Karanlık sırlar kitap kapağı

18. bölüm / 20

Melek🤍🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: Melek🤍🤍

İnsan, daha önce hiç bilmediği bir duygunun hakikatini nasıl tartar? Sevgisiz büyüyen herkesin en çıplak kaldığı yer işte burasıdır. Ufak bir ilgiyi kocaman bir sevgi sanmak... Peki ya kocamansa? Gerçekten gerçekse, insan o sevginin önünde diz çökmeli midir? Bunu ona vereninin en yanlış kişi olduğunu bile bile bu bilinmezliğe adım atmalı mıdır?.
Bana beni sevdiğini söylediğinde, bana âşık olduğunu söylediğinde dünya bir anlığına sustu. Bütün sesler çekildi aradan.

Koca salonda sadece sol yanımda deli gibi çarpan kalbimin sesini duyuyordum. Köşe bucak kaçtığım adam, şimdi salonun ortasında durmuş, beni sevdiğini söylüyordu.

Burası benim en savunmasız yerimdi. "Sevgi"... Meğer bu beş harf ne kadar da büyük bir anlam taşıyormuş. Kalbinin en derinine gömüp bir daha karşına çıkmayacağını sandığın o beş harf... O harfin, kalbini yeniden attıracağını, içindeki o küçük kız çocuğuna yeniden umut olacağını kim bilebilirdi ki?

Hele ki bunu, en çok duymak istediğin kişiden duyunca

Bu his karşısında öylesine yabancıydım ki ne söyleyeceğimi bilemedim. O an aklıma gelen tek çare, oradan uzaklaşmaktı.

Merdivenleri koşar adımlarla çıkıp odama vardığımda, kapıyı olabildiğince hızlı kapatıp kilitledim. Sanki kapıyı kilitlersem, olanları hiç yaşanmamış sayabilecektim.

Sol yanımda, bir an olsun yavaşlamadan, delice atan kalbimi artık görmezden gelemezdim. Doğruca odadaki balkona yöneldim. Kapıyı açıp kendimi dışarı attım ve derin bir nefes aldım.

Peki neden böyle hissediyordum?

Beni burada zorla tutan, kardeşimin şu an o yatakta yatma sebebi olan adamın, bana aşık olduğunu söylemesi... Neden kalbimi bu denli çılgınca attırıyordu ki? Göğsüm sıkışıyor, nefes almakta zorlanıyordum.

Böyle olmayacağını anlayınca, elimi yüzümü yıkamak için banyoya sığındım. Kendime gelmek, sakinleşmek için defalarca yüzüme su çarptım. Ama nafile... Kalbim hala deli gibi atıyor, ellerim hala titriyor, ayaklarım karıncalanıyordu. Kafamda ise sadece onun sesi onun bana söyledikleri dönüp duruyordu. Peki ben gerçekten ne hissediyordum. Aşık mıydım ona ? Bunun cevabını ben de bilmiyorum sanırım ama bildiğim bir şey varsa o da oan aşık olamamam gerektiği tabi eğer iş işten çoktan geçmediyse .

Aynadan kendi gözlerimin içine bakarak fısıldadım:

"Kendine gel Gece... Kendine gel. Olmaz. Böyle bir şey olamaz. Şahin'le olmaz... Şahin'le olmaz."

"O bir katil... Bir mafya. Olmaz. Sadece sana dokunduğunu söyledi diye bir adamı hastanelik etmiş birini sevemezsin. Yapma bunu kendine Gece, yapma."
Dizlerimin üzerine yığıldım. Kendime sarılıp ağlamaya başladım. Bu gözyaşları onaydı; onun sevgisine karşılık vermek isteyen ama ne olduğunu bilmediği bir duyguyu ona sunamamaktan korkan, onu incitmekten ve en çok da sevilmeye layık olmadığına inanmaktan süzülen yaşlardı.

Ellerimle kulaklarımı sımsıkı kapatıp, ileri geri sallanmaya başladım. En savunmasız, en güçsüz kaldığım anda, beni deliliğin eşiğine getiren o lanet ses yeniden zihnimde belirmişti.
(Gerçekten seni sevdiğine inandın mi? Kimse nniye sevsin gece , sen sevilmeye layık bir insan mısın? Öyle olsa seni annen severdi ....)
"seviyorum dedi ama . Ya gerçekten seviyorsa . Hem sevmese neden öyle desin ki . "
"Saçmalama gece seni niye sevsin Kafanı karıştırmaya çalışıyor buna izin verme..."

Ayağa kalktım aynada ağlamaktan kızarmış ve dalmış saçlarıma uykusuzluktan morarmış göz altlarına baktım uzun uzun .
"Neyimi sevdi ki , ne var ki ben de sevilecek, annesin bile sevmediği biri niye sevilir ki "
Yazardan
Uzun uzun kendine baktı aynadan , birinin onu sevmesi onun uzun zamandır tatmadığı bir duyguydu . Daha önce onu seven ve onun sevdiği kim varsa çıkmıştı hayatından Gece'nin. Belki de bu yüzden birinin onu sevme fikri onu bu derecede korkutuyordu. Daha önce hiç tanımadığı birinin bile onu sevebilmesi içindeki sevgiye aç kız çocuğuna Umut olmuştu. Kalbinin kırılacağını bile bile .

Uzun bir süre aynaya baktıktan sonra tekrar elini yüzünü yıkaıp , banyodan çıktı. Fakat banyo kapısını açar açmaz karşısında Şahini görmesiyle kapı eşiğinde kalakaldı. Gece kendini toparlayıp yatağın üzerinde hala bosaltılmamış açık bir şekilde duran bavuluna doğru ilerledi. kıyafetlerini düzenlemeye başladı.
" Ne yapıyorsun gece "
Geceden cevap gelmedi, hızlıca eşyalarını düzenledi ve Bavulun fermuarlarını çektikten sonra yataktan indirdi kızarmış ve şiş gözlerle Şahin'e baktı.
G:" Gidiyorum, bir dakika daha burda durmak istemiyorum."
Ş:" Ne demek gidiyorum. Hiç bir yere gidemezsin "

Bavulunun kolundan tutarak kapıya doğru ilerleyecekken Şahin bileğinden tuttu ve onu kendisine çevirdi. Sesi daha sakin çıkmıştı.
Ş:" sana hiç bir yere gidemezsin diyorum gece !!"

G:" Ben de sana burda kalmak istemiyorum diyorum" kolunu çekiştirerek kurtarmaya çalıştı.
G:" bırak kolumu !!!!"
Şahin elini beline atarak onu kendisine çekerek daha da yakınlaştırdı. Arada mesafe bırakmamıştı. Kısık bir sesle sadece fısıldar bir şekilde .
Ş:" bırakmam , gidemezsin ..... Daha önce izin vermedim şimdi gitmene asla izin veremem "
G:" ben mi aşık ol dedim sana , zorla mı sevdirteceksin kendini"
Kendini geri çekti ve şahinin kollarından kurtuldu. Bavulunu aldığı gibi koşar adımlarla odadan çıktı Şahin de onun peşine verdi . Gece hızla merdivenlerden indi dış kapıya vardığında tam dışarı çıkacakken

Ş:" kardeşini burda mı bırakacaksın?"
Gece o an Altay'ın burada olduğunu unutmuştu. Kardeşini burada bırakmasının imkânı yoktu ama burada da kalamazdı. Kapı koluna attığı elini geri çekti fakat yüzünü Şahin'e dönmedi.

Şahin, sakin ama buz gibi bir sesle:
"Gitmesine izin veririm. Eğer burada kalmayı kabul edersen, kardeşin uyandığında gitmesine izin veririm."

Gece yüzünü ona doğru döndü, kendinden emin görünmeye çalışarak:
"Kardeşim benimle olacak. Onu burada bırakmayacağım!" dedi ve tekrar çıkmak için arkasını döndü.

Şahin arkasından bir adım attı:
"Peki, çık git. Ama sen o kapıdan çıktığın an... Kardeşinin o yataktan bir daha kalkmamasını sağlarım, Gece."

O an bütün dünyası başına yıkıldı Gece'nin. Tüm vücudu titremeye, ayakları onu taşıyamaz hale gelmişti. İçinde bir şeylerin koptuğunu hissetti. Karşısındaki adam her şeyi yapabilecek biriydi. Kabul etmek istemese de Şahin onun gözünde hep bir canavardı ve öyle de kalacaktı.

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı, titrek bir sesle başını iki yana sallayarak:
"Yapamazsın..."

Şahin Gece'nin üzerine doğru yürüdü:
"Bunu yapabileceğimi çok iyi biliyorsun."

"Polise giderim! Her şeyi anlatırım! Burada zorla tuttuğunu, o geceyi, her şeyi!"

Şahin acı bir gülümsemeyle:
"Daha önce de çağırdın. Bir işe yaramadı, şimdi de yaramaz. Kardeşin olmasaydı bunu çoktan yapmıştım zaten. Ben yapmasam bile bugün, yarın bunu başkası yapacak. Onu sadece ben koruyabilirim. Bu da sana bağlı."

"Yapmazsın böyle bir şey!!!"

"Burada kalman için her şeyi yaparım."

Kalmaktan başka çaresi kalmamıştı. Bunu yapabileceğini çok iyi biliyordu.

Ne sandım ki? Buradan çıkışım yok.

Çaresizce bavulunu bırakıp ona doğru yürüdü, tam karşısında durdu. Gözlerinin içine nefret dolu baktı:

"Senden nefret ediyorum ve bu hiçbir zaman değişmeyecek. Beni kardeşimle tehdit ettiğine çok pişman olacaksın. Bugünü asla unutma."

Dedikten sonra çaresizce tekrar yukarı, odaya çıktı. Yatağa oturdu ve gözyaşlarını sildi.

Ağlamak yok Gece, artık güçlü durma vakti. Seni burada zorla tuttuğuna pişman edeceksin onu.

Şahin
Gece tekrardan odasına çıktıktan sonra ben de çalışma odama geçtim kendimi direkt koltuğa attım. Her ne kadar ona bunu yapmak istemesem de onu burda tutmanın tek yolu bu. Ateşin onun peşine düşeceği den eminim. Onun için en güvenli yer burası. Bana o son bakışı...son sözleri ... Gözlerindeki hayal kırıklığı yediğim dayak bile canımı bu kadar acıtmamıştı.

Birden kalkıp odanın içinde volta atmaya başladım. Niye bu kadar sinirli olduğumu ben de bilmiyordum. Sevgime karşılık bulamamak mı , yoksa onu burda kalmasına mecbur bırakmak mı beni bu kadar sinirlendiyor?. Sürekli aynı şeyleri kafamda tekrarlayip duruyorum.
(Ben mi dedim bana aşık ol diye )
( Senden nefret ediyorum ve bu hiçbir zaman değişmeyecek)
" Allah kahretsin "
Masada bulunan ne var ne yoksa hepsini yere fırlattım , kapının hemen yan tarafında bulunan içki bardaklarını duvara vurarak Tuzla buz ettim. Sinirimi alamadığım, sakinleşmek için bir sigara yakıp tekrar sandalyeme oturdum. Zaten çok gecemeden sesileri duyan Fırat odaya girdi. Etrafı bu halde görünce şaşkınlık içinde bana baktı. Birden bağırmaya başladı

F:" Noluyor a*k sana Şahin ... Bir sakin ol artık , bir topla kafanı. Adamın teki evimizi basıyor senin şu haline bak"

Cevap vermeden sigarayı içmeye devam ettim. Tabi o da kenardan bağırmaya

F:" İyice zıvanadan çıktın a*k , ne sevkiyatı alabildik , ne bizi patlayan adamı , şimdi de bu ateş iti çıktı başımıza bir bela alamadığımız "
Benden yine cevap gelmeyince , çaresizce

F:" ohooo kime diyorum ben , ne bok yersen ye , şirkete geçiyorum ben sen de şu lanet olası kafanı topla öyle gel.."

Diyip odadan kapıyı çarparak çıktı. Camdan dışarıyı seyrederken ikinci sigaramı yaktım ve derin bir nefes çektim. Sigaram bittikten sonra telefonumu alıp şirkete gitmek için bahçeye arabama doğru ilerledim . Burdan biraz uzaklaşmak , ikimize de iyi gelecekti. Arabama binip doğruca şirkete gittim.

_______________________________________
Saat akşam 6 olmuş ve Arslan malikanesi her zamankinden farklı bir şekilde sessizdi. Evin alt katında bulunan odada yatan Altay ve başında uyanmasını bekleyen gece , Evi basan Ateşe karşı güvenliği arttıran Mete vardı. Şahin, Fıratla şirkete gitmiş , Ali ise hastanelik olan Karan'ın durumunu öğrenmeye hastaneye gitmişti.

Altay'ın pansumanını yeniledikten sonra tekrar yeni bir serum taktım. Saçlarına kocaman bir öpücük kondurduktan sonra yukarı çıktım . Pek iştahım olmamasına rağmen mutfağa geçip bir şeyler yedikten sonra evde tek başına olduğum için daha önce hiç dikkatimi çekmeyen bu koca evi gezmeye başladım. Kocaman salon , bir sürü odası olan bu ev daha önce hiç bu kadar sesiz değildi . Birkaç misafir odasına baktıktan sonra , garaja çıkan bir kapı buldum içeri girdiğimde bir sürü renk ve çeşitte lüks arabalar vardı . Onun hemen yan tarafında bulunan kapıyı açtığımda ise , ortasında kocaman bir bilardo masası olan , duvarında bulunan dolaplarda şarap ve içkilerin olduğu bir bar vardı. İkinci kata geçtiğimde yine aynı tonların kullanıldığı bir kaç oda vardı. Ama daha önce hiç dikkat etmediğim kapısının farklı olduğu bir oda olduğuydu , benim odanın iki oda uzağında . Odaya doğru gidip, girmek için kapı kolunu indirdiğim de kilitli olduğunu fark ettim . Birkaç defa açmak için zorladım fakat açılmayınca en sonunda pes edip bıraktım , ama bu içerde ne olduğunu daha da çok merak etmeme neden oldu. Biraz hava almak için terasa çıktım . Terasta bulunan koltuğa oturdum ve yıldızlarla dolu uçsuz bucaksız gökyüzünü izlemeye başladım. Gözlerim yavaştan ağırlaşmaya başladığında beni kendime getiriren ses Metenin sesi oldu. Elindeki kadeh ve beyaz şarabı göstererek

M:" oturabilir miyim?"
Kafamı aşağı yukarı salladım. Karşıma geçip oturdu. Elindeki kadehleri masaya bıraktı ve açtığı şarabı kadehlere doldurmaya başladı. Doldurduğu kadehlerden birini bana uzattı. Şarabı elinden aldım

G:" o kadar mı vahim durumdasın , benimle içecek kadar mı?"

Şarabından bir yudum alıp arkasına yaslandı . Yüzündeki hafif ama samimi bir tebessümle alaylı bir şekilde
M:" Maalesef" karşılıklı oturup içmeye başladık . O İkinci bense dördüncü kadehimi içiyordum.
M:" kavga mı ettiniz yine ? ," kafasını az sağa yatırarak bana baktı " iyi misin?"
Tatlı bir sarhoşlukla ona bakıp gülümsedim. İçtiğim şarabın etkisiyle kelimekeri seçmekte zorlanamya başlamıştım bile .

G:" Hı hı ..... Her zaman ki Şahin işte: tehtirler , beni burda zorla tutmalar falan..... ama iyiyim. " Hafifçe kıkrdadım .

" Bunu senin sorman biraz garip oldu, benden pek hoşlanmadığını var sayarsak "

" Güzel bir ikili olduk ama "

M:" öyle oldu sanırım"
"Gece, o gün için kusura bakma, sana biraz sert davrandım."
Hiçbir şey demedena arkama yaslandım , derin bir nefes alıp ciğerlerimi temiz hava ile doldurdum . Kafamı gökyüzüne, tekrar yıldızlara çevirdim .

G:" Biliyor musun? sevdiğin birini kaybettiğinde o kişi gökyüzünde bir yıldız olup seni seyredermiş, gün ışığında kendini göstermez ama gece karanlığında sana yol gösterir yanında oldurduğunu belli edermiş. "

O da benim baktığım gibi kafasını gökyüzünü aydınlatan o göz alıcı yıldızlara baktı.

M:" Var mı senin bir yıldızın peki?"

G:" benim yıldızım beni görmek istemeyecek kadar uzakta .... ya sesinkilerin , var mı bir adı ?"

Gözleri dolmuş suratına acı bir tebessüm yerleşmişti . Sesi yıllardır içinde taşıdığı acının izlerini taşıyordu.
M:"Melek ..."

G:" çok güzel bir ismi varmış , sen mi koydun ?"

Yüzündeki acı tebessüm daha da büyüdü.
M:" Ceylan' ım koydu annesi yani , ona benziyordu zaten, sapsarı saçları, mavi gözleri vardı böyle insanın içini serinleten ...." Gözlerinden süzülen bir damla yaşı silerek.

G:" Ne oldu peki onlara ," sesi kısılmış gibi fısıltı şeklinde , o kan dondurucu cevabı verdi.

M:" öldürdüler.... "

G:" Eğer....... Anlatmak istersen dinlerim"

Koltuktan doğruldu, elleriyle yüzünü sıvazladıktan sonra nasıl anlatacağını nerden başlayacağını bilemez halde derin bir nefes alıp tanıştıkları günden itibaren anlamaya başladı.

M:" Diyarbakır'ın Küçük bir köyünde yaşardık anamla , babam ben küçük yaştayken ölmüş , tek başına büyütmüştü anam beni. Oraların en zengin adamı ,toprak ağası olan Zülfü Ağa'nın kızıydı ceylan. Bir gün o tozlu sokaklarda anama yardım ederken , ilk kez o gün bizim bahçe kapısının önünden geçerken gördüm onu , üzerinde ayak bilekelerine kadar uzanan yeşil bir elbise , başında sarı saçlarını kapatan bir şal vardı . Okyanusları aratmayan gözleri bir de . İlk görüşte vurulmustum ona tabi o da bana. Ama ben kim... onunla evlenmek kim , ben sedece annesi olan, hiç bir vasfı olmayan bir köylü o ise toprak ağasının tek kızı. Bizimki imkansız bir sevdaydı ya en başından belliydi ama yine de sevdik birbirimizi. Gizli gizli buluşturduk hep kuytu sessiz sokak arkalarında bir gün yine buluşma yerimize gittiğimde oturmuş ağlıyordu.

G:" Neden"

M:" babası onu başka köyün ağasının oğluna verecekmiş çünkü. O kadar çok seviyorduk ki biribirimizi anamdan helalik alıp , her şeyi arkamızda bırakarak kaçtık, instambul geldik .Küçük bir ev tuttuk kendimize ,
.............................................................
M :"Ceylanım , hazır mısın? Açıyorum gözlerini?"
C: " Çok heyecanlıyım Mete , Ne sürprizi bu?
Ellerini gözlerinin önünden çektiğinde karşılarında , Küçük bir bahçesi olan, çatısının kiremitleri kırık , dış boyası soyulmuş kırık birkaç penceresi olan bir ev vardı.
M:" biliyorum, çok güzel değil belki ama, birlikte burayı sıcacık bir yuva yaparız , hem sana söz ilerde sana çok daha büyük ve güzelini Alacağım. "
Ağlamaklı gözlerle ona döndü Ceylan.
C:" sen yanımda ol ben başka hiçbir şey istemem , birlikte burayı cok güzel yaparız ..."
...............................................................
Öyle de oldu , ev güzel değildi belki ama o evde bulduğum huzuru , uyuduğum uykunun tadını başka hiçbir yerde bulamadım .

Nikah kıydık evlendik , ben işe girdim gece yarılarına kadar çalışmaya başladım . Gel zaman git zaman Ceylan meleğe hamile kaldı....

Melek doğduktan 6 ay sonra ...
Duraksadı gözleri boşluğa daldı , sanki o ana geri dönmüş ve tekrar yaşıyormuş gibi donup kalmıştı. Tekrar konuşmaya ve o gün olanları anlatmaya başladı.

(Etkilenecek olanlar okumadan bu kısmı geçebilir, okuyacak olanlarin da müzik ile birlikte okumalarını tavsiye ediyorum.)

Olay günü
Yine bir gün işten dönmüştüm.
Gece yarılarına kadar çalışırdım hep. Ama o gün öyle değildi. O gün, bizim evlilik yıl dönümümüzdü. Bu yüzden erken çıkmıştım.

Elimde en sevdiği çiçekler, en sevdiği tatlı... Bir de ayağına yakışsın diye aldığım bir çift ayakkabı vardı. Sürpriz yapacaktım ona. İçimde tarifi olmayan bir heyecan, çocukça bir mutluluk vardı.

Her gün beni bahçe kapısında beklerdi. Ben gelince, el ele tutuşur küçük ama sıcak yuvamıza girerdik.

O gün erken geldiğim için kapıda yoktu. Bahçe kapısından içeri girdim, seslendim:

"Ceylan! Ceylanım hayatım, ben geldim!"

Koşarak kucağında meleğimizle çıkacak sandım. Çıkmadı.

Bir daha seslendim. Ses yok.

Duymamıştır dedim. Kapıya yürüdüm. İşte o an fark ettim. Kapı aralıktı...

Kalbime ince, soğuk bir sızı saplandı. Bir şeylerin ters gittiğini anladım o an. Ama o kapıdan içeri girmeye cesaret edemedim. Elimde tuttuklarım, kafamda kurduğum kötü düşünceler kadar ağırlaşmıştı.

Titreyen ellerimle kapıyı usulca ittim.

Ve o an... Kanım çekildi. Nefesim kesildi. Elimdekiler yere düştü.

Dışarıda haziranın sıcaklığı vardı, ama evin içinden kış soğuğu vuruyordu yüzüme. Ve o soğuğun getirdiği keskin bir kan kokusu.

Yerde, o soğuk betonun üzerinde, etrafı kan gölüne dönmüş, maviliği yavaş yavaş griye çalan gözleri açık bir şekilde yatan karım vardı. Karnında beş bıçak yarası...ile Ceylan.

Koşarak yanına vardım. Ne yapacağımı bilemeden dizlerimin üzerine çöktüm. Boğazıma koca bir yumru oturdu. Haykırmak istedim, sesim sessiz bir çığlığa dönüştü. Titreyen, ürkek ellerimi önce sarı saçlarına götürdüm. Okşadım.

Gözlerimden süzülen yaş, yerde birikmiş soğuk kana karıştı. Dudaklarımdan kısık, şefkatle dolu ama acıdan paramparça olmuş bir fısıltı döküldü:

"Ceylanım... Yer soğuk, kalk güzelim. Hadi Ceylan gözlüm, kalk..."

Ne bir ses, ne bir hareket.

Ellerimi saçlarından ayırıp yavaşça yüzüne götürdüğümde, teninin soğuğu bütün odayı, bütün dünyayı dondurdu. Bir elimle yüzünü okşarken, diğer elimle başını alıp kucağıma yerleştirdim.

"Senin kırmızı elbisen yoktu ki Ceylan..."

Üzerinde, evlendiğimiz ilk gün aldığım o beyaz elbise vardı. Şimdi kanla yıkanmış, kıpkırmızı kesilmişti.

"Ben sana daha güzelini alırım. En güzelini alırım. Hadi kalk..."

Ama Ceylan kalkmadı. Onu göğsüme çekip sımsıkı sarıldım. "Ceylan!" diye haykırışım evi değil, bütün mahalleyi sardı.

"Ceylan! Aç bırakma beni! Aç gözlerini Ceylan!"

Yerde hareketsiz duran ellerini tutup belime sarmaya çalıştım. Ama bıraktığım gibi cansızca yere düştüler.

"Yapma Ceylan, yapma... Beni sensiz bırakma. Bizi sensiz bırakma Ceylan."

Bizi...

O kelime dudaklarımdan dökülünce birden durdum. Gözlerimi Ceylan'dan ayırıp, deli gibi etrafa bakmaya başladım.

Bizi...

Ayağa fırlayıp doğruca yatak odasına koştum. Yatağın yanında, kendi ellerimle yaptığım beşik duruyordu.

Ve işte o an... Kalbim gerçekten durdu. Nefesim kesildi.

Altı aylık kızım, Meleğim... Beşiğin içinde, kanlar içinde kaybolmuş, yok olmuş gibi yatıyordu.

Koşarak yanına gittim. O kan akan beşiğin içinden kızımı aldım. Göğsüme öyle sıkı bastırdım ki... Ayaklarım artık beni taşıyamaz oldu. Yere çöktüm.
"Melekkkkkk"

Ve o evde iki kadınımı, karımı ve kızımı göğsüme bastırıp, bağıra bağıra, ciğerlerim sökülene kadar ağladım.

Ne diyeceğini bilemez halde öylece kalakaldım , meğer ne kadar da acı çekmiş.
"Koruyamadım ben onları, koruyamadım... Kıydılar aileme ."

Ağlamaya başladı. Dışardan sert ve korkusuz duran adam karşımda deli gibi ağlıyor karısını ve çocuğunu kurtaramayişının suçluluğu ve ağırlığı altında eziliyordu .

" O soysuzlerdan koruyamadım ben onları ... , ben kızımın kokusuna doyamadan aldılar benden onu. "

Yanına gidip sarıldım , bir kaç dakika sonra geri çekilip ayağa kalktı . Gidecekken bana dönüp , gözlerimin içine baktı.

" Bunu yapmanın, canının aldım sonra. Gözlerinin içine baka baka Ceylan'ın yediği bıçak yaralarının aynısını onada da açtım .. "altı tane " hemde büyük bir zevkle. Karanlığı seçen biz değiliz gece , karanlığa mahkum edilen biziz"

Tekrar arkasına döndüğünde .
G:" Yükünü hafifletirmi bilmem ama .. Eminim seninle gurur duyuyordur , böyle bir babası var diye . Seni gururla izlediğine eminim ."

Kafasını kaldırıp son bir kez gökyüzüne baktıktan sonra gözden kayboldu. Ben ise duyduğum bu hikayenin bıraktığı hüzün ile içmeye devam ettim.

(Uzun ve güzel bir bölüm oldu , yan karakterlerin de hikayeleri artık yavaş yavaş dahil etmeye çalışacam , umarım beğenmişsinizdir yeni bölüm büyük ihtimalle pazartesi, ya da salı gelecek )
(Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayalım ❤️❤️)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

140okunma 15beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…