28. bölüm · Karanlık ve Kıvılcım
28. Bölüm: Küllerin Altındaki Kıvılcım
Galerinin tavanından süzülen spot ışıkları altında, parmaklarının arasındaki o siyah zarf Efsun’un ellerinde adeta bir kor gibi duruyordu. Fotoğraftaki adama, Alaz’ın babasının yanındaki o karanlık silüete baktı. Aylar süren o huzurlu rüya, tek bir kağıt parçasıyla yerini yeniden tanıdık bir tekinsizliğe bırakmıştı.
"Oyun mu?" dedi Efsun, sesi titreyerek ama gözlerinde sarsılmaz bir kararlılıkla Alaz’a bakarak. "Hangi oyundan bahsediyor bu adam? Sancar hapiste, her şey bitti sanıyorduk."
Alaz, Efsun’un yanına adımlayıp zarfı onun elinden nazikçe aldı. Yüzündeki o kasvetli ifade, Efsun’a ilk günlerdeki karanlık adamı hatırlatsa da bu kez Alaz’ın gözlerinde kaçış değil, koruma içgüdüsü vardı. Efsun’un titreyen ellerini avuçlarının içine aldı.
"Geçmişin kökleri sandığımızdan daha derine iniyor Efsun," dedi Alaz, sesi pürüzsüz ve çelik gibi sert çıkarak. "Babam öldürülmeden önce yeraltı dünyasındaki tek isim Sancar değildi. Sancar sadece o çarkın görünen yüzüydü. Babamın asıl hedef aldığı kişi... 'Koleksiyoncu' dedikleri adamdı."
Mert, masaya dayandığı yerden öne doğru atıldı. "Koleksiyoncu mu? Alaz, o adamın yıllar önce piyasadan çekildiği söyleniyordu. Babanın davasıyla ne ilgisi var?"
"Babam bir resim koleksiyoncusu değildi Mert," dedi Alaz, bakışlarını fotoğraftaki gölgeli adama dikerek. "O adam, sanatı ve galerileri kara para aklamak için kullanıyordu. Babam o gizli belgelerin bir kısmını Sancar’dan saklamak için en değerli tablosunun, 'Karakalem Gece'nin arkasına gizlemişti. Sancar o dosyaları ararken asıl büyük kasanın anahtarını gözden kaçırdı."
Efsun’un gözleri büyüdü. "Karakalem Gece... Alaz, o tablo şu an nerede?"
Alaz derin bir nefes aldı. "Bize gelen o ilk tehditlerden sonra tabloyu korumak için Kadıköy’deki eski sahafın gizli bölmesine kaldırmıştım. Yani o zarfı atan kişi tablonun peşinde."
"O zaman hemen gidip almalıyız," dedi Efsun, hiç tereddüt etmeden Alaz’ın ceketini kavrayarak. "Eğer o belgeler o adamın eline geçerse, babanın kemikleri sızlar. Buna izin veremeyiz."
"Sen burada Mert’le kalıyorsun Efsun," dedi Alaz kararlılıkla. "Bu tehlikeli."
"Asla!" dedi Efsun, sesini yükselterek. "Bana söz verdin Alaz Karadağ! Artık 'ben' yok, 'biz' varız. Nereye gidiyorsan seninle geleceğim. O fırtınaya tek başına göğüs germene izin vermeyeceğim!"
Alaz, Efsun’un gözlerindeki o hırçın, pes etmeyen ışığı gördüğünde içindeki direncin kırıldığını hissetti. Eğilip kızın alnına derin bir öpücük kondurdu. "Peki... Ama arkamdan bir adım bile uzaklaşmak yok."
Sokak lambaları Kadıköy’ün dar, taş döşeli sokaklarını cılız bir sarıyla aydınlatırken, üçü birden eski sahafın ahşap kapısının önüne vardı. Dışarıda hafif bir yağmur çiselemeye başlamıştı; rüzgar, ıslak kaldırım taşlarında erguvan yapraklarını sürüklüyordu.
Sahafın yaşlı sahibi Ziya Efendi, gözlüklerinin üstünden onlara bakıp dükkanın arka odasındaki gizli bölmenin kapısını açtı. İçeride, eski kitap kokularının arasında, kadife bir kumaşa sarılı devasa bir tablo duruyordu.
Alaz kumaşı yavaşça sıyırdı. 'Karakalem Gece' tablosu, siyah ve gri tonların hakim olduğu, fırtınalı bir deniz manzarasını betimliyordu. Alaz cebinden küçük bir çakı çıkarıp tablonun ahşap çerçevesinin arkasındaki astarları dikkatlice kesti.
Çerçevenin içinden, sararmış bir tuval bezi ve ona iğnelenmiş küçük, gümüş bir anahtar düştü.
Efsun anahtarı eline alıp inceledi. Üzerinde ince işçilikle kazınmış bir amblem vardı: Bir sarmaşık ve kıvılcım figürü.
"Bu bir banka kasası anahtarı değil," dedi Efsun fısıltıyla. "Bu bir atölye ya da özel bir mülk anahtarı."
Tam o sırada sahaf dükkanının ön camı büyük bir gürültüyle tuzla buz oldu! İçeriye atılan bir sis bombası odayı birkaç saniye içinde yoğun bir beyazlıkla kapladı. Öksürük sesleri ve kırılan ahşap gürültüleri birbirine karıştı.
"Efsun!" diye bağırdı Alaz, göz gözü görmeyen sisin içinde panikle öne atılarak.
"Alaz! Buradayım!"
Alaz, karanlığın ve sisin içinden Efsun’un elini yakalayıp onu hızla arkasındaki gizli geçide doğru çekti. Dışarıdan gelen ağır bot sesleri sahafın ahşap zeminini inletiyordu.
"Tabloyu aldılar!" diye bağırdı Mert, öksürükler arasında.
"Tabloyu alabilirler," dedi Alaz, elindeki gümüş anahtarı ve tuvalin arkasındaki gizli haritayı Efsun’un çantasına tıkarken. "Ama asıl kasayı açacak anahtar bizde. Oyun istiyorlarsa, onlara nasıl oynandığını göstereceğiz."
Alaz, Efsun’un elini kenetleyip sahafın arka sokağa açılan paslı kapısını gürültüyle itti. Yağmur yüzlerine çarparken, Kadıköy’ün karanlık sokaklarında yeni ve çok daha büyük bir kovalamaca başlamıştı.
