8. bölüm / 15
KARANLIĞIN SESİ8.Bölüm: Geçmişin Zehri ve Şoke Edici Gerçek
Bölümler 15Şu an: 8.Bölüm: Geçmişin Zehri ve Şoke Edici Gerçek
- 1 1. Bölüm: Yağmur ve Barut302 kelime
- 2 2. Bölüm: Kanlı Masanın Raconu648 kelime
- 3 3.Bölüm: Gece Gelen Fırtına597 kelime
- 4 4. Bölüm: Ejderhanın Gölgesi ve Hesaplaşma603 kelime
- 5 5.Bölüm: Ejderhanın Gazabı ve Yeni Masa591 kelime
- 6 6.Bölüm: Küllerin Altındaki Kor370 kelime
- 7 7.Bölüm: Eski Dostun Gölgesi448 kelime
- 8 8.Bölüm: Geçmişin Zehri ve Şoke Edici Gerçek462 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.Bölüm: İki Kardeş, Tek Taht486 kelime
- 10 . 10.Bölüm: Alevler İçindeki Şehir507 kelime
- 11 11. Bölüm: Ekonomik Kurşunlar ve İçerideki Çatlak424 kelime
- 12 12. Bölüm: Kalbin Gölgesi ve İki Ateş Arasında447 kelime
- 13 13. Bölüm: Ateş Düştüğü Yeri Yakarlar397 kelime
- 14 14. Bölüm: Kanlı Yüzleşme ve Neva’nın Gizemi486 kelime
- 15 15.Bölüm: Fırtına Öncesindeki İki Ateş643 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sığınağın havalandırma kanallarından sızan keskin gaz kokusu, ciğerleri yakmaya başlamıştı. Zaman tükeniyordu.
"Doğan, arka duvardaki beton bloğu görüyor musun?" diye bağırdı Agâh, Selim’in kolunu omzuna daha sıkı kenetleyerek. "Sığınağın eski mimarisinde acil çıkışlar zayıf tutulurdu. Plastik patlayıcıyı oraya yerleştir!"
Doğan bir an bile tereddüt etmedi. Sırt çantasından çıkardığı iki küçük patlayıcı kalıbını beton bloğun birleşim noktasına yapıştırdı, fünyeyi kurdu ve geriye doğru sıçradı.
Güm!
Şiddetli patlamanın etkisiyle toz ve taş bulutu etrafa saçıldı. Havalandırma boşluğundan gelen temiz gece havası hücresine dolarken, duvarda karanlık bir geçit açılmıştı. Agâh, yaralı Selim’i sırtlayarak Doğan ile birlikte çökmekte olan sığınaktan dışarı kayalık alana attı kendini. Bekleyen fırtınalı gece, ciğerlerini dolduran temiz havayla adeta onları yeniden hayata döndürdü.Sığınağın içindeki gaz patlamayla tutuşup arkalarında devasa bir alev topu oluştururken, Agâh ve Doğan, Selim’i kayalıkların arkasındaki güvenli noktaya yatırdı.
Selim, kesik kesik nefes alarak Agâh’ın yakasına yapıştı. "Agâh... Zamanım az... Dinle beni..."
"Konuşma Selim, seni güvenli eve götüreceğiz. Yaşayacaksın," dedi Agâh, dostunun yarasına bastırarak.
"Hayır!" dedi Selim, öksürerek kan tükürdü. "Beni kurtarman bir hataydı Agâh... O ses... Hoparlördeki adamın kim olduğunu bilmiyorsun..."
Agâh’ın gözleri kısıldı. "Kim o Selim? Siyah Ejderha’nın üstündeki kim?"
Selim’in gözlerinden yaşlar süzüldü, titreyen parmağıyla Agâh’ın göğsüne dokundu. "O adam... senin öldü bildiğin ağabeyin, Harun Karadağ."O an, gece çöken sessizlik Agâh’ın üzerine bir karabasan gibi kabustu. Şile ormanındaki rüzgârın uğultusu bile bir anda kesilmiş gibiydi. Agâh Karadağ, yeraltı dünyasındaki tüm kuralları koyan adam, hayatında ilk kez kımıldayamadı.
"Ağabeyim..." dedi Agâh, fısıltıyla. "Harun yirmi yıl önce Karadeniz’de batan o teknede öldü..."
"Ölmedi Agâh!" dedi Selim, son gücüyle bağırarak. "Baban... Babam dediğin adam Harun’u sürgün etti! Ağabeyin Karadağ ailesinin tahtına geçmek istedi ama baban onu ihanetle suçlayıp feda etti. Harun yirmi yıldır Asya’da, karanlıkta büyüdü. Siyah Ejderha’yı kuran, Miran’ı masaya süren, bu şehri kanla yıkamak isteyen adam senin kendi öz ağabeyin!"
Agâh başını geriye attı. Yıllardır koruduğu, namusunu savunduğu Karadağ ailesinin tüm geçmişi bir yalan üzerine mi kurulmuştu? Babasının ona öğrettiği raconlar, adalet felsefesi... Hepsi ağabeyini kurban etmek için dizayn edilmiş bir kurgu muyduNeden?" diye sordu Agâh, sesi ilk defa kırılmıştı. "Neden beni vurmak için yirmi yıl bekledi?"
"Çünkü sana düşman değil Agâh," dedi Selim, gözleri kapanmaya başlarken. "O senin Karadağ adını ve babanın mirasını nasıl yok ettiğini izlemek istedi. Şimdi sıra sende... İstanbul’u kendi ellerinle ağabeyine teslim edeceksin ya da kendi kanından olan adamı kendi ellerinle öldüreceksin..."
Selim’in başı yana düştü. Elindeki son nefes de Şile ormanının soğuk gecesine karıştı.
Doğan, Agâh’ın yanına yaklaştı. Yaşananların ve duyduklarının şokuyla konuşmakta zorlanıyordu. "Abi... Şimdi ne yapacağız? Eğer Harun Karadağ yaşıyorsa..."
Agâh yavaşça ayağa kalktı. Yüzündeki acı ifade yerini donuk, taştan bir sertliğe bıraktı. Gümüş tabancasını çıkardı, şarjörünü kontrol etti.Kardeşlik ve kan bağı, masanın namusundan üstün değildir Doğan," dedi Agâh Karadağ. "Harun bu şehre gölge düşürdüyse, o gölgeyi silecek olan yine aynı kandır. Konağa dönüyoruz. Ağabeyimi karşılamak için masayı kuracağız."
Bölüm etkileşimi
