24. bölüm · Karanlık ve Kıvılcım

24. Bölüm: Milano Rüzgarı

Azra Taş

İtalya’nın sanat kokan sokaklarında sonbahar havası tatlı bir serinlikle dolaşıyordu. Milano’daki Galleria d'Arte Moderne’in yüksek tavanlı salonlarında, şık giyimli davetlilerin fısıltıları ve şampanya kadehlerinin tınlamaları yankılanıyordu. Salonun en görkemli duvarında, Türkçe ve İtalyanca olarak tek bir başlık yazılıydı: Kül ve Kıvılcım / Cenere e Scintilla.

Alaz, koyu füme takım elbisesi ve özenle taranmış siyah saçlarıyla salonun ortasında duruyordu. Yanında ise sırt dekolteli, gece mavisi ipek elbisesiyle Efsun vardı. İkisi de bu anın gerçekliğine inanmakta güçlük çekiyordu. İstanbul’un ara sokaklarından, Kadıköy’ün yağmurlu gecelerinden çıkıp Milano’nun kalbine uzanan bu yolculuk, tuttukları o ortak tuvalin en unutulmaz sahnesiydi.

"Çok heyecanlısın," dedi Alaz, eğilip Efsun’un kulağına fısıldayarak. Sesi o tanıdık, pürüzlü ve huzur veren tonundaydı.

Efsun parmağındaki kıvılcım yüzüğünü hafifçe çevirdi. "Nasıl olmayayım? İnsanların bizim hikayemize bu kadar hayranlıkla bakması... Sanki bir rüyanın içindeyiz Alaz."

"Rüya değil," dedi Alaz, Efsun’un elini tutup parmaklarını birleştirerek. "Hepsi senin eserin. Sen o gün o ilk fırça darbesini vurmasaydın, ben hâlâ Kadıköy’ün karanlığında kaybolmuş bir gölgeydim."

İtalyan küratör Signor Rossi, kalabalığı yararak ikisinin yanına yaklaştı. Elindeki kadehi hafifçe kaldırarak tebessüm etti.

"Signor Karadağ, Signorina Efsun..." dedi Rossi, bozuk bir İngilizceyle. "Serginin ana tablosu olan Altın Kıvılcım için Milano Sanat Vakfı rekor bir teklifte bulundu. Tabloyu vakfın daimi koleksiyonuna katmak istiyorlar."

Alaz ve Efsun göz göze geldi. O tablo, aralarındaki bağın, fırtınanın ve aşkın ilk simgesiydi. Alaz hiç tereddüt etmeden Signor Rossi’ye döndü. Yüzünde kararlı ama nazik bir tebessüm belirdi.

"Teklifiniz için minnettarız," dedi Alaz, pürüzsüz bir dille. "Ancak o tablo satılık değil. O, bizim hayatımızın dönüm noktası ve ait olduğu yer Moda’daki küçük atölyemiz."

Rossi anlayışla gülümsedi, başını eğerek yanlarından ayrıldı. Efsun, Alaz’ın bu cevabı karşısında gözlerinin içinin parladığını hissetti.

"Onu satmayacağını biliyordum," dedi Efsun, Alaz’ın göğsüne hafifçe yaslanarak.

"O tablo bizim sözümüz, Efsun," dedi Alaz, kızın şakaklarına yumuşak bir öpücük kondurarak. "Onu dünyadaki hiçbir servete değişmem."

Serginin ardından ikisi, Milano’nun ışıklandırılmış tarihi sokaklarında el ele yürümeye başladı. Duomo Meydanı’na geldiklerinde gökyüzünden ince bir yağmur atıştırmaya başladı. Tıpkı İstanbul’daki o ilk gece gibi...

Alaz adımlarını durdurdu. Yağmur damlaları saçlarına düşerken Efsun’u kendine doğru çekti, kollarını beline doladı.

"Yine yağmur başladı," dedi Efsun, gülümseyerek Alaz’ın gözlerinin içine bakarak.

"Başlasın," dedi Alaz, derin bir nefes alarak. "Artık ısınmaktan da yanmaktan da korkmuyorum. Çünkü rüzgar da sensin, yangın da."

Alaz, yağmurun altında Efsun’un dudaklarına derin ve tutkulu bir öpücük kondurdu. Milano’nun ıslak sokaklarında, geçmişin tüm karanlığı geride kalmış; iki ruh, sonsuz renklere bürünmüş tek bir hikayede birleşmişti.