Karanlık sırlar kitap kapağı

21. bölüm / 21

İtiraf 2

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: İtiraf 2

Depodan çıktıktan sonra dışarıdaki arabasına doğru ilerlediler. Yağmur, hafif hafif değil; inatla, iliklerine işleyerek yağıyordu. İkisini de daha ilk adımda ıslatmıştı.

Şahin, sağ tarafın kapısını açtı. Gece'yi incitmekten korkar gibi, yavaşça arabanın içine yerleştirdi. Kemerini taktıktan sonra hiç vakit kaybetmeden direksiyonun başına geçti. Arabayı çalıştırıp o lanet olası yerden olabildiğince hızlı uzaklaşmaya başladılar.

Yol boyunca sadece iki ses vardı; motorun homurtusu ve cama vuran yağmurun kesintisiz fısıltısı. Şahin sadece yola bakıyordu. Direksiyonu o kadar sıkıyordu ki parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Gece ise ona bakıyor, bir an olsun göz göze gelebilmek için çırpınıyordu.

"Özür dilerim."
Gece'nin sesi bir fısıltı gibi çıkmıştı.

Şahin ne döndü ne de cevap verdi. Sadece yola bakmaya devam etti.

"Bir şey söylemeyecek misin?"

Yine cevap yoktu.

"Bir şey söyle Şahin, susma... Bağır, çağır, kız ama susma!"

Şahin başını ağır ağır Gece'ye çevirdi. Gece, o gözleri ilk defa bu kadar soğuk görüyordu. İçinde bir şey kırıldı o an. Göğsüne bir ağırlık çöktü, sanki bir daha asla nefes alamayacakmış gibi.
Şahin soğuk bir sesle konuştu:

"Ne dememi bekliyorsun Gece?"

Tekrar yola döndüğünde Gece artık dayanamadı. Ağlamaya başladı.

"En azından iyi misin diye sorabilirsin..."

Araba birden durdu. Ani refleksle ikisi de öne doğru savruldu. Şahin'in çene kasları kasılmış, boynundaki damarlar şişmişti. İki eliyle alnını ovuşturdu. Konuşacak gibi oldu ... Sonra hiçbir şey demeden arabayı yeniden çalıştırmak için anahtara uzandığında, Gece elini tuttu.

O an, Şahin'in elinin sıcaklığı Gece'nin bütün vücudunu ısıtmaya yetmişti.

"Ne seçimine zorladı seni? Beni neye tercih etmek zorunda kaldın?"

Şahin önce birbirini bulmuş ellerine baktı. Sonra buz gibi bir sesle:

"Hiçbir şey."

Gece elini geri çekti. Hızla arabadan inip kendini yağmurun altına attı. Şahin arkasından bağırsa da durmadı.

"Kızım kafayı mı yedin, bin şu arabaya!"

Şahin arabadan inmeden peşine düştü. Gece'nin adımlarına göre yavaşça sürüyordu arabayı. Camdan bağırmaya başladı.

"Nereye gidiyorsun Gece, bin şu arabaya!"

"Senin olmadığın herhangi bir yere!"

"Kızım delirtme adamı, bin şu arabaya, sırılsıklam oldun!"

"İsteyince konuşabiliyormuşsun."

"Arabaya bin diyorum!"

"Binmiyorum, sıkıysa gel kendin bindir."

Bu sözle birlikte araba durdu. Şahin indi. Onun indiğini gören Gece daha da hızlı yürümeye başladı. Yağmur şiddetini artırmıştı. Her yerinden sular akıyor, saçları alnına yapışmıştı. Issız bir orman yolundaydılar.

"Nereye gidiyorsun Gece, bin şu arabaya!"

"Gelme peşimden, istemiyorum!"

Gece hızlandıkça Şahin de hızlanıyordu. En sonunda Gece durdu. Ters yöne, Şahin'e doğru yürümeye başladı. Gece'nin ona doğru yürüdüğünü gören Şahin de durdu, öylece baktı.

Yanına varır varmaz Gece, ıslak yumruklarını Şahin'in omuzlarına savurmaya başladı. Gözyaşları yağmura, sesi hafiften esen rüzgara karışıyordu. Şahin ise sadece susuyordu ve bu suskunluk Gece'yi çileden çıkarıyordu.

"Susma şöyle!!! Bağır çağır ama susma... Niye geldin de, niye beni takip ettin de, ama bir şey söyle artık! Sen sustukça ben kafayı yiyorum!"

Gece'nin yumrukları daha da sıklaşmaya başladı. Gece vurdukça Şahin yavaş yavaş geri çekiliyordu.

"Ne istedi senden ha... Kimin katilini verecekti sana? Yine neyi mahvettim? Konuş, söyle!"

"Mahvettiğin bir şey yok."

"Yalan söyleme bana! Gördüm, gözlerindeki acıyı gördüm Şahin!"

En sonunda Şahin dayanamayıp konuşmaya başladı.

"Ne yapmamı istiyorsun Gece, sana bağırıp çağırmamı mı? Evet, evet sana çok kızgınım! Arabaya binip beni takip etmek ne?"

"Çünkü yalan söyledin! Bana karşı hiç dürüst olmadın çünkü!"

"Dürüstlük? Dürüstlük mü istiyorsun? Peki!"

Şahin'in sesi kontrolden çıkmış, bütün ormanda yankılanıyordu. Yağmur ikisinin de üzerine delice boşalmaya devam ediyordu.

"Sana yalan söyledim! Çünkü seni de kendi karanlığıma bulaştırmak istemiyorum! Seni her şeyden, herkesten, hatta kendimden bile korumaya çalışırken sen... Sen en istemediğim yerde karşıma çıkıyorsun!"

Aradaki mesafeyi kapatıp Gece'nin yanına geldi.

"Ya ben orada olmasaydım? Ya ben çoktan oradan gitmiş olsaydım? O zaman ne olacaktı? Ben...ben bunu düşündükçe kafayı yiyorum Gece! Ya sana bir şey olsaydı?"

Gece'nin sesi bir fısıltı gibi çıktı.

"Olmadı."

"Ama olabilirdi! Ben korku nedir bilmeyen ben, ilk defa... İlk defa deli gibi korktum. Seni kaybedeceğim diye o kadar korktum ki... Ben bile sana dokunmaya kıyamazken, başkasının sana dokunup seni incitmesi beni çıldırtıyor."

Gece şimdi daha net görüyordu Şahin'in gözlerindeki korkuyu, çaresizliği. Bu cümleleri kurarken sesindeki o hafif titremeyi.

"Ben korkmadım mı sanıyorsun? Bütün o adamlar sana silah çektiğinde ben korkmadım mı?" dedi Gece.

Şahin, bu sözleri söylemesini beklemiyormuş gibi şaşkın gözlerle bakıyordu Gece'ye.

"Gözlerindeki o çaresizliği gördüğümde, kendinle savaşını gördüğümde canım hiç yanmadı mı sanıyorsun? Senin ailenin katili yerine beni seçmeye mecbur bırakmak beni incitmiyor mu sanıyorsun?"

Gece artık yağmurun bile gizleyemediği şekilde ağlamaya başlamıştı.

Şahin yanına gelip iki eliyle Gece'nin yanaklarını kavradı, alnını alnına dayadı. Yüzleri birbirini buldu. O kadar yakınlardı ki nefesleri birbirine karışıyor, burunları birbirine değiyordu. Şahin'in bu kadar yakın olması, Gece'nin kalbinin delice atmasına yetiyordu.

"Beni hiçbir şeye mecbur bırakmadın."

"Bıraktım, eğer ben orada olmasaydım..."

"Senin için bu dünyadaki her şeyden hiç düşünmeden vazgeçerim. Benim için senden daha değerli hiçbir şey yok."

Gece fısıldadı: "Neden?"

Şahin kafasını geri çekip Gece'ye baktı. Yüzünde o serseri sırıtış yine belirmişti.

"Neden mi?"

Gece başını aşağı yukarı salladı.

Şahin, yağmurun sesini bile bastıracak bir kesinlikle söyledi:

"Çünkü seni ÇOK SEVİYORUM. Seni bu dünyadaki herkesten, her şeyden çok seviyorum."

O an, birinin seni sevmesinin ne demek olduğunu, sevilmenin nasıl bir his olduğunu anladı Gece.
Onun kendisini gerçekten sevdiğini, o yağmurun altında, alnı alnına dayalıyken iliklerine kadar hissetmişti. Peki ya kendisi? O duygularını açıklayabilecek miydi?

Evet. Ona karşı bir şeyler hissettiğini ilk o an kabullendi.

Şahin'in gözlerinin içine bakarken, kalbinde sakladığı, adını koymaktan korktuğu her şey bir bir su yüzüne çıkmıştı.

"Sabaha kadar burada bakışalım mı? Yoksa zatürre olmadan arabaya mı binelim?"

Ne kadar süredir bakışıyorlardı, hiç bilmiyordu Gece. Ama daha fazla bu yağmurun altında kalamazlardı.

Gece arabaya doğru koşmaya başladı. Şahin ise arkasından yavaş yavaş geliyordu. Gece arabaya bindi. Fakat Şahin hemen binmedi. Önce arabanın bagajına doğru gitti, bagajdan bir çanta çıkarttı. Kapıyı açıp içeri girmeden çantayı Gece'ye uzattı.

"İçinde kuru giysiler var. Üstünü değiştir."

Gece çantayı aldıktan sonra Şahin kapıyı kapattı. Sırtını kapıya yaslayıp o yağmurun altında Gece'nin üzerini değiştirmesini bekledi.

Gece, Şahin'i daha fazla yağmurda bekletmemek için hızlıca çantayı açtı. İçinden Şahin'e ait olan siyah boğazlı kazağı çıkardı. Üzerindeki ıslak kıyafetlerden kurtulup hızla giydi. Kazağın içinde kaybolmuştu neredeyse. Şahin'in kokusu sinmişti üzerine.

Üstünü değiştirince cama tıklattı. Sesi duyan Şahin de arabaya bindi.

Arabaya biner binmez arabayı çalıştırıp klimayı açtı. Gece çantadan çıkardığı havluyla saçlarını kuruturken, Şahin de üzerindeki sırılsıklam olmuş gömlekten kurtulmak için düğmelerini açmaya başladı.

Gömleği tamamen çıkardığında...

Gece'nin nefesi kesildi. Şahin'in bütün karın kasları, o kusursuz vücudu, saçlarından süzülen su damlaları ile adeta görsel bir şölen sunuyordu. Gece istemsizce yutkundu. Tanrım, bir insan nasıl bu kadar yakışıklı olabilirdi.

Hemen bakışlarını cama doğru çevirip saçlarını kurutmaya devam etti. Yüzü alev alev yanıyordu.

Şahin, Gece'nin bu halini görmüş gibi yüzünde o bildiği serseri sırıtışla kucağındaki çantayı aldı, içinden çıkardığı siyah tişörtü üzerine geçirdi.

Sonra tek bir kelime etmeden, arabayı malikaneye doğru sürmeye başladı.

Arabada yine sessizlik vardı. Ama bu seferki sessizlik, az önceki gibi soğuk ve ağır değildi. Bu sessizlik, söylenmemiş cümlelerle, itiraf edilmemiş sevgilerle ve yağmurun camdaki izleriyle dolu, huzurlu bir sessizlikti.
Hatta gerektiğinden fazla sırıtıyordu Şahin. Gece en son dayanamayıp sordu.

"Ne diye karşımda sırıtıyorsun Şahin?"

Şahin Gece'ye baktı, sırıtışını daha da büyüttü. Gece içinden geçiriyordu; bana inat olsun diye mi yapıyor bunu?

"Sırıtamaz mıyım?"

"Soruya soruyla cevap verme!!"

Şahin direksiyonu tek eliyle tutup Gece'ye döndü. Gözlerinin içine öylesine derin baktı ki, Gece bir an eriyip gideceğini sandı. Sesindeki şefkati iliklerine kadar hissetti.

"Üşüyor musun?"

"Biraz."

"Çok kalmadı zaten, bir on dakikaya varırız malikaneye."

Gece kafasını tamam dercesine salladı. İlk defa Şahin'le kavga etmeden konuşmuş, anlaşmışlardı. Hatta bu durum Gece'nin çok hoşuna gitmişti.

Sabah güneşi doğmuş, arabanın içine adeta ikisini de ısıtmak ister gibi vuruyordu. Şahin'in dediği gibi on dakika sonra malikanenin o koca kapısına varmışlardı.

Koca siyah demir kapı ağır ağır açıldığında, artık malikanenin o şatafatlı bahçesine giriş yapmışlardı ve Gece ilk defa burada olmaktan rahatsız değildi.

Araba durduğunda Tayfun kapıyı açmak için geldi. Gece'yi arabada görünce şaşırdı. Çünkü onu evde sanıyorlardı. Şahin'le birlikte indiklerinde,

"Hoş geldin abi, si-- siz de hoş geldiniz," dedi Tayfun.

Gece yüzüne içten bir gülümseme ekleyerek cevap verdi.

"Hoş buldum Tayfun."

Bu lafına şaşıracaktı ki Tayfun başta bir afalladı. En son hafif eğilerek selam verip geri çekildi.

İkisi de içeriye doğru geçmek için malikanenin kapısına yürüdüler. Şahin Gece'nin yanına yaklaşarak, yüzünde o serseri sırıtışla fısıldadı:

"Hoş buldum demek?"

Bu sözüyle tam kapının önünde durdular. Gece yüzüne bakıp aynı sırıtışla cevap verdi:

"Ne oldu?"

Şahin yanına yaklaşıp aradaki mesafeyi kapattı. Kulağına eğilerek, sadece Gece'nin duyacağı bir sesle söyledi:

"Sen hep hoş gel."

Tam geri çekilecekken kapı birden açıldı. Kapıdaki tabii ki de...

Fırat: "Oğlum neredesin---" Sözünü bitiremeden ikisini bu şekilde görünce hemen tek eliyle gözünü kapattı.

Fırat: "Oooo, hiçbir şey görmedim, devam edebilirsiniz."

Gece hemen kendini geri çekti. Birkaç adım geriye giderek kekeledi:

"Bir şey yapmıyorduk, sen yan--"

Şahin ve Fırat birbirine bakıp sırıtmaya başladılar. Gece'nin yanakları kıpkırmızı olmuştu.

"Kime ne anlatıyorsam ben!!" deyip Fırat'ın yanından hızlıca geçip içeri girdi. Onlar da hemen ardından içeri girdiler.

Gece odasına çıkıp üzerini değiştirecekken merdivenlerde bir karartı gördü.

Kalbi durdu sandı.

Sevinçten havalara uçtu. Karşısında, günlerdir "iyileşsin" diye uyuttuğu kardeşi Altay vardı.

Altay merdivenlerden yavaş yavaş iniyordu. Gece, koşar adım yanına gitti. Yıllardır görmediği kardeşinin boynuna atladı, sıkı sıkı sarıldı. Başını boynuna gömüp kokusunu içine çekti. Hasretin kokusu vardı.

Tüm bunları bir köşeden izliyordu Şahin ile Fırat.

Altay da aynı şekilde, en son on yaşındayken gördüğü ablasına özlemle, sımsıkı sarıldı.

Gece gözyaşlarını tutamadı. Hıçkırık eşiğinde, titreyen bir sesle fısıldadı.

G: "Şükürler olsun uyandın... Seni çok özledim Altay."

A: "Ben de seni çok özledim Gece."

Gece geri çekildi. Kardeşinin yüzünü ezberlemek istercesine baktı. Ellerini yanaklarına koyup okşadı. Sanki en son bıraktığı on yaşındaki çocukmuş gibi.

G: "İyi misin? Ağrın var mı... - diye koltuğu göstererek tedirgin bir sesle ekledi - Otur, ayakta kalma. Zorlama kendini" .

Altay, ablasının bu telaşlı halini görünce her iki elini de avuçlarının arasına aldı. Gözlerinin en derinine baktı. Yumuşak bir ses tonuyla:

A: "İyiyim Gece. Ağrım yok, iyiyim."

Gece dayanamayıp tekrar sarıldı kardeşinin boynuna. O sırada Altay ile Şahin göz göze geldiler. Şahin ona soğuk ve delici bakışlar atıyordu. Yaptığı şeyi hala affetmemiş bir adamın nefreti vardı suratında. Altay'ın kafasındaki tek soru ise ablasının bu adamların yanında neden yaşadığıydı.

Altay yavaşça geri çekildi. Önce Gece'ye, sonra köşede tüm olanları izleyen Fırat'a ve en çok da Şahin'e baktı. Sonra tekrar Gece'ye döndü.

A: "Senin bu adamların yanında ne işin var Gece?"

Gece arkasına dönüp Şahin'e baktığında ortamdaki gerilimi iliklerine kadar hissetti. Şahin'e ağlamaklı, dolmuş gözlerle bakıyordu. Tekrar Altay'a döndü.

G: "Yukarıda konuşalım. Anlatacağım her şeyi. Ayrıca sen de bana ne boklar yediğini bir bir anlatacaksın."

Altay, Gece'nin bileğini tuttuğu gibi çekiştirmeye başladı.

A: "Konuşuruz. Ama önce buradan gidiyoruz."

Kolunu o kadar sıkı tutmuştu ki Gece çekiştirmeye çalışsa da bir işe yaramıyordu. Arkasından bağırdı:

G: "Altay, ne yapıyorsun bırak kolumu! Altay!"

Tam Şahin'in yanından geçip kapıya ilerleyecekken, Şahin, Gece'nin bileğini tutan eli tutarak gitmesine engel oldu.

Soğuk ve otoriter bir ses tonuyla, buz gibi gözlerle Altay'a baktı.

Ş: "Ağır ol delikanlı. Kimin evinden kimi çekip götürüyorsun?"

A: " Senin evinden ablamı götürüyorum. Bir sıkıntı mı var?"

Ş: " Var! Sıkıntı sensin."

G: "Şahin... Altay bir sakin mi olsanız..."

F: "Şahinim sakin ol."

Altay tekrar Gece'yi çekiştirmeye başlayınca, tam Şahin müdahale edecekken Gece bileğini kurtardığı gibi ikisinin arasına girdi.

G: "Yeter! Ben hiçbir yere gitmiyorum!"

A: " Ne demek gitmiyorum?"

F: "Kalıyor musun?"

Aynı anda hepimiz Fırat'a dönmüştük. Şahin kafasını hafifçe yana eğerek Fırat'ı uyarırcasına bakınca, Fırat Altay'a dönerek toparladı:

F:" Tabii ki burada kalıyor."

Gece tekrardan Altay'a döndü.

G: " Yukarı çık Altay ve beni orada bekle. Bir daha söylemek istemiyorum."

Altay'la Şahin soğuk bir savaş verdikten sonra, Altay son çareyi çıkmakta buldu. Yavaş yavaş merdivenlerden çıkıp Gece'nin odasına çıktı.

Altay gözden kaybolduktan sonra Gece, Şahin'e döndü. Elini Şahin'in hiç beklemediği bir şekilde göğsüne koydu. Bu hareket karşısında Şahin'den çok Fırat şaşırmıştı.

F:" Konuşacağız sanıyordum ben?"

Gece'nin bu hareketi Şahin'in o kadar hoşuna gitmişti ki sadece ona bakıyor ve az önceki sinirinden eser kalmamış gibi sırıtıyordu. Gece'ye aşkla bakarken:

Ş: "Kaybol Fırat."

F: "Ne! Ben niye gidiyorum şimdi?.."

Ş: " Kaybol."

F: " Konuşuyorduk..."

Şahin gözlerini kapatıp derin bir nefes aldıktan sonra Fırat'a döndü.

Ş: "Seni bir daha konuşmayacak hale getiririm."

Dedikten sonra tekrar Gece'ye döndü. Gece bu durumdan keyif alsa da belli etmemeye çalışıyordu. Tam ellerini geri çekeceği sırada Şahin buna izin vermedi ve ellerini tuttu. Tüm bu olanları izleyen Fırat, isyan edermişçesine:

F: "Bir dokundu dilimizden olduk, yatağına alsa kafa-"

Cümlesini tamamlamadan Şahin'in öldürücü bakışlarına maruz kalınca ellerini havaya kaldırarak arkasını döndü.

F: " Çalışma odandayım, çok bekletme beni Şahin."

Dedikten sonra arkasına bakmadan salondan ayrıldı.

Salonda artık sadece Şahin ve Gece kalmıştı. Gece ellerini hızla geri çekti. Bu hareketinden memnun olmadığını belli eden bir ifadeyle:

Ş: "Böyle iyiydik aslında."

G: "Konumuza mı dönsek Şahin?" dedi
ellerini önünde birleştirerek,
Ş:"Dinliyorum."
G: "Senden tek bir şey istiyorum, öncelikle sakin ve ona karşı biraz ılımlı olmanı."

Şahin yüzünde muzip bir gülümsemeyle:

Ş:" İki şey oldu yalnız."

Gece sinirli bir şekilde:

G: "Benimle dalga geçmeyi bırak. Ciddi bir şey konuşuyorum burada Şahin."

Şahin yüzündeki şakacı tavrı silerek Gece'ye biraz daha yaklaştı.

Ş:" Güzelim, ben ona olabildiğince yumuşak davrandım. Benden daha fazlasını bekleme."

G: "Bu yumuşak halin miydi yani?"

Ş:" Evet"

Derin bir nefes alıp:

G:" Çıkıp konuşacağım ben onunla. Gitmesi için ikna edeceğim. Sen de olay çıkarmayıp anlaşmaya sadık kalacaksın."

Şahin'in konuşmasına fırsat vermeden merdivenlere doğru giderken arkasını dönmeden ekledi:

G: "Ayrıca bir daha bana güzelim deme."

Geride arkasında tatlı bir gülümsemeyle Şahin kaldı. O da daha fazla beklemeden çalışma odasına, Fırat'ın yanına gitmek için salondan ayrıldı.
Çalışma odasına vardığında Fırat'ı elinde içkisiyle siyah deri koltuğa oturmuş, ayaklarını önündeki masaya uzatmış halde buldu. Şahin de kendine doldurduktan sonra Fırat'ın karşısındaki koltuğa oturdu. Fırat heyecanla hemen ayaklarını indirip öne atıldı.

F: Eee, anlat hadi neyi bekliyorsun?

Şahin karşısındaki adama anlamaya çalışır şekilde baktı.

Ş: Ne anlatayım oğlum?

F: Ben gittikten sonra ne olduğunu. - Aklına dahiyane bir fikir gelmiş gibi çocuksu bir heyecanla eline telefonunu aldı - Bekle... Bizimkileri de çağırayım.

Ş: Ben gelene kadar kaç bardak içtin? Senin kafa iyice gitmiş.

F: Bir bardak içtim. Aşktan kafası giden sensin ayrıca.

Aradan beş dakika geçmemişti ki Mete ve Ali kapıda belirdiler. Nefes nefeselerdi.

M: Anlattı mı?

A: Ne oluyor abi... Ben bir şey anlamadım.

F: Yok yok anlatmadı, sizi bekliyoruz.

Şahin hayretler içinde onları izliyordu. Mete ve Ali de yerleşince:

F: Anlat hadi ne oldu salonda?

M: Dün gece neredeydiniz?

A: Bir şey anladıysam Arap olayım.

Şahin koltuktan doğruldu, elindeki bardağı yavaşça masaya bıraktı. Hepsi gözleriyle Şahin'i takip ediyordu.

Ş: Salonda bir şey olmadı. Dün akşam oldu.

F: İtiraf mı ettin?

Ş: Zaten etmiştim.

Bu sözle Ali hariç herkes şok olmuştu. Çünkü onun hiçbir şeyden haberi yoktu.

F: Ne zaman söyledin?

M: Nerede söyledin?

A: Neyi?

Şahin arkasına yaslandı. Kollarını koltuk başlığının üzerine yerleştirdikten sonra sakin bir şekilde:

Ş: Ateş'in evi bastığı gün.

F: Nikahına aldıktan sonra söyleseydin Şahin.

M: O ne dedi?

A: Biri bana burada ne olduğunu anlatabilir mi?

Fırat ve Mete aynı anda Ali'ye dönüp:

F, M: Biz sana sonra anlatırız.

Tekrar meraklı gözler Şahin'i buldu.

Ş: Bir şey demeden çekip gitti. Sonra bavulunu toplayıp gidecekti. Gerisini biliyorsunuz.

Cümlesi biter bitmez odayı Fırat'ın kahkahaları doldurdu.

F: Sen kızı sevdiğini söyledikten sonra kız bavulunu mu topladı? İdeal ilişki dediğin budur.

Şahin dışında herkes gülmeye başlamıştı. Şahin ayaklanarak:

Ş: Anlatmıyorum amk. Meraktan çatlayın.

Fırat hemen koluna yapıştı.

F: Şaka yaptım. İyice alıngan oldun sen. Hadi otur, devam et.

Bunu duymayı bekliyormuş gibi hemen tekrar yerine oturdu Şahin.

Ş: Dün gece tekrar söyledim. O da beni seviyor.

M: O mu itiraf etti?

Ş: Yani tam bir itiraf sayılmazdı ama...

Tam o sırada Fırat ayağa kalkıp koşarak Şahin'in yanına koştu.

F: Allahhh düğün var desene Şahinim! Halay başı benim şimdiden söylüyorum. Darısı benim başıma artık.

Odada daha önce görülmemiş bir sevinç ve neşe vardı. Yıllardır hiç kimseye böylesine bir sevgi beslememiş Şahin'in mutluluğu, herkesi sevindirmiş ve mutlu etmişti. Bu keyifli ortamdan her ne kadar ayrılmak istemese de Gece'yi kontrol etmek için odadan ayrıldı Şahin.

O sırada odada derin düşüncelere dalmış bir Fırat vardı.

M: Ne düşünüyorsun böyle?

Fırat masaya doğru biraz eğilerek, tek kaşı havada, düşünceli bir şekilde:

F: Mafya düğünlerinde halay çekiliyor mu?

Bu sözler karşısında Ali ve Mete kahkahaya boğulmuştu. Sonrasında olacaklardan habersiz bir şekilde...

_______________________________________

Ayyy .🥰🥰çok tatlı bir bölüm oldu. Yazarken aşırı keyif aldım . Sizde keyifle okuyun. Beğeni ve yorumlarda buluşalım . Ayrıca bol bol satır arası yorum istiyorum . bunu bölüm başına koymam gerekirdi ama olsun. Yoğun istek üzerine ( 3 kişi) attım. normalde bugün bölüm yoktu. Neyse seviliyorsunuz🥰🥰

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…