7. bölüm / 15
KARANLIĞIN SESİ7.Bölüm: Eski Dostun Gölgesi
Bölümler 15Şu an: 7.Bölüm: Eski Dostun Gölgesi
- 1 1. Bölüm: Yağmur ve Barut302 kelime
- 2 2. Bölüm: Kanlı Masanın Raconu648 kelime
- 3 3.Bölüm: Gece Gelen Fırtına597 kelime
- 4 4. Bölüm: Ejderhanın Gölgesi ve Hesaplaşma603 kelime
- 5 5.Bölüm: Ejderhanın Gazabı ve Yeni Masa591 kelime
- 6 6.Bölüm: Küllerin Altındaki Kor370 kelime
- 7 7.Bölüm: Eski Dostun Gölgesi448 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.Bölüm: Geçmişin Zehri ve Şoke Edici Gerçek462 kelime
- 9 9.Bölüm: İki Kardeş, Tek Taht486 kelime
- 10 . 10.Bölüm: Alevler İçindeki Şehir507 kelime
- 11 11. Bölüm: Ekonomik Kurşunlar ve İçerideki Çatlak424 kelime
- 12 12. Bölüm: Kalbin Gölgesi ve İki Ateş Arasında447 kelime
- 13 13. Bölüm: Ateş Düştüğü Yeri Yakarlar397 kelime
- 14 14. Bölüm: Kanlı Yüzleşme ve Neva’nın Gizemi486 kelime
- 15 15.Bölüm: Fırtına Öncesindeki İki Ateş643 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gecenin zifiri karanlığında siyah sedan, İstanbul’un arka sokaklarından Şile’nin sapa, sisli orman yollarına doğru kıvrılıyordu. Yağmur, ağaç dallarına çarptıkça ormanda kırbaç sesini andıran bir gürültü koparıyordu. Agâh Karadağ, elindeki yıpranmış fotoğrafa bakmaya devam ediyordu. Fotoğraftaki Selim, yirmi yıl önce Karadağ ailesinin sağ kolu, Agâh’ın sırdaşıydı. Herkes onu öldü sanırken, bu kurgunun ardındaki gölge onu bir koz olarak saklamıştı.
"Abi," dedi Doğan, direksiyonu hafifçe kırarak. "Eski dostun Selim’in diri tutulması tesadüf olamaz. Bize bu tuzağı kuranlar, Karadağ ailesinin geçmişteki tüm sırlarını öğrenmek istiyor demektir."Selim konuşmaz Doğan," dedi Agâh, gözlerini fotoğraftan ayırmadan. Sesi fırtına öncesi sessizlik kadar gür ve emindi. "Selim konuşsaydı, bu şehir yirmi yıl önce yıkılırdı. Onu bir kilit gibi saklıyorlar, çünkü o kilit açılırsa yeraltı dünyasındaki tüm dengeler altüst olur."
Araba, ormanın derinliklerinde terk edilmiş gibi görünen eski bir askeri sığınağın yakınlarında durdu. Girişi otlar ve çalılıklar örtmüştü ancak sığınağın çevresindeki yüksek teknolojili termal kameralar ve nöbet tutan silahlı adamlar, mekânın terk edilmediğini açıkça gösteriyordu.
Agâh ve Doğan, çalıların arkasında siper aldı. Sığınağın kapısında belinde ağır otomatik silahlar taşıyan dört koruma bekliyordu. Bunlar sokak kabadayısı değildi; hareketlerinden eğitimli lejyoner oldukları anlaşılıyordu.
"Giriş sert olacak abi," dedi Doğan, belindeki susturuculu tabancasını kontrol ederek. "İçeride kaç kişi olduğunu bilmiyoruz."Sessizlik bitti Doğan," dedi Agâh, gümüş tabancasını kılıfından çıkararak. "Bize mesaj gönderdiler, cevabını bizzat vermeye geldik."
Agâh, ilk adımı atarak açık alana çıktı. Korumalar onu fark ettiği an hareketlendi ama Agâh’ın silahından çıkan iki el ateş, kapıdaki iki adamı anında yere serdi. Doğan da diğer iki korumayı seri bir şekilde etkisiz hale getirdi.
Sığınağın ağır çelik kapısını yüklenerek içeri girdiler. Pas ve rutubet kokan uzun, karanlık koridorda ilerlediler. Derinlerden, zayıf bir ampulün sarı ışığı süzülüyordu.
Koridorun sonundaki demir parmaklıklı hücreye ulaştıklarında Agâh’ın adımları yavaşladı. Hücrenin köşesinde, zincirlerle duvara sabitlenmiş, saçları ağarmış ve yüzü yaralar içinde bir adam oturuyordu.
"Selim..." diye fısıldadı Agâh.Yaşlı adam başını yavaşça kaldırdı. Kan çanağına dönmüş gözleri Agâh’ı bulduğunda, kuru dudakları hafifçe aralandı.
"Agâh..." dedi Selim, sesi hırıltılıydı. "Gelmeyecektin... Burası bir kurtarma operasyonu değil... Burası senin için kurulmuş bir kapan..."
Tam o sırada sığınağın tüm hoparlörlerinden cızırtılı bir ses yükseldi. Kahkaha atan bir erkek sesi koridorlarda çınladı.
"Tebrikler Agâh Karadağ! Her zamanki gibi sadakatine yenik düştün," dedi ses. "Selim senin için bir yemdi. Hong Kong’daki piyonumu devirdin ama asıl oyunu başlatanın kim olduğunu öğrenemeden bu sığınak senin mezarın olacak."
Sığınağın giriş kapısı büyük bir gürültüyle kapandı ve kilitlendi. Aynı anda sığınağın havalandırma kanallarından beyaz bir gaz yayılmaya başladı.Doğan hızla kapıya koştu ama devasa çelik kapı milim kımıldamıyordu. "Abi! Kapı kilitlendi, gaz yayılıyor!"
Agâh, soğukkanlılığını koruyarak Selim’in yanına çöktü. Hücrenin kilidine tek el ateş ederek mekanizmayı parçaladı ve Selim’i zincirlerinden kurtardı.
"Kapanlar, onları kuranların üzerine yıkılmak içindir," dedi Agâh, Selim’i omzuna alarak. "Doğan, havalandırma tünelini patlatıyoruz. Çıkış yolumuzu kendimiz
Bölüm etkileşimi
