KARANLIĞIN SESİ kitap kapağı

4. bölüm / 15

KARANLIĞIN SESİ

4. Bölüm: Ejderhanın Gölgesi ve Hesaplaşma

Vaveyla Yazarı: Emre Karakoç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 4. Bölüm: Ejderhanın Gölgesi ve Hesaplaşma

Agâh sigarasından bir nefes çekip dumanı yavaşça üfledi. "Miran’ın arkasındaki güç babasını bile aşar. Miran bu oyunda boğulacağını anlamayacak kadar körleşmiş."

"Abi, telefonun son sinyal hareketlerine bakıyorum," dedi Doğan, haritayı yakınlaştırarak. "Miran şu an limandaki 4 Numaralı Depo’da değil. Şehrin dışındaki eski tuğla fabrikasında. Yanında yabancı korumalar ve masadaki baronlardan Şahin Bey de var."

Agâh cebinden babasından kalan gümüş tabancasını çıkardı. Şarjörünü kontrol etti, mekanizmayı çekip mermiyi yuvaya sürdü. Yüzündeki soğukkanlılık, yerini fırtına öncesi bir sessizliğe bırakmıştı.

"Ağalardan Şahin demek..." dedi Agâh, sesi bıçak gibi keskindi. "Satılan sadece şehir değilmiş, masanın namusuymuş. Doğan, ekibi toplama. Bu hesabı sadece ikimiz kapatacağız."Ama abi, orada en az yirmi adam var—"

"Çok adam, çok panik demektir Doğan," dedi Agâh, paltosunu giyerken. "Biz sessiz gireceğiz, gürültüyü onlar koparacak."

Eski tuğla fabrikası, karanlığın ortasında çürümeye terk edilmiş dev bir hayalet gibi yükseliyordu. İçeride, yüksek tavanlı geniş salonda sarı projektörler yanıyordu.

Miran, bir varilin üzerine kurulmuş viski bardağını yudumlarken, karşısındaki Şahin Bey gergin bir şekilde bir sağa bir sola yürüyordu. Etrafta siyah takımlı, kulaklıklı altı yabancı koruma ve Miran’ın kendi adamları nöbet tutuyordu.

"Sana Zeynep’i alalım dedik, işi eline yüzüne bulaştırdın Miran!" diye bağırdı Şahin Bey. "Agâh o evden sağ çıktı! Şimdi Karadağ’ın gazeplerinden nasıl kaçacağız?"Miran bardağı sertçe yere fırlattı. "Kes sesini Şahin! Agâh artık bitti! Yanındaki üç beş adamla buraya gelmeye cesaret edemez. Yarın sabah şehir bizim olacak, arkamızdaki adamların kim olduğunu biliyorsun!"

"Yanılıyorsun Miran," dedi karanlığın içinden gelen bir ses.

Fabrikanın üst kısımdaki paslı demir köprüde bir gölge belirdi. Agâh Karadağ, elinde gümüş tabancasıyla projektör ışığının altına doğru bir adım attı. Aynı anda fabrikanın ana şalteri patlatıldı ve tüm salon zifiri karanlığa büründü.

"Ateş edin! Ateş edin!" diye çığlık attı Miran.Karanlıkta namlu alevleri geceyi aydınlatmaya başladı. Ancak Agâh ve Doğan mekanı çoktan ezberlemişti. Doğan alt kattaki korumaları susturucu takılı silahıyla tek tek indirirken, Agâh yukarından nokta atışlarıyla ilerliyordu. Fabrika içinde yankılanan silah sesleri, bağrışmalar ve kovan tıkırtıları iki dakika içinde yerini derin bir sessizliğe bıraktı.

Işıklar tekrar yandığında —Doğan’ın yedek jeneratörü devreye sokmasıyla— fabrikada ayakta kalan sadece üç kişi vardı: Agâh, tetiği çekmeye cesareti kalmamış Miran ve korkudan dizlerinin üzerine çökmüş olan Şahin Bey.

Agâh, demir merdivenlerden ağır adımlarla aşağı indi. Her bir adımı fabrikanın taş zemininde çınlıyordu. Yerdeki cesetlerin arasından geçip Miran’ın karşısında durdu.

"Sana ne demiştim Miran?" dedi Agâh, gözlerini genç adama dikerek. "Masanın devrilmesi en çok senin işine gelmez..."Miran titreyen elleriyle belindeki silaha uzanmaya çalıştı ama Agâh elinin tersiyle Miran’ın yüzüne sert bir darbe indirdi. Miran yere kapaklandı, burnundan kanlar süzülüyordu.

"Agâh Abi... Ben ettim sen etme!" diye yalvarmaya başladı Şahin Bey, Agâh’ın ayaklarına kapanarak. "Miran beni kandırdı, paranıza gözüm yoktu!"

Agâh Şahin Bey’e bakmadı bile. "Masaya ihanet edenin racondaki karşılığını bilirsin Şahin. Seni ben değil, vicdanın yargılasın." Agâh başıyla Doğan’a işaret etti. Doğan, Şahin Bey’i kolundan tutup dışarı sürükledi.

Şimdi salonda sadece Agâh ve Miran kalmıştı.

Agâh, Miran’ın yakasından tutup onu ayağa kaldırdı. Cebinden Hong Kong menşeili şifreli telefonu çıkarıp Miran’ın avucuna tutuşturdu.Bu şehri ejderhalara satamayacaksın Miran," dedi Agâh, sesi bir babanın hayal kırıklığı kadar ağırdı. "Babanın mirasını kirlettin. Ama seni öldürmeyeceğim. Seni arkandaki o yabancı patronlara göndereceğim. Onlara de ki: İstanbul’un bir sahibi var ve Karadağ hayatta olduğu sürece bu şehre gölgeniz bile düşemez."

Agâh, Miran’ı yere fırlattı ve arkasını dönüp yürüdü.

Miran yerdeki silahına uzandı, gözleri hırsla kararmıştı. "Sen bittin Karadağ!" diye bağırdı ve tetiğe basmak üzereyken...

Arkasından tek bir el silah sesi patladı.

Agâh arkasına dönmedi. Dışarıda bekleyen Doğan, tetiği çeken parmağını indirdi. Miran, hırsının ve cehaletinin bedelini canıyla ödemişti.Yağmur dinmiş, İstanbul semalarında ilk şafak kızıllığı belirmeye başlamıştı. Agâh Karadağ, fabrikanın kapısından çıkıp Karaköy limanına doğru baktı. Savaş bitmemişti; aksine, küresel ejderha ile yerel efsane arasındaki asıl fırtına henüz yeni başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

74okunma 42beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.