9. bölüm / 15
KARANLIĞIN SESİ9.Bölüm: İki Kardeş, Tek Taht
Bölümler 15Şu an: 9.Bölüm: İki Kardeş, Tek Taht
- 1 1. Bölüm: Yağmur ve Barut302 kelime
- 2 2. Bölüm: Kanlı Masanın Raconu648 kelime
- 3 3.Bölüm: Gece Gelen Fırtına597 kelime
- 4 4. Bölüm: Ejderhanın Gölgesi ve Hesaplaşma603 kelime
- 5 5.Bölüm: Ejderhanın Gazabı ve Yeni Masa591 kelime
- 6 6.Bölüm: Küllerin Altındaki Kor370 kelime
- 7 7.Bölüm: Eski Dostun Gölgesi448 kelime
- 8 8.Bölüm: Geçmişin Zehri ve Şoke Edici Gerçek462 kelime
- 9 9.Bölüm: İki Kardeş, Tek Taht486 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 . 10.Bölüm: Alevler İçindeki Şehir507 kelime
- 11 11. Bölüm: Ekonomik Kurşunlar ve İçerideki Çatlak424 kelime
- 12 12. Bölüm: Kalbin Gölgesi ve İki Ateş Arasında447 kelime
- 13 13. Bölüm: Ateş Düştüğü Yeri Yakarlar397 kelime
- 14 14. Bölüm: Kanlı Yüzleşme ve Neva’nın Gizemi486 kelime
- 15 15.Bölüm: Fırtına Öncesindeki İki Ateş643 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şile ormanının soğuk ve puslu havası, Agâh’ın yüreğine çöken karanlığı ısıtmaya yetmiyordu. Selim’in cansız bedenini toprağa verdikten sonra, Agâh ve Doğan sessizlik içinde Karadağ Konağı’na döndü. Yirmi yıllık bir yalanın, öz ağabeyinin gölgesiyle beslenip devasa bir intikam canavarına dönüşmesi, Agâh’ın omuzlarına tonda ağırlık yüklüyordu.
Konağın kapısından içeri girdiklerinde Zeynep salonda onları bekliyordu. Babsının yüzündeki donuk ve yaralı ifadeyi gördüğünde bir şeylerin feci şekilde yanlış gittiğini anladı.
"Baba..." dedi Zeynep, yaklaşarak. "Neler oluyor? Selim Amca nerede?"Agâh, kızının saçlarını okşadı. Gözlerindeki acıyı gizlemeye çalışarak sakince konuştu: "Selim huzura kavuştu kızım. Ama şimdi bizim yarım kalan bir hesabı kapatmamız gerekiyor."
Agâh, Doğan’a dönüp emrini verdi: "Şehrin tüm kilit adamlarını, masanın kalan üyelerini ve liman muhafızlarını konağa çağır. Yarın gece İstanbul’da fırtına kopacak. Ve bu fırtınayı başlatan adam, evine dönecek."
Ertesi gece...
Karadağ Konağı’nın büyük salonunda devasa ahşap masa yeniden kurulmuştu. Masada sadece İstanbul’un en güçlü üç baronu kalmıştı; diğerleri Siyah Ejderha’nın ve iç çatışmaların kurbanı olmuştu. Masanın ortasında, babalarından kalan tarihi şamdan yanıyor, ateşi karanlık duvarlarda devasa gölgeler yaratıyordu.Gecenin tam yarısında, konağın ağır dış kapısı patlatılmadı ya da zorlanmadı. Kapı yavaşça, adeta evin sahibi içeri giriyormuşçasına açıldı.
Dışarıda bekleyen onlarca muhafızın arasından süzülerek içeri giren adam, uzun siyah bir palto giymişti. Yüzündeki derin bıçak izi ve ağarmış saçları, geçen yirmi yılın acımasızlığını özetliyordu.
Harun Karadağ, salona adım attı.
Salondaki baronlar ayağa fırladı, elleri silahlara gitti. Ancak Agâh elini kaldırarak hepsini durdurdu.
"Geri durun," dedi Agâh, sesi bir mezar taşının soğukluğuyla salonda yankılandı. "Bu masa iki kardeşin masası."Harun, adımlarını ağır ağır atarak Agâh’ın tam karşısındaki boş sandalyeye doğru ilerledi. Sandalyeyi çekip oturdu. Yüzündeki alaycı smile, gözlerindeki derin nefreti örtmeye yetmiyordu.
"Büyümüşsün küçük kardeşim," dedi Harun, sesi kısıktı ama tavanı yüksek salonda bir bıçak gibi çınladı. "Babamın koltuğuna güzel kurulmuşsun. Bense yirmi yıldır Asya’nın, Çin’in, Avrupa’nın yeraltı pisliklerinde, bir ölü gibi yaşamak zorunda kaldım."
"Seni ölüme babam göndermedi Harun," dedi Agâh, gözlerini ağabeyinin gözlerine sabitleyerek. "Seni hırsın gönderdi. Masanın namusunu yabancılara satmaya kalkıştığın gün, babam senin biletini kesti."
Harun masaya vurarak ayağa kalktı. "Yalan!" diye kükredi. "Babam bu şehri ve tahtı sana vermek için beni kurban etti! Miran’ı, Şahin’i, Siyah Ejderha’yı... Hepsini ben yönettim Agâh! Senin o çok güvendiğin düzenini, kurallarını, babamın mirasını gözünün önünde parça parça etmek için döndüm!"Agâh istifini bozmadan oturduğu yerden gümüş tabancasını çıkardı ve masanın tam ortasına, iki kardeşin arasına koydu.
"Bu şehir parayla, hırsla ya da intikamla yönetilmez Harun," dedi Agâh sakince. "Bu şehir sadakatle yönetilir. Yirmi yıl önce babamın verdiği kararın bedelini ödemeye geldiysen, işte silah, işte masa."
Harun yavaşça masadaki silaha baktı. Yüzündeki nefret yerini karmaşık bir tereddüde bıraktı. Tam o sırada konağın dışından onlarca aracın siren ve motor sesleri yükseldi. Doğan salona daldı.
"Abi!" dedi Doğan. "Harun’un adamları şehri ateşe verdi! Limanlarda, Karaköy’de ve gümrük kapılarında eş zamanlı çatışmalar başladı! Harun bütün şehri yakıyor!"Agâh ayağa kalktı. Ağabeyine baktı. "Şehri yakarak mirasa sahip olamazsın Harun. Sadece bir harabe bırakırsın."
Harun silahı masadan kaptı ve Agâh’ın göğsüne doğrulttu. "O zaman o harabenin kralı ben olurum!
Bölüm etkileşimi
