Bölümler 20Şu an: Zorlu Seçim
- 1 Karşılama315 kelime
- 2 İstenmeyen misafir351 kelime
- 3 Kafes520 kelime
- 4 Doktor Hanım719 kelime
- 5 Kedi Yavrusu568 kelime
- 6 Sen Benimsin1.073 kelime
- 7 Kapıdaki polis1.249 kelime
- 8 Cesur kız1.280 kelime
- 9 Benim kadınım1.205 kelime
- 10 Aşık mısın?1.112 kelime
- 11 Ortak nokta1.660 kelime
- 12 Bırakmam peşini1.279 kelime
- 13 Benden kaçamazsın1.520 kelime
- 14 Özleştik Doktor Hanım2.064 kelime
- 15 İtiraf(seviyorum)1.850 kelime
- 16 Teselliyi başkasında arama2.449 kelime
- 17 Gece'ye deli olmak ❤️2.547 kelime
- 18 Melek🤍🤍2.947 kelime
- 19 Tatlı sarhoşluk2.848 kelime
- 20 Zorlu Seçim2.110 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şahin.
Hayatta kimseye kendimden taviz vermem. Kimseye de güvenmem.
Hayatıma giren insan sayısı hep az olmuştur. Kalanlar ise... kalanların hepsi bir çıkar üzerine kuruluydu. Hesaplı, soğuk bir alışverişti hepsi. Onunla olan ilişkim de öyleydi. En azından başlarda.
Yıllardır o ne dediyse yaptım. Sorgusuz. Bir an bile tereddüt etmeden. Çünkü o da karşılığında, ailemin katillerine dair bir ipucu getirirdi bana. Bazen oyalar, bazen yalan söyler, bazen de avucuma koca bir hiç bırakırdı. Biliyordum.
Ama bugün burada olmamın, bu sokaklarda hâlâ nefes alıyor olmamın en büyük payı ona aitti. Bu yüzden ona saygı duydum. Bu yüzden istediklerini hiç düşünmeden yaptım. Onunla tanışmamız bir tesadüf müydü, bilmiyorum. Kaderin acı bir oyunu muydu, yoksa en başından beri kurulmuş bir tuzak mıydı, onu da bilmiyorum.Bildiğim tek bir şey vardı: Bana ailemin katilini verecek tek kişi, oydu.
Aradan uzun bir zaman geçmişti.
Şahin ailesini kaybedeli bir yıl olmuştu. Bir yıl. Koskoca bir ömür gibi.
Önce evin kapısı mühürlendi. Sonra soyadının taşıdığı ne varsa, bütün mal varlıklarına el kondu. Geriye kimsesiz bir çocuk kaldı.Sokaklarda yaşamayı, sokaklarda büyümeyi öğrendi.
Yağmurun durmak bilmediği bir geceydi. O gece rüzgar, sanki kimsesizlerin üzerini örtmek için esiyordu. Soğuk, ıslak bir merhamet gibi.
Şahin, çalıştığı yerin taş zemini paspaslıyordu. Dizleri ıslak, elleri çatlak içinde. Dışarıdaki tabelanın ışığı, kirli camdan içeri vurup yerdeki sabunlu suda titriyordu.Henüz bilmiyordu.
Hayatının, o paspasın bıraktığı iz kadar silik ve o yağmur kadar gürültülü bir şekilde değişmek üzere olduğunu henüz bilmiyordu.
O gece de her şey normaldi. Her zaman olduğu gibi. Taki bodrumdan gelen sesi duyana kadar. Şahin ilk başta aldırmadı. Eski binaydı, borular uğuldar, tahtalar gıcırdardı. Ama ses kesilmedi. Aksine arttı. Boğuk, sürüklenen bir şeyin sesi. Sonra ayak sesleri.
Bodrum kapısı açıldı ve içeriden adamlar çıktı. Elleri kanlıydı.
Öndeki hariç hepsi sessizdi. Öfkeli olan oydu. Yüzü kıpkırmızı, nefesi hırıltılı. Boş bir masaya çöktüler, sandalyeleri gıcırdatarak.
Sonra o her zamanki aşağılayıcı sesiyle bağırdı:
"Hey velet! Bize içecek bir şeyler getir."
Şahin duymazdan geldi. Elindeki paspası aynı ritimde sürmeye devam etti. Yerdeki lekeyi sildi, sildi, sildi.
"Orospu çocuğu sana diyorum, duymuyor musun?"
İçerideki uğultu bıçak gibi kesildi.
Şahin yavaşça doğruldu. Mutfağa yürüdü. Raftan üç süs viskisini kaptığı gibi masaya bıraktı. Şişeler masaya değer değmez.... Sağ yanağına inen ağır bir tokat yedi. Kafası yana düştü. Birkaç saniye öylece kaldı. Ne bir kelime, ne bir inilti. Sadece durdu.
Sonra çok yavaşça başını geri çevirdi. Ve adamın gözlerinin tam içine baktı.
Kömür karası, soğuk, acımasız bir bakıştı. Bir çocuğun bakışı değildi. Orada, o anda öldürebilecek bir şeyin bakışıydı. Karşısındaki adam istemsizce ürperdi, bir adım geri çekilir gibi oldu. Öfkesini saklamak için daha da bağırdı.
"Şahin!! Adım Şahin!"
"Her ne boksa! O gözlerini oymadan git işini yap!"
Şahin tek kelime etmedi. Arkasını döndü. Yerdeki paspası alıp yine silmeye başladı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Sanki yanağı yanmıyormuş gibi. Adamlar içkilerini bitirip sigara için dışarı çıktılar. Kapı çarpıp kapandı. Dükkan boşaldı.
Şahin işini bitirdi. Bezi, kovayı toplamak için bodruma indi. Eşyaları köşeye bırakıp tam yukarı çıkacaktı ki, yan odadan bir ses geldi. Kısık, kanlı bir fısıltı.
"Yardım et... evlat..."
Şahin durdu. Sesin geldiği kapıya doğru yürüdü. Kapıyı araladı. Orta yerde, bir sandalyeye bağlı bir adam vardı. Üzerinde pahalı bir takım elbise, ama takım paramparçaydı. Ağzı burnu kırık, her yeri kan içindeydi. Zorla gözlerini araladığında Şahin'in gözlerini gördü.
"Çöz beni..."
"Neden?"
"Bak... çıkar beni buradan. Seni... seni bu pisliklerden kurtarırım."
"Onlardan farklı olduğunu nereden bileyim?"
Adamın dudakları titredi.
"Benden sana yardım çıkmaz," dedi Şahin ve kapıya yöneldi.
Tam eşiğe adım atmıştı ki arkadan bir çığlık koptu, bir pazarlık değil, bir yakarış gibiydi:
"Yardım edersen... istediğin her şeyi yaparım!"
Şahin durdu. Eli kapının kolunda öylece kaldı. Yağmur bodrumun küçük penceresine vurmaya başlamıştı. Hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti. Yukarı çıktı. Aradan iki dakika geçmişti.
Sonra merdivenleri koşarak indi. Elinde mutfaktan aldığı ekmek bıçağı vardı. Tek hamlede ipleri kesti.
"Geliyorlar. Çabuk olman lazım... Yan odadan dışarı çıkan bir kapı var, oradan çık."
Adamı bırakıp yukarı fırladı. Küçük kalbi göğüs kafesini dövecek gibi atıyordu. Tezgahın arkasına, en küçük köşeye saklandı.
Az sonra bodrum kapısı tekrar açıldı. Küfürler. Bağırışlar. Sonra silah sesleri. Kulakları sağır eden, taş duvarlarda yankılanan patlamalar. Sonra sessizlik.
Merak, korkusunu yendi. Aşağı indiğinde yerde iki adam yatıyordu. Ölüydüler. Bağlı adam yoktu. Kaçmıştı. Ama peşinden biri gitmişti. Ona tokat atan adam.
Şahin yerdeki silahlardan birini aldı. Küçük ellerinin arasında kocaman duruyordu. Soğuktu. Arka kapıdan dışarı çıktı.
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Sokaklar bu saatte ölü gibi sessizdi. Sadece yağmur ve yerde, yağmur suyuna karışıp uzayan ince bir kan izi vardı. Şahin o izi takip etti. Saçları yüzüne yapışmış, kıyafetleri sırılsıklamdı. İz onu çıkmaz bir sokağa götürdü. İşte oradaydılar.
Yaralı adam köşeye sıkışmıştı. Tokat atan adam silahını ona doğrultmuştu. Tam tetiği çekecekti ki... Hiç beklenmedik bir anda bir silah patladı. Karanlığı delip geçen o ses, bütün sokaklarda yankılandı.
Şahin'in küçük elleri titriyordu. Nefesi düzensizdi. Az önce ateş ettiği silah hâlâ ellerindeydi. Dumanı yağmurun içinde yükseliyordu. Yerde artık tokat atan adam yatıyordu.
Yaralı adam ve Şahin göz göze geldi. Şahin elindeki silahı yavaşça yere bıraktı. Yağmurdan gözlerini zorlukla açık tutarak baktı ve hayatında ilk defa birinden bir şey diledi.
"Bana ailemin katilini bulabilir misin?"
Adam, yüzündeki kana, acısına rağmen Şahin'e hayatında gördüğü en içten gülümsemeyle gülümsedi. İşte o gün, o yağmurlu gecede, o çıkmaz sokakta Şahin ilk cinayetini işlemişti. Ve hayatını değiştiren adamla, Asaf Hanoğlu ile o gün tanışmıştı.
_______________________________________
Depo yağmurdan sonra bile kuruyamamıştı. Betonun üstündeki mazot lekeleri ıslaklığını koruyor, tavandaki oluklardan tek tük damlalar düşüyordu. Her damla, teneke çatıda tok bir ses bırakıyordu.
Kapıdaki çocuklar Şahin'i tanıyordu. Yol verdiler ama gözlerini kaçırdılar. İçerideki adamların hiçbirinde bu nezaket yoktu. İçeri girdi.
En az on kişi. Duvarlara dağılmışlardı, kolları önlerinde bağlı değil, hep bellerine yakın yerde duruyordu. Kimse Şahin'e bakmıyor gibi yapıp, herkesten çok ona bakıyorlardı.
Ve ortada, her zamanki koltukta , Işığın bilerek vurmadığı o köşede oturuyordu, Asaf Hanoğlu.
Deri koltukta arkasına yaslanmış, bacak bacak üstüne atmış, elinde şarap. Yüzünün yarısı karanlıkta kalıyordu. Şahin karşısındaki boş koltuğa yerlesti. Daha tam anlamıyla oturmamışken , sessiz bir gölge yaklaşıp önüne şarap doldurdu. Aynı kadeh. Aynı marka. Her gelişinde oynadıkları aynı oyun.
İlk konuşan Asaf olmuştu. Sesi paslı bir bıçak gibiydi, kalın ve yavaş.
"Sonunda teşrif edebildin Şahin."
Şahin gülümsedi. O yorgun, bıkkın gülümsemesi.
"Saatim doğruysa iki dakika geciktim. Senin saatin benden kıymetliyse mesele yok."
Asaf'ın elindeki kadeh bir an durdu. Başını yana eğdi, sanki karşısında yaramaz bir çocuk varmış gibi.
"Yaran nasıl?"
"Merak mı ettin gerçekten?"
"Hayır."
Cevap o kadar dürüsttü ki, Şahin'in canını asıl bu acıttı.
Asaf devam etti, sesinde sahte bir şefkatle.
"Değişmişsin. Eskiden gözlerime bakamazdın. Şimdi bakıyorsun. Ama ben o çocuğu göremiyorum artık."
Şahin, önündeki şaraba dokunmadı. Dirseklerini dizlerine koydu, öne eğildi. Gölgesi masaya düştü.
"Çünkü o çocuk kördü abi," dedi alçak sesle. "Seni abisi sanıyordu. Seni tanıdığını sanıyordu. Oysa ben seni hiç tanımamışım."
Asaf'ın yüzündeki o babacan ifade bir anda silindi. Sanki bir maskeyi çekip almışlar gibi. Kadehi mermer masaya , koydu. Yavaşça. Kontrollü bir öfkeyle Odada o andan sonra hava değişti. Daha ağır. Daha az oksijenliydi. Korumaların omuzları gerildi.
Şahin fısıldamadı artık. Her kelimeyi, o depodaki her adamın duyduğundan emin olarak söyledi.
"Kimsin sen Asaf Hanoğlu? Kimin iti oldun da, kimin masasına çöküp beni sattın?"
Asaf da eğildi. İkisi de masanın üstünde, burun buruna. Çenesini sıktı. Gözlerinin akı kanlanmıştı.
"Şahin," dedi. Her heceyi ezerek.
"Benim adımı ağzına alırken besmele çekeceksin. Ben kimsenin iti olmam. Kimsenin masası olmam. Ben masanın ta kendisiyim."
Bu cümle bardağı taşıran son damlaydı.
Şahin bir hışımla ayağa kalktı, iki avucunu masaya öyle bir vurdu ki, yılların tozunu kaldırdı. Kadeh devrildi. Koyu kırmızı şarap, ahşabın çatlakları arasında kan gibi süzüldü. Ve cehennem koptu.
Şak - şak - şak!
On farklı el, on farklı silahta aynı anda. Emniyetler düştü, namlular kalktı. On karanlık delik, aynı anda tek bir noktaya, Şahin'in alnına, şakaklarına, göğsüne kilitlendi. Ölümün o kadar kalabalık olduğu bir odada, derin bir sessizlik olurmuş. İşte depoda tam da o sesizlik vardı.
Şahin silahlara bakmadı bile. Bakması gerekmiyordu. Gözleri hala Asaf'taydı. Dudakları titremiyordu.
Son soruyu, kurşunların gölgesinde sordu:
"Sevkiyatı Sinyora sen ispiyonladın mı Asaf? İki dakika için özür dileyeyim mi, yoksa ihanetin için sen mi dileyeceksin?"
" Beni tuzağa çekmedin mi? "
Çene kasları gerilmiş, boynundaki damarlar kabarmıştı. Bir adım daha attı, aralarındaki mesafeyi hiçe sayarak.
"Bana sıkan adamın kolunda senin mührün vardı. Amacın ne senin Asaf?"
Şahin'in bu sözüyle Asaf'ın yüzündeki o daimi, taş kesilmiş ifade ilk kez çatladı. Şaşkınlığını gizleyemedi. Ağır ağır arkasına yaslandı ve Şahin'e baktı, sanki karşısında duran adamı ilk defa görüyormuş gibi.
"Böyle bir şey mümkün değil."
Şahin acı bir tebessüm etti. O tebessümde yılların sadakati, dökülen kan ve hiçe sayılmış bir güven vardı.
"Senin için ölüme gözüm kapalı giderken, sen beni ölüme terk ettin. Bu saatten sonra benim için yok hükmündesin."
Sözünü bitirip arkasını döndü. Gitmek için bir hamle yaptı. Tam o anda Asaf, sessizce bekleyen korumalarından birine göz ucuyla bir işaret verdi. Koruma, elinde bir laptopla gelip masaya bıraktı. Asaf laptopu açtı. Bir videoya dokundu. Videodan gelen sesle birlikte Şahin olduğu yerde kalakaldı. Zaman durdu. Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu.
Annesinin sesiydi.
(Burada saklan ve sakın çıkma Şahin, ne olursa olsun çıkma.)
Herkesin karşısında dimdik, dağ gibi duran adamın omuzları bir anda düşmüştü. Yıllardır taş kesilmiş gözleri kızarmaya, dolmaya başlamıştı. Kalbi göğüs kafesine sığmıyor, nefesi boğazında düğümleniyordu.
"Ailenin katilini öğrenmek istemiyor musun?"
Şahin yavaşça döndü. Ekrana baktığında, yıllardır görmediği annesinin öldürüldüğü günün görüntüleri durdurulmuş şekilde duruyordu. O anın buzu, yılları aşıp gelip boğazına çökmüştü. Gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü. Ağzından tek bir kelime dökülebildi.
"Kim?"
Asaf masadaki laptopu kapattı. Ağır ağır ayağa kalktı. Şahin'in yanına, tam karşısına geldi. İki adam, iki kader, yılların hesabıyla burun burunaydı.
"İntikam istiyor musun evlat, sana o şansı tek şartla veririm."
Şahin yüzünü ona dönmeden, boşluğa bakar gibi fısıldadı.
"Ne istiyorsun?"
"Kızı öldürmeni. Doktordan kurtul."
Bu sözle Şahin beyninden vurulmuşa döndmüştü . Bir yanda sevdiği kadın, bir yanda ise yıllardır peşinde olduğu, uykularını haram eden ailesinin katili duruyordu.
" Ne saçmalıyorsun sen ? "
" O kız seni yumuşatıyor Şahin görmüyor muyum? Sanıyorsun"
Kulağına biraz daha yakınlaşıp
" Sevgi insanı zayıflatır evlat , sevgi en büyük zaaftır. O kızdan kurtul sana katili vereyim."
" Böyle bir şey asla olmayacak"
Gece
Soğuk metalin esneme değdiği an kalbim göğüs kafesimi yırtacak gibi atmaya başladı. Yavaşça ayağa kalktım. Ellerimi teslim olur gibi havaya kaldırdım.
"Kimsin sen, ne işin var burada?"
Yüzümü dönmeden, titreyen bir sesle sadece şunu diyebildim:
"Ben... Ben Şahin'le geldim."
Kafamdaki namlu biraz daha bastırıldı.
"Yürü."
İçeriden Şahin'in sesinin geldiği yöne doğru yürümeye başladık. Ana salona vardığımızda, Şahin ve yanında takım elbiseli bir adam duruyordu. O an ağzımdan tek bir kelime dökülebildi:
"Şahin!"
İkisi de aynı anda bana döndü. Beni orada görmeyi beklemediği, Şahin'in yüzünden okunuyordu. Diğer adam ise kim olduğumu anlamaya çalışır gibi beni baştan aşağı süzüyordu.
" Abi, varillerin arkasında saklanırken buldum."
Şahin kaşlarını çattı.
Ş:" Gece, ne işin var burada?"
O takım elbiseli adam, yüzünde hafif bir sırıtışla üzerime doğru yürümeye başladı.
A:" Demek Gece sensin."
Kafama silah dayayan adam beni öne itmek için omzuma dokunduğu an, Şahin belindeki silahı bir hışımla adama doğrulttu.
Ş: "Sakın ona bir daha dokunmaya kalkma!"
Sesi bütün depoda yankılandı. Şahin'in silah çekmesiyle içerideki herkes aynı anda silahlarını Şahin'e doğrulttu. Gözyaşlarım kendiliğinden akmaya başlamıştı. Şahin'e silah doğrulttuklarında korkum ikiye katlandı.
G:" Şahin, çok korkuyorum."
Ş:" Korkma güzelim. Ben buradayım, korkma."
Asaf denilen adam Şahin'in yanına döndü, tam yanında durdu.
A: "Baksana Şahin, buraya gelmesini bile engelleyememişsin. Beklediğimiz fırsat ayağımıza geldi."
Ş:" SAKIN! Asaf Hanoğlu, sakın..."
A:" Senden istediğim şeyin tam zamanı," dedi Asaf ve deri koltuğa geçip oturdu. Elindeki kadehten bir yudum aldı.
"Hadi Şahin, şimdi işi bitir, ben de sana katili vereyim."
Şahin'in çene kasları gerilmişti. Ama gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir şey vardı. Çaresizlik.
Hiç beklemediğim bir anda silahını bana doğru çevirdi. Emniyeti açtı. O an nefesim kesildi. Çaresizce başımı sağa sola sallayarak, yalvarır gibi fısıldadım:
G: "Ş... Şahin, ne yapıyorsun? Y- apma..."
Ama beni duymuyordu. Aklı başka bir yerde, kendi içinde bir savaş veriyor ve yeniliyordu. En sonunda dudaklarından acı bir fısıltı döküldü:
Ş:"Gözlerini kapat." Pes etmişti.
G: "Hayır!!! Eğer yapcaksan gözlerimin içine bakarak yap!"
Ve o an bütün depo tek bir silah sesiyle inledi. Bir süre sonra sadece dışarıda çiseleyen yağmurun ve rüzgarın sesi kaldı. Arkamda duran adam yere düşmüştü. Bütün vücudum korkudan titriyordu. Ayaklarımın altında hissettiğim sıcaklıkla yere baktığımda, yerde yavaşça süzülen kanı gördüm.
Zorla iki adım atmaya çalıştım, sonra dizlerimin bağı çözüldü. Tam düşecekken kendimi Şahin'in kollarında buldum. Gözümden akan son gözyaşını sildi ve beni kucağına aldı. Ona sıkı sıkı sarılıp göğsüne sığındım.
Asaf'a döndü, sesi buz gibiydi:
Ş:"Ona dokunanı yaşatmam."
Saçlarımdan öptü ve oradan bir daha dönmemek üzere uzaklaşmaya başladık. Asaf arkamızdan seslendi:
A : "Umarım ailene tercih etmene değer, Şahin."
Başımı kaldırıp Şahin'in gözlerine baktım. Bana şefkatle bakıyordu. Ama o gözlerde sadece şefkat yoktu. Benim uğruma ardında bıraktığı her şeyin acısı da vardı...
(Umarım beğenirsiniz , yeni bölümde tekrar buluşmak üzere, kendize iyi bakın❤️❤️ )
Bölüm etkileşimi
