10. bölüm / 15
KARANLIĞIN SESİ. 10.Bölüm: Alevler İçindeki Şehir
Bölümler 15Şu an: . 10.Bölüm: Alevler İçindeki Şehir
- 1 1. Bölüm: Yağmur ve Barut302 kelime
- 2 2. Bölüm: Kanlı Masanın Raconu648 kelime
- 3 3.Bölüm: Gece Gelen Fırtına597 kelime
- 4 4. Bölüm: Ejderhanın Gölgesi ve Hesaplaşma603 kelime
- 5 5.Bölüm: Ejderhanın Gazabı ve Yeni Masa591 kelime
- 6 6.Bölüm: Küllerin Altındaki Kor370 kelime
- 7 7.Bölüm: Eski Dostun Gölgesi448 kelime
- 8 8.Bölüm: Geçmişin Zehri ve Şoke Edici Gerçek462 kelime
- 9 9.Bölüm: İki Kardeş, Tek Taht486 kelime
- 10 . 10.Bölüm: Alevler İçindeki Şehir507 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11. Bölüm: Ekonomik Kurşunlar ve İçerideki Çatlak424 kelime
- 12 12. Bölüm: Kalbin Gölgesi ve İki Ateş Arasında447 kelime
- 13 13. Bölüm: Ateş Düştüğü Yeri Yakarlar397 kelime
- 14 14. Bölüm: Kanlı Yüzleşme ve Neva’nın Gizemi486 kelime
- 15 15.Bölüm: Fırtına Öncesindeki İki Ateş643 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Konağın salonunda zaman durmuş gibiydi. Harun’un elindeki gümüş tabancanın namlusu doğrudan Agâh’ın göğsüne doğrulmuştu. Dışarıdan patlama sesleri, sirenler ve silah cızırtıları yükseliyor; İstanbul’un kaderi iki kardeşin arasındaki bu gergin ipte sallanıyordu.
Agâh, kalbine doğrultulmuş silaha tek bir an bile bakmadı. Gözlerini ağabeyinin hırs ve nefretten kör olmuş gözlerine sabitledi.
"Tetiği çek Harun," dedi Agâh, sesi oda içerisindeki fırtınayı bastıracak kadar sakindi. "Tetiği çek ki yirmi yıl önce yarım bıraktığın lekeyi tamamla. Ama bu şehri yakarak kral olamazsın; ancak kendi külünün üzerinde oturan bir hain olursun."Harun’un parmağı tetikte titredi. Gözlerinde yirmi yılın birikmiş öfkesiyle karışık derin bir tereddüt belirdi. Agâh’ın bu sarsılmaz duruşu, onun yirmi yıldır Asya’da beslediği nefreti tek bir hamlede anlamsız kılıyordu.
"Sus!" diye kükredi Harun. "Bana vaaz verme Agâh! Babamın sana bıraktığı o tahtı kendi ellerimle yıkacağım!"
Harun tetiğe basamadan, Agâh yıldırım hızıyla ileri atıldı. Ağabeyinin bileğini yakalayıp yukarı doğru büktü. Salonda tek bir el silah patladı; mermi tavandaki antika avizeyi un ufak etti. İki kardeş, koca salonda geçmişin hesabı ve geleceğin savaşı için göğüs göğüse dövüşe tutuştu.
Agâh, ağabeyini masanın üzerine savurdu. Silah yere düşüp ahşap parkede kaydı. Harun hızla toparlanıp belindeki bıçağı çıkardı ve Agâh’ın üzerine hamle yaptı. Agâh yana fırlayarak hamleden sıyrıldı ama bıçak paltosunun kolunu yırtıp omzunu çizdi.Abi!" diye bağırdı Doğan, salona dalıp silahını Harun’a doğrultarak.
"Karışma Doğan!" diye gürledi Agâh, omzundaki kanı umursamadan. "Bu masanın hesabı iki kardeş arasında kapanacak!"
Agâh, Harun’un ikinci bıçak hamlesini yakalayıp kolunu kırdı. Bıçak yere düşerken, Agâh ağabeyini sert bir darbeyle yere serdi. Harun nefes nefese, sırtüstü yerde kalmıştı. Agâh, yerdeki gümüş tabancayı aldı ve ağabeyinin alnına dayadı.
Harun kan tükürdü, yüzünde acı bir gülümseme belirdi. "Çek tetiği Karadağ... Babamın yapamadığını yap."Agâh, alnına silah dayadığı ağabeyine baktı. Bir an için gözlerinin önünden çocuklukları, Karaköy sokaklarında birlikte koştukları günler geçti. Sonra yavaşça silahı indirdi. Şarjörü çıkarıp masaya fırlattı.
"Seni öldürmeyeceğim Harun," dedi Agâh. "Seni ölüme mahkûm etmek, babamın düştüğü hataya düşmek olur. Sen bu şehrin evladıydın ama bu şehre ihanet ettin. Şimdi seni canlı canlı kendi vicdanına ve bu sokaklara terk ediyorum."
Agâh arkasını döndü. "Doğan, limanlara gidiyoruz. Harun’un paralı askerleri İstanbul’u yakmadan o yangını söndüreceğiz!"Karaköy Limanı alevler içindeydi. Harun’un Siyah Ejderha’dan devraldığı yabancı lejyonerler, limandaki konteynerleri ateşe verip şehirde kaos yaratmaya çalışıyordu. Ancak Agâh Karadağ limana vardığında, arkasında sadece Doğan değil; masanın kalan tüm baronları, Karaköy’ün eski esnafı ve Karadağ ailesine sadık yüzlerce adam vardı.
"Bu şehir bizim!" diye bağırdı Doğan, otobüslerin ve araçların arkasından siper alarak.
Gece boyunca süren amansız sokak savaşında Agâh Karadağ, en ön safta dövüştü. Yabancı lejyonerler, sokakların her bir köşesini ezbere bilen, omuz omuza vermiş bu halkın ve raconun karşısında tutunamadı. Gün doğarken limandaki son yabancı tetikçi de silahını bırakmak zorunda kaldı.Şafak sökerken İstanbul semaları duman altındaydı ama liman kurtarılmıştı. Agâh Karadağ, rıhtımın ucuna kadar yürüdü. Islak ceketini düzeltti, cebinden çıkardığı son sigarasını yaktı.
Arkasında Doğan belirdi. "Abi... Harun ortadan kaybolmuş. Konaktan kaçmış."
Agâh, Haliç’in üzerine doğan kızıl güneşe baktı. Dumanı yavaşça havaya bıraktı.
"Kaçsın Doğan," dedi Agâh Karadağ, sesi sakin ve emindi. "Nereye giderse gitsin, bu şehrin gölgesi onun peşini bırakmayacak. Savaş henüz bitmedi, sadece yeni bir boyuta geçti."
Bölüm etkileşimi
