24. bölüm · KADERİN ÖRDÜĞÜ AŞK
BÖLÜM 24 "AŞK"
Merhabalaaaaaar,Nasılsınız?
Çok güzel ve uzun bir bölümle geldim umarım beğenirsinizzz.
Oylarınızı ve yorumlarınızı merakla bekliyorum.
İyi okumalarrr💕
Bölümde geçen şarkılar
Müslüm Gürses- Adını Sen Koy
Ege- Delice Bir Sevda
"Delice bir sevda delice bir tutku bu
İçimde sancısı yüreğimde korkusu
Öylesi sardı ki bu hırçın sevda beni
Kaçamam susamam kapalı kaçış yolu"
Televizyondan çok yüksek olmasa da şarkı açmış mutfakta hafif hafif sallanarak domates doğruyordum.
Alin Erna'da sanki sesleri duyuyormuş ve benim neşemi hissediyormuş gibi kıpır kıpır hareketleniyor ve bana eşlik ediyordu.
"Kızım," dedim derin bir sevgiyle karnımı okşayıp "Sevdin mi şarkıyı?"
Cevap olarak sağ kısmıma bir tekme attı.
Gözlerim doldu, kalbim sızladı. Aylar öncesinde ondan ümidi kestiğim ve kardeşini kaybettiğim an gözümün önüne geldi gözlerim doldu.
Karnımı okşamaya devam ettim. "İyi ki geldin Alin'im, iyi ki bırakmadın beni kızım."
Yaşlı gözlerimi ellerimle silip toparlanmaya çalışırken arkadan bir el karnımı sardı. O eli o sıcaklığı ölümün ucunda olsam dahi tanırdım. Başımı boyun girintisine gömdüm.
"Niye ağladın sen?" Diye sordu çenesini omzuma yaslayıp doğradığım salatalığa bakarken.
"Bir şey yok, öyle duygusallığım tuttu." Diye mırıldandım.
Anı kötü anılarla bozmak istemedim, yeniden o karanlığa çekilmek istemedim. Çünkü eğer bir kere daha o karanlığa çekilirsem bu sefer toparlanamayacağımı biliyordum.
"Leyla'm," dediğinde efendim anlamında mırıltı çıkararak onu onayladım. "Bu domateslerin yarısı nerede birtanem?" Domateslere baktım gerçekten doğradığım domateslerin yarısının yendiğini o zaman farkettim.
"Özür dilerim." Diye mırıldandım hüzünlü bir sesle. "Özür dilenecek bir şey yok, çok mu çekti canın?" Diye sorduğunda endişeyle başımı salladım.Saçlarıma bir öpücük kondurdu koklayarak.
"Sen domatesi sade sade çok sevmezsin ki. Hem hangi domatesten bu pembe domateslerden mi?" Diye sorduğunda iştahla başımı salladım. "Geçen Gizem getirmiş, teyzem göndermiş 4,5 tane böyle pespembe domates. Ben de kahvaltı için kalanları doğrarken birkaç tane ağzıma atmıştım ama bu kadar yediğimi anlamadım."
"Oyyy," Dedi yanağımdan öperek. Daha sonra karnıma yöneldi. "Kızım, Günaydın ışığım. Bugün nasılsın babacığım?" diye sorduğunda karnımın içinde hızlı hızlı hareketlenmeler ve vuruşlar başladı.
"Kızım! Sakin!" Diye bağırdım ama durmuyordu. Canım yanmaya başlayınca karnımı tuttum. Demir, hemen devreye girdi. "Kızım! Dur babacığım! Sakin ol, bak annenin canı yanıyor!" Diye bağırdığında Alin Erna durdu.
"Of!Karnım!" Diye cırladım. Vuruşlardan dolayı canım yanmıştı. "Tamam birtanem geçti, geçti. Gel oturalım hadi." Dedikten sonra yavaşça sandalyeye oturttu. Salona gidip sırtıma minder yaslayınca saçlarımı okşadı. Bende ona yaslandım.
Bir süre sonra nefesim düzene girdiğinde sakinleştim. Anlaşılan kızım gerçekten babasına aşıktı.
Telefon sesiyle sessizlik bozuldu.
"Gizem arıyor," diye mırıldandı Demir ve telefonumu uzattı.
"Efendim." Dedim açınca ama sesim biraz boğuk çıkmıştı.
"Neyin var Leyla!" dedi telaşla.
"İyiyim, Alin Erna bir anda hareketlendi de yeni sakinleşti. Sen ne için aramıştın?"
"Bu aylarda kasılmaların da olur, dikkat et olur mu? Ben geç kalmayın diye aramıştım."
Gizem, üniversitede ve lisede ebelik okumuştu. O yüzden bazen Sanem Hanım'a sormayı unuttuğum soruları ona soruyordum.
Bugünde onun söz töreni vardı. Kahvaltıdan sonra çıkacaktık.
"Unutmadım tabi ki kahvaltı yaptıktan sonra geleceğim. Ayrıca Demir üzerime titriyor."
"Yaren ve teyzemler gece geldiler. Ömer'in de bir ödevi mi ne varmış onu teslim edeceği için bugün gelecekti ama bilmiyorum. Neyse annem mutfakta ikramlıklar için çağırıyor beni onun yanına gideceğim öptüm sizi." Dedikten sonra telefonu kapattı.
Bu sefer Demir'in telefonu çaldı. "Ya biz neden kahvaltı yapamıyoruz!" diye sitem ettim. "Leyla'm bunu açmam gerek şirketten arıyorlar." Dedikten sonra salona geçti.
Yaklaşık 25 dakika sonra Demir aceleyle mutfağa yanıma geldi. "Leyla'm benim bir saatliğine şirkete uğramam gerek acil, geç kalmayacağım söz." Dediğinde "Bekle! Bende geleceğim." Dedim. Demir hemen bir hışımla reddetmeye kalkıştı ama dinlemedim onu.
Odamıza girdiğimde dolabımdan siyah beyaz çizgili, tek omuzlu uzun elbisemi çıkardım. Bu elbiseyi Gizem'in söz töreni için sipariş vermiştim.
Fakat üzerimi çıkarmakta zorlandım ve nefes nefese kaldım. "Demir! Elbisemi giyemiyorum yardım eder misin!" diye bağırdım.
Bir yandan da saçlarımdaki lastiği açıyordum. Fakat hırçın davranmış olacağım ki lastik dolandı. "OF!" diye bağırdım. Acele ettiğim için her şey daha da karışıyordu.
Demir odaya girdiğinde saçlarımı açmaya çalışan elimi indirdi sakinlikle. "Bir sakin ol birtanem, o kadar da acelemiz yok şirketin müdürü benim farkındaysan. Ayrıca hamile bir karım var." Dediğinde güldüm o dağınık halimle.
Sakince saçlarımı açtı, üzerimi değiştirmeme yardım etti. Sıra saçlarımı şekillendirmeye geldiğinde bir süre duraksadı "Çekmeceyi aç orada şekillendirmek için kullandığım cihazlar var." Dedim çenemi işaret ederek.
Çekmeceyi açtı. O kadar çok cihazı görünce hangisini seçmekte tereddütte kalmış olacak ki gözgöze geldik.
Güldüm.
"Şu kalın maşayı al, fişe tak ısınacak şimdi. Sonra saçlarıma dola ama öncesinde taramamız gerek ki dolaşmasın," dediğimi harfi harfine uyguladı.
Saçlarımı tararken öylesine dikkat ediyordu ki mayışıyordum. Bir eliyle saçlarımı tutuyor diğer eliyle de nazikçe yukarıdan aşağıya doğru tarıyordu.
Saçlarımı yaptıktan sonra maşayı fişten çekti ve soğuması için kenara koydu.
"Şimdi, şurada saç spreyi var. Onu saçlarıma sıkman lazım." Dedim. Onu da yaptıktan sonra ona tutunarak makyaj masama oturdum.
Karnımı inceledim kısa bir süre gerçekten normalden daha büyüktü.
Makyajımı yaptım. Kırmızı rujumu sürdüm. Ayakkabı olarakda siyah kısa topuklu babetlerimi seçtim ama tabi ki eğilemediğim için Demir giydirdi.
"Dünyanın en güzel eşlerini koysalar şuraya yine de benim karım etmez." Dedi büyük bir ciddiyetle ve açıkta kalan sol omzumdan öptü.
O da siyah gömlek,kumaş pantolon ve Ceketini giydikten sonra evden çıktık.
Yol boyunca Alin Erna ile konuştuk arabada, Demir parmaklarıyla karnıma hafif vuruşlar yaptı, Alin ona cevap verdi.
Ofise doğru düzgün gelme fırsatım pek olmamıştı. Bu yüzden de tabelayı yeni görebilme şansım olmuştu.
DEMLEY HOLDİNG
İsmimizin birleşimi..
"Demir," Dedim şok ve mutluluktan içime kaçmış sesimle. "Ben doğru mu görüyorum?" Diye sordum parlayan gözlerle ona bakarak.
"Doğru. İstanbul'a geldiğimde Selçuk holding için isim düşündün mü diye sormuştu. Bende direkt bu ismi söylemiştim." Dediğinde sımsıkı sarıldım ona.
Şirketten içeri girdiğimizde tüm gözler üzerimizdeydi. Şirket için fazla iddialı giyindiğimin farkındaydım ama buradan hemen sonra söz törenine gidecektim.
Danışmadaki sarışın kadının gözleri bir süre üzerimde gezindi özellikle Demir'i süzdü. "Hoşgeldiniz Demir Bey, Mehmet Bey sizi bekliyor." Dediğinde tam Demir cevap verecekken ben "Hoşbulduk." Diyerek cevap verdim.
Demir'in odası en üst kattaydı. Yalnız çalışmayı sevdiğini biliyordum. "Sen odaya geç birtanem, ben şu görüşmeyi halledip geleceğim." Dedikten sonra beni odadaki deri uzun koltuğa oturttu. Alnımdan öpüp odadan çıktı.
Demir,odadan çıktıktan sonra bende zorda olsa tutunarak ayağa kalktım ve odayı gezmeye başladım masanın önüne geldiğimde 2 çerçeve gördüm birinde 2 gün önce ödül töreninde çektirdiğimiz fotoğrafımız diğerinde ise benim bahçede yeni yeni büyümeye başlamış karnımla kahkaha atarak güldüğüm bir fotoğraf.
Çerçeveyi elime alıp inceledim. Yüzümde silemediğim bir tebessüm oluştu.
"Baban,bizi çok güzel seviyor kızım." Dedim Alin'e.
Onun kadar güzel seven başka birini ömrümde tanımamıştım.
Yaklaşık 40 dakika sonra odanın kapısı açıldı. "Güzelim," Diyerek içeri girdi Demir. "Gidelim mi? İşin bitti mi" diye sordum.
Yerimden kalkmak için hamle yapmıştım ki karnım bir anda sertleşti, gerginleşti ve kasıklarıma adeta bıçak gibi bir ağrı saplandı. "Ah,Dem-" diyebildim karnımı tutarak. Terlemeye başlamıştım ve sanki nefesim kesiliyordu. "Leyla! Ne oluyor!" Diye bağırdı. Nefesim düzensizdi.
Sanem Hanım bu aylarda ve sonraki aylarda böyle ani kramplar ve kasılmalar olabileceğini ancak kısa süreceğini ve bunlara "Braxton hicks" dendiğini söylemişti.
Kasılma geçtiğinde karnımdaki gerginlik varlığını korudu. "İyiyim, " diye mırıldandığımda "Leyla,ter içinde kaldın!" Diye bağırdı. "Yalancı doğum sancıları bunlar, Sanem Hanım söylemişti ya hatırlarsan. Braxton hicks kasılmaları." Dedim.
"Hastaneye mi gitsek?" Diye sorduğunda "İyiyim ben, hadi geç kaldık zaten gidelim." Dedim ve elimi uzattım. Yavaşça kalkmama yardım etti. Yürürken o kramptan kalan sızı varlığını sürekli belli ediyordu.
Arabaya bindiğimizde derin bir nefes almaya çalıştım. Telefonuma bildirim geldi. Biri mesaj atmıştı.
Ömer.
Bildirime tıklayıp mesajı açtım.
Ömer: Ablaların gülüüü, beni havalimanından alır mısın? Yeni geldim de.
Mesajı okurken gülüşüme engel olamadım. Hatta kahkaha attım. Demir'e de gösterdiğimde o da güldü.
Demir direksiyonu kırarak havalimanına giden yola çevirdi arabayı. Havalimanının önünde durduğumuzda Ömer, elinde küçük siyah bir bavulla,Siyah deri ceketi,beyaz tişörtü ,krem rengi kumaşımsı pantolonuyla ve gözlüğüyle bizi bekliyordu.
Gerçekten boyu çok uzundu,hızlı uzuyordu.
Çok çabuk büyümüştü. Daha dün ben onu kucaklarken şimdi o benim çocuğumu kucaklayacaktı.
Demir kornaya basarak kendini farkettirdi. Ömer el salladı hevesle.
Araba durduğunda Ömer, kapıyı açarak arka koltuğa oturdu,ama önce bavulunu koydu. Oturduktan sonra öne doğru eğilerek saçlarımdan öptü.
"Nasılsın aslanım?" Diye sordu Demir.
"İyidir abi,asıl siz nasılsınız yeğenim nasıl?"
Bu sefer ben araya girdim. "Yeğenin gayet iyi dayısı ama bu aralar yaramaz."
"İyi olsun da varsın hareketli olsun."
"Aynen öyle."
Birkaç dakika sonra Sahra Teyzemlerın evinin önüne geldik. Herkes bahçedeydi. Annemler dün gelmişlerdi. Bahçeye girer girmez koşarak babama sarıldım. Tabi ben koşarken Demir arkadan "Koşma!" Diye bağırıyordu.
Küçük bir çocuk gibi kaldım babamın kollarında. "Babacığım." Diye mırıldandım. Çok özlemiştim gözlerim doldu. "Kızım,hazinem. Nasılsın? Ağrın sızın var mı?"
"Gayet iyiyim babacığım. Seni de iyi gördüm." Dedim gülümseyerek.
"Hep baba hep baba hiç anne yok zaten!" Diye bağırdı mutfağın camından annem.
"Sakin ol,Nermin Sultan! Geliyorum!" Diye bağırarak eve doğru ilerledim.
Ben babama sarılırken herkes eve geçmişti. Anneme de sarıldım. Kulağıma "İyi olduğuna emin misin anneciğim?Rengin solmuş." Diye fısıldadı.
"İyiyim,annem. Abim gelemeyecek mi?" Diye sordum. "Maalesef kızım askeriye de işler çokmuş bir göreve daha çıkacakmış. Gizem'i ve Ateş'i arayıp tebrik etti."
Yüzüm düştü ama belli etmedim. Sırayla teyzelerime,Yaren,Zeynep,Gizem'e sarıldım. En son Gizem'e sarılmıştım.
Tam o esnada karnım yine sertleşip gerginleşti.Kasıklarım sızladı. İnledim. "Kasılmaların gelmeye mi başladı?" Diye sordu Gizem.
"Bugün başladı. Canım yanıyor. Ama Demir'e belli etme, Çok panik yapıyor."
"Süresi ne kadar?"
"Saymadım ama 40 saniye olması lazım."
"Sıklığı ve süresi artarsa hemen haber ver Leyla. Ciddi bir şey bu biliyorsun değil mi?" Diye sorduğunda başımı salladım.
Sahra Teyzem'e döndüm. "Teyze,kusura bakma yardım edemedim, şirkete gittik ilk o yüzden." Teyzem saçma sapan konuşma der gibi bir bakış attı.
"Kızım, sen erken gelsende bizim sana iş yaptıracağımızı mı düşünüyordun gerçekten?" Dedi sitemle.
Eniştem de kınar gibi bir bakış attı.
Tam o esnada da kapıdan Kaan abim ve Demir girdi. Suratım bembeyaz kesilmiş olacak ki
"Yine ağrın mı var? İstersen doktora gidelim?" Diye sordu Demir.
"İyiyim, normal bunlar."
"Annemler uçaktan inmiş geliyorlarmış." Dediğinde gülümsedim.
Gizem hazırlanmak için odasına giderken beni de kaldırdı. "Biz odadayız." Dedim Demir'e.
Gülümseyerek onayladı.
Odaya girdiğimizde Gizem,dolabından bir kıyafet kılıfı çıkardı. Odanın kapısı açıldı ve Zeynep ile Kaan abim girdi.
"Aşağıdayım ben çiçeğim." Dedikten sonra alnından öptü. İkisinin de gözleri parıldıyordu ama hala gizliyorlardı ilişkilerini.
"Hop hop aile var!" Diye bağırdı Gizem. "Kızım bir karışma be zaten doya doya yaşayamıyoruz ilişkimizi." Diye sitem etti.
"Yaşayın abi, söylemeye ne dersiniz?" Diye sorduğunda Zeynep "Gizem!" Diye bağırdı. Abla derdi normalde ama sinirlenince "Gizem!" Diye bağırırdı. Zaten aralarında 2 yaş vardı.
"Gizem vermem seni bak!" Diye bağırdı.
"Ya abi! Zeynep şu sevgiline bir şey de!"
"Abla kusura bakma ama sevgilim haklı." Dediğinde Gizem sırtından vurulmuş gibi baktı. Kaan abim'de kolunun birini Zeynep'in omzuna dolayıp kendine çekerek öptü.
Zeynep'in gözleri parlıyordu. Belki de onu ilk defa bu kadar mutlu görüyordum.
"Flörtleşmeniz bittiyse odamdan çıkar mısın abi, giyinmem gerekiyor. Nişanlım gelecek çünkü!"
"Nereden nişanlın oluyormuş ben vereceğim diye bir cümle kurduğumu hatırlamıyorum."
"Abi! Sen değil babam cevap verecek!"
"Beraber vereceğiz." Dedi sakince.
"Abi,yemin ederim gider söylerim annemlere sizin sevgili olduğunuzu!" Diye bağırınca Kaan abim ağzına elini kapattı.
"Kızım sussana! Tamam kabul edeceğim, vereceğim seni söz!" Dedi sessizce.
"Aferin!" Dedi gülerek. Kaan abim odadan çıkınca Zeynep'te yanıma oturdu. Arkama yastık koydu.
"Baya ilerlediniz siz ha."
"Güzel gidiyor abla. Alin nasıl?"
"İyi teyzesi ama çok hareketli bugün. Ara sıra zorluyor ama zorluğu bile keyif veriyor." Dedim karnımı okşayarak.
"Çok güzel bir kız olacak hissediyorum." Dediğinde gülümsedim.
"İnşallah." Diye mırıldandım.
Gizem abiyesini kılıfından çıkardı. Omuzları açık,beyaz belden aşağısı geniş etekleri olan bir abiyeydi.
Ayağına da beyaz stilettolarını giydi. Saçlarını da Zeynep yarım toplayıp uçlarına maşa yapmıştı. Makyajını da yaptıktan sonra bize döndü. "Bir şey mi eksik sanki?"
"Saçmalama! Çok güzelsin!" Diye bağırdık Zeynep'le.
O daha giyinmediği için kendi kıyafetlerini çıkardı. Dün teyzemde kalmıştı. Birkaç ay önce burada bir şirkette iş bulmuş ve ev tutmuştu.
"Bende giyinip geliyorum." Dediğinde başımızı salladık.
Zeynep'te Haki yeşili saten bir kısa abiye giymişti. Saçlarını da dağınık bir topuz yapmıştı.
Hazır olduktan sonra aşağıya indiğimizde Yaren'in hepimizden önce hazır olduğunu gördük onun üzerinde de lacivert kare yaka,sıfır kollu bir abiye vardı.
Bahçeye çıktığımızda organizasyon şirketi çoğu işi halletmişti.
Masalar ve sandalyeleri Demir,Kaan abim ve Ömer düzenliyordu. Annem ve teyzemler de ikramlıklar için tabak ayarlıyorlar bir yandan da konuşuyorlardı.
Alin Erna bir anda tekme attı kasıklarıma. Bugün bir şey olmuştu ona ama anlayamıyordum. Gizem'e danışabilirdim ama kimsenin panik yapmasını istemiyordum. Acıyla duvara elimi yasladım. "Leyla!" Diye bağıran bir ses duydum.
Demir ve Gizem'di.
İkisi koşarak yanıma geldi.
"Demir,sandalye ve su getir çabuk!" Diye bağırdı Gizem.
Demir hemen eve koştu. Getirdiği sandalyeye yavaşça oturdum.
"Ne oldu?" Dedi Demir endişeyle.
"Al-," derin bir nefes aldım."Alin Erna bugün farklı sürekli karnım sertleşiyor, birde tekmeleri kasıklarıma isabet ediyor." Dedim panikle.
Gizem ellerini karnıma koydu. Tam o sırada karnım yeniden gerginleşip sertleşti. Başımı geriye attım. Demir elimi tuttu. "Bir şey olmamıştır değil mi?" Diye sordum ağlamaklı bir sesle. Gizem karnımı muayene etti.
"Anlaşılan Alin düşündüğümüzden daha tombul bir bebek olacak. Büyüdüğü için kendine yer bulmaya çalışmaya başlamış. Keşif yapıyor galiba. Karnının gerginleşmesinin sebebi de vücudun kendini doğuma hazırlamaya başlamış. 3 ay gibi bir süre kaldı biliyorsun."
"Bu hep böyle devamlı olacak mı?" Diye sordu Demir. Sanki aklımı okumuştu.
"Olacak. Hatta bir daha ki aylarda daha fazla ve sık olabilir. Sanem Hanım daha çok bilgi verir. Çok yorma kendini, bol bol su iç dehidrasyon eksikliği de kasılma yapabilir." Dediğinde Demir'le aynı anda başımızı salladık.
Büşra teyzemin sesini duyunca ayağa kalktık. "Hadi toplanın artık gelecekler!" Diye bağırıyordu.
"Leyla,dinlen istersen hı?" Diye sordu Demir. "İyiyim, Alin kuş doğana kadar bize çektirecek belli. Hadi gidelim." Diye mırıldandım. Kol kola ilerledik.
Bahçe kapısı açıldı biz geldiğimizde içeriye Ateş'in ailesi,Alya anneler ve Demir'in birkaç akrabası daha girdi. Demir'le Ateş tokalaştı. Dilara koşarak bana sarıldı bende sardım onu. Geç tanışsakta çok sevmiştim onu. Ara sıra bize geliyordu.
Alya annede hemen kollarıyla sardı beni. Cihan baba elini karnıma koyduğu an Alin onun eline doğru tekme attı. "Torunumun en sevdiği dedesi benim Ilgaz!" Diye bağırdığında babam "Hiç te bile benim elime de tekme attı. Torunumun en sevdiği dedesi ben olacağım!" Dedi sanki kimse reddedemez der gibi.
Annemle Alya anne de birbirlerine sarıldı. Hatta babamların dediklerine güldüler.
Alya anne de "Bir şeye ihtiyacın var mı kızım?" Diye sordu. Neredeyse her gün arayıp soruyordu. Sanki var desem Çanakkale'den hemen gelecekti. "Yok anne, Demir sağolsun her şeyi hallediyor." Diye cevap verdim.
Herkes birbiriyle sarıldıktan sonra Ateş, Gizem'i gördü. Gizem'in elleri titriyordu ama gülümsemesi daha da genişledi hatta utandı.
Demir,yanıma gelip elini belime koyup beni kendine çekti. Bende elimi onun göğsüne koymuştum. Gizem'e bakarken gözlerim dolmuştu. "İnşallah, hep böyle güler yüzleri." Diye mırıldandım.
"İnşallah." Dedi.
Herkes sandalyelere oturdu. Bende Demir'den destek alarak oturdum. Gizem'e kahve de yardım etmek istedim ama izin vermediler.
Yanımızda da Kaan abim ve Zeynep oturuyordu. Yaren ve Ömer'de her zamanki gibi birbirleriyle atışıyorlardı.
Söz töreni başladı Gizem kahveleri dağıttı. Ateş'in babası konuştu, Eniştem cevap verirken Kaan abim sabote etmeye çalıştı ama Zeynep gizlice kolunu tutarak onu durdurdu.
Eniştem "Kızım da istediğine göre verdik gitti." Dedikten sonra herkes ayağa kalktı. Gizem ve Ateş sırasıyla hepimizle sarıldı.
Söz töreni bittikten sonra yemekler yendi,şarkı açılıp oynandı. Fakat Demir benim kalkmama izin vermedi. Kasılmalar ara sıra yokladı.
Törenin bitişine yakın su almak için eve girdiğimde Demir'de arkamdan geldi. Elinde bir sebze kasası tutuyordu ama üstü kapalıydı."Bu ne Demir?"
"Aç bakalım." Dediğinde uzanıp kasayı açtım ve kilo kilo pembe domates gördüm. Ağzım şaşkınlıkla aralandı. "Demir! Sen ne yaptın?" Dedim şoka girmiş sesimle.
"Ahmet enişteden öğrendim aldıkları yeri bende bir kasa aldım. Doya doya yiyebilirsin birtanem." Dediğinde ona dönüp kollarımı beline dolayıp sımsıkı sardım "Teşekkür ederim." Diye mırıldandım.
"Ömer, bak kardeş katili olmak istemiyorum çocuk! Delirtme beni!" Diye bağıran Yaren'le bakışlarım mutfağın kapısında kavga eden Yaren ve Ömer'e döndü.
"Yalan mı abla ya! Çocuğu nasıl korkuttuysan artık."
"Ömer!"
"Ne oluyor burada?" Diye sordum ellerimi belime koyarak.
"Ya yok bir şey her zaman ki hali işte ablamın." Dedi Ömer.
Demir araya girdi "Dökülün."
"Okulda bir çocuk buna çıkma teklifi etmiş, ablam hödük olduğu için reddetmiş, biraz gerçek üniversite son sınıf öğrencisi olmaya ne dersin abla?" Dediğinde Yaren Ömer'in kafasına şaplak attı.
"Ne?" diye cırladı Yaren. "Ömer, yemin ederim seni bu bahçedeki ağaçlardan birine ters asarım! Ne çıkma teklifi? Çocuk sadece not sormuştu!"
Ömer, Demir'in arkasına sığınıp sırıtarak devam etti: "Tabi canım, not sormuştu... Çocuk 'Yaren, seninle bir kahve içip ders notlarını konuşabilir miyiz?' dedi, Ablam da 'Ders notlarım benimle mezara girer kahveyi de git kantinden iç!' diye bağırdı. Çocuk şu an kütüphanenin bodrum katında travma sonrası stres bozukluğu yaşıyordur kesin."
Yaren ve Ömer aynı üniversitede okuyorlardı o yüzden okulda birbirlerinin yaşadıklarını biliyorlardı.
Yaren,"Seni boğarım çocuk!" Diye bağırıp üzerine atılıyordu ki "Çocuk musunuz siz!" Diye bağırdım. "Ayrılın! Ömer pislik yapma sende o senin ablan!"
Tam o sırada Gizem ve Zeynep girdi içeri. "Sesiniz bahçeye geliyor! Yine neden kavga ediyorsunuz siz!" Diye bağırdı Zeynep.
"Atışıyorlar sadece." Dedim bende.
Gizem araya girdi.
"Tören bitti de biz gençler olarak yemeğe gidelim diyoruz gelirsiniz değil mi?" Diye sorduğunda Demir'e dönüp gözümü açıp kapatarak onayladım. Bu istiyorum demekti.
"Geliyoruz." Dedim.Herkes bahçeye çay sofrası kurmuş muhabbet ediyorlarken bizde arabalara bindik.
"Ağrın devam ediyor mu?" Diye sordu Demir.
"Kasıklarımda bir sızı var anlamlandıramıyorum." Dediğimde "Yarın Sanem Hanım'a gidelim mi?"Diye sordu.
"Bakarız."
...
Deniz kenarında bir kafeye gelmiştik. Ateş, burayı kapattırmıştı biz rahat olalım diye.
Yanımdaki Demir'e "Kuzenin işi biliyor." Diye mırıldandım. "Buranın sahibi arkadaşım." Diye cevap verdiğinde şok içinde ona baktım ve kısık sesle "Ne!" Diye cevap verdim.
"Üniversiteden bir arkadaşım farklı bölümlerdeydik ama aynı ortamlardaydık." Dediğinde kaşlarım çatıldı "O ortamlarda kız var mıydı beyefendi?" Diye sordum sinirli bir ses tonuyla.
"Vardı ama benim aklımda kalbimde sende olduğu için dikkat etmemiştim." Dediğinde gülümsedim.
Tam o esnada da oturduğumuz masanın yanına Demir'in yaşlarında uzun boylu, hafif esmer, bir adam geldi. "Demir!" Dedi gülümseyerek.
Demir ayağa kalkarak tokalaştı ve sarıldı. "Nerelerdesin be!" Diye bağırdı adam. "Buradayız oğlum sen nerelerdesin düğüne de gelmedin. Baba oluyorum oğlum!" Dedi neşeyle.
"Selçuk söyledi lan, hayırlı olsun." Diye cevap verdi. Demir,yanımıza getirdi. Ve beni işaret etti "Eşim Leyla, Leyla bu da arkadaşım Fatih."
"Memnun oldum, kusura bakma kalkamıyorum." Diye cevap verdim.
"Estağfurullah, bende memnun oldum yenge, hayırlı olsun Allah analı babalı büyütsün inşallah." Dediğinde hepimiz "Amin." Dedik.
Fatih,masayı donattırdı. Her şeyden bol bol koydurttu. Demir kulağına bir şey söyledi ama anlamadım. Ayağa kalkıp eliyle birine işaret verdi.
Daha sonra Müslüm Gürses'ten bir şarkı çalmaya başladı herkes dans etmeye kalktı, daha birkaç dakika önce birbirini yiyen Ömer ve Yaren bile. Demir'de yavaşça elimden tutarak kaldırdı ve piste doğru yol aldık.
Müslüm Gürses "İlk ve son aşkımdın gençlik çağımda" Dediğinde Demir ile birbirimize baktık. "O kadar doğru
bir söz ki." Dedi kulağıma Demir.
Onun gençlik yılları beni sevmekle geçmişti. Şarkı devam etti.
"Sevgi çiçeğimdin gönül bağımda
Öyle yer etmiştin kalp otağımda
Sıla mı gurbet mi?"
Başımı omzuna yasladım. Hafif hafif sallandık. Zeynep ve Kaan abim de kenarda dans ediyorlardı. Ateş ve Gizem ise çok mutlulardı.
Aşkına sahip çıkan, ona sahip olan hangi insan mutlu olmazdı ki?
Başımı Demir'in omzuna daha sıkı yasladım. Etrafımızdaki dünya sanki o an durmuş, sadece biz ve kalplerimizin ritmi kalmıştı. Demir'in elinin sıcaklığı karnımdaki Alin'e, nefesinin ılıklığı ise ruhuma işliyordu.
Aylar önce kaybettiğimiz her saniye, döktüğümüz her gözyaşı sanki bu anın değerini anlamamız için verilmiş birer bedeldi.
Şimdi ise o bedellerin üzerinde yükselen, kökleri geçmişe, dalları ise geleceğimize uzanan koca bir çınardık.
Demir, kulağıma doğru eğilip sadece benim duyabileceğim bir fısıltıyla, "Sen benim hem sığınacağım limanım, hem de asla bitmeyecek yolculuğumsun Leyla," dediğinde gözyaşlarım mutlulukla yanaklarımdan süzüldü.
O an anladım ki; aşk sadece birini sevmek değil, onunla aynı acıdan geçip aynı neşeye varabilmekti. Biz kışın ortasında birbirimize bahar olmuş, karanlığın en koyusunda birbirimizin ışığına tutunmuştuk.
Çünkü sevda; birinin varlığında kaybolmak değil, onun kalbinde kendini yeniden bulup, bir ömür boyu aynı rüyaya uyanmak demekti...
Nasıl buldunuz bölümüüüüü?
Yorumlarınızı merakla bekliyorum💕
Bir daha ki bölümde görüşmek üzereee
