16. bölüm · KADERİN ÖRDÜĞÜ AŞK

BÖLÜM 16 "VUSLAT"

Serra Nur Ü.

Merhabalarrrr. Yazdığım en uzun bölümle geldimmm. İyi okumalar, yorumlarınızı merakla bekliyorum💕

Demir'in mesajından sonra yatağa girmiştim. Ancak uykum kopuk kopuktu. Heyecandan uyuyamamıştım.

Telefona uzanıp saate baktığımda saat sabahın altısıydı. Odada tüm kızlar uyuyordu. Sadece bir yatak boştu.

Zeynep'in yatağı.

Yüzümü yıkayıp kendime gelmek için yataktan kalktım ve odadan çıkıp tuvalete girdim.

Çıktıktan sonra zaten uykum olmadığı için mutfağa oturmaya girdim. Evdeki her oda doluydu çünkü.

Mutfağa adımımı attığım zaman, aspiratörün ışığında oturan Zeynep'i görmeyi hiç düşünmüyordum. Dalmış cama bakıyordu öylece. Gün yeni yeni doğup, aydınlanıyordu.

"Zeynep?" diye seslendim omzuna dokunup. İrkildi. Bana döndü daldığı yerden.

"Abla."

"Ne arıyorsun bu saatte burada, herkes uyuyor?" Dediğimde oflayarak bana döndü. Gözleri kızarmıştı. Ağlamış mıydı?

"Hiç, uyku tutmadı abla, bende öyle dalmışım." Dediğinde kendi söylediğine bile inanmıyordu.

Zeynep kolay kolay ağlamazdı. Duygusallığını dışarıya aktarmazdı. Bir şey olmuştu ama ne olmuştu?

"Bir şey olmuş Zeynep. Ağlamazsın sen kolay kolay."

"Ağlamadım ki, dün çok oynadık ya ayaklarım ağrımış uyutmadı ondan kalktım bende." Dedi ama gözlerini kaçırıyordu.

"Ağrı falan değil bu Zeynep, neyin var senin? Ne oluyor?" deyince duruşunu dikleştirdi, daha da ciddileşti.

"Ne gibi?" Dedi. Bal gibi de biliyordu ne ile ilgili olduğunu.

"Bilmiyorum ki, ben de sana soruyorum. Ne oluyor? Ne bu halin. Dünden beri bir tuhafsın. Kaan abim de bir tuhaf. Birbirinizden kaçıyorsunuz Zeynep ne oluyor?" Dediğimde hızla kafasını kaldırdı.

"Abla, saçmalama. Kaan abimin her zamanki hali. Kardeş gibiyiz biz ya, niye kaçalım?"

Aşık olmanın ilk evresi: inkar.

"Bende onu soruyorum niye kaçasınız? Zeynep, ben Kaan abimin her halini biliyorum neredeyse. Onlar hep yakınımdaydı. Sizde bu sene gittiniz İzmir'e. Hep yakındık birbirimize. Hepimizle şakalaşır o. Dün dans ederken ki bakışlarınız farklıydı." Dedim tüm içtenliğimle.

"Abla, saçmalama Sarp abim neyse Kaan abimde o benim için. Kardeş gibiyiz biz. Her zamanki bakışmalarımız." O kadar iyi biliyordu ki benim inanmayacağımı. Söylemek istiyordu ama sanki kendini bu duruma konduramıyordu.

"İşte tam da bu yüzden soruyorum Zeynep. 'Kardeş gibi olmak' bazı şeylerin perdesi mi olacak? Hepinizi tanıyorum. Her mimiğinizi biliyorum neredeyse, ama ben senin hiç bu kadar heyecanlandığını hatırlamıyorum. Mezuniyetinde bile. Ayrıca dans ederken Kaan abim hiçte kardeş gözüyle bakmıyordu sana. Daha farklı bir hayranlıkla bakıyordu."

"Abla, sen Demir abiye kavuşacağın için daha da mı duygusallaştın bu aralar? Kaan abim beni sever, evet. Ama hepimizi sever. Gizem ablamdan ayırmaz.Belki de sen evleniyorsun diye hüzünlenmiştir. Sende yanlış anlamışsındır."
O kadar inkar ediyordu ki. Sanki bu durumu kabullenmek onun için kötü bir şeydi.

"Hüzünlenmek mi?" diye güldüm. "Zeynep, Kaan abim hüzünlendiğinde kaşları çatılır, unuttun mu? O dün sana bakarken farklı gülümsüyordu. Ben ilk defa onu bu halde gördüm. Sanki dünyadaki en güzel şeyi görmüş gibi gülümsüyordu." Dediğimde sustu, gözleri yere çivilendi. Gözleri doldu ve derince yutkundu.

O da biliyordu bu davranışların normal olmadığını ama konduramıyordu kendine. Kolumu atıp kafasını göğsüme çektim.

"Zeynep bak," dedim bir yandan da saçlarını okşuyordum. "Biz hep kardeş gibi büyüdük, sizin abiniz yoktu Sarp ve Kaan abim de sizin abinizdi. Benim ve Gizem'in kız kardeşi yoktu, siz geldiniz. Hiç birimizin erkek kardeşi yoktu Ömer geldi. Biz kuzen değildik hiçbir zaman bunu çok iyi biliyorsun. Bu zamana kadar ayrı geçirdiğimiz zamanlar hariç birbirimizden hiçbir şey saklamadık. Sadece Gizem ablanla ben aynı yaşta olduğumuz için daha yakındık. Eğer Kaan abim sana bir şey hissediyorsa ya da sen ona, bu utanılacak,saklanacak bir şey değil. Kuzen olabilirsiniz ama aşk bu kime vuracağı hiçbir zaman belli olmadı. Size gelirken de yer,yön,kişi seçmeyecekti. Sadece beni merakta bırakma. Dünden beri içimde bir kurt var ve kemiriyor.O kurdu atamıyorum beynimden." Dedim içimden geçen her şeyi söyleyerek.

"Abla," dedi sıkıntıyla. "Bunları düğünden sonra konuşsak?"

"Zeynep, lütfen. İçinin kemirildiğini, boğulacakmış gibi hissettiğini en iyi ben bilirim. İçine attıkça daha çok kötü olacaksın.Anlat bana bebeğim,ne oldu?" Zeynep en küçüklerimizden biri olduğu için hala benim gözümde bebekti.
Kafasını göğsümden kaldırdı.

"Bundan birkaç ay önce, baya uzun bir süre önce. Biz buraya gelmiştik. Yeni taşınmıştık İzmir'e daha sonra gelmiştik. Kuzen buluşması yapmıştık. Burada. Salonda film izliyorduk, sen devriyedeydin. Hava soğuktu, bende üşüdüm diye boş yer Kaan abimin yanında var diye onun yanına oturdum. Saçlarımı okşadı, küçükken de hepimizin saçlarını okşardı. Ama o okşayışında bir farklılık vardı. Bana dönüp sende büyüdün Zeyno'm, ne zaman bu kadar güzelleştin? Demişti. O an ilk defa kalbim hızlanmıştı. Yüzüm falan kızarmıştı. Ama bu küçük bir kızın utancı değildi, heyecandı. O günden sonra bir şeyler oldu. İzmir'deyken de sürekli saçma sapan sorularla arıyordum. O da konuşmak için beni arıyordu. Onun sesini duymasam eksik hissediyordum." Dedikten sonra gözünden bir damla yaş düştü.

Ellerimle sildim o yaşı. Bu ağlanacak bir şey değildi. Hatta o kadar güzel bir şeydi ki.

"Dün arabada, ben sana abi gibi bakmak istemiyorum Zeynep dedi. Elim ayağım boşaldı. Abla, biz kardeş gibiyiz. Annemler, babamlar ne diyecek? Her şeyden önce kuzeniz tıbben bile riskli bu."

Kaan abim, gerçekten tutulmuştu! Ve tüm bu olayları bunca ay bizden saklamışlardı.

"Tıbben riskli olabilir ama acı çekmek ve çektirmek istiyor musun Zeynep? Razı mısın buna? Her baktığında kalbinin ağrımasını istiyor musun? Ayrıca annemlerin bir şey diyeceğini düşünmüyorum. Deseler bile sizi ilgilendirmez. Aşık olan sizsiniz onlar değil. Ayrıca annenle baban bile çocukluk aşkı. Kaç sene zorluk çekmişler, benden daha iyi biliyorsundur." Dediğimde kafasını salladı.

"Düşün bunu, üzme kendini, parçalanma böyle. Ne olur," dedim ve kollarımın arasına aldım onu.

"Ayrıca ben bugün evleniyorum ne bu yas havası." Dedim gülerek.

Zeynep'te hem ağlayıp hem gülüyordu. O da doladı kollarını boynuma. "Teşekkür ederim abla, iyi ki varsın." Dediğinde gülümsedim.

...

Zeynep ile konuştuktan sonra diğerleri de kalkmıştı. Onlara bu konuyu sormamalarını özellikle tembih etmiştim.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra saç,makyaj ekibi geldi ve hepimizi hazırlamaya başladı.
Saatler süren hazırlığımız yeni bitmişti.

Aynaya bakarken gülümsüyordum. Sevdiğim ve beni deliler gibi seven bir adamla giriyordum yeni hayatıma, bundan daha güzel ne olabilirdi ki?

Üzerimde; üst kısmı kalp yaka, işlemeli, ince askılı, omuzlarımdan dökülen tül pelerini olan, A kesim, zarif ve parıltılı beyaz gelinliğim,-muhtemelen düğünün ilk 1 saatinden sonra ayağımda olmayacağına emin olduğum- beyaz stilettolarım ve taşlı kolye,küpe setim vardı. Saçlarımı da dağınık topuz yapmıştık. Duvağımda işlemeliydi.

Kızlar, gelinliğimin sırtındaki iplere neredeyse yirmiden fazla düğüm atmışlardı. Gizem, "Eniştem biraz uğraşsın o kadar kolay değil." Diyerek bir sürü düğüm atmıştı.
Ben aynadan kendimi incelemeye devam ederken annem girdi içeri ve kızlara seslendi.

"Çok güzel olmuş benim altın kızlarım,bize biraz izin verir misiniz?" dediğinde kızlar dışarı çıktılar.

Annem elimden tutup koltuğa oturttu ve bana döndü. Elimden tutarak konuşmaya başladı.

"Benim güzel kızım, arkadaşım," dediğinde gözleri doldu. "Ne zaman vakit bu kadar geçti? Anlamadım. Daha dün gibi aklımda, ilkokula başladığın zaman, akademiye girmek istediğinde sana karşı çıktığımda kavga ettiğimiz zaman, birde Demir'e aşık olduğunu anladığın zaman beni arayıp anne sen babama nasıl aşık oldun dediğin zaman." Benimde gözlerimden bir yaş süzüldü, ama annem hemen sildi.

Zamanında polis olacağımı söylediğimde annem çok karşı çıkmıştı. Ben yüreğim ağzımda seni de mi bekleyeceğim diye.

"Ağlama bebeğim, ağla diye demedim." Dediğinde gülümsedim.

"Ne mutlu bana ki seni senden bile çok seven bir adamla hayatını birleştiriyorsun. Onun gözlerine her baktığımda babanın bana olan bakışlarını hatırlıyorum.Onu çok sev, kendini de çok sev ki heba etme."
Topuz yaparken öne çıkardığımız iki tutamı okşadı.

"Evlilik sadece aşkla yürümez Leyla'm.Sabır ister, saygı ister. Birbirinizin yarasına tuz basmak yerine birbirinizin yarasını sarmayı öğrenin. Bazen tükeneceksin, yorulacaksın, düşeceksin. Ama gözüm arkada kalmayacak, çünkü ben damadımla değil oğlumla birleştiriyorum kızımın hayatını. Demir'de benim evladım gibi. Birbirinize hiçbir zaman sırt çevirmeyin anneciğim." Dediğinde gülümsedim.

"Neyse uzatmayayım. Hep mutlu ol kızım, hiç keder,dert, tasa görmeyin." Dediğinde "Amin annem." Deyip elini öptüm ve sarıldım.

Annemle konuşmamız bittikten sonra, Gizem odaya girdi. Hem ağlıyor hem de şarkı söylüyordu.

"Gelin olmuş, gidiyorsun.
Bana veda ediyorsun.
Sakın ağlama diyorsun,
Ağlamamak elde değil." Dediğinde gülümsedim.

"Bugün beni ağlatmaya yemin mi ettiniz! Yeter istemiyorum konuşmak!" diye sitem ettim. Makyajım bozuluyordu.

Yanıma oturdu.

"Çok konuşmayacağım zaten, otur be!" dediğinde sustum.

"Bu hayatımda istemediğim tek bir şey varsa o da kız kardeşti. Hiç aramadım. Çünkü sen vardın. Ne zaman bir şey olsa sana geldim, sana anlattım. Gecelerce, birbirimizin dizinde ağladığımızda oldu, kahkahalarla yeri göğü inlettiğimizde. Hep mutlu ol kız kardeşim, en çok sen hakediyorsun.Dizimde ağladığın tüm geceler en güzel sürprizlerle geçsin." Deyip sarıldı. Ağlamaya başlayacağımı fark edip sırtıma vurdu.

"Ağlama sakın, gebertirim!" dediğinde güldüm.

Gizem'in konuşmasından sonra tüm kuzenler olarak fotoğraf çektirdik. Babamın gözleri doldu ama kafasını çevirdi. Herkesle sarıldım. Babannemler ve diğer kuzenlerim de gelmişlerdi ve ev o kadar kalabalıktı ki birbirimizin suratını göremiyorduk.

Eve doğru yaklaşan davul, zurna sesleriyle "Geldiler!Anne, baba geldiler!" diye bağırdım. O kadar heyecanlıydım ki bayılacak gibiydim. Ellerim titriyordu.

Hepimiz kapıya doğru toplandık. Fakat beni bilerek geride bıraktılar, Demir en son görsün diye.

Kapı açıldığında Alya teyze, Cihan amca,Ateş,Mert ve eşi, Ateş'in kız kardeşi -Eskişehir'den ancak gelebilmişti.- Dilara, halaları,yengeleri,dayısı ve daha birçok akrabası içeri girdi.

Sıra Demir'e geldiğinde abim kapıyı kapattı. Bizde bir adet vardı:Kapı tutma.
Abim, Demir'in önünü kesti.

"Hoş geldin enişte,ama bu kapıdan geçmek o kadar kolay değil benim kızımı, en değerlimi alıyorsun.Bunun bir bedeli var." Dediğinde Demir güldü.

"Ne istersen emrine amadeyim abi, Leyla'nın bendeki yerinin payı biçilmez." Dediğinde gülümsedim.

"Parada pulda gözüm yok çok şükür. Ama o kadar kıymetli birini emanet alıyorsun ki. Bana ömür boyu onun gözyaşını akıtmayacağına dair söz ver." Dediğinde gözlerim doldu. O an tüm sesler sustu. Ortamdaki tüm neşe, heyecan yerini tatlı bir duygusallığa bıraktı.

"Söz veriyorum abi, Leyla bana ait olan en güzel şey. Söz veriyorum ona yaşattığım tek gözyaşı, mutluluk gözyaşı olacak." Dediğinde yine ve yine bir kez daha iyi ki dedim.

Abim'in de gözleri dolmuştu. Hissetmiştim. Demir'in omzunu sıktı ve yol verdi.

Herkes birbiriyle konuşurken, Demir yanıma yaklaştı.

"Dünyanın en güzel gelini olmuşsun." Dediğinde gülümsedim.

"Sende dünyanın en yakışıklı damadı Çok kıskanıyorum ama niye bu kadar yakışıklı oldun?" dediğimde güldü.

"Artık hasrette bitti, vuslatta." Dediğinde gülümsedim.

Evden çıkmadan önce babam ve abim yanımıza geldi. Sarıldıktan sonra önce babam konuşmaya başladı.

"Yolunuz açık ve uzun, mutlu olsun çocuklar. Hep gülün, mutlu olun," Elinden bir anahtar çıkardı ve elimi açıp avcuma koydu."Bu evimizin anahtarı, biliyorum İzmir uzak ama ne olursa olsun orada da evin hala var. Kapısı sana ve eşine sonsuza kadar açık,unutma olur mu?" Dediğinde sımsıkı sarıldım.

Annem köşede ağlıyordu. Abim de yanıma geldi, o da avuçlarıma bir anahtar bıraktı. "Bu da Hatay'da da bir evin olduğunun kanıtı. Hep mutlu ol abisinin bebeği, gülgoncası." Dediğinde ona da sımsıkı sarıldım.

Daha sonra Demir'in koluna girdim ve evden çıktık.

...

Düğün salonuna geldiğimizde her yer çok güzel süslenmişti. Giriş müziğimiz ise Sezen Aksu'dan Yol Arkadaşım şarkısıydı.

Nikah memuru da geldiği için nikah masasına geçtik. Benim şahidim Gizem, Demir'in ki ise Selçuk'tu. Evet Selçuk dün gece gelmişti. Zar zor yetiştim diye de özür dilemişti. Gerçekten Demir ile aralarındaki bağ çok başkaydı.

Nikahımız başladı. Nikah memuru bizim ve şahitlerin ismini aldı birkaç şey söyledikten sonra asıl soruya geldi.

"Sayın Leyla Günöz, hiçbir baskı altında kalmadan kendi hür ve özgür iradenizle Demir Yılmaz'ı kocalığa kabul ediyor musunuz?" Diye sorduğunda tüm gücümle "Eveeet!" diye bağırdığımda salonda bir alkış tufanı koptu. Nikah memuru şimdiki sorusunu da Demir'e yöneltti.

"Sayın Demir Yılmaz, hiçbir baskı altında kalmadan kendi hür ve özgür irdenizle Leyla Günöz'ü karılığa kabul ediyor musunuz?" Diye sorduğunda Demir'de tok bir sesle "Evet!" diye bağırdı.

Kızlar karşıdan "Ayağına bas!" diye bağırınca Demir'in ayağına bastım. Ben canının yandığını düşünüp üzülürken o güldü. Nikah memuru şahitlere de sorduktan sonra son cümlesini söyledi ve cüzdanı bana verdi.

"Bende belediyemin bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum."

İkimiz de ayağa kalktık. Demir, duvağımı açtı ve yüzümü avuçlayarak alnımdan öptü. Kulağıma, "Artık Leyla Yılmaz." Diye fısıldayınca güldüm.

İlk dansımızı yapmak için sahneye alındık.
Bizim Mert'in düğününde ilk kez dans ettiğimiz şarkımız ve artık bizim şarkımız olacak olan o şarkı çalıyordu.

Fikrimin İnce Gülü.

Bir elim Demir'in omzunu bulurken, onun bir eli de belimi ve diğer elimi buldu. Demir kulağıma şarkının dizesini söylerken güldüm.

"Gördüğüm günden beri
Olmuşum inan deli."

"Seni çok seviyorum." Diye fısıldadım.
"Bende her şeyden çok." Diye cevap verdi.

Biz dans ederken gözüm salonda da gezinmişti. Zeynep ve Kaan abim gülerek konuşuyorlardı, Gizem ve Ateş'te kenarda dans ediyorlardı.

"Şunlara bak,sanki salon bomboşta bir tek onlar varmış gibi." Diye fısıldadım Demir'e, Zeynep ve Kaan abimi göstererek.

Demir şaşırdı. "Ben anlamıştım." Diye fısıldadığında "Bende." Diye cevap verdim.

Dansımız bittiğinde Kaan abim yanıma geldi.

"Demir bundan sonrası sende biz bu deliyle başa çıkmaya çalıştık 27 yıl boyunca, sıra sende Allah yardımcın olsun kardeşim." Dediğinde kaşlarımı çattım. Fakat benim sitem etmemi sağlayacak şey Demir'in cevabıydı.

"Sağol abi yardım eder inşallah."

"Yaa demek öyle görüşeceğiz Demir Bey." Dedim sahte bir kızgınlıkla.

"Görüşelim başkomiserim." Dedikten sonra "Bir dakikaya geliyorum sen böyle sahnede dur tamam mı?" dediğinde kaşlarımı çattım ama kabul ettim.

Kısa süre sonra Önde Demir, arkada abim,Kaan abim, Ömer -ki o zeybeği nasıl ve ne ara öğrenmişti bilmiyorum.- onların arkasında da Selçuk,Ateş ve Mert vardı. Arkada Çakal çökerten zeybeği çalmaya başladığında onlarda hazırlandılar. Ceketlerini çıkarmış, gömleklerinin kollarını sıyırmışlardı.

Şimdi farketmiştim. Bir ara hepsi aynı anda ortadan kayboluyorlardı, meğersem zeybeğe çalışıyorlarmış.

İlk olarak kollarını iki yana açtılar,başlarını hafifçe yana eğerek omuzlarını yavaşça sallamaya başladılar. Müzik hızlandığında hareketleri daha da keskinleşti hepsinin. Sağ adım öne attılar,vücutları hafifçe sağa döndü ve diz çöktüler.Hepsi aynı anda ayaklarını yere sertçe vurarak diz çöktü ve hızla geri kalktı.

Daha sonra Demir, tek kaldı. O da hareketlerini yaparken bende hafifçe dahil oldum zeybeğe. İzmir'liydim ve zeybek kanımda vardı.

Demir, son kez diz çöküp elini yere vurup daha sonra öpüp ve kalbine bastırdıktan sonra ayağa kalktı ve alnımdan öpmeden önce fısıldadı.

"Allah bu dizlerimi bir kendi huzurunda birde senin önünde kırdırsın."

Zeybek sürprizinden sonra takı töreni yapıldı.

Benden sonraki bekar kız Gizem olduğu için, iğneyi tutma görevini ona vermiştik. O da kim ne taktıysa söylüyordu. Gülmemek için o kadar zor duruyordum ki. Sağ salim bitirmiştik.

Roman havası oynadık, halay, horon ne varsa her yöreden oynadık. Bir tek Ankara kalmıştı. Bir anda Bahçe Duvarından Aştım Türküsü duyulunca hepimiz piste dolduk.

Ortada ben ve Demir, Kenarda bizimkiler. Ellerimizi şıklatarak pistte dönüyorduk. Ben Demir'e doğru eğiliyordum. Kızlar bana.

Düğün bittiğinde hepimiz teker teker fotoğraflar çekildik. Tabi ki de topuklularım neredeydi Allah biliyordu.

Abim,annem ve Büşra Teyzemler yarın gideceği için vedalaştık. Ömer ve Yaren'in okulu olduğu için gitmek zorunda kalmışlardı. Anneannemlere, babanneme de sarıldım.

Yalnızca Zeynep gitmiyordu. Mesleğe burada başlamak istiyordu ve ev ve iş bulana kadar Sahra Teyzemlerde kalacaktı. Bulduktan sonra da İzmir'e gidip eşyalarını alıp gelecekti.

Ben vedalaştıktan sonra Demir'de tek tek herkesle vedalaştı. Bir eliyle tokalaşırken diğer eliyle de elimi tutuyor bırakmıyordu.

Herkesle vedalaştıktan sonra arabamıza bindik ve evimize gitmek için yola çıktık. Balayına gitmeyecektik. Çünkü ben kış tatili sevmiyordum ve istememiştim. Onun yerine yazın giderdik zaten.

🔥🔥🔥

Evimizin önüne geldiğimizde, Demir yürümeme izin vermedi ve kucağına aldı.

Evin kapısını açmak için anahtarı bana verdi. Eve girer girmez Demir odamıza götürdü. Odaya girdiğimizde de beni yatağımızın üstüne bıraktı.

"Çok kısa bir işim var güzelim,hemen geleceğim." Dedi ve dolapları karıştırmaya başladı.

"Ne arıyorsun?" Diye sordum.

"Seccade." Diye cevap vermesini beklemiyordum.

"Neden?"

"17 yıldır bu anın hayaliyle yanıp tutuşuyorum ve eğer bir gün seninle evlenirsem şükür namazı kılacağım diye yemin etmiştim. Kılıp geleceğim hemen."

Ben Demir'in bana olan aşkını kelimelerle tanımlayamayacak hale gelmiştim artık. Ben onun kadar süslü cümleler kuramıyordum. Ama onun beni anladığını biliyordum.

Demir namazını kıldıktan sonra odaya geldi, ben kafamdaki tel tokaları cıkarmaya çalışırken o da arkama yavaşça yaklaştı. Nefesini ensemde hissetmeye başlamıştım ve bu his beni hem heyecanlandırıyor hem de titretiyordu.

Elini uzattı, duvağımdaki iğneleri usulca çıkarmaya başladı. Sanki acele etse, o anın etkisi bozulacak gibiydi. Duvağım yere düştü. Sonra elleri, kışkırtıcı bir yavaşlıkla gelinliğin arkasındaki iplere gitti.

Bizim kızlar -ama özellikle Gizem- gelinliğimin arkasına sırf Demir'i delirtmek için 20'den fazla düğüm atmışlardı.

Demir'in sabrının tükendiğini hissedebiliyordum ama hiçbir şey söylemedim.

Sonunda gelinliğin iplerini çözdü ve usulca kollarımdan çıkarmaya başladı. Gelinlik yere düştüğünde üzerimde sadece gelinliğin içine giymiş olduğum iç gösteren iç çamaşırlarımla kalmıştım.

Demir,bedenlerimizi karşımızdaki aynaya doğru çevirdi. O benim tam arkamda gözüküyordu. Yanıma daha çok yaklaştı,mesafeyi kapattı. Artık nefesini her yerimde hissediyordum ve bu içimdeki arzuyu daha da körüklüyordu.

Demir,önce ensemden öptü. Ensemden öptükten sonra dudakları boynuma doğru kaydı. Öyle yumuşak, öyle şefkatli öpüyordu ki, bütün o günün yorgunluğu, heyecanı üzerimden akıp gidiyordu. Gözlerimi kapattım.

Elini yavaşça belime doladı. Kulağıma eğilip, "Çok güzelsin, karım," diye fısıldadı.

Geçen seneye kadar karım kelimesini çok seveceksin deselerdi güler geçerdim ama Demir ne zaman karım dese içimdeki kelebekler ortaya çıkıp uçuşuyorlardı.

Aynadaki görüntümüz... Sanki bir rüyaydı. Beyaz, dantelli iç çamaşırlarımla, arkamda damatlığıyla Demir. İkimizin de nefesi hızlanmıştı. Aramızdaki boşluk tamamen kapanmıştı.

Bacaklarım birbirine değiyordu, teninin sıcaklığını içimde hissediyordum ve kasıklarım ihtiyaçla sızlıyordu ilk defa.

Dudaklarını boynumdan ayırdı, beni yavaşça kendine çevirdi. Şimdi yüz yüze, burun burunaydık. Gözleri, gözlerime kilitlendi.

Topraklarına her baktığımda gözlerindeki parıltıyı,aşkı ve sevdayı görmek beni çok mutlu ediyordu.

Yüzümü avuçlarının arasına aldı. Başparmakları yanaklarımı okşadı. Hiç acele etmedi. Sanki dünyanın durmasını istiyordu.

"Seni seviyorum," dedi. Sesi kısık ve derindi.

"Ben de seni," dedim, sesim zar zor çıkıyordu.

Bu cümleyi birbirimize gün içinde o kadar çok kuruyorduk ki su içmek gibi bir ihtiyaçtı sanki bizim için.

O an, sanki her şeye kapılar kapanmıştı, hayatımızdaki tüm sorunlar,sıkıntılar o kapıların arkasında kalmıştı şuan Sadece ikimiz vardık.

Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Sonra dudakları, benim dudaklarımla buluştu. Bu, daha önceki öpücüklerimiz gibi değildi. Daha derin, daha tutkulu, ait oluşumuzu mühürleyen bir öpücüktü. Nefesim kesildi.

Demir beni kucağına aldı. Bacaklarımı onun beline doladım ve omuzlarına tutundum.Dudaklarımızı ayırmadan beni yatağa taşıdı ve üzerime doğru eğildi.

Artık kaçınılmaz sonu biliyordum. Ve direnmenin bir manasının kalmadığının da farkındaydım.

Ellerim, Demir'e dokunmak için ihtiyaçla karıncalandı. Demir'i daha da yakınıma çekip tek tek gömleğinin düğmelerini açtım. Demir'in elleri ise braletime gitti. Bir çırpıda çıkardı.

Demir'in gömleğini de çıkarttıktan sonra daha dokunur dokunmaz Demir kasıldı. Öyle zor tutuyordu ki kendini alnındaki damarlar ortaya çıkmıştı. Omuzları, kolları... Bütün o güçlü kasları ortaya çıktı.

Ben gözlerimi ondan, o da benden alamıyordu.

Odanın ışığı loştu ama ikimiz de birbirimizin her santimini ezberlemek ister gibi bakıyorduk.

Demir üzerimdeki son parçanın da düşmesine yardım etti. Artık aramızda hiçbir şey yoktu.

Demir, boynumdan öpmeye ve emmeye başlayınca,ellerim sırtına gitti. Tırnaklarım sırtını çizdi. Kafamı geriye doğru attım. Ben tırnağımla sırtını çizerken erkeksi bir inleme döküldü dudaklarından.

Elini belime götürdü ve hafifçe sıktı.
Daha sonra eli göğüslerime doğru kaydı,hafifçe sıktı ve okşadı. Aldığım zevk belimi kavislendirdi. O kadar yavaş yapıyordu ki her şeyi sanki gerçek olduğuna inanmıyormuş gibiydi. Her dokunuşunu aklına kazmak istiyordu.

"Demir," diye inledim.

Ne kadar olduğunu tahmin edemediğim süre boyunca Demir'in elleri vücudumun her yerinde gezindi. Benim ellerimde onun vücudunu keşfetti.

Vücutlarımız birleşmeden önce Demir fısıldadı.
"Leyla'm, durmak istiyorsan şuan durdur. Yoksa kendimi tutamayacağım gibi duruyor." Dedi. Durdurmadım, sanki bedenim yıllardır onun dokunuşlarına aç ve tepkisiz kalmıştı. O yüzden ihtiyacım vardı.

Demir,birleşmemizden önce fısıldadı.

"Canını yakarsam söyle." Dediğinde kafamı salladım.

Vücutlarımız bir bütün olduğunda kısa sürede acı yerini zevke bıraktı. Demir durmadan kulağıma bir şeyler fısıldıyordu.Git gel yaparken bir yandan da saçlarımı seviyordu.

"Benim güzel karım,Erna'm,en güzel hayalim,baharım,4 mevsimim." Diye fısıldadığında gülümsedim.

Normalde sevmezdim bu kelimeyi ama o an istedim ve söyledim.
"Kocam." Dediğimde bir süre durdu. Erkeksi bir kıkırtı döküldü dudaklarından. En sevdiği kelime bu olabilirdi.

"Kocan sana ölsün." Diye cevap verdi. O an istemsizce gözlerim doldu. "Bırakma beni,nolur." Diye fısıldadım.

"Asla." Diye cevap verince gözyaşımdan bir tanesi usulca yatağa aktı, Demir farketti, "Ağlama birtanem,ağlama benim güzel karım." Diye teselli etmeye çalıştı.

Ne kadar süre git gellerine devam etti bilmiyordum ama artık dayanamıyordum.

"Demir,daha da hızlan." Diye inledim. Demir,daha da hızlandı.İçimde bir şey dolup taşıyordu,tutamıyordum kendimi, bir yere ulaşıyordum.

"Demir,dayanamıyorum bir şey oluyor." Diye fısıldadım.

"Şşşt, bir şey yok gel bana sevgilim, rahat bırak kendini hadi." Diye fısıldayınca istemsizce kasıldım. Demir,yüzümü ellerinin arasına aldı,yanağımı okşadı.

"Kasma kendini bebeğim." Diye söyleyince daha fazla dayanamadım. Zirveye ulaştığımda, titredim,çığlıklar attım,Demir'in sırtını boydan boya çizdim. Kendimi sıkmaya çalıştım. Bittiğinde hala ara ara titriyordum.

Daha sonra Demir ulaştı o dağın tepesindeki zirveye. Erkeksi bir hırıltıyla beraber boğuk bir şekilde ismim döküldü dudaklarından daha sonra başı omzuma düştü.

Defalarca kez zirveye ulaşıp yere çakıldık Demir'le. Odada sadece loş ışık, ikimizin alev almış teni, ve inleyişlerimiz duyuluyordu.

Her şey bittiğinde ikimizde çok yorulmuştuk ben hala ara ara titremelerle sarsılıyordum.

Demir,beni göğsüne çekti. Üzerime battaniye örttü, şakağımdan öptü.
Evime gelmiştim, Demir'in göğsü benim en güzel evim,yatağım,durağımdı.

Yorgunluktan gözlerim kapanırken. Dediği son şeyi duymuştum.

"Hayatımda bir an seçeceksin ve orada ömrünü tüketeceksin deselerdi. Hiç kuşkusuz bu anı seçerdim. Vuslatımız bitti Leyla'm, yarımdım bütün oldum seninle." Dedi. Battaniyeyi düzeltti ve onunda nefesleri düzene girdi.

Nasıl buldunuz bölümüüü? Son kısım gibi bir sahneyi ilk defa yazıyorum, hatam varsa affola. Bölümle ilgili yorumlarınızı bekliyorum.