9. bölüm · KADERİN ÖRDÜĞÜ AŞK

BÖLÜM 9 "GURUR DUYMAK"

Serra Nur Ü.

Merhabalarr, çok eğlenceli bir bölümle geldiiim. Ben yazarken çok eğlendim umarım sizde okurken eğlenirsinizz. Yorumlarınızı merakla bekliyorum. İyi okumalarrr 💕

Gözlerim kapalıydı, ama bilincim açılmıştı. Biri benim saçlarımı okşuyordu. Yavaş yavaş gözlerimi aralamaya çalıştım zorda olsa başardım ama yine karanlıktı. Saçımı okşayan elin sahibini tanıyordum. Demir'di.

"Niye karanlık? Bu kadar az uyumuş olamam. Sırtım ağrıyor çünkü." Diye mırıldandım. Demir'in bileğini kendime doğru çekip kolundaki saatten saate baktım. 11:27'ydi. Ben genelde bu kadar geç kalkmazdım hep sabah 6'da kalkardım. Devriyemin olduğu günler hariç. Çok yorulmuştum demek ki. Ama yastığım da rahattı o yüzden olabilir.

"Bu kadar uyumam normalde çok geç olmuş. Neden kaldırmadın?" diye sordum başımı yukarı kaldırıp Demir'in kahverengi topraklarına bakarken.

"Kalkmana gerek yoktu çünkü. Ayrıca yatsana sen manzaramı bozdun." Diye huysuzlandı. Sırıttım.

"Sadece uyurken ki halim mi güzel?" diye sordum cilveli çıkan sesimle.

Bence insana cilve sadece sevdiği insanların yanında yükleniyordu. Emniyette, akraba buluşmalarında, dışarıda hatta zamanında okula giderken bile çok ciddiydim, cilveli,nazlı olamıyordum. Bence emniyette ve görev başındayken olmamalıydım da zaten :) Ne zaman Demir'in yanında olsam içimden hiç tanımadığım cilveli,şen şakrak,neşeli, nazlı bir kadın ortaya çıkıyordu ve her seferinde şaşırıyordum.

"Her halin çok güzel. Ama favorim, uyurken ki halin." Gülümsedim. Ama bu öylesine bir gülümseme değildi.

Onun kahverengi topraklarına her bakışında, aşkını ve sevgisini görmenin, her sözünde erimenin getirmiş olduğu doğal bir gülümsemeydi bu. Ben bir kez daha anladım ki ben onu sevdiğim kadar kimseyi bu kadar sevmemiştim. Aşksal anlamda. Demir'in sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.

"Ne oldu, daldın gittin yine?"

"Hiç, öylesine dalmışım."

"Ağrın var mı?" Neredeyse ağrım yüzünden gece 5 kez kalkmıştım. Bakmayın geç kalktım dediğime doğru düzgün uyuyamamıştım çünkü. Ben her kalktığımda Demir'de ağrılarımı geçirmek için uğraşıyordu.

"Biraz." Yüzüme doğru eğildi ve dudaklarını gözlerime bastırdı. Gözlerim parıldadı, sanki daha aydınlık görmeye başladım.

"Zümrütlerinin böyle parıldamasını istiyorum, solgun gözükünce sevmiyorum, şimdi ışıl ışıl oldu işte."

"Seni seviyorum." Diye fısıldadım, kulaklarına doğru.

"Ben de." Dedi cevap olarak. Önce kendisi ayağa kalktı daha sonra da yavaş olacak şekilde beni ayağa kaldırdı. Banyoya doğru elimi yüzümü yıkamak için ilerlerken bir anda zil çaldı ve kapı arka arkaya yumruklanmaya başladı. Yerimden sıçradım. Elim hemen silahımı almak için belime doğru uzandı ama silahımın belimde değilde komidinin üstünde olduğunu hatırlayınca elim boşluğa düştü ve hemen komidinin üzerinde silahı alıp kilidini açtım. Kalp atışım hızlanmaya başladı. Ben bir polistim korkmamam gerekirdi ama yanımda sevdiğim biri vardı kendime bir şey olmasına değil de sevdiğim birine zarar gelmesinden korkardım.

"Ne oluyor?" diye sordum Demir'e dönüp. Bilmiyorum dercesine dudak büzdü. Demir, beni arkasına çekmeye çalıştı ama izin vermedim.

Koridora doğru yürüyüp kapıyı bir anda açınca karşımdaki kalabalıkla gözbebeklerim büyüdü. Karşımda; Kuzenim Gizem ve Kaan Abim, Gizem'in liseden arkadaşı aynı zamanda benim komiser arkadaşım Andaç, Nur, Yardımcılarım Berna,Caner ve Melike ve arkalarında da tanımadığım kahverengi saçlı, buğday tenli bir adam ve Sarı uzun saçlı,beyaz tenli bir kadın vardı. Beni gördükleri an kedi yavrusu gibi içeri doluşmaya başladılar.

Herkes içeri girdiğinde kapıyı kapattım ve Demir'e soru dolu gözlerle baktım. O da anlamış gibi konuşmaya başladı.

"Arkada görmüş olduğun 2 kişi, yakın arkadaşım Selçuk ve sevgilisi Yasmin." Selçuk'u Demir'in anlattığı kadarıyla tanıyordum iyi biriydi.

Salona girdiğimizde herkes bir koltuğa devrilmişti. Selçuk olduğunu yeni öğrendiğim adam konuşmaya başladı.

"Merhaba Leyla. Ben Selçuk, bu da sevgilim Yasmin." Diyerek yanındaki sarışın kadını gösterdi.

Daha sonra ayağa kalkıp Demir'le sarıldılar. Sarılmaları bittiğinde Selçuk, Demir'i şöyle bir süzdü.

"Monark'ıma bak be!" dedi gülerek.

Monark neydi ve Demir'e neden Monark diyordu Selçuk?

"Monark?"Dedim Demir'e dönüp. Caner yayıldığı koltuktan bana nasıl bilmezsin? Der gibi baktı ki zaten söyledikleri de bu bakışı doğruladı.

"Komiserim, sakın bana İtalya'nın Dijital Monark'ını bilmiyorum demeyin." Dedi sitemle. Gerçekten bilmiyordum. Ama bunu dalga malzemesi yapacak kadar gurursuz bir insan değildim.

Bozuntuya vermemeye çalıştım ama kızmak için bir bahane buldum.Koltuğa yayılarak oturmuştu. Şaşkınlığımı bir kenara bırakıp ciddi komiser kişiliğime büründüm.

"Yayılma şu koltuğa, ayrıca biliyorum sevgilimin lakabını elbette bileceğim her şeyden önce çocukluk arkadaşımdı o benim." Diyerek kendimi savundum.

Herkes gülmeye başladı. "Gülmeyin!" diye bağırdım. Kaan Abim bile yuh diye uludu. "Hakikaten yuh be kızım, ulan ben bile biliyorum sen nasıl bilmezsin?" diye çıkışınca ben bile bir an kendime sitem ettim.

"Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp demiş atalarımız." Deyince herkes kahkahalarla gülmeye başladı. Bende güldüm. Daha sonra Demir'e döndüm. O da bana Selçuk'u işaret etti.

"Bu lakabı o anlatsın onun öncülüğüyle aldım çünkü ben bu lakabı." Deyince herkes benimle birlikte Selçuk'a döndü. O da anlatmaya başladı.

"Demir'le üniversiteden tanışıyoruz." Deyince Demir homurdandı. "Başladı gene milattan öncesini anlatmaya." Kıkırdadım.

"Kısa sürede yakın arkadaş olduk, nasıl olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Babam İtalyan'dı benim. Aslında o da babadan İtalyan biraz aynı kader de diyebiliriz. Üniversite'de aynı bölümü okuduktan sonra benim babamın bir yazılım şirketi vardı. Demir'de benim ısrarımla "Web uygulaması geliştirme" alanında işe ve çalışmaya başladı. Çok güzel projeler geliştirdi. Babamın 4 seneden beri alamadığı ihaleyi tek seferde aldı. Bir sürü ihale aldı. Bu zamana kadar kaybettiği hiçbir ihale olmadı. Bu yüzdende İstanbul'daki şirketi kendi emekleriyle açtı. Kaybetmediği hiçbir ihale ve proje olmadığı için adı İtalya'da "monarca digitale " olarak anıldı. Çünkü gerçekten bu piyasada onu geçen kimse olmadı. O yüzden Monark dendi. Bir keresinde Türkiye'deki bir ihaleyi de almamızı sağlamıştı. İtalya gazetesinde birkaç kez çıkmıştı. Muhtemelen çoğunuz o gazeteyi maç için incelerken ya da Türkiye'deki ünlü şirketin kaybettiği ihaleyi bizim kazanmamızla ilgili olan haberi okuyup öğrendiniz."

Selçuk'u ağzım açık bir şekilde dinlemiştim. Demir'de annesi tarafından övülmeyi yüceltilmeyi beklerken omuzlarını dikleştiren çocuklar gibi omuzlarını dikleştirmiş benim onu övmemi bekliyordu.

"Eh, ne de olsa Pusat Leyla komiserimin yanına yakışması gerekirdi." Dedi köşede Kaan abimle konuşan Andaç.

Demir ise bu sefer sorgulayan gözlerle bana baktı. Bu seferde yakın arkadaşım aynı zamanda meslektaşım Nur konuşmaya başladı.

"Leyla, mesleğe başladığından beri ona verilen operasyonlar ilk hep küçük bir kısımdı. O ise kimseyi dinlemeden operasyonun büyük kısımlarına da kendini atıyordu. Çok azar ve ceza yedi bu yüzden. Ama çoğu operasyon onun sayesinde kazanıldı. Daha sonra Amirimiz, Leyla'ya kendisinin lider olduğu görevlerde vermeye başladı. Rütbesinin ast seviye olduğunu düşündü herkes daha hazır değil mesleğinin 4.senesi dediler ama o kimseyi dinlemedi ve görmüş olduğunuz gibi canı pahasına da olsa tüm operasyonları başarıyla bitirdi. Pusat lakabı ise onun çelik gibi sağlam duruşunu, hem de düşmanları alt etmedeki keskinliğini ifade ettiği için verildi." Nur cümlesini bitirir bitirmez salonda ki herkes bir anda büyük bir ciddiyetle ayağa kalkıp alkışlamaya başladı.

Ben şaşırmış ördek gibi kalmışken Demir bana döndü ve alnımdan öperek beni alkışlamaya devam etti. Bir kolunu omzuma attı ve beni kendine doğru çekti.

"Seninle gurur duyuyorum." Diye fısıldadı. Kollarımı beline sararak sımsıkı sarıldım.

"Bende seninle." Diye fısıldadım.Kaan abimin öksürmesiyle ayrıldık.

"Aile var burada. Yavaş." Deyince kahkaha attım. "Emredersiniz Şehzade Kaan Esen Hazretleri." Diyerek önünde eğildim.

"Bizde tam kahvaltı hazırlayacaktık. Madem geldiniz hep beraber yapalım. Gizem kalk bana yardım et yaralıyım ben." Diyerek kolunu dürttüm. Gizem dalgınca konuştu.

"Havalara bak görsen kurşun yarası dersin." Deyince herkes güldü bende cevap verdim.

"Evet kurşun yarası hem de tam kaburgalarımdan görmek ister misin?" Deyince tüm salonda bir sessizlik oluştu.

Aramızdan en patavatsız olan Caner bile ciddi bir tavra büründü. Demir'in vücudu taş kesildi. Hepsi çok korkmuştu. Suratlarının düşmesinden bile anlamıştım. Demir'e baktığımda gözlerini kaçırınca onu mutfağa çağırdım.

Çocuklar Duymasın dizisindeki Haluk ve Meltem'e benzemiştik aynı.

Mutfağa girdiğimde kapıyı kapattım. Demir, konuşmama izin vermeden beni kollarının arasına aldı ve kokumu içine çekti. Kollarını o kadar sıkılaştırmıştı ki sanki benim burada olduğumu gerçek olduğumu kabul etmek, hissetmek ister gibiydi. Haklıydı bende olsam bende aynı şeyi yapardım. Bende kollarımı ona doladığımda bir süre öyle kaldık.

...

Kızlarla kahvaltılıkları çıkartıp çoğu şeyi hazırlamıştık. Yasmin'de bize yardım etmek istemişti gerek yok diye ısrar etsekte bizi dinlememiş yardım etmişti.

Salona girdiğimde tüm erkekler oyun konsollarını ellerine almış oyun oynuyorlardı. Bu kadar çabuk birbirlerine adapte olacaklarını tahmin etmemiştim. Ellerimi bir anne edasıyla belime koydum ve kaşlarımı çatarak onlara baktım. Oyuna o kadar dalmışlardı ki benim halimi görmediler. Bende bağırmaya karar verdim.

"PAŞAZADELER, SABAH-I ŞERİFLERİNİZ HAYR OLSUN İNŞALLAH." Diye bağırdığımda Demir hızla ayağa kalktı fakat diğerleri dönmedi. Onun yerine Caner, gülerek cevap verdi.

"Sağolun komiserim.Sizin de Sabah-ı şerifleriniz hayr olsun inşallah." Sinirden güldüm. Sonra bir anda bağırdım.

"EŞEK BAŞIMIYIZ BİZ BURADA? KALKIN YARDIM EDİN HADİ KALK KALK!" Diyerek ellerindeki oyun konsollarını aldım. Ve hepsini kaldırdım.

Hepsi korkudan yardım etmeye başladılar. Onlar sofrayı hazırlarken bende Yasmin ile konuşuyordum. Selçuk ile nasıl tanıştığını anlatmıştı.

"İyi ki getirmiş seni Selçuk, ne güzel tanışmış olduk, her zaman beklerim." Dedim.

"Teşekkür ederim, sende lütfen gel." Diye cevap verince gülümsedim.

Hepimiz sofraya oturduğumuzda herkes tabaklarına sofradakilerden koymaya başladı. Ben zaten çok bir şey hazırlamamıştım kızlar bana bir iş yaptırmamışlardı.

Tam masanın sonunda duran zeytine ulaşmak için öne doğru eğilecektim ki Demir masanın sonunda ne varsa hepsinden tabağıma doldurmaya başladı. Minnetle gülümsedim. Caner ve Andaç emniyette yaşadığımız bir olayı anlatıyordu.

"Bir keresinde Leyla komiserim çok önemli bir operasyonda görevliydi. Günlerce emniyette sabahlamıştı. Kimse evine gönderememişti. Bazen odasına bir şey sormak için girdiğimizde elinde kağıtlarla uyuyakalıyordu. Uyurken de sadece tek birini sayıklıyordu, Demir. Hep merak etmiştik de tatsız da olsa tanışmak nasip oldu. Neyse Leyla komiserim gitmeyince Amirim bizi de yollamamıştı. 3 gün boyunca hiç uyumadı Leyla komiserim. Biz biraz gizli gizli uyuyorduk, boş odada. Bir keresinde yine böyle nöbetleşe uyurken Leyla komiserim durumu çaktı. Tam uyurken bir anda ezan sesi ve suyla uyandırılmıştım. Öbür tarafa Allah çağırıyor zannetmiştim. Dilim tutulmuştu." Deyince kahkaha attık.

Gerçekten ne zaman uyusam ya Demir diye ya da Abi diye sayıklıyordum. Bu hayatta babamdan sonra en çok sevdiğim adamlardı bunlar. Demir'in koluna başımı yasladım. Bu sefer konuşmayı Andaç devraldı.

"Leyla bizi inanılmaz seviyor gerçekten." Deyince tekrar kahkahalar havada uçtu.

Kahvaltı masasından akşam ki çay sofrasına kadar uzun uzun sohbet ettik.Geceye doğru hepsi toparlanıp vedalaşıp gittiler. Bana da hiçbir iş yaptırmamışlardı.

Herkes gittikten sonra bir dizi seçip ona başlamaya karar verdik elbette ben kendi seçtiğimi kabul ettirdim tabiki de. The Nıght Agent izleyecektik. Lisedeyken bu dizinin konusuna benzer bir kitap okumuştum. Çok güzeldi.

Ben diziyi seçerken Demir'de mısır patlatıp yanıma geldi, çerezde getirmişti. Battaniyenin altına sinip kafamı Demir'in dizlerine koyarak diziyi izlemeye başlamıştık.

Fakat bir süreden sonra gözlerim kapanmaya başlamıştı, uykum gelmişti. En son Demir'e "Dizlerinde uyursam beni mutlaka kaldır, dizlerin ağrır." Dediğimi hatırlıyordum onun ise bana cevap olarak "Kaldırırım güzelim yat sen." Dediğini.

Zihnimde sonrası yok. Daha sonra kendimi tamamen uykunun derinliklerine bıraktım.

Nasıl buldunuz bölümüü? Eğlendiniz mi okurken?