26. bölüm / 29
KANLI DÜĞÜM25.BÖLÜM=SENİ SEVİYORUM LARA
Bölümler 29Şu an: 25.BÖLÜM=SENİ SEVİYORUM LARA
- 1 KARAKTER TANITIMI220 kelime
- 2 1.BÖLÜM=RÜYADAKİ ADAM1.151 kelime
- 3 2.BÖLÜM=BAKICI1.322 kelime
- 4 3. BÖLÜM: DOĞUM GÜNÜ PARTİSİ753 kelime
- 5 4.BÖLÜM=UYANIŞ830 kelime
- 6 5.BÖLÜM=SİNİRLİ YÜZÜK902 kelime
- 7 6.BÖLÜM=KANLI DÜĞÜM EFSANESİ1.025 kelime
- 8 7.BÖLÜM=GÜVENME BANA1.173 kelime
- 9 8.BÖLÜM=HUZURLU UYKU1.237 kelime
- 10 9.BÖLÜM=MİKAELSON BALOSU1.352 kelime
- 11 10.BÖLÜM=SALDIRI1.159 kelime
- 12 11.BÖLÜM=BEYAZ LALE1.241 kelime
- 13 12.BÖLÜM=KIZ KIZA723 kelime
- 14 13.BÖLÜM=GÜÇLÜ BAĞ826 kelime
- 15 14.BÖLÜM=VEDALAŞMA1.172 kelime
- 16 15.BÖLÜM=CENAZE TÖRENİ1.431 kelime
- 17 16.BÖLÜM=ÖZLENİŞ842 kelime
- 18 17.BÖLÜM=KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR530 kelime
- 19 18.BÖLÜM=GÜVENLİ KOLLAR877 kelime
- 20 19.BÖLÜM=SAAT KULESİ574 kelime
- 21 20.BÖLÜM=İLK DÖNÜŞÜM1.564 kelime
- 22 21.BÖLÜM=BAĞIN GÜÇÜ1.008 kelime
- 23 22.BÖLÜM=FİLM GECESİ884 kelime
- 24 23.BÖLÜM=BÜYÜK DÜŞMAN1.263 kelime
- 25 24.BÖLÜM=GEÇMİŞİN BEDELİ1.061 kelime
- 26 25.BÖLÜM=SENİ SEVİYORUM LARA1.938 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 26.BÖLÜM=DÖNÜŞÜM1.354 kelime
- 28 27.BÖLÜM=TAKIM ELBİSELİ ADAM1.799 kelime
- 29 28.BÖLÜM=VAMPİR EĞİTİMİ1.400 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GÜNÜMÜZ
LARANIN GÖZÜNDEN ANLATIM;
Klaus ile yaptığımız o gergin, yarım kalmış konuşmanın ardından hızlı adımlarla odaya çıkmış,
kapıyı arkamdan kapatır kapatmaz sırtımı ahşap kanada yaslamıştım. Göğsüm bir körük gibi kalkıp iniyordu. Zihnim adeta patlamaya hazır bir bomba gibiydi;
her bir hücremde hissettiğim o amansız baskı, nefes almamı zorlaştırıyordu. Klaus’un asırlardır peşini
bırakmayan o tehlikeli, karanlık düşmanları şehir sınırlarına geri dönmüştü. Ve o kadın... Aurora
..
Malikanenin kapısında belirdiği o ilk andan itibaren etrafa yaydığı o aristokratik ama bir o kadar da
ürkütücü aura hala gözlerimin önündeydi. Klaus ile ilgili olan şey tam olarak neydi? Neden Klaus’a bakarken gözlerinde hem devasa bir
nefret hem de ürpertici bir tutku barındırıyordu? O zehirli cümleleri söylerken gayet rahattı
, Klaus’un zırhını nereden deleceğini çok iyi biliyordu. Neden Klaus’a o sözleri söylemişti? Neden tam da şimdi çıkıp gelmişti
ve Klaus’tan gerçekte ne istiyordu?
Klaus’un geçmişinde nasıl bir iz bırakmıştı ki, adını duymak bile o kadim hibritin gözlerindeki ışığı
söndürmeye yetmişti? Ya da geçmişte, bin yılın o tozlu sayfaları arasında tam olarak ne yaşanmıştı?
Klaus neden bu kadar tedirgin ve sinirliydi? O, öfkesini bir kalkan gibi kullanan bir adamdı;
ama bugün o öfkenin arkasında açıkça gördüğüm şey derin bir tedirginlikti. Benden ne saklıyordu? Bana neden her şeyi açıkça anlatmamıştı?
Aramızda inşa etmeye çalıştığımız o hassas güven köprüsü henüz tamamlanmamış mıydı?
Aklımda o kadar çok soru işareti vardı ki... Biri bitmeden diğeri zihnimi kemirmeye başlıyordu.
Ama şu an onun üzerine gidip onu sorularımla boğamazdım. Onu biraz yalnız bırakmak, o kasvetli düşünce bulutlarını dağıtmasına izin vermek istiyordum
Şuan biraz kafa dinlemesi, kendi içindeki o kadim canavarla hesaplaşması lazımdı. Yine de içimin en derin köşesinde sarsılmaz
, yıkılmaz bir inanç filizleniyordu: Klaus beni her ne olursa olsun koruyacaktı. Sevdiğim, ruhumu gözü kapalı teslim ettiğim ve körkütük aşık
olduğum adam beni koruyacaktı. Karşımızda Aurora, Lucien ya da bu evrenin en eski, en karanlık yaratıkları olsa bile beni asla feda etmeyecekti.
Bundan sonsuza kadar, son nefesime kadar emindim.
Ağır adımlarla yatağa doğru yürüdüm ve kenarına oturdum. Ciğerlerimi dolduracak kadar derin bir nefes aldım
. Bütün olaylar peş peşe, amansız bir fırtına gibi gelmişti. Sıradan hayatımdan sökülüp bu köken vampirlerin
, bin yıllık entrikaların ve bitmek bilmeyen kan davalarının ortasına fırlatılmıştım. Ama garip bir şekilde artık korkmuyordum.
O bocalama evresini geride bırakmışım gibi hissediyordum. Artık korkmak yerine güçlü durmam,
kendimi korumam, bu tehlikeli dünyanın kurallarına göre oynamayı öğrenmem lazımdı.
Çünkü artık dönüşü olmayan o karanlık yola tam anlamıyla girmiştik. O yoldan nasıl çıkacağız, bu kanlı labirentten
sağ salim kurtulabilecek miyiz hiç bilmiyordum. Ama yine de tek bir şeye sığınıyordum:
Birbirimize olan sarsılmaz güvenimiz. Ancak bu güvene tutunarak bu karanlık yolu geçebilir, ayakta kalabilirdik
Odada oturmaya ve tavanı izlemeye devam ederken derin nefesler alıp verdim. Zihnimi susturmaya çalıştıkça yaşanan sahneler bir film şeridi
gibi gözlerimin önünden geçiyordu. Aurora’nın o alaycı gülüşü, Klaus’un kasılan çenesi, Elijah’nın
temkinli duruşu... Bu şekilde odada hapsolup kendi kendimi yemek hiçbir şeyi çözmeyecekti.
En iyisi aşağı inip Klaus ile yüz yüze konuşmaktı; ne olacaksa olmalı, kartlar açık oynanmalıydı
Kararlı bir şekilde yataktan kalktım, üzerimi düzelttim ve odadan çıktım. Ahşap merdivenlerden aşağı inerken topuklarımın çıkardığı
yankı, malikanenin büyük salonunda yankılandı. Aşağı indiğim zaman salonda oturan herkesin gözleri anında bana döndü
İlk gözüm Rebekah’ya takıldı. Olabildiğince zarif ama bir o kadar da tehlikeli görünüyordu.
Üstünde vücudunu mükemmel saran siyah bir elbise vardı; sarı, ipeksi saçları her zamanki gibi omuzlarına serbestçe dökülmüştü.
Bardağındaki kan kırmızı sıvıyı hafifçe sallayarak bana düşünceli bir bakış attı.
Sonra gözüm Kol’a kaydı. Deri koltuğa yayılmış, bacaklarını öne doğru uzatmıştı. Üstünde
düz beyaz bir tişört, altında siyah bir kot pantolon vardı. Her zamanki umursamaz, afacan tavrıyla gözlerini bana dikti,
dudaklarının kenarında muzip bir tebessüm kıvrıldı
Ardından gözlerim Hayley’ye döndü. Masanın kenarına dayanmış, elindeki bitki çayını yudumluyordu.
Üstünde yumuşak tonlarda, hafif çiçekli bir elbise vardı; bakışlarında empati ve hafif bir endişe seziliyordu
Son olarak bakışlarımı salondun en karanlık köşesinde duran Klaus’a çevirdim. Üzerindekileri değiştirmemişti
; o koyu renk ceket ve karakteristiği olan kolyesiyle hala aynıydı. Salondaki yüksek gerilime rağmen
duruşunu bozmamıştı ama gözlerindeki o fırtına dinmemişti.
Ben Klaus’a öylece bakmaya devam ederken, ortamdaki bu yoğun ve dramatik havayı bozma fırsatını kaçırmayan Kol söze girdi
. Koltuğunda hafifçe doğrulup alaycı bir ses tonuyla konuştu: “Ona öyle hülyalı bakma Lara. Klaus’un sevgilileri, takıntılı eski aşıkları geçmişten pırtılamaya bayılır. Hep varlardı, hep olacaklar. O yüzden hiç dert etme, alışırsın.” Dedi kol
Klaus, Kol’un bu küstahça çıkışına bir saniye bile tahammül etmedi. Masanın üstünde duran ağır, gümüş bir çatalı
göz kırpma hızında kaptığı gibi büyük bir güçle Kol’un kafasına doğru fırlattı. Çatal havanın ıslığıyla uçtu
ama Kol, vampir refleksleriyle tek elini havaya kaldırıp çatalı tam gözünün önünde yakaladı
“Seni öldürürüm Kol,” dedi Klaus. Sesi salonun duvarlarında yankılanan, tehditkar bir hırlamadan farksızdı.
Kol, yakaladığı çatalı parmaklarının arasında çevirip iki kolunu genişçe açarak sırıttı: “Ben zaten ölüyüm klaus , bana hiçbir şey yapamazsın.” Dedi kol
Kol’un bu pişkinliği ve ciddiyetsizliği karşısında salondaki gergin hava bir anlığına kırıldı. Rebekah hafifçe kıkırdadı, Hayley bile dudağının kenarıyla gülümsedi.
Klaus ise gözlerini devirerek Kol’a doğru bir adım attı. “Seni yeniden bir meşe hançerle hançerleyip yüz yıl boyunca duvara asalım Kol, ne dersin?” Dedi klaus
Kol gülümsemesini bozmadan elini kalbine götürdü: “Olmaz kardeşciğim, karizmam bozulur. Yüz yıl boyunca o karanlık tabutta bu yakışıklı yüzün yıpranmasını istemezsin, öyle değil mi?” Dedi kol
Onların bu asırlık kardeş atışmasını bir kenara bırakıp doğrudan Klaus’a doğru adımladım.
Gözlerimi onun derin, çalkantılı gözlerine dikerek sordum: “Klaus... Konuşalım mı?” Diye sordum
Klaus üzerindeki o sert ifadeyi bir anlığına yumuşattı
Bakışlarında bana karşı her zaman sakladığı o özel şefkat belirdi. “Evet, ben de tam seninle konuşmak istiyordum,” dedi. Klaus
Salondakilerin meraklı bakışları üzerimizdeyken arkamı dönüp merdivenlere doğru yöneldim. “Kütüphanede konuşalım,” dedim. Kalabalık
ve dinlenmeye müsait salondan uzaklaşmak ikimize de iyi gelecekti.
Birlikte merdivenleri tırmandık ve koridorun sonundaki çift kanatlı, ağır kütüphane kapısını açıp
içeri girdik. Klaus arkamızdan kapıyı kapattığında, devasa kitaplıkların, deri ciltli eserlerin ve mum ışıklarının yarattığı o loş, mistik atmosfer bizi sarmaladı.
Derin bir nefes alıp arkamı döndüm. Hiç dolandırmadan doğrudan konuya girdim: “O kadın kimdi?” diye sordum.
Klaus kütüphanenin ortasındaki ahşap masaya doğru yürüdü, ellerini masanın kenarına dayayıp başını
eğdi. Derin, sıkıntılı bir iç çektikten sonra bana döndü: “Eski sevgilimdi... Yüzyıllar öncesinde, vampir olduğumuz ilk dönemlerde kalan biri. Geçmişin tozlu ve karanlık gölgelerinden başka bir şey değil.” Dedi klaus
“Peki benimle derdi ne?” diye sordum, sesimdeki endişeyi gizlemeye çalışarak. “Seni hedef almasını anlayabiliyorum ama bana bakarken gözlerinde garip bir nefret vardı. Neden beni hedef alıyor?” Dedi klaus
Klaus bana doğru yavaş ve kararlı adımlarla yaklaştı. Aramızdaki mesafeyi kapatırken bakışlarındaki ciddiyet daha da derinleşti.
“Sanırım aramızdaki bağ ve geçmişteki olaylardan dolayı bir intikam,” dedi Klaus. “Aurora psikolojik olarak dengesiz bir kadın Lara. Geçmişte ona ve ailesine çektirdiğimiz acıların faturasını bugün kesmek istiyor” dedi klaus
Onu dinlemeyi devam ediyordum klaus konuşmaya devam etti
“Ve benim için neyin değerli olduğunu, kalbimin nerede attığını çok iyi biliyor. Benim canımı yakmanın en kestirme yolunun sana zarar vermek olduğunu düşünüyor.” Dedi klaus
“Bana anlatmadığın şeyler var Klaus,” dedim, göğsümdeki baskıyla. “Neden bu kadar tedirgindin? Neden onun gelişini duyduğunda bir canavara dönüştün? Benden ne saklıyorsun?” Diye sordum
Klaus ellerini kaldırdı ama bana dokunmaya çekinir gibi bir an duraksadı. “Seni korumak için saklıyorum!” dedi, sesi kütüphanede yankılandı. Sonra tonunu yumuşatarak devam etti: “Geçmişimin kirliliğiyle, işlediğim cinayetlerle ve yarattığım canavarlarla seni lekelemek istemiyorum Lara. Sen benim bu dünyada dokunmaya kıyamadığım tek temiz şeysin. Aurora’nın ne kadar acımasız olabileceğini biliyorum. Lucien ile müttefik olmaları, üzerimize gelen fırtınanın ne denli büyük olduğunu gösteriyor.” Dedi klaus
“Ben çocuk değilim Klaus!” diyerek bir adım öne çıktım. “Beni korumak adına karanlıkta bırakman beni daha çok korkutuyor. Seninle bu yola girdimse, düşmanlarınla da yüzleşmeye hazırım. Ama bilmek zorundayım. Aurora senin için geçmişte ne ifade ediyordu?” Dedim
Klaus gözlerini kapattı. Zihninde yüzyıllar öncesinin anıları canlanıyor gibiydi. “O zamanlar vampirdim Lara. Aurora benim ilk aşkımdı... Ama o aşk bir yalana, büyük bir trajediye dönüştü. Onu terk ettim” dedi klaus
Sonra konuşmaya devam etti “Onu yüzyıllar boyunca unuttum. Kalbimde ona dair en ufak bir kırıntı dahi yok. Ama onun nefreti hiç sönmemiş. Şimdi gelip hayatımı, seninle kurduğum bu dünyayı yıkmak istiyor.” Dedi klaus
Klaus’un gözlerindeki o samimiyet ve iç hesaplaşma içimdeki düğümleri tek tek çözüyordu. Yine de kütüphanedeki havanın yoğunluğu,
mum kokusu ve ahşap kokusuyla birleşince üzerime üzerime gelmeye başlamıştı. Göğsüm daralıyordu.“Burada durmak istemiyorum,” dedim yavaşça. “Nefes almaya ihtiyacım var. Dışarı çıkalım.” Dedim
Klaus başıyla onayladı. Kütüphaneden çıktık, sessiz koridorları geçip malikanenin geniş, taştan yapılma arka verandasına ulaştık.Dışarıda gece tüm karanlığıyla hüküm
sürüyordu. Gökyüzü simsiyah bulutlarla kaplanmıştı ve hafif hafif çiseleyen bir yağmur başlamıştı. Şimşekler çakmıyor, gürültü kopmuyordu
ama yağmur taneleri yaprakların üzerine düşerken dinlendirici bir melodi yaratıyordu.Verandanın korumasından çıkıp doğrudan geniş bahçeye adım attım. Gece rüzgarı
ve yüzüme düşen ilk soğuk yağmur damlaları beni anında kendime getirdi. Klaus arkamdan gelip tam yanımda durdu.“İçeri girilmelisin Lara, ıslanıyorsun,” dedi şefkatle
.“Hayır,” dedim gökyüzüne bakarak. “Bu hissi seviyorum. Bana hala yaşadığımı ve gerçek olduğumu hatırlatıyor.”Birkaç dakika içinde hafif çiseleyen yağmur yerini şiddetli bir sağanağa bıraktı. Yağmur adeta üzerimize
dökülüyordu. Birkaç saniye içinde ikimizin de saçları, kıyafetleri sırılsıklam olmuştu. Su damlaları yüzümden, kirpiklerimden süzülüyordu
ama hareket etmiyordum. Klaus da kıpırdamadan yanımda duruyordu.Dönüp ona baktım. Ceketi yağmurdan ağırlaşmıştı, ıslak saçları taranmış gibi arkaya
yapışmıştı. Yüzünden akan su damlalarının arasından gözleri karanlıkta birer elmas gibi parıldıyordu.“Benden korkuyor musun Lara?” diye sordu yağmurun sesini bastıran bir tonda. “Geçmişimden, üzerimize getirdiğim bu belalardan korkuyor musun?” Diye sordu klaus
Gözlerinin içine bakarak başımı iki yana salladım. “Senden korkmuyorum Klaus. Hiçbir zaman korkmadım. Sadece seni kaybetmekten ya da senin beni korumak için kendimi feda etmeme izin vermenden korkuyorum.” Dedim
Klaus bana doğru bir adım daha attı. Bacaklarımız neredeyse birbirine değiyordu. Şiddetli yağmurun altında ikimiz de nefes nefeseydi
. Elini kaldırdı, ıslak parmaklarıyla yüzüme yapışan saç tutamlarını yumuşak bir hareketle kulağımın arkasına itti.
Başparmağı yanağımı okşarken sıcaklığı soğuk yağmur damlalarının arasından tenime işledi.
Bakışları gözlerimden dudaklarıma kaydı. O an zaman durdu. Şiddetli yağmurun sesi, rüzgarın uğultusu, New Orleans’ın karanlığı...
Her şey silindi. Sadece o ve ben kaldık.Klaus, yüzümü iki elinin arasına aldı. Islak elleri yanaklarımı kavradı, parmakları saçlarımın
arasına kenetlendi. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefesi, soğuk havada buğulanarak dudaklarıma değiyordu.J
Gözlerimin tam içine bakarak, o kadim ve büyüleyici sesiyle fısıldadı:“Sen benim kontrol edemediğim tek gerçeksin, Lara.” Dedi klaus
Sözleri bir yıldırım gibi ruhuma düştü. Bin yıldır her şeyi, herkesi, tüm şehirleri ve krallıkları kontrol eden bu adam, benim karşımda silahsız ve savunmasızdı” dedi sonra ona baktım
Kalbim göğüs kafesimi delercesine çarpmaya başladı.Klaus dudaklarını hafifçe dudaklarıma
yaklaştırdı, aramızda bir milim bile kalmamıştı. Son bir fısıltı daha döküldü dudaklarından, bir yemin gibi, bir mühür gibi:“Ve seni hiçbir şeye bırakmam.” Dedi klaus
Bu sözlerin hemen ardından dudaklarını büyük bir tutku, açlık ve kararlılıkla dudaklarıma bastırdı.
Bu sıradan bir öpücük değildi. Bu; yağmurun altında, tüm dünyaya ve kaderin üzerimize saldığı
düşmanlara karşı yazılmış bir meydan okumaydı. Dudakları dudaklarımı sarmalarken kollarımı boynuna doladım, kendimi tamamen ona
bıraktım. Islak ceketine sıkıca tutundum, onu daha da yakınımı çektim.Klaus beni belimden kavrayarak kendine doğru çekti. Bedenlerimiz yağmurun altında birbirine
kenetlendi. Öpücüğü derinleşti, tutkusu ve yakıcılığı soğuk yağmura meydan okuyordu. Bütün endişelerim, Aurora’nın gölgesi, Lucien’in
tehditleri ve zihnimdeki tüm sorular o an eriyip gitti.Yağmur üstümüzden süzülüp toprağa karışırken, Klaus’un kollarında sonsuz bir güven ve hissettiğim devasa
bir aşkla kayboldum. Dudakları dudaklarımdan ayrıldığında ikimiz de nefes nefeseydik. Alnını alnıma dayadı, gözleri kapalıydı
Islak nefesi yüzüme vuruyordu.“Seni seviyorum Klaus,” dedim diye fısıldadım yağmurun sesine karışan bir tonda.Klaus gözlerini açtı
. O fırtınalı gözlerde artık sadece netlik ve sonsuz bir bağlılık vardı. Dudaklarıma küçük, sıcak bir öpücük daha kondurup gülümsedi.“Seni seviyorum Lara. Ve bu dünyadaki hiçbir güç seni benden almaya yetmeyecek.” Dedi klaus
Yağmurun altında, gece karanlığında el ele tutuştuk. Önümüzde ne kadar kanlı bir savaş olursa olsun, artık hiç kimsenin ve hiçbir şeyin bizi yıkamayacağını biliyordum.
Artık sonsuza kadar tutanacak bir dalım vardı orda klaustu beni seven oydu artık sevgilim olan oydu
Huzurlu olan bizdik bakalım bu huzur sonsuza kadar sürebilirecek mi?
Bölüm etkileşimi
