10. bölüm · KADERİN ÖRDÜĞÜ AŞK

BÖLÜM 10 "ÇİFTE SÜRPRİZ"

Serra Nur Ü.

Merhabalar, olay bir bölümle geldiiim. Biraz kısa oldu ama affedinn✨️İyi okumalarr, yorumlarınızı merakla bekliyorum.

Demir'in evinden 1 ay sonra nihayet kendi evime geçebilmiştim. Görevime başlayalı 1 hafta oluyordu ve bu sürede Demir her akşam yanıma uğruyor, beni mutlaka kontrol ediyordu.

Şimdi ise Emniyet Müdürümüz, Amirimiz ve başkomiserimiz ile toplantı yapmaya gelmişti. Bizde ekiple toplantılarının bitmesini bekliyorduk. Herkes toplantının konusunu merak ediyordu ve tahmin oyunu oynuyordu.

Bir anda amirimizin odasının kapısı açıldı. Müdürümüz "iyi günler." Diyerek bize dönüp "Kolay gelsin arkadaşlar." Dedi. Emniyetten ayrılırken Mehmet Amir yanıma gelerek beni odasına çağırdı.

Odaya girdiğimde masasının karşısında ayakta duruyordum. O ise koltuğuna oturmuştu. Eliyle koltuklardan birini işaret etti oturmam için. Oturduğumda duruşunu dikleştirip konuşmaya başladı.

"Komiser Leyla, yarın için bir talimatım var." Deyince bu sefer yerinde dikleşen ve hazır ola geçen ben oldum.

"Emredin amirim."

"Yarın sabah 9'da Emniyet Müdürü'nün bizzat başkanlık edeceği, son başarılı operasyonların genel bir değerlendirilmesinin yapılacağı ve üstün görev yapan personelin takdir edileceği bir Teşkilat Takdir ve Şükran Buluşması düzenleniyor."

"Anlaşıldı Amirim." Dedim ve ayağa kalktım.

"O kritik operasyonda gösterdiğin üstün çaba ve fedakarlık sebebiyle, Müdüre karşı teşkilatımızı en iyi şekilde temsil etmen gerekiyor. Bu nedenle, katılımın kesinlikle zorunludur ve ertelenmesi söz konusu dahi değildir." Kafamı salladım.

"Başüstüne."

"Ayrıca kıyafetin tam teçhizatlı resmi üniforma olacak. Sabah 9'dan önce binamızdaki şeref salonunda hazır ol. Hazırlıklarını buna göre yap."

"Anlaşıldı Amirim."

"Çıkabilirsin,iyi akşamlar."

"İyi akşamlar Amirim." Dedikten sonra dışarı çıktım.

Tüm teşkilat benim çıkmamı beklemiş gibi başıma toplandı. Onlara davetten bahsettim. Sonra Başkomiserimiz Serdar Abinin yanına gittim. Biz ona teşkilat olarak abi diyorduk. O bizden böyle dememizi istemişti. Gerçekten de bizim için bir abi gibiydi.

"Abi, yarın davet varmış, Mehmet Amir özellikle benim gelmemi istiyor. Sen bir şey biliyor musun?"

"Valla bende senin kadar biliyorum, bana da o kadar söylendi Leyla." Deyince tebessüm ettim.

"Tamam abi, sağol." Diyerek yanından ayrıldım.

Odama girip birkaç dosyayı kontrol edip çantamı ve kabanımı da alarak dışarı çıktım. Çıktığımda gördüklerimle gülüşüm büyüdü.

Demir, beni almaya gelmişti. Onun sayesinde arabamı doğru düzgün kullanamıyordum resmen. Beni emniyete kendisi bırakıp kendisi alıyordu.

Arabaya koşar adım yürüyerek gittim. Arabadan kapımı açmak için inip yanıma geldi. Önce alnımı öptü, daha sonra da sarıldı ve kapımı açtı. Yerine geçtiğinde arabayı çalıştırdı ve yola koyulduk.

"Ne yaptın bakalım bugün?" Diye sordum. O ise hem yola hem bana bakıyordu.

"Şirkette yeni bir site kurmaya çalışıyordum. Sen?"

"Bende, birkaç dosya ile ilgilendim, olay yerine gittik. Sonra toplantı vardı. Amirimiz, Emniyet müdürümüz ve Başkomiserimiz Serdar abi toplantı yaptılar. Daha sonra Mehmet Amir beni çağırdı. 'Yarın Teşkilat Takdir ve Şükran Buluşması düzenleniyor.' Dedi. Teşkilatı iyi temsil etmem falan gerekiyormuş, yarın oraya gideceğim, üniformamı giyerek." Demir, beni büyük bir dikkatle dinliyordu.

"Bu davete bende gelebilir miyim?"

"Çok isterdim, yanımda olmanı ama bu emniyet içi olduğu için yalnızca, resmi personeller, polisler, müdürler gelebiliyor. Dışarıdan veya aileden kimse alınmıyor." Suratım düştü.

Oysa ki onun yanımda olmasını çok istiyordum. Ama bu kaç yıllık kuraldı benim değiştirmeye gücüm yetmezdi. O da üzüldüğümü farketmiş olacak ki elini yanağıma koyup başparmağıyla okşadı.

"Düşürme suratını hemen, yapacak bir şey yok. Sonra almaya gelirim seni olur mu?" Gülümsedim hemen.

"Olur." Deyip yanağımdaki elini tuttum.

"Sarp Abi aradı bugün, konuştuk." Bir hışımla Demir'e döndüm.

"Aa bak beni aramayıp seni aramış satıldım ben şuan." Diyerek trip attım.

"Görevi bitmemiş, bir site ile ilgili bir şey sordu. Çok kısa konuştu, seni sordu bir de. Bende iyi dedim."

"O nasılmış?" Diye sordum. Hemen çok özlemiştim abimi.

"İyiymiş, bu görevi uzun sürecek gibiymiş."

"Tekrar sağ salim görür müyüm acaba?" Diye kısık sesle mırıldadım.

Hemen gözlerim doldu. Demir'den gözlerimi kaçırınca Demir baş ve işaret parmağının ucuyla çenemden tutarak başımı kendine çevirdi.

"Şşt, Leyla'm göreceksin tabi yapma ama böyle." Dedikten sonra uzanıp gözyaşlarımdan öptü.

"Bir daha bunlardan bir tanesi bile düşmesin, görmeyeceğim." Dedi.

"Tamam." diyerek ellerimle gözlerimi sildim. Yol boyunca çok konuşmadık. Bir restorantın önünde durduk.

"Evde bir de yemek yapmakla uğraşma, erken kalkacağını söyledin, direkt uyursun."

Arabayı park edip kapımı açtı. Arabadan indikten sonra el ele tutuşarak restoranttan içeri girdik. Cam kenarı bir masaya oturduk ve yemeğimizi söyledik.

"Halam aradı bugün Ateş buraya gelmiş, bugün onun yanına gittim." Demir konuşmaya başladı.

Demir'in halasını birkaç kez görmüştüm. Onlarda Kocaeli'de oturuyorlardı. Ateş ile de küçükken ortak oyunlar oynuyorduk hep beraber. Çok nazik, saygılı ama espritüel bir çocuktu.

"Yaa, nasılmış?" diye sordum heyecanlanarak.

"İyi, seninle sevgili olduğumu öğrenince havalara uçtu. Seni sordu."

"Birgün yemeğe davet ettiğimi söyle ne zaman müsaitse."

"Söylerim, sevgilim. Beraber ağırlarız."

Demir'in ağzından bu kelimeyi ne zaman duysam kalbim daha da hızlı atıyordu. Başımı hafifçe sağa eğerek ona parlayan gözlerle bakmaya başladım. O da bana aynı şekil bakıyordu.

Yemeğimiz bittikten sonra Demir, beni eve bıraktı. Duş alıp, üniformalarımı hazırlayıp hemen yatağa girip uykuya daldım.

...

Alarm sesiyle uyanıp hemen hızlıca bir şeyler atıştırıp, üniformamı giyip, makyaj ve saçımı yaptım.

Evden çıktığımda arabada Demir ve annem ile konuşmuştum. Salona girdiğimde bizim teşkilat ve diğer teşkilatlar vardı. Bizim teşkilatın yanına doğru gittiğimde hepsinin üzerinde resmi üniformaları vardı.

Onlarla biraz konuştuktan sonra Emniyet Müdürümüzün kürsüye çıkmasıyla hepimizin bakışları kürsüye döndü ve konuşmayı kestik.

"Değerli mesai arkadaşlarım,sevgili Komiser Leyla."

Leyla-Leyla mı! Ben konuşma mı yapacaktım, iyide ben hiçbir şey hazırlamamıştım ki. Herkesin bakışları üzerimde gezinmeye başladığında Emniyet Müdürümüzde bana bakarak konuşmasına devam etti.

"Bugün burada sadece bir rütbe değişikliğini değil, adanmışlığın, cesaretin ve vazife aşkının en somut örneğini onurlandırmak için toplandık. Komiser Leyla, dört yıllık görev süren boyunca her daim disiplinin, azmin ve zekanın ne demek olduğunu gösterdin. Ama geçtiğimiz ay, o kritik operasyonda gösterdiğin eşsiz kahramanlık, meslek hayatımızda bir dönüm noktasıdır."

Ağzım açık kalmıştı, rütbe değişikliği davetiydi bu. Amirim bana hiçbir şey söylememişti o yüzden özellikle benim gelmemi istemişti.

"En zorlu anlarda bile tereddüt etmeden öne atıldın. Gözünü kırpmadan sorumluluk aldın ve o hayati görevi, en büyük bedeli ödeme riskine rağmen başarıyla tamamladın. Aldığın yara, sadece vücudunda değil, teşkilatımızın hafızasında da bir kahramanlık nişânı olarak kalacaktır. Sen, canın pahasına dahi olsa devletine ve milletine olan sadakatini somutlaştırdın." Gözlerim yaşarmaya başlamıştı. Solumda ki arkadaşım Nur, elimi tutmuştu.

"Bu teşkilat, senin gibi vatan sevgisiyle yoğrulmuş, fedakar evlatlarıyla ayakta duruyor. Yüksek Değerlendirme Kurulu olarak, gösterdiğin üstün başarı ve kahramanlık ruhu karşısında takdirimizi en üst düzeyde göstermekten onur duyuyoruz."

Nefesimi tutmaya ve bacaklarımı sallamaya başlamıştım. Titriyordum resmen.

"Komiser Leyla. Bugünden itibaren, rütbenin getirdiği sorumluluğu, cesaretin ve liyakatinle fazlasıyla hak ettiğine inanarak, seni Başkomiser rütbesine yükseltiyorum! Hayırlı ve uğurlu olsun. Yeni rütben, sana yeni başarılar, yeni güç ve en önemlisi sağlık getirsin. Yolun açık olsun." Gerçekten ağlıyordum.

Salonda gür bir alkış sesi yankılandı. Sağımda ki Caner ıslık çalmaya başladığında Serdar Abi kafasına vurarak susturmuştu.

Yerimde dimdik bir şekilde kalktım ve kürsüye doğru yürüdüm. Kürsüye geldiğimde Emniyet müdürümüzün elini sıktım ve önce apoletim takıldı ardından ödülüm verildi.

Daha sonra mikrofon bana uzatıldı. Heyecandan titriyordum ama sakin durmaya çalıştım ve konuşmaya başladım.

"Değerli Emniyet müdürüm, Amirim ve Balat emniyet teşkilatı. Öncelikle beni bu rütbeye layık gördüğünüz için hepinize çok teşekkür ederim. Elimden geldiğince görevimi dürüst, mert bir şekilde yapacağıma söz veriyorum. Ayrıca şunu belirtmek isterim ki ben bu görevi herhangi bir rütbe,ödül,apolet gibi şeyler için yapmadım. Ülkesini, vatanını, milletini ve ailesini çok seven ve onları da bu sevgiyle büyüten bir babanın kızıyım ben. Ondan ne öğrendiysem hayat felsefemin çoğu ondan öğrendiklerimdir. Yine vurulacaksın deselerdi yine o operasyona katılır ve yine o düşmanların işini bitirirdim. Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Herkese iyi günler dilerim." Diyerek kürsüden indim. Emniyet teşkilatının hepsi sımsıkı sarılarak tebrik ettiler.

Ben, ben artık Başkomiser Leyla GÜNÖZ olmuştum. Kız başına nasıl olacaksın polis? demişlerdi bana olurum demiştim. Sizi koruyan yalnızca polis değil, doktorlarda kadın onlar nasıl olabiliyorsa bende polis olup ülkemi, vatanımı koruyacağım demiştim.Gece gündüz çalışıp, 2 yıllık akademiye girmiştim. Ben başarmıştım..

Küçük Leyla'nın 2 hayali vardı; polis olmak ve resim atölyesi açmak.

Birini başarmıştım. Vazgeçmediğin için teşekkür ederim küçüklüğüm..

Biz kadınlar düzene karşı çıktığımızda ayıplanır, hor görülürdük. Çünkü gözümüz açılırdı. Kimse bize laf geçiremezdi. Ama ben pes etmedim. Asla da gerekmedikçe pes etmeyecektim.

Davet bittiğinde ben bugün izinliydim. Kapıdan çıkar çıkmaz Demir'i gördüm beni almaya gelmişti.

Üzerinde siyah kumaş pantolon ve kaslarını belli eden beyaz bir gömlek vardı. Yanına giderek kollarımı boynuna sarıp sımsıkı sarıldım.

Sarılmamız bittiğinde tam bir şey söyleyecektim ki Demir, cebinden kırmızı kadife bir kutu çıkarıp bir dizini bükerek yere çöktü. Bir dakika? Kırmızı kadife kutu? Yere diz çökmesi? Zannettiğim şey miydi? Dilim bugün tutulmaktan kopacaktı heralde. Konuşamamış lal olmuştum.

"Zümrüt'üm, orman gözlüm,ayrı kaldığımız günleri evet dersen geçireceğimiz günler ve yıllarla telafi etmek isterim, benimle evlenir misin Başkomiserim?"

Dizlerimin bağı çözülmüştü,nefes aldığımı hissedemiyordum, sanki kalbim ağzımdan çıkacaktı.

Hiçbir şüphe yoktu ona dair içimde. O benim toprak gözüm, çocukluğumun en güzel hediyesiydi.

"Evet, evet seninle bir ömür geçirebilirim!" Diye çığlık attığımda arkamda bir alkış tufanı ve ıslıklar uçmaya başladı.
Anlaşılan teşkilatta bu işin içindeydi.

Demir, ayağa kalktı ve kutunun içindeki yüzüğü çıkartıp parmağıma taktı. Yüzük özel tasarım bir yüzüğe benziyordu. Yüzük; altın renginde, ortasında zümrüt kesim koyu yeşil bir taş vardı. Bandı ise yaprak ve çiçek motifleriyle işlenmiş bir tasarıma sahipti.

Demir, yüzüğü takar takmaz beni döndürmeye başladı ve sonra sımsıkı sarıldı. Demir'in arkasında; Gizem,Kaan abim, Ateş ve Mert'te vardı. Hiçbiri hiçbir şey çaktırmamıştı. Yüksek ihtimal Andaç'tan veya Serdar abiden öğrenmişti rütbe töreninin yerini. Ben söylememiştim çünkü. Herkes, tek tek tebrik etmeye ve sarılmaya başladı. Bense elimde ki yüzüğe bakıyordum.

7 Aralık benim için en güzel dönüm noktasıydı.

Demir YILMAZ benim kocam olacaktı....

Nasıl buldunuz bölümüüü?