23. bölüm · KADERİN ÖRDÜĞÜ AŞK
BÖLÜM 23 "ALİN ERNA"
Merhabalaaaar,muhteşem bir bölümle geldim. Umarım keyif alarak okursunuz. Yorumlarınızı ve oylarınızı merakla bekliyorummm.
İyi okumalarrr.💕✨️
"Ama kızım ne olur izin versen anneye de rahat rahat yüzüstü yatsa?" Diye mırıldandım uyku sersemi.
Hamileliğimin 26. Haftası yani 6. Ayın ortalarındaydım. Ailelerimize kızımız olacağını telefon yoluyla söylemiştik ve herkes çok sevinmişti. Özellikle abimin gözleri dolmuştu.
"Kızımın kızı mı olacak şimdi?"
Dediğinde gözyaşlarım usul usul akarken şiddetlenmişti. Saatlerce abim telefonda, Demir ise yanımda hıçkırıklarımı ve ağlamamı durdurmaya çalışmışlardı.
Abim bir görevi daha olacağını söyleyip, telefonu kapatmıştı. Soramamıştım abi doğuma yetişir misin, gelirsin değil mi diye. Belli etmiyordum ama çok korkuyordum. Doğururken tüm sevdiklerimin yanımda olmasını istiyordum. Bazen de bu söylediğim çok bencilce geliyordu.
Minik kızımızın hafif seğirmeleri başlamıştı ama çok hissedemiyordum. Asıl tekmeler bir dahaki ay başlayacak, dıştan hissedilebilir demişti Sanem Hanım.
Ağlama krizlerim tutuyordu bazen. Kimse durduramıyordu. Birde karnım normalden daha fazla ve çabuk büyüyordu. Nedenini sorduğumuzda kızımızın birazcık tombul bir bebek olacağını öğrenmiştik. En sevdiğim bebek tipiydi. Doğsunda hemen minik boğumlarını öpeyim diye bekliyordum. Ve tabi ki korkuyordum.
Birkaç doğum videosu izlemiştim ve korkmuştum. Bu yüzden de bir gece ağlamıştım. Demir, bilgisayarda ki işini bitirip yanıma uzanıp yine başımı göğsüne çekip ne olduğunu sormuştu.
"Çok kesiyorlar, ben nasıl doğuracağım?" Diye sormuştum ağlayarak. Gülmüştü.
Günlerimiz genel olarak böyle geçiyordu. Aynı zamanda Gizem'de evlilik teklifi almıştı ve bu hafta isteme ve söz töreni vardı. Eniştem ilk öğrendiği zamanlar biraz terör estirmişti evde.
Gözlerimi açamıyordum. Hamilelikte en zorlandığım şey uyku olabilirdi. Uyku sürem çok artmıştı ve ağırlaşmıştı.
"Günaydın, uykucu." Diye güldü Demir.
"Uyanamıyorum ama," diye sitem ettim.
Ağzıma gelen tatla gözlerimi far görmüş tavşan gibi açtım. Ağzıma acı salatalık turşusu tadı gelmişti.
Hamilelikte en çok yediğim şey turşuydu. Sanem Hanım'a bunu anlattığımızda canınızın çekmesini anlıyorum, bu olağan bir şey ama tansiyonunuz çok yükseliyor aşırıya kaçtığınızda, ağrılarınız da olabilir demişti. O günden sonra Demir sadece birkaç tane turşu yememe izin veriyordu. Bende onun şirkete gittiği zamanlar gizlice sakladığı yeri bulup yiyordum.
"Ne oldu?" Diye sordu panikle. Bazen ani çıkışlar, tepkiler vermem onu korkutuyordu.
"Turşu istiyorum," Dediğimde bıkmış bir nefes verdi. "Çok çekti canım, birazcık yesem? Kızımız istiyor ben istemiyorum ki." Diye mırıldandım dudaklarımı büzerek.
"Ama Leyla, konuştuk bunu güzelim." Dudaklarımı büzmeye ve melül bakışlarıma devam ettim. Demir'i ikna etmenin en kolay yolu buydu. "Sen benden bıktın mı?" Diye sordum. Bıktım derse oturup ağlardım. Gözlerim dolmuştu ama yüzümü yana çevirerek sildim hemen.
Baş ve işaret parmağı ile çenemi kavradı. "Leyla'm, bak bana bakayım bir," diye sordu. Ama çevirmedim başımı. "Leyla'm sen ağlıyor musun?" diye sorduğunda gözlerimi kapattım.
Zaten duygusal bir insandım artık her şeye ağlıyordum.
Dayanamamış olacak ki başımı göğsüne çekti yine. Saçlarıma öpücükler kondurdu. "Bebeğim, ben bu hayatta her şeyden bıkarım yine de senden bıkmam, o nasıl soru öyle. Senden bıkarsam yaşamıyorum demektir. Nefes almamam gerekir benim senden bıkmam için." Dediğinde ağzımdan titrek bir nefes kaçtı.
"Leyla, ben aklım ermeye başladığında seni gördüm, senelerce uzaktan sevmek zorunda kaldım. Vücudunda en ufak bir iz ya da morluk gördüğümde benim canımdan can gidiyor sanki. Ben senden nasıl bıkarım?"
Kollarımı bedenine doladım. Büyümüş karnımı okşadı konuşmaya başladı. Her gece bir kez de olsa konuşurdu.
"Günaydın kızım, anneyi daha da mı duygusallaştırdın ne? Bugün nasılsın?" Diye sordu karnımda çok hafif bir seğirme hissettim. Zaten kızım sadece babasının sesine tepki veriyordu.
"Hadi aşağı inelim, acıktım ben kahvaltı yapalım. Turşu da yiyelim." Dedim gülerek. "İlla yiyeceksin o turşuyu değil mi?" Diye sorduğunda iştahla "Evet!" dedim.
Kendimi hafif kaldırdım. Ama tam kalkamayınca Demir yardım etti.
"Yüzüstü yatmayı ve desteksiz oturmayı bu kadar özleyeceğim aklıma gelmezdi." Diye mırıldandım. Üzerimde mavi saten gecelik gibi olan askılı elbisem vardı.Çok sıcaklıyordum bende geceleri böyle yatıyordum. Demir, "Kendimi tutmakta çok zorlanıyorum." Diyordu beni böyle gördüğü her an.
Sonunda oturduğumda belimin ağrısıyla inledim. Demir'de kalktığında "Belin mi?" Diye sorduğunda "Hıhım" diyerek cevapladım. Karnım büyüdüğü için belime baskı yapıyordu ve belim çok ağrıyordu.
Kollarını arkadan karnıma doladı,Başımı geriye atıp omzuna yaslandım. "Kızın çok zorluyor beni babası," Dedim gülerek. "Annesine çekti desene." Diye mırıldandı gülerek. "Demir!" dedim sitemle.
Bir süre ona yaslandım. Önce omzumdan öptü sanki tüm yüklerin benim olsun der gibi. Sonra boynuma ilerledi. Durduramıyordu kendini ve çok zorlandığını biliyordum. Elleri karnımdan yukarı kayarken kulağıma "Giyme şunu," Diye mırıldandı. Kollarından ayrıldığımda sabahlığımı giydim.
"Niye kötümü duruyor?" Dedim cilveyle. "Leyla!" Dedi sahte bir kızgınlıkla.
Mutfağa doğru ilerleyip kahvaltı hazırladık. Daha doğrusu Demir hazırladı ben daha çok kenarda turşu yiyip konuşmakla meşguldüm.
Kahvaltı yaparken Demir yine her şeyi benim tabağıma dolduruyordu.
"Atölyeye çıkacağım Demir, sergiye tablo yetiştireceğim diye çok dağıldı,toplamam lazım." Dediğimde kaşları çatıldı.
"Çok yoruyorsun kendini, geceleri de atölyeye çıkıyorsun, farkediyorum." Dediğinde dudaklarımı ısırdım.
Sergi olayını ilk konuştuğumuz zaman Demir hemen araştırma yapmaya başlamıştı. Birkaç gün içinde benim çizimlerimin portfolyosunu hazırlayıp İstanbul'daki prestijli bir karma sergi için başvuru yapmıştı.
Başvurunun kabul edilmesi çok uzun sürmedi. Benim çalışmalarım sergi komitesinin dikkatini çekmişti. 2 aylık bir süre vermişlerdi ve bu süre birkaç gün önce dolmuştu. Bizde teslim etmiştik.
Bende atölyeyi toplayıp temizleyecektim. Sergiye yetişsin diye gece gündüz çizim yapıyordum. Demir uyuduktan sonra da atölyeye çıkıp kalan tabloları,tuvalleri bitiriyordum.
Kahvaltımızı bitirdikten sonra ben atölyeye çıktım. Demir'de takım elbiselerini giyip yanıma gelmişti. Şirkete gidecekti toplantıya girip birkaç görüşme yapıp gelecekti. Beni hazırlamak için de Gizem ve Zeynep gelecekti.
Demir yine çok yakışıklı olmuştu.
"Demir bey, bu yakışıklılık ne? Acaba siz benim doğurmamı mı istiyorsunuz acep?" Diye sordum cilveyle sırnaşarak.
"Karımın benim yakışıklılığıma bayılmasına bayıldım." Dedi keyifle.
Kravatını takıp düzeltmeye çalışınca "Bana bırak." Dedim. Kravatını hazırlayıp dudaklarına bir öpücük kondurdum.
"Geç kalma" Dedim fısıldayarak.
"Kalmam, dikkat et zorlama kendini. 3 şirketle görüşmem var. Sonrasında hemen geleceğim." Dediğinde başımı salladım.
Demir'i uğurladıktan sonra atölyeyi toplamaya başladım. Zil sesini duyduğumda aşağıya indim. Kapıyı açtığımda elinde poşetle Gizem ve Zeynep'i gördüm. İkiside beni süzdü. İlk konuşan Gizem oldu.
"Biz yanlış bir zamanda geldik herhalde geri dönelim Zeynep." Dediğinde "Gizem, saçmalama!" Diye bağırdım. "Yakan kaymış kızım, üstünde saten elbiseyle kapıyı açıyorsun sence ne anlaşılır bundan?" Dediğinde bende kendimi süzdüm.
"Yeğenin sağolsun zorluyor beni çok fazla pantolon giyemiyorum. Elbiseler rahat oluyor bende gecelikle dolaşıyorum evin içinde. Atölyeyi topluyordum. Yakam ondan kaymıştır." Dedim. "Hıhı, bizde yedik." Diye mırıldandı ikiside."Kızlar!" diye bağırdım içeri girerken."Ay tamam be sustuk!" Diye bağırdı Gizem.
Kahvelerimizi aldıktan sonra odamıza girdik.
Dolaptaki tüm elbiseleri yatağa yığdık. Hepsini tek tek denettirdiler. Ama çoğu kapanmıyordu. Ter içinde kalmıştım ve zorlanıyordum. "Yeter, yoruldum ben!" Diye bağırdım.
Telefonumun çalmasıyla masaya uzanarak telefonumu aldım.
Arayan Demir'di.
Açtım.
"Demir," dedim ağlamaklı bir sesle. "Ben çok mu kilo aldım?" Diye sordum.
"O da nereden çıktı şimdi?" Diye sorduğunda "Aldım, dimi yalan söylüyorsun bana. Olmuyor hiçbir elbisem!" Diye bağırdım.
"Bir paket gelmesi lazım gelmedi mi?" Diye sorunca yerimde dikleştim.
"Ne paketi, gelmedi hiçbir şey." Dedim. Bir yandan da burnumu çekiyordum.
"Paketi almayı unutma ve zorlama kendini. Son toplantıya gireceğim." Dedikten sonra kapıyı kapattı ve tam o anda zil çaldı.
Kızlardan destek alarak ayağa kalktım ve karnımı tutarak kapıya doğru ilerledim.
Kapıyı açtığımda kurye karşıladı beni.
"Leyla Yılmaz?" Diye sorunca hemen cevap verdim.
"Buyurun benim."
"Bir paketiniz vardı."
"Tabi, alabilir miyim?" Dediğimde elinde tuttuğu kağıtı uzattı.
"Şuraya bir imza alabilir miyim?" Diye sorduğunda kalemi elinden aldım ve imzamı attım.
Koca bir kutu ve kocaman nergiz çiçeği buketi karşıladı beni. Gülümseyerek kapıyı kapattım. Ve hemen odaya girdim.
"Oha!" Dedi Zeynep.
"E yuh artık ama bu adam çitayı arşa çıkardı yetişemiyoruz!" Diye sitem etti Gizem.
Kutuyu ve çiçeği yatağın üstüne koydum. Önce çiçeğin üstündeki notu aldım ve zarfı açtım. Zarfta yazan notu okuduğumda gülüşüm tüm yüzüme yayıldı.
"Dünyanın en güzel annesine ve benim güzeller güzeli çiçeğime.."
Gözlerim doldu.
"Seni çok seviyorum." Diye mırıldandım.
Çiçeği vazoya koyduktan sonra kutuyu açtım. İçinde minik bir kutu daha vardı onu da açtım. Ucunda kırmızı bir lotus çiçeği olan bir kolye vardı.
Kırmızı lotus çiçeğinin anlamını bir makale de okumuştum. Hem kişiye duyulan derin aşkı, sevgiyi,tutkuyu ve şefkati ifade ediyor hem de saflık ve yeniden doğuşu simgeliyordu.
Kolyeyi kenara koyup elbiseyi elime aldım. Açık mint yeşili renginde,saten kumaştan askılı ve v yakalı uzun bir elbise almıştı.
"Ay bayıldım!" Diye bağırdım.
Kızlar giydirip hemen makyajımı yaptılar. Kolyemi taktım. Saçlarımı önden iki tutam bıraktıktan sonra enseden topuz yaptılar.
"Teşekkür ederim," dediğimde kollarımı açarak ikisini aynı anda sarmaladım. "İyi ki varsınız. Sizi çok seviyorum." Dedim burnumu çekerek.
"Asıl sen iyi ki varsın. Daha nice başarıların olsun da yeğenimize anlatalım." Dediler neşeyle.
Zil çalınca eşyaları toplayıp kapıyı açmaya gittiler. Demir'in sesini duydum. "Leyla, nerede?" Diye sorduğunda bu sefer konuşan Zeynep'ti.
"Yukarıda enişte, yemedik ya!" Dedi. Gizem, Zeynep'i de kendine benzetmişti.
Güldüm.
Kızlar bizimle vedalaşıp gittikten sonra Demir, yanıma geldi. Hafif topuklu babetlerimi giydim daha doğrusu giymeye çalıştım ama eğilemediğim için ofladım. Demir eğildi ve yavaşça giydirdi ayakkabılarımı.
"Ama siz benim kalbimle oynamaya ant mı içtiniz ne bu güzellik?" Diye fısıldadı gülerek. Bende güldüm.
O da giyindikten sonra sergi yerine gitmek için evden çıkıp arabaya bindik.
Sergi alanına geldiğimizde herkes bizi kapıda karşıladı.Demir'in bazı tanıdıklarıyla da konuşmuştuk.
Köşede adımın yazdığı sergi kısmına gittim. Fuar gibi yapmışlardı mekanı. Tablolarımın arasında adım ve soyadım yazıyordu.
Leyla Yılmaz
Başardın dedim kendime. Yaptın. Şu hayatta her şeye inat başarmaktan vazgeçmedin. Yılmadın yıkılmadın Leyla.
Demir'in geldiğini elini belime koymasından anladım. Ona döndüm. Alnıma dudaklarını yasladı. İçine kokumu çeke çeke öptü beni.
"Basın gelmiş, sergiye tabloları konan ressamlar ile görüşmek istiyorlar. İster misin?" diye sorduğunda başımı salladım.
Mesleğimden dolayı biz basına çok gerekmedikçe açıklama yapmazdık. Ama şuan ayrılmıştım. Ve farkettim ki ben resim yaparken rahatlamaya başlamıştım. İki meslekte de bendim. Hiçbir zaman pişman olmamıştım. Olmazdım da.
Basının önüne geldiğimizde kameralar beni çekmeye başlamıştı.
Işıklar tamamen bize çevrildiğinde, gözlerimi Demir'in gözlerine diktim. Bana, 'Seninleyim' der gibi başını salladı.
Fuar yöneticisinin kısa açılış konuşmasından sonra mikrofonu elime aldım. Ellerim hafifçe titriyordu.
Derin bir nefes aldım. "Herkese iyi akşamlar. Bu benim ilk sergim ve bu kadar özel bir günde, burada bulunmaktan onur duyuyorum."
Sesim başta kısık çıksa da, Demir'in bana olan bakışıyla güçlendi.
"Benim buradaki eserlerim... Onlar sadece renk ve fırça darbelerinden oluşmuyor. Onlar, bir kadının içindeki en derin acının, en büyük kaybın ve hemen ardından gelen en saf umudun hikayesini anlatıyor."
Bir an duraksadım. Gözlerim istemsizce Demir'i aradı.
"Hayat, hepimize beklenmedik fırtınalar getirir. Birkaç ay önce, büyük bir yıkım yaşadım. Ama o yıkımın külleri arasından, beni yeniden ayağa kaldıran iki güç çıktı: Biri, yanımda duran, bana her zaman inanan, hayat arkadaşım Demir."
Demir'e döndüm. Gözlerini açıp kapadı.
"Ve diğeri... İçimde büyüyen, bana hayata tutunmayı öğreten, kalbi her attığında bana 'devam et' diyen, minik kızım." Elimi karnıma koydum.
"Bu eserler, bu yüzden 'Yeniden Doğuş' temasını taşıyor. Kaybedebilirsiniz, acı çekebilirsiniz, düşebilirsiniz. Ama içinizdeki o kudretli kadın sesi, her zaman size kalkmanızı söyleyecektir. Sanat, benim için bu sesi bulmanın yolu oldu. Her bir tuval, benim ruhumdaki bir yarayı iyileştirdi."
Dedikten sonra cümlemi iyi akşamlar dileyerek bitirdim.
Salonda kürsüde konuşulmaya başlandı. Ama ben de az sonra yaşanılacakları bilmiyordum.
"Değerli konuklar, fuarımızda tablolarıyla ruhumuzu doyuran, gözümüzü şenlendiren değerli sanatçımız Leyla Yılmaz'ı Yılın en iyi çıkış yapan sanatçısı ödülünü alması için sahneye davet ediyorum."
Onca ressamın, sanatçının içinden benim resimlerim, çizimlerimin beğenilmesi beni şok etti. Demir'e döndüğümde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Şu 2 ayda Demir, tüm kursiyer hocaları eve çağırıp tüm resim eğitimlerimi aldırmıştı. Gereken her şeyi beraber yapmıştık.
Ayağa kalktığımda Demir elimden tutarak sahneye çıkardı. Kürsüye geldiğimde ellerim titriyordu.
"Herkese tekrardan iyi akşamlar. Beni bu ödüle layık gördüğünüz için herkese çok teşekkür ederim. Birkaç teşekkürüm olacak umarım sizi sıkmam." Dedikten sonra derin bir nefes aldım.
"Öncelikle karnımdaki en büyük hediyeme teşekkür etmek istiyorum. Öyle bir anda geldi ki hepimiz yeniden doğduk onunla. Ben birkaç ay önce bir bebeğimi kaybettim. İkiz bebeklerim olacaktı ama olmadı maalesef." Dediğimde boğazım düğümlendi, derince yutkundum zorlukla.
"Kızım kardelen çiçeği gibi, onca zorluğun, sıkıntının ve stresin içinde açtı. Büyüdü karnımda. Bu resimleri yapmamda ki en büyük ilham onundur.
Daha sonra canıma, çocukluğuma,hayat arkadaşıma, en büyük iyi ki'me, umuduma, Demir'e teşekkür ederim. Ne zaman dara düşsem,sıkılsam, bunalsam her zaman elimden tuttuğu için,
Her anımda desteğini esirgemediği, yoğun bakımdayken bile benim için hayata tutunduğu için, canıma can kattığı için en büyük teşekkürüm ona.
Daha sonra aileme, kuzenlerime, hepinizi çok seviyorum. Dinlediğiniz için teşekkür ederim." Dedikten sonra tuttuğum nefesimi verdim.
Salonda alkış tufanı başladı. Ama benim gözüm tek bir kişideydi.
Hayat arkadaşımda.
Demir'de.
Toprak Gözlüm'de.
Ayağa kalkmış ellerini koparacakmış gibi birbirine vurarak alkışlıyordu.
Merdivenlerden yavaş yavaş inerek yanına geldiğimde sarıldım.
Burada ki tanıdıklar Demir'in bu halini ilk defa görüyordu sanırım. Oysa benim kocam buydu.
"Doğduğun ve benim karım olduğun için benim en büyük hediyem sensin, asıl ben sana teşekkür ederim." Dediğinde güldüm.
Yorulduğum için vedalaşarak çıktık.
Yolda telefonum susmuyordu. Basının yanında, bazı kanallar da çekim yapıp yayınlıyorlardı. Ve bizim ailenin hepsi izlemişti.
Babam, annem, hatta abim bile aramıştı. Hepsinin cümlesi Gözbebeğim diye başlıyor. Gurur duyuyoruz seninle diye bitiyordu. Emniyetteki herkes de aramıştı. Hem de görüntülü aramışlardı. Onları da çok özlemiştim.
Eve geldiğimizde yorgunluktan pijamalarımı bile Demir giydirmişti. Yatağımızda yatıyorduk şimdi.
"Demir," dedim. "Efendim, güzelim." Dediğinde gülümsedim.
"Biz kızımıza isim bulmadık aklında bir isim var mı?" Diye sorduğumda bunu bekliyormuş gibi söyledi.
"Erna," devam etti. "Yani direkt Erna geliyor benim aklıma. Sana benzeyecek nasıl olsa. Bende annesinin bir lakabını vereyim kızımıza. İşveli cilveli olsun. Ama sadece babasına." Dediğinde kahkaha attım.
"Niye kızın aşık olmayacak mı ileride?"
"Leyla!" dedi düşündükçe delirecekmiş gibi olarak. Gerçekten kızımız büyüyünce işimiz vardı bizim Demir'le.
"Tamam, tamam. Ben Alin de koyalım diyorum."
Aydınlık,ışık kaynağı, parlaklık ve asil soy. Anlamına geliyordu.
"Alin Erna'mı olsun o zaman?" Diye sorduğunda başımı salladım.
Alin Erna...
Kızım...
Kardelen çiçeğim...
"Olsun." Dedim karnımı okşayarak.
O anda bir şey oldu. Bir hareketlilik ama hızlı ve karnımın sağ tarafında.
Tak!
Sanki biri içeriden tekme atıyordu.
"Demir! Tekme attı!" Diye cırladım adeta.
"Ne!" Diye bağırmasıyla elini karnıma koydum ve bir tekme daha geldi.
"İsmini beğendi galiba. Kızım, Alin Erna'm, birtanem.." Diye konuşmaya başladı.
Yorgunluktan gözlerim kapanıyordu. Açık tutamıyordum. Sadece Demir'in karnımı öptüğünü ve tek bir cümlesini hatırlıyordum.
"Işığım,babasının ışığı. En büyük hediyemsiniz siz benim. Annen ve sen. İki kardelen çiçeği..."
Sonrası yine zifiri karanlıktı.
Ama o karanlık sadece gözlerimi kapattığımda olacaktı biliyordum.
Bir can büyüyordu içimde. Kızım.. Kardelen çiçeğim. Onun varlığını bilmek bile onu taşımak bile yolumdaki tüm karanlıkları aydınlatıyordu. O yolda yürüdükçe mum ışığı yolumu aydınlatıyordu.
Ve ben biliyordum ki o bizimle olduktan sonra ben ve Demir, hiç karanlık görmeyecektik. Görsek bile bunu ona yansıtmayacaktık.
Onu kırmaya hakkımız yoktu çünkü. O yapabileceği en iyi şeyi yapıp onca olayın, üzüntünün arasında bize tutunmayı başarmıştı.
Nasıl buldunuz bölümüüü???
Yeni bölümde görüşmek üzereee.
