17. bölüm / 15
KARANLIĞIN SESİ15.Bölüm: Fırtına Öncesindeki İki Ateş
Bölümler 15Şu an: 15.Bölüm: Fırtına Öncesindeki İki Ateş
- 1 1. Bölüm: Yağmur ve Barut302 kelime
- 2 2. Bölüm: Kanlı Masanın Raconu648 kelime
- 3 3.Bölüm: Gece Gelen Fırtına597 kelime
- 4 4. Bölüm: Ejderhanın Gölgesi ve Hesaplaşma603 kelime
- 5 5.Bölüm: Ejderhanın Gazabı ve Yeni Masa591 kelime
- 6 6.Bölüm: Küllerin Altındaki Kor370 kelime
- 7 7.Bölüm: Eski Dostun Gölgesi448 kelime
- 8 8.Bölüm: Geçmişin Zehri ve Şoke Edici Gerçek462 kelime
- 9 9.Bölüm: İki Kardeş, Tek Taht486 kelime
- 10 . 10.Bölüm: Alevler İçindeki Şehir507 kelime
- 11 11. Bölüm: Ekonomik Kurşunlar ve İçerideki Çatlak424 kelime
- 12 12. Bölüm: Kalbin Gölgesi ve İki Ateş Arasında447 kelime
- 13 13. Bölüm: Ateş Düştüğü Yeri Yakarlar397 kelime
- 14 14. Bölüm: Kanlı Yüzleşme ve Neva’nın Gizemi486 kelime
- 15 15.Bölüm: Fırtına Öncesindeki İki Ateş643 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karaköy Limanı’ndaki kanlı şafak zaferinin üzerinden iki hafta geçmişti. İstanbul’un tarihi sokaklarına çöken sis, dışarıdan bakan gözler için derin bir sükûnet tablosu çiziyordu; ancak yeraltı dünyasının karanlık koridorlarında Agâh Karadağ’ın aldığı kararlar devasa bir fay hattını tetiklemişti. Ağabeyi Harun’u öldürmeyip şehirden sürgün etmesi, masadaki hırslı ve sabırsız isimler tarafından bir güç göstergesi değil, aksine yaşlı bir barunun zayıflık emaresi olarak yorumlanmıştı.Kusura bakma Agâh Abi," dedi Cenk, alaycı bir gülümsemeyle. "Limanlar iki haftadır durma noktasında. Sen ağabeyinle olan geçmiş hesabını kapatamadın diye bizim rızkımız kesiliyor. Artık masada yeni kurallar geçerli. Lojistiği de gümrük bağlarını da biz devralıyoruz."
Agâh, oturduğu koltuktan ağır ağır ayağa kalktı. Paltosunu düzeltti, masanın etrafından dolanarak Cenk’in tam karşısında durdu. İki adam arasındaki mesafe bir nefesten daha azdı.
"Sen daha dün Karaköy’ün ara sokaklarında harçlık toplarken, ben bu masanın namusunu kanımla mühürlüyordum Cenk," dedi Agâh, fısıltı kadar kısık ama kemik sızlatacak kadar keskin bir sesle. "Bana racon mu öğreteceksin?"Cenk, Agâh’ın o heybetli ve soğuk duruşu karşısında duraksadı; ancak arkasındaki adamlara güvenerek elini belindeki silaha uzatmaya kalktı. Fakat Cenk’in eli kılıfına bile değemeden, Doğan’ın silahının soğuk namlusu çoktan Cenk’in alnına dayanmıştı. Aynı anda odanın gölgelerinden çıkan Karadağ korumaları, Cenk’in arkasındaki iki adamı yere serip silahlarını boşa çıkardı.
Agâh, Cenk’in titremeye başlayan çenesine hafifçe vurdu. "Seni bu masadan atmıyorum Cenk. Git, arkandaki o gizli ağabeylerine söyle; bu şehre el uzatmaya kalkanın eli omzundan kesilir."Cenk’in sürüklenerek dışarı atılmasının ardından, Karaköy’ün yeniden inşa edilen legal ve finansal ağlarını düzene sokmak üzere konağa iki kritik isim davet edildi. Yeraltı dünyasının kirliliğine karşı kanunları bir kalkan gibi kullanan idealist ve cesur avukat Aylin Yalçın ile küresel finans dünyasının karmaşık koridorlarını ve uluslararası lojistiği yöneten zeki, zarif ancak tehlikeli sırlara sahip Neva Soydan.
Akşam saatlerinde konağın geniş salonunda liman sözleşmeleri ve dondurulan hesaplar üzerine kritik bir toplantı başladı. Masanın başında oturan Agâh, önündeki resmi evrakları incelerken, salonun iki farklı köşesinde duran Aylin ve Neva’nın bakışlarındaki zıtlığı fark etmemek imkânsızdı.Agâh Bey," dedi Aylin, kararlı ve kendinden emin adımlarla masaya yaklaşarak. "Cenk ve arkasındaki yapının yarattığı bu hukuk dışı durum, gümrükteki yasal ortaklıklarınızı tamamen bitirebilir. Eğer kanunların arkasında durmazsak, sizi bu bürokratik kuşatmadan koruyamam."
Aylin’in gözlerindeki o saf adalet inancı, Agâh’ın yıllardır unuttuğu o temiz dünyayı hatırlatıyordu.
Diğer tarafta duran Neva ise hafifçe gülümsedi. Bacak bacak üstüne atıp elindeki kadehi hafifçe sallayarak Agâh’a doğru baktı. Bakışlarındaki cesur ve tehlikeli parıltı, Agâh’ın ruhundaki fırtınayla birebir örtüşüyordu.Aylin Hanım son derece idealist," dedi Neva, pürüzsüz ve çekici sesiyle. "Ancak sahadaki gerçekler rakamlarla yazılır Agâh. Seni ve bu şehri korumak istiyorsak, sadece yasalarla değil, küresel sermayenin sert kurallarıyla hareket etmeliyiz. Ben o sermayeyi senin ayaklarının altına sermeye hazırım."
Toplantı sona erip masadakiler dağıldığında salonda sadece Agâh, Aylin ve Neva kaldı. İki kadın da Agâh Karadağ’ın etrafındaki o tehlikeli ve karizmatik çekim alanına kapılmıştı. Aylin, Agâh’ın adaletine ve gizli kalmış merhametine derin bir hayranlıkla bağlanırken; Neva, onun karanlık dünyasını paylaşabilecek tutkulu bir cesaretle yaklaşmaktaydı.Agâh, ömrü boyunca kalbini tüm duygulara kapatmış, sadece racon ve adaletle yaşamıştı. Ancak o an, bakışlarını Neva’nın gözlerine sabitledi. Neva’nın cesur duruşu, Agâh’ın taşlaşmış kalbinde uzun süredir hissetmediği o tehlikeli yangını körüklemişti. Agâh, Neva’nın gözlerindeki o hırslı ve derin çekime karşı koyamadığını hissetti.
Agâh’ın Neva’ya doğru adım atması ve ikili arasındaki o sessiz ama yoğun yakınlaşma, salondan çıkmak üzere olan Aylin’in gözünden kaçmadı. Aylin’in kalbine saplanan o gizli sızı, yüzündeki gururlu ama kırgın ifadeye yansıdı. Neva ise Agâh’ın bu seçimini fark ederek zafer kazanmış bir edayla gülümsedi.Ancak iki kadının da Agâh Karadağ’a duyduğu bu derin ve karmaşık aşk, İstanbul’un sokaklarında patlamaya hazır en büyük bombanın fitilini ateşleyecekti.
Doğan, kapının aralığından içeri girip Agâh’a yaklaştı ve fısıldadı:
"Abi... Harun dışarıda yeni ittifaklar kuruyor. Ve içerideki bu duygu karmaşası, düşmanlarımızın zayıf anımızı kollaması için biçilmiş kaftan."
Agâh, Neva’nın elini tutarak Doğan’a baktı. Yüzünde hem aşka hem de savaşa hazır olan o efsanevi liderin ifadesi vardı.
"Bırakın fırtına kopsun Doğan," dedi Agâh Karadağ. "Bu şehirde ayakta kalmak istiyorsan, hem kurşunla hem de kalbinle dövüşmeyi bileceksin."
Bölüm etkileşimi
