KARANLIĞIN SESİ kitap kapağı

2. bölüm / 15

KARANLIĞIN SESİ

2. Bölüm: Kanlı Masanın Raconu

Vaveyla Yazarı: Emre Karakoç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 2. Bölüm: Kanlı Masanın Raconu

Depodaki rutubet ve deniz kokusu, havadaki gerilimi bastırmaya yetmiyordu. Ahşap masanın etrafında oturan yaşlı baronlar, Agâh Karadağ’ın gelişinden sonra fısıldaşmayı kesmiş, gözlerini iki adamın arasına dikmişti.

Miran, Agâh’ın sorusu karşısında istifini bozmamaya çalıştı. Masanın ortasındaki antika çakmağını aldı, parmaklarının arasında çevirmeye başladı. Kıvılcım çıkartan çakmağın sesi, tavanı yüksek depoda çınlıyordu.

"Satmak mı?" dedi Miran, dudaklarında alaycı bir gülümsemeyle. "Biz burada sadece geleceği konuşuyoruz, Karadağ. Sen ve senin gibilerin kuralları geçmişte kaldı. Dünya değişti. Artık limanlardan konteyner geçirmek için altı ay beklemek gerekmiyor. Tek bir tuşla, dijital hesaplar üzerinden milyon dolarları döndürüyoruz. Ama sen hâlâ Karaköy’ün esnafından koruma parası toplamanın, limanda nöbet tutmanın derindesin."Agâh hiç kıpıldamadı. Sırtını ahşap sandalyeye tam oturtmuş, ellerini masanın üzerine sakince yaymıştı. Yüzündeki ifade, bir öğretmeninin acemi öğrencisini dinlerken takındığı o sabırlı ama tehlikeli ifadeydi.

"Dijital hesaplar..." diye mırıldandı Agâh. Sesi alçaktı ama depodaki her bir adam bu sesi iliklerine kadar hissetti. "Sizin o ekranda gördüğünüz sayılar, elektrikler kesildiği an yok olur Miran. Ama bu sokaklardaki sadakat, bir adamın sana verdiği söz ve o limana yanaşan geminin kaptanına attığın imza kalıcıdır. Babanın yanındayken bunu sana öğretememişiz, yazık."

Miran’ın gözlerinde anlık bir öfke şimşeği çaktı. Babanın adı geçince yüzündeki alaycı ifade tamamen kayboldu. Masanın üzerindeki çakmağı sertçe bıraktı.Babam öldü Agâh!" diye bağırdı Miran. "Ve onun kuralları da onunla birlikte toprağa girdi! Bu masada oturan herkes biliyor ki batıdan gelen yeni ortaklar bize üç katı kazanç teklif ediyor. Ama sen 'Hayır, biz kendi yağımızda kavrulacağız' diyerek herkesin rızkına ipotek koyuyorsun. Masadaki ağalara sor bakalım, onlar ne düşünüyor?"

Agâh gözlerini Miran’dan ayırmadan masanın etrafındaki üç eski barona baktı. Haşim Bey, Şahin Bey ve yaşlı Cevdet... Hepsi başlarını öne eğdi. Kimse Agâh ile göz göze gelmeye cesaret edemiyordu, ama sessizlikleri Miran’ın vaat ettiği paraya hayır diyemediklerini de açıkça gösteriyordu.

"Demek öyle..." dedi Agâh yavaşça. "Ağalar sessiz. Demek ki komisyonlarını çoktan hesaplamışlar."

"Uzatmaya gerek yok," dedi Miran. Ceketinin iç cebine doğru elini uzattı.O an, depodaki tüm korumaların elleri belindeki silahlara gitti. Doğan, Agâh’ın arkasında bir adım öne çıktı, parmağı tetik koruyucusunun üzerindeydi. Depo bir anda patlamaya hazır bir dinamit lokumuna dönüştü.

Ancak Miran silah çıkarmadı. Masanın üzerine kalın, mühürlü bir dosya fırlattı.

"İmzan gerekiyor," dedi Miran, sesi soğukkanlı görünmeye çalışarak. "Karadağ Liman Şirketi’nin hisse devri. Şehrin giriş-çıkış kapılarını yeni ortaklara açacaksın. Karşılığında sana ve adamlarına emeklilik ikramiyesi verilecek. İstanbul’dan uzaklaşacaksın. Ege’de bir kasabaya yerleşir, balık tutarsın."

Agâh, önüne düşen dosyaya bakmadı bile. Bunun yerine masadaki bardağa sürahiden su doldurdu. Bir yudum aldı, bardağı yavaşça masaya bıraktı.Miran," dedi Agâh, sesi o kadar alçaktı ki Miran duymak için öne doğru eğilmek zorunda kaldı. "Baban öldüğü gece bana ne dedi biliyor musun? 'Oğlum Miran gözünü hırs bürümüş bir çocuktur. Bir gün nefsine yenilirse, onu bu şehirden sen sil' dedi."

Miran’ın gözleri açıldı. "Yalan söylüyorsun!"

"Ben hiç yalan söylemem," dedi Agâh. Sandalyeden ağır ağır ayağa kalktı. Paltosunu düzeltti. "Bu dosyayı alıyorum. Ama imzalamak için değil... Yarın sabah gün doğarken, Karaköy’deki ilk çay ocağında oturuyor olacağım. Eğer bu şehri gerçekten yönetmek istiyorsan, o dosyayı benden gelip kendin alırsın. Ama tek başına. Silahlarınla, arkandaki bu maşalarla değil."

Agâh arkasını döndü ve yürümeye başladı.

"O masadan öylece kalkıp gidemezsin Karadağ!" diye gürledi Miran.

Agâh durdu. Arkasına dönmeden konuştu:Arkanızdaki gölgelere dikkat edin ağalar. Hırsınız, uzandığınız ekmeğe kan bulaştırmasın."

Doğan ile birlikte deponun ağır demir kapısından çıktılar. Dışarıda yağmur şiddetini daha da artırmıştı. Siyah sedana bindiklerinde Doğan dikiz aynasından Agâh’a baktı.

"Abi, Miran bu gece durmaz. Sabahı beklemez, sal saldırırlar," dedi Doğan, elleri direksiyonda kenetlenmiş halde.

Agâh camı hafifçe araladı, ıslak gece havasını ciğerlerine çekti.

"Miran saldırmayacak Doğan," dedi Agâh, gözleri karanlığa dikili halde. "Miran korkak. Saldıracak olan, onun arkasındaki o 'yeni ortaklar'. Ve onlar bu gece sadece benim peşime düşmeyecekler. Karadağ ailesinin kökünü kazımak isteyecekler. Evi ara. Zeynep’i güvenli eve götürsünler. İhanetin kokusu sadece depoda yoktu... Masadaki barut kokusu bizim eve kadar sinmiş."Araba hızla limandan uzaklaşırken, şehrin sokaklarında kaçınılmaz bir savaşın ilk adımları yankılanıyordu. Agâh Karadağ, tetiği ilk çeken olmayacaktı; ama son mermiyi kimin sıkacağını çok iyi biliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

117okunma 50beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.