6. bölüm · KADERİN ÖRDÜĞÜ AŞK
BÖLÜM 6 "KÖTÜ HABER BÜYÜK RİSK"
Yazarken en zorlandığım ve ağladığım bölümlerden biri oldu sanırım. Bana çok kızmayın olur mu? İyi okumalar. Yorumlarınızı merakla bekliyor olacağım.
Ertesi gün doktor tekrar gelip kontrol etti ve çıktık. Demir her ne kadar bugün gitme dinlen dese de aldırmadım. Ve kendimi emniyete bıraktırdım. Arabadan inmeden önce 10 kere söylediği şeyleri yine tekrar etti.
"Leyla'm,bak her saat başı arayacağım, o vitaminler içilecek,öğle yemeği yenilecek tamam mı? Akşamda almaya geleceğim."
Öyle büyük bir ciddiyetle söylüyordu ki bu cümleleri Demir'i tanımasam karşımda annem var derdim. Aynı şeyleri 5 kez söylediği için ofladım.
"Oof tamam Demir, çocuk gibi aynı kuralları gelene kadar 5. Kez söyledin söz hepsini yapacağım."
"Tamam,tamam kızma hemen hadi görüşürüz." Diyerek kollarını bedenime sarıp sımsıkı sarıldı, alnımdan öptü. Kollarından ayrıldığımda arabanın kapısını açıp indim.
Odamda dosyaları incelerken odamın kapısı çalındı. Gel dediğimde içeriye Yardımcım Melike girdi.
"Komiserim kaçakçıların bu gece sevkiyatlarını yapacakları depoyu bulduk."
Uzun zamandan beri bir silah kaçakçılığı davası üzerinde çalışıyorduk. Öyle ki 2 kez operasyon düzenledik çoğu sevkiyatı engelledik. Bu geceki operasyonu da başarırsak davayı kapatacak, suçluları tutuklayacaktık.
"Son operasyona başlıyoruz, o şerefsizleri tutuklamadan dönmek yok ucunda şehit olsak bile."
Ucunda ölüm olsa bile bu davayı kapatmadan ölmeyecektik. Ölürken bile ülkemi bir şerefsizden kurtaracaktım. Melike onaylar bir şekilde başını salladı. Odadan çıktığında önce annem ve babamla konuştum. Abimi de aradım ama açmadı,görevdedir yüksek ihtimal. Sıra Demir'deydi. Daha tuşa basar basmaz hemen telefon açıldı.
"Telefonun başında bekliyordun sanırım." Dedim gülerek.
"Öyle de sayabiliriz. Özledim." Yine kalp atışlarım hızlandı.
"Daha sabah görüştük ama bende özledim."
"Bu gece devriyen var mı?"
"Yok ama operasyon var."
"Hadi ya. Olsun operasyon biter bitmez ara. Yarın da kahvaltıya gidelim."
"Tamamdır, şans dile."
"Seni görenin yaşama şansı yok zaten. Ama Allah'a emanet ol. Seni seviyorum." Sırıtışım tüm yüzüme yayıldı.
"Sende. Bende seni seviyorum."
Telefonu kapattığımda yüzümde geniş bir tebessüm vardı. Notlarımı yanıma alıp toplantı odasına girdim.
Operasyonun mesuliyetini amirimiz ve başkomiserimiz bana vermişlerdi. Herkes toplantı odasına toplandıktan sonra operasyonu yeniden anlatmaya başladım. Anlatmayı bitirdiğimde herkes her şeyi anlamış gözüküyordu.
"Ucunda ölmek bile olsa bitireceğiz. Tek bir sevkiyat yapılmayacak, herkes tutuklanacak. Atalarımın ne zorlukla kazandığı ülkeyi itlerin sevkiyatlarına yar etmem, ettirmem!"
...
"Başlıyoruz." Diye fısıldadım telsize.
Önce deponun kapıları indirildi, Burak ve Caner Arka kısımdan Andaç,Nur ve ben ön kapıdan içeriye ateş etmeye başladık. Önümüze geleni indirmeye başladık. Sonra Andaç'a bakması gereken yeri işaret edilirken bir şey oldu.
Bir el silah sesi duyuldu. İlk başta anlamadım. Sonra arkaya doğru sendelediğimde ve karnımın sağ alt kısmında keskin bir sızı ve sıcaklık hissettiğimde vurulduğumu anladım ama silahımı bırakmadım. Bu itleri ülkemden kurtarmadıkça içim soğumayacaktı. Ateş etmeye devam ederken Andaç'ın sesini duydum.
"LEYLA!"
Dik durup ateş etmeye çalışsamda gücümün bittiğini hissediyordum. Andaç ve Nur yanıma gelmeye kalktıklarında Bağırdım.
"SAKIN! EĞER BİRİNİ DAHİ ELİNİZDEN KAÇIRIRSANIZ HAKKIM SİZE HELAL DEĞİLDİR! DEVAM EDİN!"
"Ama-"
"AMASI FALAN YOK BİTİRİN!" Diye bağırdım son gücümle.
Ve dizimin üzerine düştüm. Gelen kurşunlara tekrar yakalanmamak için yerde kalan gücümle kapıya doğru sürünmeye başladım. Deponun önüne geldiğimde artık gücüm bitmişti. Telsizi titreyen ellerimle dudaklarıma getirdim ve yettirmeye çalıştığım nefesimle konuştum.
"Eğ..eğer...bu..operasyonu bit..bitirmeden benim yanıma gelir...gelirseniz..Ah!..sizi..ben vururum.." dedim ve telsiz ellerimden kayıp düştü..gözlerim kapandı...
...
DEMİR
Leyla ile konuştuktan sonra şirkete gitmiştim. Çoğu eksiği hala vardı ama temel şeyler tamamlanmıştı. Ben proje ile ilgili bir araştırma yaparken Telefonum çalmaya başladı. Kimin aradığına baktığımda bilinmeyen numaraydı. Yine de açtım.
"Alo,Demir ben Leyla'nın komiser arkadaşı Nur."
"Merhaba Nur, Seni dinliyorum." Dedim.
"Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum." Deyince kalbime bir sancı girdi Leyla'ya bir şey mi olmuştu?
"Leyla. Leyla iyi mi?" Dedim. Sesim titriyordu.
"Leyla vuruldu Demir. Durumu ağır hastaneye gidiyoruz." Nefesimin kesildiğini hissettim. Tüm vücudum kaskatı kesildi.
Bir hışımla ayağa kalktım ve otoparka indim.Hangi hastaneye götürdüklerini öğrenip telefonu kapatıp arabama bindim ve hızlıca hastaneye doğru sürmeye başladım.
Hastaneye vardığımda danışmaya sorup Leyla'nın ameliyatta olduğunu öğrendim ve ameliyathane katına inmeye başladım. Ameliyathanenin önüne geldiğimde telefonum çalmaya başladı.
Selçuk ile araba sürerken konuşmuştum. Haberi vardı .Arayan kişinin kim olduğuna baktığımda zorlukla yutkundum. Sarp Abi arıyordu..Leyla'nın abisi arıyordu..
Ben ne diyecektim? Koruyamadım kardeşini vurdular mı diyecektim? Şuan ameliyathanede ölümle cebelleşiyor ve benim burada elim kolum bağlı boş boş duruyorum mu diyecektim? Senin ve Ilgaz amcanın emanetine sahip çıkamadım mı diyecektim?
Sesimi düzeltmeye çalışıp derin bir nefes alıp telefonu açtım.
"Hele şükür biriniz açtınız be telefonu oğlum. Leyla beni aramış, görevdeydim. Askeriyeye geldiğimde gördüm. Şimdi ben arıyorum o açmıyor. Noluyor oğlum?"
İnan bende bilmiyorum abi.
Sesimi toparlayıp hiçbir şey belli etmemeye çalışacaktım ancak dayanamadım.
"Abi, Leyla operasyona çıkacaktı. Operasyon esnasında vurulmuş. Durumu ağırmış. Özür dilerim abi, koruyamadım.." Dizlerim beni taşıyamadı ve yere düştüm. Sol gözümden yaş düştü.
Ben ağlamazdım kolay kolay. Kalbimin yarısı içeride can çekişirken bu mümkün müydü?
"Geliyorum, kardeşim." Bunu söyledikten sonra telefonu kapattı.
Ben ona olan sevdamı daha yeni söyleyebilmişken beni bırakıp gidemezdi, ben onsuz yapamazdım, olamazdı. Ameliyathane kapısına ne kadar süre baktığımı bilmezken omzuma uzanan eli farkettim.
Kafamı kaldırdığımda Sarp abiyi gördüm.. Yaklaşık bir 3 saat olmuştu o zaman bu sürede ancak askeri helikopterle yetişebilirdi.
Yanıma oturdu ve beni kendine çekip sımsıkı sarıldı. Omzumun ıslandığını hissettim. Sarp abi ağlıyordu..onların birbirlerine olan düşkünlüğü bambaşkaydı..
Leyla'ya olan sevgimi o bilmese de anladığını biliyordum. O benim olmayan abimdi. Çok şey istemiyordum, cıvıl cıvıl bakan yemyeşil gözlerini bir kez daha benim gözlerime kenetlesin istiyordum. Nefesinin hemen yanımda olduğunu bilsem yeterdi.
"Çoğu mezuniyetinde,doğum günlerinde yanında olamadım, hep 2 şey istemiştim şu hayatta; bir kızımın olmasını birde kız kardeşimin." Diyerek gözyaşlarını silerek toparlanmaya çalıştı Sarp abi.
"Rabbim birini nasip etti. Diğerini de eder inşallah."
"İnşallah." Diye mırıldandım.
"Leyla'yı kucağıma verdiklerinde 7 yaşlarındaydım. Az çok anlayabiliyordum neyin ne olduğunu. Öyle güzel bir bebek görmemiştim. Bembeyaz, kar gibi bir ten cibil cibil bakan yeşil gözler. Orman gibi. İlk lafı ne anne oldu ne baba "abi" dedi. O gün kendime söz vermiştim. Nefesim yettiğince canımdan bile daha çok seveceğim onu diye. Sonra vatanıma sevdalandım. Kaç kere ölümle burun buruna geldim de anlatmadım ona korkmasın diye. Şimdi o orada can çekişiyor ya ben burada ölüyorum sanki. Senin ona aşık olduğunu anlamadım mı sanıyorsun? Onun sana aşık olduğunu da en başından beridir farkediyordum. Kızmadım hiçbir zaman, bunu bil. Leyla ne ise sende oydun benim için. Sadece biraz kıskandım tabi. Senden tek bir şey istiyorum. Onu kırma,üzme incitme o benim gözbebeğim onu kırana acımam.Böyle bil. Şimdi topla kendini bizi böyle görmesin." Diyerek omzuma dostça vurdu.
Ellerimle gözlerimi silerken aklıma Nermin Teyze geldi.
"Abi? Nermin Teyze ile Ilgaz amcaya haber verdin mi?"
"Baban söylemiş, Uçak bulamıyorlar, otobüsler de dolu araba da süremezler, çok uzun oradan buraya ben bile görev dönüşü iznim vardı diye senin aramandan 3-4 saat önce çıkmıştım. Onun yanına gelecektim. Baban aradı onlarda İzmir'e gidiyorlarmış, annemleri ziyarete. Onları sakinleştirecekler. Babam ve annem çok kötü bende Leyla'yı bırakamam zaten böylesi daha iyi." Deyince gülümsedim.
Tam o sırada ameliyathanenin kapısı açılınca ayağa fırladık. Doktor eldivenlerini çıkarırken konuşmaya başladı.
"Kurşun karnının sağ tarafına gelmiş. Kaburgaların olduğu kısma. Şanslısınız ki organlara zarar vermemiş. Kansız bir hasta olduğu için çok uzun sürdü. Kan depolarında kan olduğu için hallettik. Ağrısı çok olacaktır, hayati tehlikesi yok ama bu gecelik yoğun bakımda tutulacak ve uyutulacak. 1-2 ay anca toparlanıp ayağa kalkabilir, bu süreçte dinlenmesi gerekiyor. Geçmiş olsun."
"Peki, görebilir miyiz?"
"Maalesef, yarın bir sorun çıkmazsa normal odaya alacağız zaten."
"Tamam teşekkürler."
"Rica ederim, tekrardan geçmiş olsun" Dedikten sonra yanımızdan ayrıldı.
Ayrılır ayrılmaz Sarp Abi ile birbirimize sımsıkı sarıldık. Yukarıya bakarak "Allah'ım sana şükürler olsun" diye mırıldandım.
O sırada telefonum çaldı. Arayan Ilgaz amcaydı. Açtım.
"Oğlum, Sarp telefonlarını açmıyor, bir şey söyleyin nolur, Leyla'm nasıl?"
Sesi çok korkmuş ve telaşlı geliyordu.
"İyi Ilgaz amca merak etmeyin, ameliyatı iyi geçmiş.Bu gecelik uyutacaklar. Yarında normal odaya çıkaracaklar. Ama anca 1-2 aya toparlanabilirmiş.Telaş yapmayın, korkmayın artık." Derin bir nefes verdiğini duydum. Rahatlamış gibiydi.
"Sağol oğlum, Uyanınca haber ver. İlk fırsatta daha doğrusu annenle baban gelmemize izin verirse geleceğiz." Anlaşılan annem ve babam onları evde tutmak için tüm güçlerini kullanmış gibiydiler.
"Gelmenize gerek yok Ilgaz amca. Leyla onu böyle görmenize daha çok üzülür. Bana emanet. Sarp abi de burada."
"Tamam oğlum mutlaka konuşturun beni."
"Tamam amca, görüşürüz."
"Görüşürüz oğlum."
Telefonu kapattıktan sonra Yoğun bakımın kapısına doğru yürümeye başladık. Önündeki pencereden Leyla gözüküyordu.
Leyla, üzerinde bir sürü makine bağlanmış şekilde sırtüstü yatıyordu. Onu öyle görünce gözlerimi kaçırdım. Kalbim sanki cehennem ateşleri içindeydi.
"En nefret ettiği uyuma pozisyonu." Yanımda duran Sarp Abiye döndüm. Gözleri dolmuştu. Farketmese de ağlıyordu. Çok sert bir mizacı vardı normalde ama konu Leyla ise tüm duvarlarını yıkıyordu.
"Asla hareketsiz yatamaz, r yaparak yatması lazım. Yoksa dalmamış demektir. Şuan çok sıkıldığına eminim. O böyle yatmaya alışkın değil ki..."
Cevap veremedim daha doğrusu verecek cevabım yoktu. O da bir cevap beklemedi zaten.
...
Sabah olmuştu ama Leyla uyanmadığı için bize daha gün aymamıştı. Biz hiç uyumamıştık.
Gece Selçuk gelmişti. Sabaha kadar yanımızda kalmış bize iki lokma yedirmekle uğraşmıştı. Az önce de onu uğurlamıştık. İtalya'daki şirketin bir uygulamasında sorun çıkmıştı ve acil gitmesi gerekiyordu. Kovarak göndermiştik.
Sabaha kadar Leyla'ya baktım, onu izledim, 1 saniye bile yanından ayrılmadan hem de. Doktoru odaya girmişti. Onun çıkmasını bekliyorduk. Nihayet doktor odadan çıkabilmişti. Hemen ayağa kalktık.
"Durumu stabil. Normal odaya alabiliriz ancak biraz daha uyutmaya çalışacağız fakat uyutmak zor gibi gözüküyor uyurken kaşları çatılıyor, rahatsız hissediyor gibi duruyor." Deyince güldük.
"Uyumaktan nefret eder o." Dedim. Sarp abi devam ettirdi.
"Yüksek ihtimalle ağrılarının azalması için uyutacaksınız ama mümkün değil o çok uyumaktan nefret eder."
Doğruydu sahiden de uzun süre uyumaktan nefret ediyordu. Doktora teşekkür ettikten sonra yanımızdan ayrıldı.
Yaklaşık 1 saat sonra Leyla normal odaya alınmıştı. Yüzü çok solgundu. Ve kaşları çatıktı. Hemen Nermin Teyzelere haber verdim.Orada da büyük bir mutluluk yaşandı. Şimdi yapacağımız şey uyutucu ilacın etkisinin geçmesini ve Leyla'nın uyanmasını beklemekti....
Nasıl buldunuz bölümüüü?
