27. bölüm / 29
KANLI DÜĞÜM26.BÖLÜM=DÖNÜŞÜM
Bölümler 29Şu an: 26.BÖLÜM=DÖNÜŞÜM
- 1 KARAKTER TANITIMI220 kelime
- 2 1.BÖLÜM=RÜYADAKİ ADAM1.151 kelime
- 3 2.BÖLÜM=BAKICI1.322 kelime
- 4 3. BÖLÜM: DOĞUM GÜNÜ PARTİSİ753 kelime
- 5 4.BÖLÜM=UYANIŞ830 kelime
- 6 5.BÖLÜM=SİNİRLİ YÜZÜK902 kelime
- 7 6.BÖLÜM=KANLI DÜĞÜM EFSANESİ1.025 kelime
- 8 7.BÖLÜM=GÜVENME BANA1.173 kelime
- 9 8.BÖLÜM=HUZURLU UYKU1.237 kelime
- 10 9.BÖLÜM=MİKAELSON BALOSU1.352 kelime
- 11 10.BÖLÜM=SALDIRI1.159 kelime
- 12 11.BÖLÜM=BEYAZ LALE1.241 kelime
- 13 12.BÖLÜM=KIZ KIZA723 kelime
- 14 13.BÖLÜM=GÜÇLÜ BAĞ826 kelime
- 15 14.BÖLÜM=VEDALAŞMA1.172 kelime
- 16 15.BÖLÜM=CENAZE TÖRENİ1.431 kelime
- 17 16.BÖLÜM=ÖZLENİŞ842 kelime
- 18 17.BÖLÜM=KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR530 kelime
- 19 18.BÖLÜM=GÜVENLİ KOLLAR877 kelime
- 20 19.BÖLÜM=SAAT KULESİ574 kelime
- 21 20.BÖLÜM=İLK DÖNÜŞÜM1.564 kelime
- 22 21.BÖLÜM=BAĞIN GÜÇÜ1.008 kelime
- 23 22.BÖLÜM=FİLM GECESİ884 kelime
- 24 23.BÖLÜM=BÜYÜK DÜŞMAN1.263 kelime
- 25 24.BÖLÜM=GEÇMİŞİN BEDELİ1.061 kelime
- 26 25.BÖLÜM=SENİ SEVİYORUM LARA1.938 kelime
- 27 26.BÖLÜM=DÖNÜŞÜM1.354 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 27.BÖLÜM=TAKIM ELBİSELİ ADAM1.799 kelime
- 29 28.BÖLÜM=VAMPİR EĞİTİMİ1.400 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SARA GÖZÜNDEN ANLATIM;
Hayatım boyunca bir gün kendimi çok garip, karanlık ve çıkmaz bir yolda bulacağımı hissederdim.
Ruhumun derinliklerinde bir yer, sıradan bir hayat süremeyeceğimi fısıldayıp dururdu.
Ve dürüst olmak gerekirse, o yolun bu kadar ürpertici ve dönüşü olmayan bir patika olmasından korkmuyor da değildim.
Hayat bize seçenekler sunardı; ama bazı yollar seni doğrudan derin bir çıkmaza sokarken
bazı yollar ise yürümek istediğin tek güzergaha dönüşürdü. Yine de bazı yollar vardı ki...
Onlara bir kez adım attın mı, geriye dönmek ya da oradan çıkmak imkansız gibi bir şeydi.
Mikaelson ailesinin kanla yazılmış o karanlık geçmişini ve aslında birer köken vampir olduklarını öğrenmemle birlikte
tüm dünyam tepe taklak olmuştu. O an hissettiğim dehşete rağmen, Lara’nın yanında sonuna kadar duracağıma dair kendime ve
ona söz vermiştim. Sonuçta Lara benim sadece arkadaşım değil, bu dünyadaki en iyi arkadaşımdı.
Onunla ilk tanıştığımız an sanki dün gibi zihnimde canlıydı. O kasvetli üniversite koridorunda yanlışlıkla
çarpışmamız, dökülen kitaplar, sonrasında bir kahve eşliğinde başlayan o samimi sohbet...
En yakın arkadaş olmamız kesinlikle hayatımın en güzel, en değerli günüydü.
Uzun zamandır bu kocaman şehirde yalnızdım, tektim. Ama artık sığınabileceğim, dertleşebileceğim en yakın arkadaşım vardı
ve ne olursa olsun onu korumam gereken durumlar mevcuttu. Karşımızdaki tehlikenin
tam olarak ne kadar büyük olduğunu henüz bilmiyordum ama bir şeyi çok iyi hissediyordum:
Hayatım tam da bugün, geri döndürülemeyecek şekilde değişecekti.
Sabah gözlerimi açtığımda içimde tarifi imkansız bir ağırlık vardı. Hiç ama hiç yataktan kalkasım gelmiyordu
. Sanki bedenim, birazdan yaşanacak felaketi sezmiş gibi direniyordu. Ama hayat devam ediyordu ve derslere geç kalamazdım
. Zar zor da olsa yataktan doğrulup duvardaki saate baktım; saat henüz yediye yeni geliyordu.
Hemen banyoya geçtim ve zihnimi toparlayabilmek adına sıcak bir duş almaya karar verdim.
Suyun tenimden süzülüşü bile içimdeki o huzursuzluğu söküp atmaya yetmiyordu. Duşumu alıp kurulandıktan sonra banyodan çıktım.
Gardırobumu açtım ve can çekiştiren modumu biraz olsun yükseltmek için üzerime canlı kırmızı renkte bir tulum giydim.
Saçlarımı dağınık bir topuz yapıp aynada kendime baktım. Mutfağa geçip alelacele bir şeyler atıştırdım
ve çantamı alıp evden çıktım. Günün ilk ışıkları New Orleans sokaklarına vuruyordu. Sabahın
erken saatleri olduğu için hava oldukça soğuk ve nemliydi; ama New Orleans’ın bu değişken, bir sıcak bir soğuk havasına artık alışmış sayılırdım.
Okula doğru adımlarken içimdeki o garip his her saniye daha da büyüyordu.
Bugün çok değişik, karanlık bir şey olacağını nedensiz bir şekilde biliyordum.
Ama ne olacağına ya da başıma nelerin geleceğine dair zihnimde en ufak bir ipucu bile yoktu.
Çünkü biliyordum hayat size yeni yaşamanız için planlar yapardı ve o planları siz bilmeyecektiniz
Üniversite kampüsüne geldiğimde adımlarımı kendi fakülteme doğru yönlendirdim.
Tiyatro bölümünde okuyordum. Sahneye çıkmak, farklı karakterlerin ruhuna bürünmek ve gelecekte dünyaca
ünlü bir oyuncu olup tüm ülkeyi, hatta dünyayı gezmek en büyük hayalimdi
.
Fakültenin binasına girdiğimde dersin başlamasına henüz biraz vakit olduğunu gördüm.
Koridordaki banklardan birine oturup telefonumu çıkardım ve Lara’ya bir mesaj gönderdim:
Sara=Lara bugün dersin var mı?” Diye yazdım
Mesajı yolladıktan sonra ekranı kapatıp telefonumu elimde tutarak beklemeye başladım
Lara ile farklı bölümlerde okuyor olabilirdik ama bu durum New Orleans’taki en yakın iki arkadaş olmamıza asla engel değildi
.
Çok geçmeden elimdeki telefonun ekranı parladı. Yanılmamıştım, beklediğim gibi Lara yazmıştı. Ekranı kaydırıp mesajı okudum:
Lara=Bugün dersim yok ama dersten sonra hemen Mikaelson konağına gel. Sana anlatacak çok ama çok şeyim var.” Yazıyordu
Kaşlarım istemsizce çatıldı. Yine mi bir şeyler olmuştu? Klaus ile mi ilgiliydi yoksa malikaneyi
tehdit eden o eski gölgelerle mi? İçimdeki huzursuzluk katlanarak arttı
.
Sara=Tamam, dersten çıkar çıkmaz geliyorum.” yazıp gönderdim.
Ders saati geldiğinde anfiye geçip boş sıradan birine oturdum. Profesör içeri girdi ve ders başladı.
Defterimi açıp notlar almaya başladım ama aklım bir an bile derste değildi. Satırların arasına sıkışıp
kalan kelimeler zihnimde hiçbir anlam ifade etmiyordu.
Sadece zamanın akmasını ve dersten çıkıp Mikaelson konağına gitmeyi bekliyordum.
Nihayet ders bittiğinde eşyalarımı hızla çantama tıkıp sınıftan çıktım. Kampüsün kapısına doğru yürürken
gökyüzünün gri bulutlarla kaplandığını fark ettim. New Orleans’ın o mistik, kasvetli havası yine şehri esir almıştı
.
Kampüsten çıkıp Mikaelson konağına giden o sessiz, ara sokaklara doğru ilerlemeye başladım
. Fransız Mahallesi’nin tarihi taş binaları ve aralarından geçen ıssız yollar her zamankinden daha yalnız
görünüyordu. İçimdeki ürperti giderek somut bir korkuya dönüşüyordu. Arkamdan gelen yaprak
hışırtılarını duyabiliyor ama döndüğümde kimseyi göremiyordum
.
Adımlarımı hızlandırdım. Rüzgar tulumumun kumaşını savururken kalbim anlamsız
bir hızla çarpmaya başladı. Konağa giden kestirme yol, kentin eski ve ağaçlıklı dar sokaklarından
geçiyordu. Tam o sokağa saptığım an, etraftaki tüm sesler bir anda kesildi. Kuşların ötüşü, uzaktan gelen
araba uğultuları... Her şey bıçak gibi kesilmişti. Sanki kader bile susmayın iyi olduğunu söylüyor gibiydi
Tam adımlarımı koşar adıma çevirecektim ki, önümde beliren bir gölge ile zımbalanmış gibi yerimde çakılı kaldım.
Havanın molekülleri bile donmuş gibiydi. Karşımda duran adam, son derece şık takımı,
hafif dağınık saçları ve yüzündeki o şeytani, alaycı tebessümle bana bakıyordu. Lucien Castle... Klaus’un bahsettiği o kadim, tehlikeli düşman tam karşımdaydı.
Klaus bana Lucien kim olduğunu ve Lara neler yaptığını anlatmıştı lara annesini öldüren kişi oydu
“Nereye böyle aceleyle, tatlı kız?” dedi Lucien. Sesi pürüzsüz ama bir o kadar da zehirliydi.
“Mikaelson’ların o şaşaalı malikanesine mi yetiştirmeye çalışıyorsun kendini?” Dedi Lucien
Geriye doğru bir adım attım, gözlerim dehşetle açılmıştı. “Sen... Sen kimsin? Ne istiyorsun benden?” Diye sordum
Lucien hafifçe kıkırdadı. Ağır adımlarla üzerime doğru yürümeye başladı.
Her bir adımı avını köşeye sıkıştıran bir yırtıcının rahatlığını taşıyordu.
“Ben kimim? Ben Klaus Mikaelson’ın geçmişinden gelen küçük bir kabusum,” dedi Lucien
gözlerinin içi parlayarak. “Ama sen... Sen o küçük insan kızın, Lara’nın en sevgili arkadaşısın, değil mi? Sara... Adın Sara’ydı, yanlış hatırlamıyorsam.” Dedi Lucien
“Benden uzak dur!” diye bağırdım ve çantamı ona doğru fırlatıp arkamı dönerek tüm gücümle koşmaya başladım.
Ama bir vampirin hızı karşısında bir insanın hiçbir şansı yoktu. Daha birkaç metre bile uzaklaşamadan
, havayı yaran bir rüzgar hissettim ve Lucien bir salise içinde tam önümde belirdi. Yüzündeki o alaycı
gülümseme genişledi. Elini hızla boğazıma geçirdi ve beni aramızdaki taş duvara şiddetle çarptı.
Sırtım taş duvarla buluştuğunda ciğerlerimdeki tüm hava boşaldı. Nefes almakta zorlanırken ellerimle onun çelikten farksız
bileğini kavramaya çalıştım ama gücüm yetmiyordu “Bırak... Bırak beni!” diye inledim.
“Aslında niyetim Niklaus ile doğrudan hesaplaşmaktı,” dedi Lucien,
yüzünü yüzüme yaklaştırarak. “Ama düşündüm ki... O kibre boğulmuş köken aileye ve onların minik insan prenseslerine unutamayacakları bir mesaj vermek çok daha eğlenceli olacak. Lara’nın en yakın arkadaşını kollarımın arasında can verirken görmek, o malikanedeki herkesi darmadağın edecek.” Dedi Lucien
“Lütfen...” diye fısıldadım, gözlerimden yaşlar süzülürken. “Lütfen yapma...” dedim göz yaşlarım süzülmeye devam ederken
Ve o kez anladım kaderimde kaçamamıştım kaderim buydu ve öyle yazırmıştı
Lucien’ın gözleri bir anda değişti. Gözlerinin altındaki siyah damarlar belirdi, göz bebekleri
yırtıcı bir canavarınki gibi koyulaştı ve uzun, keskin vampir dişleri ortaya çıktı. Yüzündeki o insan maskesi tamamen sıyrılmış, yerini katıksız bir canavara bırakmıştı.
“Görüyorsun ya Sara... Şehirdeki dengeler değişiyor,” diye fısıldadı kulağıma.
Ve hiç tereddüt etmeden keskin dişlerini boynuma, şah damarımın tam üzerine geçirdi!
“AAAAAĞĞĞĞ!” Diye çığlık attım
Sokakta yankılanan çığlığım, boğazımdan sökülen devasa bir acının dışa vurumuydu.
Boynumda hissettiğim o korkunç yırtılma hissiyle birlikte hayatımın bedenimden çekilmeye
başladığını hissettim. Lucien kanımı açgözlülükle, büyük bir yudumla emiyordu. Bacaklarımdaki derman tükendi, gözlerim
kararmaya başladı. Dünya etrafımda dönüyor, bilincim kayıyordu. Yaşam enerjim damarlarından çekilip gidiyordu.
Gözlerimin önü tamamen kararmak üzereyken, Lucien beni salıverdi. Bedenim bir çuval gibi
soğuk betona yığıldı. Boynumdan oluk oluk kan akıyordu. Gökyüzündeki gri bulutlar silikleşiyor,
sesler uzaklaşıyordu. Ölüyordum... Biliyordum, hayatım burada, bu ıssız sokakta son buluyordu.
Lucien başımda durdu. Yüzündeki kanı bileğiyle sildi ve bana acıyan bakışlarla baktı.
“Ama seni öylece öldürmek yeterince eğlenceli olmaz,” dedi alçak bir sesle. “Seni onların kucağına bir canavar olarak fırlatmak... İşte bu tam bir sanat eseri olacak.” Dedi Lucien
Lucien kendi bileğini sertçe ısırdı. Bileğinden süzülen koyu, koyu kırmızı vampir kanını gördüm. Başımı geriye doğru çekip çenemi zorla açtı.
“İç, küçük insan. Yeni hayatına hoş geldin.” Dedi Lucien
Bileğini ağzıma bastırdı. Baskı ve can çekişmenin verdiği refleksle, onun metalik, bakır tadındaki
kanı boğazımdan aşağı akmaya başladı. Nefret etsem de, iğrensem de vücudum o kanı yuttu.
Ardından Lucien bileğini çekti. Yüzüme bakıp gülümsedi. Bedenimdeki son yaşam kırıntıları da
tükeniyordu. Kalbimin son, zayıf atışlarını duydum. Güm... Güm... Ve durdu.
Boynumdaki acı kesildi. Karanlık beni tamamen yuttu. Soğuk ve derin bir sessizliğin içine gömüldüm.
Ve o gün anladım artık bu hayattan geri dönüş yoktu ve artık olmak istemediğim bir şeye dönüştüm bir canavara
Bölüm etkileşimi
