin dosyalarına bakınıyordu.
Beni görünce ikisi de gülümsedi.
“Günaydın.”
“Günaydın kızım.”
Annem tabağıma omlet koyarken başımı iki yana salladım.
“Yemeyeceğim.”
“Efsun…”
“Canım istemiyor.”
“Neredeyse son bir yıldır çok zayıfladın kızım yapma bunu kendine.”
Sesindeki endişeyi duymamak mümkün değildi.Ama ben alışmıştım.
“İyiyim anne.”
Bu cümleyi söylerken kendi sesim bile bana yabancı geliyordu.
Çünkü iyi değildim.
Uzun zamandır değildim.
Sadece bunu kimsenin bilmesini istemiyordum.
Annem daha fazla üstelemedi.
Bazen susmak, konuşmaktan daha çok şey anlatıyordu.
Çantamı omzuma taktım.
“Ben çıkıyorum.”
Babam her zamanki gibi gülümsedi.
“Dikkat et kızım.”
“Merak etmeyin.”
Kapıyı kapatıp derin bir nefes aldım.
Evden çıkınca güçlü olmak daha kolaydı.
Çünkü hastaneye vardığım an herkes benden bunu bekliyordu.
Ben doktor Efsun’dum.İnsanları iyileştiren kadın.
Kimse, her gece kendi yaralarıyla uyuyan kadını tanımıyordu.
Arabama biner binmez dikiz aynasına bir kez daha baktım.
Yüzümde en ufak bir ifade yoktu.
Bir süre kendime baktım.
Sonra dudaklarımı hafifçe yukarı kaldırdım.
Yapay…Ama yeterince gerçek görünüyordu.
Hastaneye girerken herkesin görmesi gereken Efsun buydu.
Arabayı çalıştırdım.
Radyoda çalan şarkıyı birkaç saniye dinledim.
Daha ilk nakarat başlamadan kapattım.
Eskiden arabada şarkılara eşlik ederdim.
Şimdi sessizlik daha az canımı acıtıyordu.
Hastanenin otoparkına girdiğimde saat henüz yediyi on geçmişti.
Arabamı her zamanki yere park edip derin bir nefes aldım.
“Bunu yapabilirsin.”
Bu cümleyi her sabah kendime söylüyordum.Kimse duymuyordu.
Belki ben bile.Koridorlara adımımı attığım an bambaşka birine dönüşüyordum.
“Efsun hanım, günaydın.”
“Günaydın.”
“Günaydın hocam.”
“Günaydın.”
Hemşireler, stajyerler, temizlik görevlileri…Herkes gülümsüyordu.
Ben de gülümsüyordum.
Belki de gün içinde en çok yalan söylediğim anlar bunlardı.
Asansörden üçüncü kata çıktım.
Tam odama girecekken küçük bir kız çocuğu koşarak bana sarıldı.
“Efsun abla!”Dizlerimin üzerine çöktüm.
“Ela… Bugün nasılsın bakalım?”Küçük kız kollarını boynuma doladı.
“Artık hiç korkmuyorum.”
“Aa öyle mi ne güzel yendin korkunu?”
“Çünkü sen varsın.”
Boğazım düğümlendi.
Çocukların gözlerinin içine bakınca bütün yorgunluğumu unutuyordum.
Saçlarını okşadım.
“Bugün seni taburcu edeceğiz.”Ela’nın yüzü ışıldadı.
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Bir anda koridorun diğer ucundan annesinin sesi geldi.
“Ela! Doktor hanımı yine rahatsız ediyorsun.”
Gülümseyerek ayağa kalktım.
“Hiç rahatsız etmiyor.”
Ela annesinin elini tutup giderken dönüp bana el salladı.
Ben de ona salladım.
Onlar gözden kaybolunca gülümsemem yavaş yavaş silindi.
Ne garipti…Başkalarının mutluluğu içimi ısıtırken, kendi hayatım buz gibiydi.
Öğle saatlerine doğru yoğunluk daha da arttı.
Muayeneler…
Konsültasyonlar…
Sonuç bekleyen aileler…
Bitmek bilmeyen telefonlar…
Saatime baktığımda öğlen yemeği çoktan geçmişti.
Asistanım kapıyı araladı.
“Efsun Hanım, yemek söyledik. Biraz olsun bir şeyler yeseniz?”
Başımı dosyadan kaldırmadan cevap verdim.
“İstemiyorum.”
“Ama sabahtan beri…”
“Sonra yerim.”
Yalan.
İkimiz de bunun yalan olduğunu biliyorduk.
Kapı sessizce kapandı.
Masamın üzerindeki telefon titredi.Ekrana baktım.
Duru…
Kalbim istemsizce hızlandı.
Telefonu hemen açtım.
Ve o ses…sırdaşım…yoldaşım…en büyük destekçim…herşeyim.
“Selamm nasılsın efsom?”
neşeli gelen sesiyle gülümsedim.
“İyiyim Duru kuşum sen?”dedim gülümsedim.
“İyii senin işler nasıl gidiyor dünyanın en iyi doktoru”dedi neşeli sesiyle bende gülümsedim.
“Güzel ve yoğun”dedim ama aklıma gelen soruyla yüzüm düştü Duru anında fark etmiş olacak ki kaşları çatıldı.
“Efsun sen iyi misin?”dedi endişeli sesiyle.
”Efsunn!”gelen sesle irkildim.
“Ha ne? İyiyim ya”dedim ama inanmamıştı.
“Değilsin efsun noldu bir anda yüzün düştü?”
Derin bir of çektim “Duru ne zaman geleceksin?”dedim ağlamam gerekiyordu onu üzemezdim.
“Gelicem efsun en kısa sürede söz”dedi ikimizde belli etmemeye çalışıyorduk ama oda üzülmüştü.
farkındaydım.
iç çektim.
Duru’yu daha fazla üzmemek adına gülümseyerek.
“Dedikodu yapmak istiyorum seninle telefonda sarmıyor.”dedim güldüm.
aynı şekilde Duru’da gülmeye başladı.
O sırada kapı tıktıkladı “gell”dememe kalmadan kapı aceleyle açıldı.
“Ben kapatayım aşkım ararım bir ara işin var galiba.”dedi Duru ve kapattı.
Ayaklanmıştım.
“Bir sorun mu var yaren?”dediğimde aceleyle odadan çıkmıştık bile.
“Hocam kaza”dedi endişeli ve aceleci sesiyle anlaşılan korkmuştu,üniversiteden geçen yıl mezun olmuş yeni bir asistandı yaren.
Hastanın başına gelmiştim.
“Nedir?”
“Hocam, 24 yaşında kadın, motor kazası geçirmiş. Bacağının çapraz bağları kopmuş muhtemelen, omzunda zedelenme var. Kaşı yarılmış ama derin değil. bir de kafası sert darbe almış ama şanslıyız ki bilinci açık”dedi leyla o anlatırken ben muayene etmeye başlamıştım.
“Bacağında ki çapraz bağlarının kopmuş olmasından emin olmadan ameliyata alamayız.Hemen Kuzey ile Nida yı çağır.röntgene alalım.Bilincini tutabildiğiniz kadar açık tutun.”
dedim bu sırada o sırada kolunu pansuman yapmış ve patlamış olan kaşını dikmiştim.Zaten küçük yara olduğu için kısa sürmüştü.
“Tamamdır.”deyip gitmişti Leyla.
“Yaren nabzı kontrol edelim sürekli. bilincini açık tutun kafasına sert darbe almış.”
“Tamamdır hocam”dedi serumuna ilaç katarken kuzey ile nida’da gelmişti.
“Kuzey,nida siz röntgene alın sonuçları odama gönderin şu anlık hayati riski yok.
“Tamam hocam ama biraz uzun sürecek gibi görünüyor serum yeni yenilendi”
“Tamam sorun yok röntgen temiz çıkarsa ki muhtemelen temiz,uyutun vücudu dinlensin.”
dedim yaren’e döndüm
“yaren sende nabız,solunum ve tansiyonu kontrol altında tut.”dedim onayladı.
4 SAAT SONRA….
Ceketimi ve çantamı alarak odamdan çıktım.
Yoğun bir gündü.
Hastaneden çıktım.Otoparka doğru yürüdüm.Arabama bindim.
Arabayı çalıştırdım o sırada hiç şaşmaz annem aradı.
“Efsun nerdesin annem?”
“Geliyorum anne şimdi çıktım.”
“Tamam çabuk gel sana bir sürprizim var”dedi sesi neşeliydi.
“Ne sürprizi anne?”
“Sürpriz söylenir mi kızım?”atarla.
“Tamam kızma geliyorum 20. Dakikaya evdeyim.”
“Tamam dikkatli gel görüşürüz.”
“Görüşürüz”dedim ve kapattım.
Arabamı evin önüne park ettiğimde ilk duyduğum şey annemin kahkahası oldu.
Gülümsedim.
Bizim ev ile Savaşların evi arasında sadece birkaç adımlık mesafe vardı.
Çocukluğumdan beri iki bahçe birbirine karışmıştı.
Bir gün bizim bahçede yemek yenir, ertesi gün onların bahçesinde kahve içilirdi.
Onların ailesi bizim ailemiz gibiydi.
Bu yüzden bahçeden gelen sesler bana yabancı değildi.
Ama bugün farklı bir şey vardı.
Tanıdık bir erkek sesi…
Arabadan inmeden önce birkaç saniye bekledim.
Son zamanlarda eve gelmek bile bana zor geliyordu.
Hastanede saatlerce güçlü durabiliyordum.
Ama bu evin kapısından girince herkes benim gerçekten nasıl olduğumu görüyordu.
Derin bir nefes aldım.
Çantamı alıp bahçeye doğru yürüdüm.
Kapıyı açtığım anda Karan’ın kahkahasını duydum.
“Anne, hâlâ Mert ve Efsun’un çocukken yaptıklarını anlatıyor musun?”
Mert…
Savaş’ın kardeşi.
Benim çocukluğumun en büyük parçalarından biri.
Beni görür görmez ayağa kalktı.
“Efsom!”
Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
“Mert.”
Yanıma gelip bana sarıldı.
“Sonunda kızım özledim seni.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Ne demek o?”
“Ne?ne demek o hasteneden eve evden hastaneye yüzünü göremiyoruz. Eğer doktor olduğunda beni tek bırakacağını bilsem vazgeçirirdim seni”
Gözlerimi devirdim.
“ biraz fazla mı abartıyorsun .”
“ ben hiç abartmam. Sen fazla saklarsın.”
Bu cümlesiyle birkaç saniye sustum.
Çünkü doğruydu.
Mert her zaman beni tanırdı.
Belki de en çok o fark etmişti değiştiğimi.
“Seni görmek güzel.”
“Ben de seni özledim doktor hanım.”
Mert bir haftadır şehir dışındaydı ve yeni gelmişti.
O sırada o geldi yanıma.
abim…
“Oğlum bırak da bizde hasret giderelim lan.”dedi neşeli sesiyle.
“Abii”dedim ve sıkıca sarıldım.
Gözlerim dolmuştu.
Saçlarıma hafif bir öpücük kondurdu.
“Abim.. çok özledim seni”
“Bende ne zaman geldin?”dedim ve ayrıldık.
“Öğlen gibi geldik.”
“Geldik?” Dedim şaşkınlıkla.
Kaşlarım benden bağımsız şaşkınlıkla kalktı.
“Yok yakışmış.”dedi doktor önlüğümü
Anlamamıştım neden öyle dediğini.
Geldik derken neyden bahsediyordu.
Gülümserken masanın diğer tarafına baktım.
Ve bütün sesler bir anda uzaklaştı.
Savaş.
Sessizce oturuyordu.
Herkesle birlikteydi.
Ama sanki herkesten uzaktaydı.
Gözlerimiz karşılaştı.
Yıllar sonra ilk kez.
Ne ben bakışlarımı hemen kaçırabildim…
Ne de o.
Savaş’ın yüzünde küçük bir şaşkınlık vardı.
Sanki karşısındaki kişinin ben olduğuma hâlâ inanamıyordu.
Sonra gözleri beyaz önlüğüme takıldı.
Bir zamanlar hayalini anlattığım o önlüğe.
“Başarmışsın…..tebrik ederim .”
Sesi çok sakindi.
Ben ise ne hissedeceğimi bilmiyordum.
Çünkü o cümleyi yıllar önce duymayı beklemiştim.
Ama artık çok geçti.
“Teşekkür ederim.”
Sadece bunu söyleyebildim.
Sesimde en ufak duydu yoktu.
Mert ikimizin arasındaki sessizliği fark etti.
Ama her zamanki gibi ortamı bozmadı.
Sadece hafifçe gülümsedi.
Çünkü o da biliyordu.
Bazı hikâyeler bitmezdi.
Sadece yarım kalırdı.
Ve bizim hikâyemiz…
Yıllardır yarım kalmıştı.
Masaya oturduğumuzda herkes eski yerini almış gibiydi.
Sanki yıllar hiç geçmemişti.
Annemler, Savaş’ın ailesiyle aynı şeylere gülüyor; babam ile Savaş’ın babası yine eski tartışmalarından birini yapıyordu.
Bazen böyle anlarda hayatın garipliğini düşünüyordum.
Bazı şeyler hiç değişmiyordu.
Sadece insanlar değişiyordu.
Mert her zamanki gibi masanın en hareketli kişisiydi.
“Efsun, hatırlıyor musun? Küçükken Savaş ve Karan abinin odasına girip bütün oyuncaklarını karıştırırdık.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Biz mi?”
“Evet, biz.”
Gülerek başını salladı.
“Bir de hiçbir şey yapmamış gibi davranırdık.”
İstemeden gülümsedim.
“Çünkü ben hiçbir şey yapmıyordum.”
Mert kahkaha attı.
“Tabii. O yüzden abimler üç gün boyunca kaybolan oyuncaklarını aradı.”
Masadaki herkes gülmeye başladı.
Ben de kendimi tutamadım.
Küçük bir kahkaha çıktı ağzımdan.
Belki de uzun zamandır ilk kez gerçekten gülmüştüm.
Tam o anda gözüm Savaş’a kaydı.
O da bana bakıyordu.
Ama eskisi gibi değildi.
Eskiden benim gülüşümü görünce o da gülerdi.
Şimdi ise sadece izliyordu.
Sanki yıllardır görmediği bir manzaraya bakıyordu.
Bakışlarımız kesişince ikimiz de aynı anda gözlerimizi kaçırdık.
Annem bunu fark etmiş olacak ki hafifçe gülümsedi.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Çünkü herkes biliyordu.
Herkes bizim geçmişimizi biliyordu.
Çocukken aynı bahçede büyümüştük.
Aynı sofralarda oturmuştuk.
Aynı hayalleri paylaşmıştık.
Sonra…
Bir gün her şey değişmişti.
Savaş gitmişti.
Ben kalmıştım.
Mert tabağındaki yemeğe bakıp gülümseyerek bana baktı.
“Tamam, herkesin duygusal anı yeter. Ben yemek yemeye geldim.”
Bu sözleriyle herkes hafifçe güldü.
Ama benim içimdeki sessizlik geçmedi.
Çünkü karşımda oturan adam…
Yıllardır aklımdan silmeye çalıştığım bütün anıları tek bir bakışla geri getirmişti.
Ve en kötüsü…
Ben hâlâ onun bakışlarını tanıyordum.
♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️♣️
