13. bölüm · Karanlık ve Kıvılcım
13. Bölüm: Surların İçinde
Saat tam sekizi gösterdiğinde Efsun, sahil kenarındaki bankın önünde adımlarını sayıyordu. Üzerinde koyu yeşil bir hırka, saçlarında rüzgarın bıraktığı dağınıklık vardı. Tam zamanında, sokağın başından siyah bir motosikletin gürültüsü duyuldu. Alaz, kaskını çıkarıp motoru yanaşırken siyah deri ceketi ve darmadağın saçlarıyla her zamanki gibi tehlikeli ve çekiciydi.
"Atla, küçük ressam," dedi Alaz, kaskı Efsun’a uzatarak. "Seni sığınağıma götürüyorum."
Efsun hiç tereddüt etmeden kaskı taktı ve Alaz’ın arkasına geçti. Ellerini onun beline doladığı an, Alaz’ın vücudunun sertleştiğini ama saniyeler içinde bu temasa teslim olduğunu hissetti. Motor, Kadıköy’ün ara sokaklarından geçip Moda’ya doğru süzülürken Efsun başını Alaz’ın sırtına yasladı.
Eski bir binanın en üst katındaki çatı katına geldiklerinde, Alaz anahtarı kilitle çevirdi. Kapı açıldığında Efsun şaşkınlıkla içeri adım attı.
Burası kasvetli bir çatı katından çok, devasa bir atölyeyi andırıyordu. Duvarlarda çerçevesiz kanvas tablolar, köşelerde kuruyan yağlı boya kokusu ve yerlerde sıralanmış tuval bezleri vardı. Odadaki tek ışık kaynağı, büyük pencereden içeri giren şehir ışıkları ve masadaki loş lambaydı.
"Sen..." dedi Efsun, gözleri tuvallerdeki yoğun, karanlık ama bir o kadar da büyüleyici desenlerde gezinerek. "Sen de resim yapıyorsun."
Alaz kapıyı kapatıp arkasına yaslandı. Kollarını göğsünde birleştirdi, bakışlarını Efsun’a kilitledi.
"Ben resim yapmıyorum Efsun," dedi sesi derinleşerek. "Ben sadece içimdeki yangından kalan külleri tuvallere döküyorum. Kimseye göstermediğim, surlarımın arkasındaki dünya burası."
Efsun ortadaki kapalı duran büyük tuvale doğru ilerledi. Üzerindeki siyah örtü, sanki en büyük sırrı saklıyordu. Eli örtünün ucuna gittiğinde Alaz’a baktı.
"Bakabilir miyim?"
Alaz yavaşça Efsun’a doğru yürüdü. Aralarındaki mesafe kapandığında örtünün ucunu Efsun’un eliyle birlikte kavradı.
"Orada sadece sen varsın, Efsun," dedi Alaz, pürüzlü fısıltısıyla. "Seni ilk gördüğüm o yağmurlu sabahtan beri çizdiğim tek şey sensin."
Alaz örtüyü tek bir hamlede çekti. Tuvalde, yağmurun altında elinde fırçasıyla oturan Efsun’un portresi vardı; ama renkler sıradan değildi. Koyu lacivertlerin ve siyahların arasından sızan altın sarısı kıvılcımlar Efsun’u sarmalamıştı.
Efsun’un nefesi kesildi. Alaz’ın gözlerindeki o karanlığın ortasında kendisini bu kadar parlak görmek, içindeki tüm savunma mekanizmalarını darmadağın etti. Yavaşça Alaz’a döndü, aralarındaki son adımı da kapattı.
"Bana rüzgar olduğunu söylemiştin," dedi Efsun, elini Alaz’ın göğsüne, kalbinin tam üzerine koyarak. "Ama sen benim yangınımsın, Alaz."
Alaz, Efsun’un yüzünü ellerinin arasına alıp alnını onun alnına dayadı. "O zaman hazır ol, küçük ressam. Çünkü bu yangında ikimizden başka kimse kalmayacak."
