25. bölüm · KADERİN ÖRDÜĞÜ AŞK

BÖLÜM 25 "DOĞUM"

Serra Nur Ü.

Merhabalaaaar,nasılsınızzz? Çok güzel bir bölümle geldimmm💕
Umarım beğenirsinizzz, yorumlarınızı ve oylarınızı merakla bekliyorummm ✨️
İyi okumalarrrr!

Kocaman karnımla yatakta dönmeye çalışırken ofladım. Alin Erna tam olarak 34 haftalık olmuştu. Karnım o kadar büyümüştü ki çoğu zaman kendi başıma iş yapamıyordum. Belim çok ağrıyor, ayaklarım şişiyordu. Gün içinde çoğu zaman kasılmalarla boğuşuyordum. Birde özellikle bu ay iştahım çok açılmıştı.

Sanem Hanım'a muayeneye gitmiştik dün. Alin Erna'nın oldukça iyi geliştiğini, her an doğumun başlayabileceğini ve doğum çantamızı hazırda bekletmemiz gerektiğini söylemişti. Fakat biz yalnızca Alin'in yatağını,dolabını almış diğer eksiklerini almamıştık.Bugün Alin'in eksiklerini alacaktık.

Sağıma baktığımda yatağın boş olduğunu görünce kaşlarım çatıldı. Demir, yine uyumamış gece boyu çalışmıştı herhalde.

Şu son 2 haftadır uyandığımda onu göremiyordum nedenini sorduğumda yoğunum deyip geçiştiriyordu.Bu olay canımı sıkmaya başlamıştı.

Yatak başlığına tutunarak zor da olsa kendimi kaldırmayı başardım. Sabahlığımı giyerek odadan çıktım. Kış gelmişti. Ocak ayının ortalarına gelmiştik neredeyse.

Odadan çıkarak Demir'in çalışma odasına ilerledim paytak adımlarla. Artık bir penguenden farkım kalmamıştı.

Belki görüşme yapıyordur diye kapıyı tıklatıp "Gelebilir miyim?" diye sordum. "Gel, güzelim müsaitim." Dediğinde kapıyı açarak içeri girdim.

"Yine mi uyumadın Demir? Çok yoğunsun bu aralar."

"Bir uygulama üzerinde çalışıyoruz güzelim az kaldı bitince sana da anlatacağım uygulamayı."

"Ben uygulama falan istemiyorum kocamı özledim kocamı istiyorum." Dedim hüzünlü bir sesle.

"Hmm, ne kadar özledin kocanı?" Dediğinde "Çok," diye fısıldadım.

"Bugün kahvaltıyı es geçsek ne olur?"

"Leyla! O ne demek?" Dedi sitemle.

"Canım bir şey istemiyor demek. Belim çok ağrıyor Demir, bu kızın çok ağırlaştı. Masada oturmak istemiyorum.Dışarıda yesek?"

Oturduğu çalışma sandalyesinden kalkıp yavaşça arkama geçti. Ne yapacağını biliyordum. Karnımı hafif yükseltip bir süre öyle tutup belimi dinlendirmemi sağlayacaktı.

Tam da düşündüğüm gibi yaptı. Ellerini karnımın altına koydu. Kulağıma, "Hazır mısın?" diye fısıldadığında başımı salladım.

Yavaşça kaldırdı. Sanki havalanmışımda boşlukta süzülüyormuşum gibi hissettim. Başımı geriye yatırarak boyun girintisine gömdüm. "Oh," diye fısıldadım.

Kısa bir süre öyle kaldık. Daha sonra Demir yavaşça bıraktı karnımı.
Hemen odaya gidip üzerime düz beyaz rahat bir elbise giydim. Bu elbiseyi giyerken bile nefes nefese kaldım diye Demir yardım etmişti. Üzerime de haki kabanımı giydim.

Demir'e de beyaz boğazlı bir kazak seçmiş, haki ceketini giymesini istemiştim. Çift kombini yapmıştık.
Giyindikten sonra evden çıkmıştık.

Şimdi boğazda bir restorana gelmiş, kahvaltı yapıyorduk. Tam o sırada karnıma giren sancıyla inledim. Bunun normal olduğunu biliyordum ama Demir sürekli panik yapıyordu.

Sandalyesini bir hışımla çekerek ayağa kalktı yanıma gelmek için "Leyla!" diye bağırdı ama onu elimle durdurdum.

"İyiyim, geçti ufak bir sancıydı sadece, hep oluyor biliyorsun." Derin bir nefes vererek yerine oturdu.

"Hep oluyor ama canının yanmasına dayanamıyorum." Dediğinde masanın üzerine koyduğu elini tuttum. "Selçuklar ne zaman inecekmiş uçaktan?" Diye sordum.

Selçuk'un buradaki şirkette bir işi olduğu için Türkiye'ye gelecek birkaç gün kalacaktı. Yasemin'de Selçuk ile beraber gelecekti. Aylardır görmüyordum onları.

Emniyettekilerle de geçen ay bugün için yemek planlamıştık. Bizim evin bahçesinde tüm teşkilat ve bizimkiler olarak toplanacaktık. Dün akşam Demir'in de yardımıyla bir sürü yemek yapmıştım.

Kahvaltımı o kadar hızlı hızlı ediyordum ki Demir en sonunda beni durdurdu. "Leyla'm yavaş, bugün her şeyi yetiştirip halledeceğiz sakin." Dediğinde durdum. Çok heyecanlıydım.

Neredeyse birkaç hafta sonra Alin Erna odasında uyuyacaktı. Onu koklayıp sevebilecektik. "Ben doydum hadi gidelim!" dedim neşeyle.

"İyi tamam, tamam hadi gidelim." Diyerek o da kalktı. Hesabı ödedikten sonra çıktık.

...

Demir'in yardımıyla arabadan inip koluna girerek avmden içeri geçtim.

Demir, en iyi mağazalara girmemiz için çok uzak bir avmye getirmişti. Bir üst kata çıktığımızda bir mağazaya girdik. Daha girer girmez mis gibi bebek ve pudra kokusu geliyordu.

Bu kokuyu her gün soluyacağım günlere çok az kaldığını biliyordum ama derin bir nefes çektim içime.

Önce hemen girişteki reyonda duran minik minik bedenleri farklı zıbınlara ilerledim.

Minik pembe çiçekli zıbını alıp elimde açarak Demir'e gösterdim. "Demir bak!" dedim havaya kaldırıp ona göstererek. "Bunun içine girecek gerçekten, şuna bak minnacık!"
Demir zıbını elimden alıp avuçlarının içine koydu.

Onun kocaman elleri arasında zıbın daha da küçük kalmıştı. "Bu kadar küçük mü olacak yani? Nasıl tutarım ki ben bu ellerle onu, canı yanar." Diye mırıldandı.

"Sen tanıdığım en iyi babalardan birisi olacaksın Demir Yılmaz. Kızının canı senden yanmaz merak etme." Dedim büyük bir şefkatle.

Reyonlar arasında adeta kaybolduk. Bir sürü çiçekli, tütülü, fırfırlı,kurdeleli elbiseler, taytlar,tulumlar,zıbınlar aldım. Sepetlerimiz o kadar çok dolmuştu ki.

Ama o doluluğu her gördüğümde yaşadığımı bir şeyleri gerçekten atlatabildiğimi hissediyordum.

Elimdeki hastane çıkış takımlarını da sepete attıktan sonra sepeti sürmeye devam ettim.

Tam o sırada Demir elinde minik pembe kurdeleli ayakkabılarla yanıma geldi. "Leyla, bak şu ayakkabılara!" Dedi neşeyle. "Çok minik," diye mırıldandım gülerek.
"Bunların her renginden alalım. Alin değişik değişik giyer her gün."

Dediğinde, "Sevgilim, Alin'in yürümesine daha aylar var sence de erken değil mi ayakkabı alışverişi için?" Dedim ama o kadar büyülenmişti ki umursamadan her renginden sepete atmıştı bile.

Birkaç bebek deterjanı, kolonyası, mama kabı,önlüğü,biberonu,emziği gibi ihtiyaçlarını da aldıktan sonra sıra bebek arabası bakmaya gelmişti.

O yöne doğru ilerledik reyona geldiğimiz zaman ilk baştaki bebek arabalarına takıldı gözüm.

İkiz bebekler için kullanılan bebek arabaları.

Gözlerimin dolmasına ve boğazımdan bir hıçkırık kaçmasına engel olamadım. Demir, kollarının arasına aldığında artık beraber hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk.

"Tutmayı başaramadım onu içimde." Dedim hıçkırıklarımın arasından. "Olmadı, tutamadım onu, gitmesine izin verdim." Dediğimde Demir saçlarımı öpüp, "Özür dilerim, özür dilerim koruyamadım sizi." Dedi.

Onun hiçbir suçu yoktu.

Her şey benim yüzümdendi.

"Yaşasaydı, cinsiyeti ne olurdu acaba?" Dedim. Ama biliyordum.

Erkekti.

Rüyamdaki gibi.

Demir'in kollarının arasından çıkıp derin bir nefes aldım. "O günün sabahı ben çığlık atarak uyanmıştım, hatırlıyor musun?" Diye sordum. Başını sallayarak onayladı.

"Bir erkek çocuğu gördüm ben rüyamda, sen onunla bahçede top oynuyordun. Bende size kek yapmıştım, bahçeye getiriyordum. Topu kaçtı.

Sen hemen almaya gidiyordun ama oğlumuz kendi almak isteyince engellemedin onunla beraber gitmeye karar verdin gelip bana haber verdiniz ben istemedim ama siz gittiniz bende o yüzden çığlık atarak uyandım işte."

Anlatmayı bitirdiğimde dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu ama hemen kenardaki bir rafa tutundu. Daha fazla yıkılmamak için dişlerini sıktı ama zor tutuyordu kendini. Zaten bu ailede belki de en metanetli oydu.

"Oğlum olmadı diye hiç pişman değilim ama biliyor musun? Alin Erna'yı o kadar benimsedim ki, hiç pişmanlık duymadım. Normalde de olsa hiç duymazdım. Sağlıklı olsun yeter der geçerdim." Dedikten sonra Demir, elini belime koyarak beni kendine çekti ve saçlarımı koklayarak öptü.

"Siz benim başıma gelmiş olan en güzel şeysiniz." Dediğinde gülerek elimle gözyaşlarımı sildim.

Toparlandıktan sonra bende kendime birkaç pijama takımı ve süt sağma makinesi almıştım. Alırken Demir o kadar anormal bakıyordu ki oturup dakikalarca ona ne olduğunu anlatmıştım.

Çok oyalanmadan eve gelmiştik. Tüm kıyafetleri makineye atmış, çıkarıp kurutma makinesine atmış ve ütülemiştim.

Demir'de Alin'in bizim odamızdaki yenidoğan beşiğini kurmaya çalışıyordu. Ama sadece çalışıyordu. Elimdeki kıyafeti de asıp yatak odasına indim.

"Sevgilim, olmuyor bıraksan mı?" Dediğimde bana sanki küfretmişim gibi baktı.

Babamda böyleydi. Küçükken mutfaktaki arıtma cihazımız bozulmuştu. Babam ben tamir ederim deyip yaklaşık bir saat uğraşmış başaramamış, üstelik musluk ve arıtma cihazının kablolarını birbirine bağlayıp musluğu da bozmuştu. Tamir işini dünyanın en iyi işi gibi görmelerine çok gülüyordum.

"Heh, yaptım." Dediğinde kontrol ettim. Bu sefer gerçekten yapmıştı.

"Şimdi bana yardım etmen lazım doğum çantasını hazırlayacağız." Dedikten sonra odadan çıkıp önce bizim odamızdan kendi kıyafetlerimi çantaya ekledim, alınacak eşyalarımı, kremlerimi aldım.

Daha sonra yukarıya çıkıp Alin'in kıyafetlerini, aldık. Alin'in odasının son haline baktım.
Kristal avizesi, beşiği,yumuşacık beyaz halısı, her köşede olan peluş oyuncaklar. Bez değiştirme masası, Dolabı, ve beşiğinin yanındaki sallanan emzirme sandalyesi.

Demir çantayı alıp odanın kapısını kapatmadan önce aynı anda fısıldadık.

"Sağlıkla gel güzel kızım."

...

"Selçuk, işleri biraz kendi üzerine almaya ne dersin bu adam baba olacak." Dedim karşımda Yasemin'in sandalyesine bir kolunu atmış Selçuk'a.

Evet herkes gelmişti. Evin bahçesinde toplanacaktık ama hava gerçekten çok soğumuş ve rüzgarlı olduğundan dolayı evde toplanmıştık.

Şimdide oturup yemek yiyorduk.
Sadece gençler takımından Yaren ve Ömer yoktu. Onların dersleri yoğundu.

"Valla komiserim kusura bakmayın ama biz sizi özledik ya!" Diye bağıran Caner'le masadakilerle beraber güldük.

"Niye ben olduğum zamanda komiserim nolur bir dinlenelim diye bağırıyordun ama." Dedim.

"Yemin ederim bu sefer ağzımı açmam, nolur dönün Andaç ebemizi ağlattı ya!" Dediğinde Andaç kafasına şaplak attı.

"Düzgün konuş lan!" Diye bağırdı.

Eski başkomiserimiz ama şimdiki Amir Serdar abi de vardı masada eşi Başak ablayla gelmişti.

"Abi, bunlar baya özlemişler beni, çok mu çektirdiniz siz bunlara?" Diye sordum Serdar abi ve Andaç'a bakarak.

"Abartıyor." Diye mırıldandı Andaç.

Zamanında benim yardımcım olan Melike şimdi komiser olmuştu. O,Berna ve Nur araya girdi. "Abi, vallahi katılıyorum. 3 gün uyutmadın bizi ya! Leyla komiserim en azından birkaç saat uyumamıza izin veriyordu. Komiserim affedin bizi kıymetinizi bilemedik."

Dediklerinde Kaan abim "Andaç, ne yaptın oğlum sen bunlara kaç gündür uyutmuyorsun?" diye sordu.

"Abi abartıyorlar ya alt tarafı bir örgüt davası üzerinde çalışıyoruz bir de üç gün üst üste devriyeye çıktılar abarttılar ya."

"OHA ANDAÇ!" diye cevap verdim. "Oğlum o şerefsizlerin canı canda bu insanların ki patlıcan mı uyutsaydın ya biraz!" diye sitem ettim. Bir anda sanki komiser Leyla oluvermiştim.

Demir yanımdan, "Konu mesleği olunca nasıl da panter kesiliyor." Diye mırıldandığında, "Sen de herkesin yanında aslan kesilip bana kedi oluyorsun kocacığım. Özellikle bazı anlarda. Anlatayım ister misin?" Diye sorduğumda. Nefesi hızlandı. Kimse anlamıyordu ama ben anlamıştım.

Boğazını temizleyerek kulağıma fısıldadı. "Kalsın, karıma kedi kesilmeyi ve miyavlamayı tercih ederim." Dediğinde güldüm ama karnıma giren sancıyla inledim.

Bu sefer ki çok farklı bir sancıydı. İlk defa böyle oluyordu. Sanki içeride bir buz dağı vardı da yavaş yavaş çatlıyordu. "Leyla'm, güzelim iyi misin?" Diye sordu Demir ve Kaan abim. "İyiyim." Diye geçiştirdim.

Gizem bir şeyleri çakmıştı. Bir yandan Ateş ve Zeynep'e bir şeyler anlatıyor diğer yandan da beni kontrol ediyordu. Masadaki sesler bir anda kesilmiş herkesin gözleri bana kitlenmişti. "Ne bakıyorsunuz iyiyim ben." Diye mırıldanmamla karnıma yeniden sancının girmesi aynı anda oldu.

Dişlerimi sıktım ve Demir'in elini sımsıkı tuttum. "Leyla! İyi değilsin güzelim bak terliyorsun, rengin soluyor." Diye bağırdı ama onu susturdum. Sancı geçtiğinde başımı omzuna yasladım. Tam o sırada kapı çalınca Zeynep,"Ben bakarım." Diyerek ayağa kalktı.

Kapıyı açtığımda aylardır duymadığım o sesi duydum. "Abisinin ortanca gülü."

Yalnızca abim, Zeynep'e böyle seslenirdi.

"Abi!" Diye bağırdım bir hışımla. Ayağa kalkmaya yeltendim ama karnıma öyle bir sancı saplandı ki çığlık attım. Demir'in ve abimin Gizem'e, "Gizem! Bir şey yap!" Diye bağırdıklarını duyuyordum.

Gizem beni yavaşça sandalyeden kaldırıp koltuğa oturttu. Yanındaki Ateş'e "Kronometreyi aç! Çabuk!" Diye bağırdı. Birkaç dakika sonra daha şiddetli sancı geldiğinde "Çok erken!" Diye bağırdım. "Gizem, şimdi olmaz. Daha erken!" Diye çığlık attım.

"Leyla'm derin nefes al birtanem hadi!" Ses Demir'in miydi abimin miydi ayırt edememeye başlamıştım. Demir'in elini sıkıyordum. Çok kısa bir süre sonra sancı daha da artarak vurdu. "Geliyor!" Diye bağırdım. "ALİN ERNA GELİYOR!" Diye çığlık attım.

Gizem, "Hastaneye gidiyoruz. Sanem Hanım'ı ara Demir!"dedikten sonra abim ve Gizem beni yavaşça kaldırdı.

Tam o sırada bir şey oldu. Yere bir sıvı aktı bacaklarımın arasından. "DOĞURUYORUM!" Diye cırladım adeta. Demir, "KIZIM GELİYOR LAN KIZIM!" Diye neşeyle bağırıyordu.

Ateş, "En yakın araba kimin?" Diye bağırdığında Serdar abi "Benim! Hemen şurada hadi gelin!" Diye cevap verince beni yavaş yavaş yürütmeye çalıştılar ama yürüyemiyordum.

"YETİŞEMEYECEĞİZ!" Dediğimde Demir beni kucağına aldı. Kazağına sıkı sıkı tutundum. "Çok acıyor, nolur ona bir şey olmasın!" Dedim acı ve korku birbirine karışmıştı. "Olmayacak güzelim,olmayacak. Biraz daha dayan ne olursun." Diye fısıldadı Demir.

Canerler'in panik seslerini de duyuyordum. Abime bağırdım. "Abi, bırakma beni!"

"Bırakmam gülgoncam! Ne zaman bıraktım?"

Demir'in sesi araya girdi. "Annemleri arayın." Dedi sadece. Yine gelen sancıyla belim iki büklüm oldu Demir'in kucağında.

Serdar abi arabanın arka kapısını açınca Demir, benim arkama oturdu. Kollarını karnıma doladı. Başımı omzuna yasladım. Ter içinde kalmıştım. Demir, bir yandan da avuç içiyle terimi siliyordu.

Abim öne binmişti. Gizem'de arabayı sürüyordu. Hayatımda daha saçma kombinasyon görmemiştim ama şu an bunu düşünecek halde değildim.

Gizem olabildiğince az sarsarak götürüyordu. Arkadan da kalanlar arabalara doluşmuş bizi takip ediyorlardı.

"Dayanamıyorum! Çok ağrıyor!" Diye bağırdım. "Bitecek güzelim, kızımıza kavuşacağız. Alin'imiz geliyor!" Dedi Demir. "Daha çok erken." Dedim ağlarken. Gizem, "Nefes al ver Leyla hadi!" Diye bağırıyordu. Her nefes alışımda ciğerlerim batıyordu.

"Yapamıyorum! Belim kopuyor!" Diye inledim. "Az kaldı Leyla'm, kurban olayım bırakma kendini. Bak, hastaneye girdik," Demir'in sesi titriyordu. Onun o her zaman kaya gibi duran vakur sesi gitmişti.

Alnıma kondurduğu öpücükleri, ter damlalarımla birleşiyordu.
Araba acilin önünde sert bir frenle durduğunda kapılar aynı anda açıldı.

Gizem araçtan fırlayıp "Sedye getirin! Doğum başlıyor, 34 haftalık gebe!" diye bağırdı. O an her şey bir film şeridi gibi hızlandı. Demir beni kucağına alıp sedyeye yatırdığında, elini bir an olsun bırakmadım.

Parmaklarımın eklemleri beyazlamıştı, onu bırakırsam Alin'i de kaybedecekmişim gibi bir korku sarmıştı dört bir yanımı.

"Demir, korkuyorum... Daha erken değil mi?" diye hıçkırdım. Koridorun tavanındaki lambalar tepemden hızla geçiyordu.

"Korkma güzelim, Sanem Hanım içeride. Alin Erna çok güçlü bir kız, annesi gibi," dedi Demir, sedyenin yanında koşarken. Ama gözlerindeki o korkuyu görüyordum. O da benim gibi, bir kez daha aynı acıyı yaşamaktan ölesiye korkuyordu.

Doğumhanenin kapısına geldiğimizde Sanem Hanım bizi karşıladı. "Leyla, derin nefesler al. Sakin oluyoruz. Her şey kontrol altında," o an Demir "Ben de yanında olabilir miyim?" Diye sorunca Sanem Hanım "Tabi." Dedi.

Beni doğumhaneye aldıklarından kısa bir süre sonra Demir'de üzerinde önlük ve boneyle içeri girdi. Elini sımsıkı tuttum. Sanem Hanım bacaklarımın arasına geçerek konuşmaya başladı.

"Leyla, açıklık tam. Şimdi senden tüm gücünü toplamanı istiyorum. Sancı geldiği anda, derin bir nefes al ve tüm gücünle ıkın!"

İlk dalga geldiğinde Demir'in elini öyle bir sıktım ki, parmak boğumlarımın bembeyaz olduğunu gördüm. "Ahhh! Yapamıyorum, Sanem Hanım çok acıyor!" diye bağırdım.

Demir saçlarımı okşayarak kulağıma eğildi: "Yaparsın Leyla'm. Sen ne operasyonlardan, ne çatışmalardan çıktın. Bu senin en büyük zaferin olacak. Hadi sevgilim, kızımız için!"

"Ikın Leyla! Hadi kızım, saçlarını görüyorum!" Sanem Hanım'ın sesiyle son bir güçle, ciğerlerim patlayacakmışçasına zorladım kendimi.

O an her şey yavaşladı. Demir'in gözlerindeki o saf korku ve aşkı gördüm. "Kafası çıktı! Bir tane daha Leyla, çok az kaldı!"

Demir, "Hadi güzelim, son bir kez! Bak, Alin geliyor!" diye haykırdı. Gözlerimi sımsıkı yumdum, tüm dünyayı unuttum, sadece karnımdaki o canın özgürlüğe kavuşması için haykırarak son kez ıkındım.

Ve birden kasıklarım boşaldı. Ve hemen ardından odanın içinde yankılanan o cılız, incecik ama dünyanın en güçlü çığlığını duydum.

Kızım..

"Geldi..." diye fısıldadım, başım yastığa düşerken. Tüm gücüm gitmişti.

Demir'in hıçkırık sesini duydum. Başımı çevirdiğimde onun burnunu çekerek ağladığını gördüm.

Sanem Hanım, morarmış ve üzeri bembeyaz bir tabakayla kaplı olan kızımızı göğsüme bıraktı.

O an zaman durdu. Alin Erna'nın o ıslak, sıcak bedeni tenime değdiğinde kalbimdeki tüm yaralar bir anda kabuk bağladı. "Hoş geldin kızım," diye inledim gözyaşları içinde. "Çok küçük." Dediğimde güldük. Küçüktü ama tombul bir bebekti.

Demir yanımıza iyice sokuldu, bir eliyle benim başımı, diğer elinin parmağıyla Alin'in minicik elini tuttu.

"Hoş geldin ışığım, kızım. Ömrüm yettiğince koruyacağım sizi. Benim kardelen çiçeklerim."

Alin'imiz geldii!

Finale son 2!

Beğendiniz mi bölümüüü???

Yeni bölümde görüşmek üzereee