KARANLIĞIN SESİ kitap kapağı

11. bölüm / 15

KARANLIĞIN SESİ

11. Bölüm: Ekonomik Kurşunlar ve İçerideki Çatlak

Vaveyla Yazarı: Emre Karakoç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 11. Bölüm: Ekonomik Kurşunlar ve İçerideki Çatlak

Karaköy Limanı’ndaki şafak zaferinin üzerinden iki hafta geçmişti. İstanbul’un sokakları dışarıdan bakıldığında sakindi; ancak yer altı dünyasının derinliklerinde, Agâh Karadağ’ın affedici tutumu ilk büyük çatlağını vermeye başlamıştı. Harun’un öldürülmeyip serbest bırakılması, masadaki bazı genç baronlar tarafından zayıflık olarak yorumlanmıştı.

Karadağ Konağı’nın çalışma odasında Agâh, masanın üzerindeki finansal raporları incelerken yüzündeki çizgiler derinleşiyordu. Doğan, kapıyı tıklatarak içeri girdi ve elindeki tableti masaya bıraktı.Abi, dışarıdaki düşmanlar şimdilik sessiz ama içeriden gelen haberler iyi değil," dedi Doğan, endişeli bir sesle. "Masanın genç üyelerinden Cenk, diğer baronları arkasına alarak lojistik sevkiyatlarını kendi ellerine almaya çalışıyor. Harun’un serbest bırakılmasından cesaret almışlar gibiler."

Agâh başını kaldırıp Doğan’a baktı. Gözlerinde yorgunluktan eser yoktu; aksine, fırtınanın tekrar kopacağını bilmenin verdiği o keskin kararlılık vardı.

"Harun dışarıda sadece bir gölge gibi dolaşıyor Doğan," dedi Agâh, sakin bir sesle. "Ama Cenk gibi hırslı piyonlar, ipin kimin elinde olduğunu unuttular. İhanetin rengi genci yaşlısı olmaz; lekesi aynıdır."Tam o sırada konağın dış kapısında ani bir kargaşa koptu. Kapıdaki korumaların sesleri yükseldi ve çalışma odasının kapısı hızla açılarak içeri Cenk girdi. Arkasında ise silahlı iki adamı vardı.

Cenk, masanın karşısına geçip ellerini ceplerine soktu. Genç yaşının verdiği küstahlık yüzünden okunuyordu.

"Kusura bakma Agâh Abi," dedi Cenk, saygıdan uzak bir tonda. "Şehir iki haftadır durma noktasına geldi. Sen ağabeyinle olan ailevi meselelerini çözemediğin için bizim ticaretimiz baltalanıyor. Artık limanların yönetimi ve sevkiyat rotaları bizim kontrolümüze geçiyor."

Agâh oturduğu deri koltuktan yavaşça ayağa kalktı. Paltosunu düzeltti ve masanın etrafından dolaşarak Cenk’in tam önüne geldi. Aralarındaki mesafe nefes alacak kadar azdı.Sen daha dün Karaköy’ün ara sokaklarında haraç toplarken, ben bu masanın namusunu kanımla mühürlüyordum Cenk," dedi Agâh, fısıltı gibi çıkan ama odayı inleten bir sesle. "Bana racon mu öğreteceksin?"

Cenk, Agâh’ın bu soğuk duruşu karşısında anlık bir yutkundu ama arkasındaki adamlarına güvenerek cesaret almaya çalıştı. "Zaman değişti Karadağ! Eski kurallarla bu devirde ekmekyok!"

Cenk elini belindeki silaha doğru attığı an, Doğan’ın silahı çoktan Cenk’in alnına dayanmıştı bile. Aynı anda odanın köşesindeki gölgelerden çıkan iki Karadağ koruması da Cenk’in adamlarını etkisiz hale getirip silahlarını düşürdü.Oda bir anda buz gibi bir sessizliğe büründü. Cenk’in yüzündeki küstah gülümseme yerini soğuk bir tere bırakmıştı.

Agâh, Cenk’in yanağına hafifçe dokundu. "Ateşle oynamak istiyorsan, önce yanmaya hazır olmalısın," dedi Agâh. "Seni bu masadan atmıyorum Cenk. Ama git, ağabeyim Harun’a söyle; eğer bu şehre tekrar el uzatmaya kalkarsa, karşısında sadece beni değil, bu toprağın topyekûn öfkesini bulacak."

Agâh başıyla işaret etti. Doğan, Cenk’i ve adamlarını kolundan tutup dışarı doğru sürükledi.

Agâh pencereye yöneldi, Karaköy’ün akşam ışıklarını izlemeye başladı. Savaş içeriden ve dışarıdan tüm şiddetiyle devam ediyordu; ancak Agâh Karadağ kuralları değiştirmeye niyetli olmadığını bir kez daha göstermişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

50okunma 25beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.